IX. DEGERLENDIRME

A- SUSURLUKTA MEYDANA GELEN KAZA OLAYI VE ARKASINDAKI ILISKILERIN AÇIGA KAVUSTURULMASI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

03.11.1996 tarihinde, Sanliurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'a ait 06 AC 600 plaka sayili Mercedes marka otomobil, Hüseyin Kocadag sevk ve idaresinde Kusadasi'ndan hareketle Istanbul Il'ine seyir halinde iken Susurluk Ilçesi uçakyolu mevkiinde olay yerinin sol tarafindaki benzinlikten yola çikan ve ayni istikamette seyir eden Hasan Gökçe sevk ve idaresindeki 20 RC 721 plaka sayili kamyona saat 19:15 siralarinda sag arka yan tarafindan çarpmistir. Asiri hizla seyrettigi belirlenen 06 AC 600 plaka sayili otomobilin, bu sekilde kamyona çarpmasi suretiyle meydana gelen trafik kazasinda;

Otomobil içerisinde ön sag koltukta oturmakta olan Sedat Edip Bucak yaralanmis, otomobilin arka koltugunda oturmakta olan Mehmet Özbay, Gonca Us isimli bayan ve otomobilin sürücüsü Hüseyin Kocadag olay mahallinde ve hastanede ölmüslerdir.

Bu kisilerden, Sedat Edip Bucak'in Sanliurfa Milletvekili, Hüseyin Kocadag'in Istanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü ( Eski Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi) Izmir'de ikamet eden Mehmet Özbay'in bayan arkadasi Gonca Us ve Mehmet Özbay'in oldugu, Mehmet Özbay kimlikli kisinin de Abdullah Çatli oldugu anlasilmistir.

Kaza yapan araç içerisinde; 2 adet MP-5 tam otomatik tabanca, bunlara ait bir adedi 20, 3 adedi 30 fisek kapasiteli 4 adet sarjör, iki adet 9X19 mm çapli Tarig marka tabanca ve buna ait sarjör, bir adet 22 Calibre Baretta marka ucunda susturucu takilmak üzere klavuz açilmis tabanca ve bir adet sarjör, 22 kalibre Baretta marka tabancada kullanilmak üzere tadil edilmis bir adet susturucu ve bir adet ham susturucu, 20 adet 22 kalibre çapinda fisek, bir adet 9 mm çapinda sig sauer marka tabanca ve bir adet sarjör, 175 adet 9X19 mm çapinda muhtelif marka fisek, bes adet 9X19 mm çapinda yabanci menseli fisek, 13 adet 7,62X54 mm çapinda fisek cinsinden silah ve mühimmatinin bulundugu,

Bu silahlardan; Baretta marka tabancanin bir adedinin Mehmet Özbay adina, diger Baretta marka tabancanin Hüseyin Kocadag adina, Sig Sauer marka tabancanin da Sedat Edip Bucak adina ruhsatli olduklari, diger silah ve mermilerinin ise ruhsatsiz ve gerek nitelikleri gerekse nicelikleri yönünden vahim atesli birer silah, susturucu ve fisekler oldugu balistik raporundaki sonuçla ve olayin vuku buldugu, Susurluk Ilçe Jandarma Bölük Komutanligi sorumluluk bölgesinde, Susurluk Cumhuriyet Bassavciligi tarafindan tespit edilmistir.

Ayrica Mehmet Özbay sahte isimli Abdullah Çatlinin cüzdani içinde küçük naylon poset içerisinde beyaz toz bulasigi(Kokain), Hüseyin Kocadagin cüzdani içinden 0,33 cm.kahverengi toz olan maddeler niteliklerinin tespiti için Jandarma Genel Komutanligi Kriminal Labaratuvarinda tahlil için alikonulmus,Kriminal Daire Baskanliginin 9.11.1996 tarih ve 3760-907-96 Kirim D.(1901 ) sayili yazisi ile silahlarin iade edildigi, diger maddelerin iade edilmemis oldugu Susurluk Cumhuriyet Savciliginin yazilarinda belirtilmistir.

Trafik kazasi ile ilgili haberin medya kanali ile kamuoyuna iletilmesini takiben; Türkiye genelinde, kumarhaneciler krali olarak taninan ve geçmisinde uyusturucu madde kaçirmaktan, adam öldürmeye kadar bir çok suç isi içinde bulunan Ömer Lütfi Topal'in 28.7.1996 tarihinde arabasinin içinde profesyonel kisilerce öldürülmesi olayinin failleri olarak Emniyet Genel Müdürlügü Özel Harekat Daire Baskanligi emrinde ve tasra birimlerinde çalisan 3 Özel Harekat Tim mensubu polis memuru ve Ömer Lütfi Topal'in ortagi Sami Hostan ile Ali Fevzi Bir'in ihbar edilmesi ve bu konuda gelisen olaylar nedeniyle hassas olan kamuoyu, Milletvekili, Istanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü ve 1978 yilinda Türkiye Isçi Partisi mensubu 7 kisinin öldürülmesi olayinin saniklarindan olup 18 yildir giyabi tutuklu olmasina karsilik yakalanamayan Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatli'nin, kaza yapan aracin içerisinde birlikte olusu, toplumun zaten hassas olan hissiyatini patlama noktasina getirmis ve toplum, tüm unsurlari ile Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Cumhurbaskanindan, Hükümetten ve Yargidan bu olaylarin ve olaylarin arkasindaki iliskilerin ortaya çikarilmasina iliskin beklentilerini çesitli yollarla söz konusu mercilere aktarmislardir. Bunun sonucu olarak baslangiç bölümünde de belirttigimiz gibi bes ayri önerge ile konunun irdelenmesini ve gerçekçi anlamda ortaya çikarilmasini saglamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi oybirligi ile komisyonumuzun kurulusunu gerçeklesmistir.

Diger yandan kaza ile birlikte, gerek Bakanliklar, kurum ve kuruluslarca idari yönlerden inceleme ve sorusturmalar baslatilmis, ilgili Cumhuriyet Bassavciliklarinca adli yönden de sorusturmalar baslatmistir.

Bir diger yönden Türkiye Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek tarafindan Cumhurbaskani Sayin Süleyman Demirel'e sunulan dosya, 8.11.1996 tarihinde, Cumhurbaskani tarafindan 12.11.1996 tarihinde kabul edilen Anamuhalefet Partisi Genel Baskani Mesut Yilmaz tarafindan sunulan mektup 13.11.1996 tarihinde, Basbakan Sayin Necmettin Erbakan'a Cumhurbaskaninca yazilan kisiye özel yazi ile ortaya atilan iddialarin çok ciddi oldugu kanisiyla, bunlarin incelenip sorusturulmasi talimat olarak iletilmistir.

Basbakan Sayin Necmettin Erbakan Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanligina 18.11.1996 tarihinde verdigi yazili talimat ile Cumhurbaskanimiz tarafindan kendilerine iletilen dosyalarda mevcut iddialarin incelenmesini gerekiyorsa sorusturulmasini istemistir.

Bu talimat çerçevesinde Basbakanlik Teftis Kurulu Baskan Vekilinin Baskanliginda Basbakanlik, Içisleri ve Adalet Bakanliklari Teftis Kurullari Baskanlari toplanarak yapilacak sorusturmanin nasil yürütülecegi görüsülmüs, bunu takiben Basbakanlik Teftis kurulu Baskan vekilinin Baskanliginda, ayni Bakanliklardan görevlendirilen Müfettislerinin katilimi ile olusturulan bir heyet vasitasiyla iddiaya esas bütün konular inceleme teknigi ile her yönden irdelenip degerlendirilmis ve 9.1.1997 tarihinde bitirilen rapor ve 11 klasörden olusan ekleri Basbakanlik Makamina sunulmustur.

10.1.1997 tarihinde rapor ve eklerinden bir takiminin Komisyonumuza gönderilmesi için yazi yazilmis, 6.3.1997 tarihinde rapor ve ekleri Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanliginca komisyonumuza iletilmistir.

Diger taraftan Basbakanligin 19.11.1996 tarih ve 1902/01236 sayili talimatlari ile MIT Müstesarligindan Devlet içinde ve yasadisi örgütlenmeye gidilerek yasadisi eylemler yaptirildigi iddialari hakkinda incelemeler yapilmasi istenilmis, MIT Müstesarliginin 9.12.1996 tarih ve 156/24745 sayili yazisi ile incelemelerin alinan emir dogrultusunda sürdürülmekte oldugu, tekemmül ettirildiginde sunulacagi Basbakanliga bildirilmis, 25.12.1996 tarih ve 156/24756-40757 sayili yazi ile de incelemelerin sonucu Yasadisi Örgütlerin Devletle Olan Baglantilari Ile Susurlukta Meydana Gelen Kaza Olayinin Arkasindaki Iliskilerin Aydinliga Kavusturulmasi Amaciyla Kurulan Meclis Arastirma Komisyonu Baskanligina bildirilmistir.

Gerek raporun intikalinden önce, gerekse sonra komisyon çalismalari bölümünde belirtilen Bakanliklar, Askeri ve Adli mercilerden konuya iliskin bilgi ve belge talebinde bulunulmus, bu bilgi ve belgelerde adi geçen ya da konu hakkinda komisyonumuzu aydinlatacak bilgilere sahip resmi ve sivil kisiler görüsmelerde bulunmak ve bilgilerine basvurulmak üzere Komisyona çagirilmislardir.

Yapilan tüm bu incelemelerin isiginda; Susurlukta meydana gelen kazada ölen kisilerden Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatli'nin geçmisi ile ilgili olarak yapilan arastirmada;

Komisyonumuzca Adalet Bakanligindan istenen dosyalar içerisinde bulunan, Ankara 3. Agir Ceza Mahkemesinin 26.12.1996 tarih ve E:1990/44 K:1995/278 Savcilik 1986/6517 sayili gerekçeli kararina göre, 9.10.1978 tarihinde ideolojik amaçli 7 kisinin öldürülmesi olayinda sanik konumunda bulunan Abdullah Çatli'nin diger 3 sanik ile birlikte giyabi tevkifli (firarda) olmalarindan dolayi dosyadan ayrilarak yeni bir esasa kaydedilerek adi geçenler hakkinda yargilamanin devam etmesine ve giyabi tutukluluk durumlarinin devam etmesine 26.12.1995 tarihinde karar verildigi görülmektedir.

Geçen süre içerisinde Abdullah Çatli'nin 27.01.1977 tarihinde 6136 sayili Kanuna muhalefet ve polise ates etmek suçundan arandigi, 11.7.1978 yilinda Doç.Dr.Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayinda fail olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesince hakkinda giyabi tutuklama karari verildigi,

1982 yilinda uyusturucu madde kaçakçiligi suçundan dolayi Isviçre'nin Zürih kentinde tutuklandigi, 1984 yilinda Isviçre'de ele geçen 250 gram eroin ile ilgili olarak isviçre Bale-ville Savciliginca hakkinda giyabi tevkif müzekkeresi düzenlendigi,

1984 yilinda Fransanin Paris kentinde Hasan Kurtoglu sahte kimlik ve pasaportla ve 455 gram eroin ile yakalanmasi üzerine 5 yil 1 ay hapis cezasi aldigi ve cezaevinde yattigi, 1990 yilinda cezaevinden firar ettigi Isviçre makamlari ve Interpol tarafindan kirmizi bültenle aranilmakta oldugu,

1996 yilinda Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesi olayinda kullanilan silanlardan birinin üzerinde parmak izinin bulunmasi,

Ankara Il'i Balgat semtinde (7) kisinin öldürülmesi olayinin zanlisi olarak Ankara 4.Kolordu ve Sikiyönetim Komutanliginca arandigindan dolayi yurtdisinda kaçak oldugu anlasilmaktadir.

Gerek esi Meral Çatli gerekse birlikte yurt disina çikan Oral Çelik ifadelerinde, Abdullah Çatlinin 1980 ihtilalinden 22 gün sonra yurtdisina çiktiklarini, Çatli'nin Hasan Kurtoglu adina düzenlenmis sahte pasaport ile Oral Çeliginde Harun Çelik adina düzenlenen sahte pasaportlarla degisik tarihlerde Türkiye'den ayrildiklarini, Oral Çelik'in Avusturya'da Abdullah Çatli ile bulustuklarini,1980 yili Ekim ayi içerisinde Abdullah Çatli'ninMehmet Ali Agca'ya ve Hasan Dagaslan adiyla kendisine sahte pasaport düzenlemekten Konya 2.Ordu ve Sikiyönetim Komutanligi Askeri Savciliginca aranmasi dikkate alindiginda yurtdisina çikmak zorunda kalmasinin nedeni açikca görülmektedir. Ankara Sikiyönetim Komutanligi Adli Müsavirliginin 10.11.1980 gün ve 1980/281 Müt.sayili yazilari ile düzenlenen listede yurt disina çikmasinin sakincali oldugu belirtilmis olusu da bu düsünceyi dogrulamaktadir.Diger taraftan Meral Çatli 1980 ihtilali nedeniyle pasaport almanin çok siki denetim olmasi nedeniyle kolay bir is olmadigini 20 gün sonra esine pasaport getirdiklerini, getirenleri tanimadigini, bu nedenle esine yardim edenler olabilecegini ifade etmektedir.

Meral Çatli 1982 yilinda Nevsehirden pasaport almak için müracaat ettigini, ancak vermediklerini, bu nedenle de sahte pasaport ile çiktigini, Yalovadaki annesinin yaninda iken esi ile yaptigi yurtdisi telefon görüsmesinde kendisine yardimci olmak üzere birilerinin gelecegini söyledigini, gelenlerin resmi görevli olmadiklarini, kendilerini Yalova'dan alarak dogrudan Istanbula havaalanina götürdüklerini ve uçakla yurt disina çikip Viyana'ya gittigini, oradan araba ile Almanya'ya, oradan da Isviçre'ye gittigini, orada esi ile bulustugunu, trenle Fransa'ya geçerek Parisin kasabasi Potie'ye gittiklerini, ikamet izni alabilmek maksadiyla hep birlikte üniversiteye kayit yaptirdiklarini, orada bulunduklari sirada kendilerine devletin üst düzeydeki yetkililerinden birilerinin, Asala ile mücadele edip edemeyeceklerini sorduklarini, onlarin bu teklifine, karsi teklif olarak cezaevinde yatan arkadaslari ve bazi taninmis politikacilarin (12 kisi, Türkes ve Mehmet Irmak gibi.) serbest birakilmalari sartiyla isi kabul edeceklerini belirttiklerini ifade etmislerdir.

1984 yilinda ailece Türkiye'ye tatile geldiklerini, resmi bir görevlinin kendilerini karsiladigini, kisiyi Mete adi ile tanidigini, soyadini bilmedigini, sadece ona Mete Agabey denildigini, bu kisinin asker yapisi oldugunu, konusma ve hareketlerinde asker gibi davrandigini, Türkiye'de bir hafta süreyle kaldiklarini, bu arada esine Türkiye'den bir görev verildigini duydugunu, bu görevinde konsolosluklara yapilan haksizliga tepki olarak Asala olayinda esine verilen bir görev oldugunu, esinin degisik ülkelerde olmak üzere 28 olayda rolü oldugunu belirtmektedir.

Komisyonumuz 18.3.1997 tarih ve 292 sayili yazisiyla MIT Müstesarligindan teskilatlari içerisinde kod adi Mete olan kadroda görevli ya da istihbarat faaliyetlerinde çalistirilan personel bulunup bulunmadiginin soruldugu, Mit Müstesarliginin 20.3.1997 tarih ve 8539-53931 sayili cevabi yazisinda istihbarat faaliyetlerinde çalistirilan kod adi veya gerçek adi Mete olan bir kisinin çalistirilmadigini, gerçek adi Mete olan kadrolu ve halen görevde bulunan 8 personel bulundugu, hiçbirinin müstesarlik içindeki görev konularinin ve statülerinin komisyonun kurulus amaci ve çalisma alani ile ilgisi bulunmadigini, bu personelin güvenlik nedeni ile kimliklerinin gönderilemeyecegi bildirilmistir.

Meral Çatli devamla; Esi ile beraber Türkiye'den döndüklerinden 1,5 ay sonra bir gün haber geldigini ve esinin telefon külübesinde bulunmasinin istendigini, birlikte evlerinin altindaki telefon kulübesine indiklerini, esinin telefonda Istanbuldan birisiyle görüstügünü, telefonda ertesi sabah kendilerine verilen adrese gidilmesini istediklerini, oradan yeni düzenlenmis bir pasaport verilecegini söylediklerini, görüstükleri kisinin Mete agabeyleri oldugunu, pasaportlarinda Altan ve Serap Güler adina düzenlenmis Türk pasaportlari olduklarin, esinin buna niye gerek oldugunu anlamadigini ve nedenini sordugunu ancak karsi tarafin böyle olmasi gerektigini söyledigini, ertesi sabah esinin verilen adrese bir arkadasi ile gittigini, buranin bir zenciye ait ev oldugunu, içeriye girdikleri anda Fransiz polisinin de içeriye girip onu yakaladiklarini o anda üzerinde Hasan Kurdoglu adina çikarilmis pasaport bulundugunu, 3 gün sonra esinin polislerle birlikte eve geldigini, polislerin evi aramalari sirasinda esinin kendisinden dolaptaki dosyayi ortadan kaldirmasini istedigini, dolapta kazaklarin altina koyarak polislerin onu bulamamalarini sagladigini, esinin kendisine Fransa'dan hemen ayrilmalarini söyledigini, kocasinin fotograf makinasi, silahi ile kendisinin ve çocuklarinin Kurdoglu soyadina düzenlenmis pasaportlarini alarak evden ayrildiklarini, sakladigi dosyada bir sema oldugunu, beyaz saçli ve Isviçre'de ikamet eden bir kisinin resmi bulundugunu ifade etmistir.

Istanbul'la telefon görüsmesi yapmasini söyleyen birisinin kendisine geldigini, yine evin önündeki telefon kulübesine indiginde, Mete agabeyinin `` Meral hanim sizin Fransa'da kalmaniz gerekiyor, çünkü esinizle irtibat kuracak kisi sadece sizsiniz.'' dedigini, esinin bu konuda yaptigi degerlendirmede komploya gittigini söylemis oldugunu, esinin kendisine Türkiye'de görüstügü kimselerle veyahut devamli görüstügü kimsenin yaptigini bir oyun oldugunu söyledigini, Isviçrede de ayni sekilde suçlamalarda bulunuldugunu, Isviçre'deki olayda Nevzat ve Seref Benli isimli kisilerin bulundugunu, Nevzat'in soyadini bilmedigini, Isviçre'de Uyusturucu madde bulundurmaktan dolayi 15 yil ceza verildigini,1,5 yil yattiktan sonra Isviçre'ye kendisini görmeye gittigini, döndügünden bir ay sonra bunlarin cezaevinden kaçtiklarini, mutfagin anahtarini esine verdiklerini onlar da elini kolunu sallayarak hapishaneden çiktiklarini, cezaevinden çikista yanlis arabaya bindigini, görevlinin onu serbest biraktigini, Cezaevinden kaçar kaçmaz Fransa'ya yanlarina geldigini, 20 gün ayri bir evde kalindigini,Türkiye'den gelen bir pasaport ile ve esinin yesil bir takim giymesi talimatiyla 1990 yili Nisan ayinda Türkiye'ye döndügünü ve VIP salonundan alindigini, o süreçte kocasini göremedigini, esi döndükten 20 gün sonra kizlariyla birlikte araba ile Türkiye'ye döndüklerini, esinin Levent'te kiraladigi eve gittiklerini, Istanbul'a Meral Çatli adi ile geldigini, esinden ögrendigine göre Türkiye'den gelen dosyasinda veyahut herhangibir seyde Abdullah Çatli'nin Hasan Kurdoglu olmayip Abdullah Çatli oldugunu bildirdikleri için esinin gerçek kimligini kabul etmek zorunda kaldigini, o evde bir hafta kaldiklarini, sonra da bahçelievler'de kiraladiklari baska bir eve tasindiklarini ve esinin Istanbul Ataköy'de ticaretle ugrasmaya basladigini, o arada bir ihbar sebebiyle isyerinin basildigini, ancak basanlarca esine önceden haber verildigi için baskindan kurtuldugunu, esinin 6-7 adet degisik pasaport kullandigini, Mehmet Ali Agca'nin hapisten kaçirilmasinda esinin sadece pasaport temin ettigini belirtmektedir

Pasaportlara iliskin olarak Komisyonumuz tarafindan 10.1.1997 tarih ve 130 sayili yazi ile Emniyet Genel Müdürlügünden konu hakkinda tafsilatli bilgi istenilmis,27.1.1997 tarih ve 028038 sayili cevabi yaziya göre, 2 adedi Sahin Ekli adina, digerleri Mehmet Özbay ve Mehmet Özbey adina olmak üzere, 1992 ve 1996 yillarini kapsayan dönem içerisinde ikisi Ingiliz pasaportu olmak üzere, 11 degisik pasaportla ,142 adet giris ve çikis yapmistir.

Oral Çelik 1983 yilinda yurda giris-çikis yaptigini, yurtdisinda olduklarinda istedikleri pasaportu istedikleri yerden alabildiklerini, 1984 yilinda Isviçre Polisine yapilan yalan bir ihbar ile eroin isi yaptiklari iddiasiyla yakalanmak üzere iken oradan uzaklastiklarini, ancak bu nedenle iki ülke arasinda sorun çiktigini ve Türkiye'den bir Devlet Bakaninin Isviçre'ye gittigini ve ortami yatistirdigini, Çatli'nin 1990 yilinda Isviçre'de hapisten kaçip, Türkiye'ye döndügünü, Fransa'daki mahkumiyetlerinin de eroin isi ile ilgili düzmece Fransiz Istihbaratinca hazirlanan bir senaryo ile ilgili oldugunu, 1984 yili sonunda Çatlinin, 1986-1993 yillari arasinda da kendisinin Fransa'da hapishanede yattigini belirtmektedir.

Resmi Gazetenin 25.3.1985 tarih ve 18703 sayili nüshasinda yayinlanan 26-27 Mart 1985 tarihlerinde Isviçre'de yapilan Tehlikeli Atiklarin Sinirlar Ötesi Hareketleri konulu Uluslararasi Isbirligi Konferansina Devlet Bakani Ahmet Karaevli'nin katilacagi haberinin Oral Çelik'in kendileri için ortaligin durulmasini bir Devlet Bakaninin sagladigina iliskin iddiayi dogruladigini, diger taraftan komisyonca bilgisine basvurulan Yeniden Dogus Partisi Genel Baskani Sayin Hasan Celal Güzel de ifadesinde konuyu bilmemesine karsilik, soru kendisine yöneltildiginde ilk aklina gelen kisinin o oldugunu belirtmistir.

25.11.1988 tarihinde Fransadan Isviçreye iade edildiklerini, Isviçrenin, Çatli'yi Türkiye'ye iade etmesi için Fransa'nin rizasi gerektigini belirttigini, Fransa'nin ise sahsin Türkiyede isledigi suçun cezasinin idam olmasi sebebiyle 27.5.1985 yilinda yapilan talebin Fransa tarafindan reddedildigi, Komisyon tarafindan istenilen ve Emniyet Genel Müdürlügünce verilen cevabi yazidan anlasilmistir..

Meral Çatli'nin esinin isyerine yapilan baskin ve baskinin haber verilmesine iliskin ifadesi üzerine Komisyonumuz, konuyu yazi ile Istanbul Emniyet Müdürlügünden sormus, alinan cevapta konu hakkinda kendilerine bir bilgi intikal etmedigini ve islem yapilamadigi hususunun kayitlarin tetkikinden anlasildigini bildirmistir.

Komisyonumuz Emniyet Genel Müdürlügünden, Mehmet Özbay'a (Mehmet Özbey'e) ait pasaportlar ile kaç defa yurtdisina çiktiginin ve hangi tür pasaportlarinin bulundugunun sorulmasi üzerine,

Emniyet Genel Müdürlügü ile yapilan yazismalarda, ilgilinin soyadinin Özbay veya Özbey olarak geçtigi, Disisleri Bakanliginca yapilan incelemelere dayali olarak her iki soyadini tasiyan kisinin ayni sahis oldugu hususu, Disisleri Bakanliginca Emniyet Genel Müdürlügüne 20.1.1993/302 ve 24.1.1997-1024 sayi ile bildirilen yazidan anlasilmistir.

Bu kadar çok giris ve çikis yapmis olmasi karsisinda gerek yurtiçinde, gerekse Yurtdisinda kirmizi bültenle aranan bir sahsin yakalanmadan Türkiye'ye girip çikmasi oldukça düsündürücü ve dikkat çekicidir. Bu durumun bir diger boyutu da Çatli'nin bu giris ve çikislarda Türkiye içinde ve disinda ne veya neler yaptigi hususudur.

Komisyonda bilgisine basvurulan Abdullah Çetin, Abdullah Çatli ile 1983 yilinda Almanya'da tanistigini, kendisinin parali asker oldugunu, 1991-1993 yillarini kapsayan dönem içerisinde Güneydogu Anadolu'da çalistigini, oraya kendisini Abdullah Çatli'nin gönderdigini, Cem Ersever'e destek vermek üzere, istihbarat çalismasi yaptiklarini, 1992 yili Mayis ayinda Azerbaycan'a gittigini, Gence'deki kampta kaldigini ve C-4 plastik patlayicilar konusunda yetistirildigini, ayrica kenevir tarlalarinin korunmasinda da görev aldigini, Güneydogu'dan geçen uyusturucunun çogunun Azerbaycan'dan geldigini belirtmektedir.

Bu beyanlar da Çatli'nin Türkiye'de ve yurtdisinda uyusturucu isi ile ilgili ve birçok karisik faaliyetler içerisinde oldugunu göstermektedir.

DYP Istanbul Il Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Kederoglu bilgisine basvurulmak üzere alinan ifadesinde, kendisinin önce MHP'yi, sonra ANAP'i destekledigini simdi ise Dogru Yol Partisinde Istanbul Il Yönetim Kurulu Üyesi oldugunu belirtmektedir.

Ögrencilik yillarinda Istanbul Ülkü Ocaklari Dernek Baskanligi gibi çesitli derneklerde görev aldigini, kendisinin Nevsehir ögrenci yurdu Müdürü oldugu dönemde Çatli'nin Ankara Ülkü Ocaklari Dernegi Baskani oldugunu ve Istanbul'a geldiginde yurda ugramasi nedeniyle tanidigini, 12 Eylülden önce Çatli'nin Istanbul'a gelip, ticaretle ugrastigini, kaçak oldugunu gazetelerin yazmasi üzerine ortadan kayboldugunu, daha sonra zaman zaman kendisine ugradigini, bir gün Türkiye'ye temelli dönecegini söyledigini, kendilerinin ticaret olarak birçok alanda is yaptiklarini, Procter and Gamble'n hammaddelerini temin eden asit borik ve Sodyum Perborat satan firmalarinin oldugunu beyan etmektedir.

Abdullah Çatli'nin bu iliskiyi sicak tutmaya ve devam ettirmeye çalismasi, özellikle uyusturucu madde üretiminde kimyasal maddelere duyulacak ihtiyaç dikkate alindiginda, gerekli ve dogru bir davranis olarak görünmektedir.

Oral Çelik de ifadesinde bu konuda, Abdullah Çatli'nin 1991 yilindaki Anavatan Partisinin büyük kongresine katildigini, önce Yildirim Akbulut'u, sonradan Mesut Yilmazi desteklediklerini bildigini,Yasar Okuyan'in Abdullah Çatli'yi çok iyi tanidigini, hatta sohbetlerde, kapali toplantilarda oradaki isleri ben organize ediyorum deyip oy toplayan kisinin o oldugunu, Agah Oktay Güner'in de Abdullah Çatli'yi çok çok iyi tanidigini bildigini belirtmektedir.

Yukaridaki açiklamalarda da görülecegi üzere Abdullah Çatli siyasete de karismis ve siyasetçiler tarafindan da bu türdeki iliskilerin dogmasina ve devam ettirilmesine açikca meydan verilmistir.

Abdullah Çatli 1993 yilindan itibaren ticari isletme kurma yoluna gitmistir. Bu maksatla 9.2.1993 tarihinde 0188 yevmiye numarasi ile Beyoglu 32. noteri nezdinde düzenlenen belge ile Turgay Marasli, Mehmet Özbay ve Mustafa Kapusuzoglu'ndan olusan G.S.C. Insaat Turizm ve Dis Ticaret Limited Sirketi tescil ve ilan edilmistir.

Diger taraftan Baysa isimli sirket ile ilgili iliskiler incelendiginde, sirketin sahibi Ahmet Baydar; Mehmet Özbay ile bir barda tanistiklarini ve daha sonra Özbay'in kendisini ziyarete geldigini, bu suretle arkadasliklarinin ilerledigini, kendisinin ailesi Izmir'de oturan Arzu isimli bir kadin ile arkadaslik ettigini, onun kizkardesi olan ve Izmir'de ikamet eden Gonca'nin kendilerini Istanbul'a zaman zaman ziyarete geldigini, bunlardan birisinde Mehmet Özbay ile tanistigini ve arkadas olduklarini, Ahmet Baydar, kendisinin birkaç sirketi bulundugunu bunlardan Baysa isimli olanini And Güven Sazak ve karisi Slvia Sazak ile Mine Baydar ve oglu Alper Baydar'in istiraki ile 1992 yilinda kurdugunu, sirketin amacinin ithalat, ihracat, pazarlama ve imalat isleri oldugunu, 1995 yilinda And Güven Sazak'in sirketten ayrilma karari almasi üzerine kendisi disinda, 16 yildir yaninda çalisan Fehmi Tarim'i yönetim kurulu üyesi yaptigini, 3'ncü kisinin kim olacagini düsünürken, orada bulunan Mehmet Özbay'in kendisinin olabilecegini söylemesi üzerine, 3'cü kisinin oldugunu, ancak sirket için de hamiline hissesenetlerinin % 100'nünde kendisine ait oldugunu, Mehmet Özbay'in murahhas üye olmadigini çek imzasinda ve yönetimde herhangibir yetkisinin bulunmadigini belirten Ahmet Baydar, Mehmet Özbay'i Abdullah Çatli olarak tanimadigini, onun Istanbul'daki evine 2-3 kez gittigini esi ve çocuklarini tanidigini, esinin bile ona Mehmet diye hitap ettigini, bu nedenle kandirilmis olabilecegini ifade etmektedir.

1995 yili Mart ayinda Botas tarafindan ihale edilen petrol depolama tanklarinin dibindeki Petrol çamurunun temizlenmesi ihalesine girdigini, Botas tarafindan 1993 yilinda sisteme dahil depolama tanklarindaki petrol çamurunun çesitli yollarla temizlenmesi isinin Güney Makina isimli bir sirkete verildigini ve bu sirket tarafindan ekonomik açidan çok degeri olmayan bu petrol çamurunun bir tankta toplandigini, Güney Makina isimli sirketin bunu Botas'tan çok düsük bedelle satinalmak istedigini, Botas'inda bu atik maddeden kurtulmak için bunu alacak firma arayip bulma gayreti içerisine girdigi ve bu nedenle de isi ihale ettigi, Baysa firmasinin bu ise diger 2 firma ile birlikte talip oldugu ve ihaleye girdikleri ton basina 10 dolar veren Baysa'nin ihaleyi kazandigini, ancak Güney Makinanin sahibi Semsettin isimli sahsin Enerji Bakanligi Müstesarina gittigi, Arena programina çikip aleyhlerine yalan seyler söyledigini, ihalenin iptal edildigini, ikinci kez yapilan ihaleyi tekrar kazandigini, bu kisinin ise düsük fiyat verdigini ve gerekçe olarakta Botas kayitlarina göre 30 ton gözüken petrol çamurunun gerçekte 20 tonunun su oldugunu bu sebeple düsük teklif verildigini kendisine söyledigini, bu adamin çamuru depolarken topladigindan fazla gözükecek sekilde bir suistimal yapmis olabilecegini, Mehmet Özbay'in ihale asamasinda ve sonrasin da Baysa Sirketinin yönetim kurulunda olmadigini hem Ahmet Baydar belirtmekte, hemde Botas sirketin bu hususu komisyon Baskanligina gönderdigi yazi ile de teyid etmektedir.

Ahmet Baydar petrol çamuru ile ilgili konuyu kendisine söyleyen kisinin Hadi Özcan oldugunu, Mehmet Özbay ile birlikte petrol çamurunu sanayii ürünü olarak kullanmak üzere gerekli katki maddelerinin Bulgaristan ve Romanya'da is yaptigi firmalardan alinacagini ve bunun Izmit'e getirilmesi söz konusu olacagindan Özbay'in Izmit'te tanidigi ve deposunun oldugunu söyledigi Hadi Özcan'a gittiklerini, onun da depoyu kiralayabileceklerini söyledigini, bir daha bu kisi ile görüsmedigini ancak onun sagda solda isin % 50'sinin kendisine ait oldugunu söyledigini duydugunu,

Hadi Özcan konuya iliskin olarak komisyonumuza verdigi ifadede, Izmit'te PKK'lilarin büyük para götürdüklerini, Izmit'e heray 20 bin ton petrol getireceklerini, kendisinden bir depo ve bir liman istediklerini en önemlisinin de dagiticilarini bulmak oldugunu hepsini kendisinin buldugunu, amacinin Izmit'in PKK'lilardan temizlenmesi oldugunu, Abdullah Çatli'yi bu ismiyle bildigini, herseyin ayarlandigini, bu ayarlama isinde Botas'daki ihalede kamu görevlilerinin de oldugunu ayda 20 bin ton petrol satacaklarini hesapladiklarini, Çatli'nin alacakli oldugunu söyledigi Filipinler'den 3 milyon 600 bin dolar gelmedi diye sizlanmasi üzerine, o zaman kendisinin bu petrolü satalim dedigini, birilerinin kendisine 40 milyar lira vereceklerini söyledigini, bu parayi hiç ihaleye girmeden ihaleye girmemek için avanta olarak verilecegini, o ana kadar 2-3 milyar lira masraf etmis oldugunu, 20 milyar liranin kendisine gerekli oldugunu, Çatli'nin bunu kabul ettigini tamam deyip ihaleye girerek onu Ankara'dan aldiklarini, bunun dedikodusu olabilir dendigi için ihalenin yeniden yapildigini ve yine Çatli'larin kazandigini, iki ayri sirkete de 4'er milyar lira avanta vererek, ihaleden çekilmelerini sagladiklarini, ihalenin alinisiyla, birlikte Abdullah Çatli'nin degismeye basladigini, petrolu satmayip, bir ay içinde 300-350 milyar lira yapacagini söylediklerini, kendisinin de o arada para sikintisi çektigini, Kemer'de bir otelde kalirken bir arkadasinin kendisine ``Abdullah Çatli simdiye kadar kiminle ortaklik yapti ise ya öldügünü ya da yakalattigini'' söyleyerek dikkatini çektigini, bunun iyi oldugunu, çünkü Çatli'ya o zaman yüzde yüz güvendigini bu nedenle de kendisinin de Çatli tarafindan öldürülebilecegini belirttigini,

Iskenderunda 1500 ton petrolün Demir Çelik'e satildigini, bunun parasini paylasanlarin da kendisine bir haftalik çek vereceklerini söylediklerini, bunun üzerine Ankara'da bulustuklarini, gittigi binanin kapisinda Bucak A.S. yazdigini, Haluk Kirci'nin da orada bulundugunu ve Sedat Bucak'in da orada oldugunu, parayi öderken, kendisine gözdagi vermeye çalistiklarini, kendi hakki olan 6 milyar lira yerine 500 milyon lira verilmeye kalkinca kendisinin tepki gösterdigini, ortagin % 50 almasi gerektigini, münakasa ettiklerini, verilen parayi almadigini, aralarinda soguk harp basladigini belirtmektedir.

Mehmet Özbay'i yurtdisinda iken Abdullah Çatli olarak taniyan ve abisi Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim Sahin'in korumasi olan Sahin Tekdemir isimli kisi, Hadi Özcan ile Mehmet Özbay adi ile Abdullah Çatliyi tanitan kisinin kendisi oldugunu, petrol isinde Özbay'in, Hadi Özcan'a hiçbir pay ve ücret vermemesi sebebiyle Hadi'nin de kendisine kizdigini ve bu sebeple aralarinin açik oldugunu Abdullah Çatli'yi abisinden çok sevdigini, bu sebeple de kaçak birisi oldugunu polis olmasina ragmen abisine söylemedigini belirtmektedir.

Ahmet Baydar'in ve Sahin Tekdemir'in Komisyonumuza verdigi ifadeler ile Botas firmasinin gönderdigi ihaleye ait bilgi ve belgeler; gerçekte Abdullah Çatli tarafindan Ahmet Baydar'in sanayi ürünü olarak Iskenderun'da elde edecegi ürünün Izmit'te pazar bulmasini kolaylastirmak, Hadi Özcan'in kendisine sorun olmasini ve müdahalesini önlemek yönüyle bu sekilde bir düzen kurdugu kanisini dogurmaktadir.

Diger taraftan ihale üzerinde kalan Baysa Sirketinin sahibi olarak Ahmet Baydar petrol isinden anlayan Güven Tezerdi isimli kisiyi Iskenderun'da görevlendirdigini ancak ona güvenemedigini, bu asamada Mehmet Özbay'in devreye girerek kendisini yakindan tanidigini söyledigi Turgay Marasli'yi tavsiye ettigini, kendisinin de uygun bulmasi üzerine Maras'liyi Tezerdi'nin üzerindeki kisi olarak görevlendirdigini, bir müddet sonra çok kaba davranislari sebebiyle Marasli'dan sikayet edilmeye baslandigini, bir müddet sonrada Mehmet Özbay'in kendisine Marasli'nin 5 liraya satip, 3 gösterip sirketi dolandirdigini tespit ettigini ve çok üzüldügünü söyledigini, bunun üzerine kendisinin de Maras'linin isine son verdigini, ancak 5-6 milyar lira kayip ve zarar içerisinde bulundugunu, halen bu petrol isi dolayisiyla 15 milyar lira civarinda zarari oldugunu belirtmektedir.

Olayi diger bir yönden irdelersek, Turgay Marasli, Mehmet Özbay sahte isimle Abdullah Çatli'nin 1993 yilinda Mustafa Kapusuzoglu ile beraber kurduklari GSC. Insaaat Turizm ve Dis Ticaret Limited Sirketinin ortagidir. Yani Turgay Marasli Baysa sirketinin paralarini Abdullah Çatli'nin adina ve onun adami olarak almis olacabilecegi düsünülmektedir.Turgay Marasli'nin Mehmet Ali Yaprak olayinda da adi geçmektedir.Bu nedenle M.Ali Yaprak olayinda Abdullah Çatli baglantisi da düsünülmelidir.

Gerek Hadi Özcan'a gerekse Ahmet Baydar'a yaptigi aldatmacalar bize onun kimliginin baska bir yönünü de göstermektedir..

1994 yilinda Sultan Tekstile giren, daha sonra Baysa Sirketinde çalismaya baslayan ve Mehmet Özbay'in soförlügünü yapan Habib Arslantürk, Sedat Bucak ile Özbay'in birbirlerine gelip-gittiklerini, Mehmet Özbay ile 3-4 kez Ankara'ya geldiklerini Yüksel Insaata ve Sedat Bucak'a ugradiklarini, Özbay'a çevresindekilerin `` Büyük Reis `` diye hitap ettiklerini, Haluk Kirci'nin Sultan Tekstilde ithalat-ihracaat Müdürlügü yaptigini, Mehmet Özbay'in BMW marka araci oldugunu, Florya'da evi bulundugunu karisinin Honda, Kizinin Suzuki marka araçlari bulundugunu, zaman zaman kendi aralarinda arkadaslari ile bu servetin nasil elde edildigini konusup tartistiklarini, Özbay'in Gonca Us isimli kadinla birlikte yasadigini, Özbay'in soför Çetin Babayigit adina aldirdigi iki telefonu oldugunu, ayrica Ahmet Baydar'da Baysa Sirketine ait bir telefonu Mehmet Özbay'in kullandigini, sirketin bu telefonu kendi adina almayip, Iskenderun'daki is yerinde çalisan Ali isimli kisi adina alindigini, bunun nedenini bilmedigini ifade etmektedirler.

Abdullah Çatli ile ilgili konunun bir diger boyutu onun devletle olan iliskilerine ait degerlendirmelerdir. Buna göre, Milli Istihbarat Teskilatinda Daire Baskan Yardimciligi ve 1993 yilinda Özel Harekat birimlerinde egitmenlik yapan Korkut Eken Komisyonumuza verdigi ifadesinde;Abdullah Çatli'yi Mehmet Eymür ile birlikte 1988 yilinda MIT raporu olayi nedeniyle emekli olduktan sonra tanidigini, Mehmet Özbay adini da bildigini ancak Sahin Ekli adini bilmedigini, kendisinin onu 1987-1988 yillarinda tanidigini, Abdullah Çatli'nin 80 öncesinden itibaren devlete çalistigini bildigini, Çatli'nin devlet için özellikle Almanya'daki PKK faaliyetlerine yönelik olarak istihbarati çalismalar yaptigini, Abdullah Çatli'nin 1980 yillarinin basinda MIT ile iliskisi oldugunu, ancak daha sonra uyusturucu kaçakçiligi isine girince bu iliskinin birakildigini, sadece yurtdisinda yararlanildigini,geçmis dönemde Çatli gibi yanlisliklari oldugunu, yurt disinda diplomatlar öldürüldügünde büyüklerin ``Kani yerde kalmayacak'' ifadeleri verdiklerini, bu nedenle bunlarin kullanildiklarini ayrica Abdullah Çatli'nin Jandarma tarafindan kullanildigini MIT biliyordu. Ancak kardes teskilatlar oldugundan kullanilmasinin yanlis oldugunu söylemediklerini belirtmektedir.

MIT Daire Baskani Mehmet Eymür ifadesinde; olaylarin yabanci istihbarat teskilatlariyla baglantili olan yönlerinin arastirilmasi, yurtdisinda uzun süre kalmis kisilerin Türkiye'de karistiklari büyük eylemlerin çok dikkatle incelenmesi gerektigini, altinda baska seyler olup olmadiginin incelenmesini, su anda var veya yok diye bir sey söyleyemedigini, ancak Abdullah Çatli gibi kisilerin sadece suç yönünden degil yabanci istihbarat teskilatlariyla da bir baglantilari olup olmadiginin da incelenmesi gerektigini beyan etmektedirler.

Meral Çatlinin özellikle yurt disinda esi ile birlikte yasadigi, Oral Çelik'in de Abdullah Çatli ile birlikte ve kendi basina yasadigi olaylarin gerek Mehmet Eymür'ün, gerekse Korkut Eken'in degerlendirmeleriyle birlestirildiginde, yorumu olaylari yasayanlara ait olmak üzere hayli ilginç birçok iliskiler zincirinin olustugu gözlemlenmektedir....

Meral Çatli, esinin Muhsin Yazicioglu ve Mesut Yilmaz'i tanidigini ve görüstügünü, hatta esine kongredeki desteginden dolayi tesekkür ettigini, Korkut Eken ve Ali Yasak ile görüstügünü bildigini, Haluk Kirci'nin esinin arkadasi oldugunu ve Sultan Tekstil'de ortak olduklarini, Sami Hostan'i tanidiklarini, Sedat Bucak ile 2 yildir tanistiklarini, ayrica Ercan Ersoy da ifadesinde Abdullah Çatli'nin sik sik Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne giderek siyasîlerle görüstügünü belirtmektedirler.

Çesitli ifadelerde belirtildigi gibi Abdullah Çatli ile Hüseyin Kocadag'in iliskileri Istanbul'da tanisma ve Izmir'e gitmeleri sirasinda baslamamamistir.Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciligi tarafindan da belirtildigi gibi, Abdullah Çatli'nin Mehmet Özbay sahte kimligi ile silah tasima ruhsati almak üzere evrak düzenlenirken o tarihte Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi sifatiyla onun referansi bulunmaktadir.Diger yönden de Polis Memuru Mustafa Altinok'un Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciliginda verdigi ifadesinde olay tarihinden 1-1,5 yil öncesinde Hüseyin Kocadag ve Abdullah Çatli'yi Istanbul/Ataköy bahçeli kahve önünde otururlarken gördügünü beyan etmistir.

Istanbul'daki bulusma, birbirlerini taniyan dostlarin biraraya geldigi bir özellik tasidigi düsüncesini dogurmaktadir.

Diger bir yönden de Abdullah Çatli'nin öldürülen Ömer Lütfü Topal'in ortagi Sami Hostan ile iliskileridir. Ortaginin öldürüldügü tarihlerde Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciliginin 1996/2303 Hz. sayili iddianamesinde de belirtildigi gibi Sami Hostan'in Marmaris Grand Azur Otelde kaldigina iliskin ibraz ettigi faturalarin incelenmesinde, gerek rezervasyonun ve gerekse faturalarin Mehmet Özbay (.Abdullah Çatli) adina oldugu görülmüstür.Bu husus Abdullah Çatli ile Sami Hostan arasindaki iliskinin baska bir göstergesidir.Abdullah Çatli'nin trafik kazasinda öldügü haberinin ilk duyuruldugu kisi Sami Hostan'dir. Nitekim Mesut Yilmaz Komisyonumuza verdigi 24.12.1996 tarihli ifadesinde; `` Susurluk kazasi oldugunda Susurluk ve Balikkesir Emniyetine gelen bir telefonda Mehmet Özbay adiyla geçen sahsin Abdullah Çatli oldugu, cenazesini almak üzere bir gazetecinin gelecegi, gözcü muhabiri Mehmet Yenisehirli oldugu, cenazeyi almaya geldiginde yaninda Sami Hostan'in bulunacagi `` seklindeki bir telefon olayindan bahsetmistir. Olaylar da bu ifadeyi dogrulamaktadir.

Korkut Eken, Sedat Bucak'in babasini tanidigini, Bucak asiretinin PKK'ya karsi mücadelesinde zamaninin çogunun Siverek'te geçtigini, Güneydogudaki asiret reislerinden ileri gelenlerin büyük bir bölümünü tanidigini, uyusturucu madde ile ilgili isleri adamlarindan bazilarinin yapmis olabilecegini, ancak Bucak'in da onlara cezalarini verecegini, Sedat Bucak'in kardesi Serhat'in Abdullah Öcalan'in yaninda bulunmasina iliskin iddianin dogru oldugunu, ancak abisinin düsmani oldugu ve görüsmediklerini belirtmektedir.

Özellikle Korkut Eken'in tüm deneyim ve tecrübelerine karsilik Sedat Bucak'in adamlarindan uyusturucu isine bulasanlar varsa, onlarin hukuk sistemi önünde cezalandirilmalarini belirtme yerine cezanin Sedat Bucak tarafindan verilecegini söylemesi, çok ciddi bir soruna parmak bastigi gibi çokta düsündürücüdür.

Abdullah Çatli'nin 1978 yilindan bu yana gelen görüntüsünü bu sekilde açikladiktan sonra, Susurluk'ta 3.11.1996 tarihinde meydana gelen trafik kazasindan bir hafta öncesine gidildiginde, Sanliurfa Milletvekili Sedat Bucak, 1991 yilinda siyasete girdigini, o tarihte DEP Milletvekilleri ve özellikle Abdullah Öcalan'in gönderdigi elçiler kanaliyla, PKK örgütünün Urfa ve Siverek'e girecegini, kendisinin tarafsiz kalmasini istediklerini, bu görüsmelerin çogunu kasetlere alarak Ankara Emniyeti ve Devlet yetkililerine verdigini, DEP'in DGM'ye verdigi ifadelerin sayesinde kapatilabildigini, bu nedenle 1993 yilinda bunlarin kendisine ve ailesine karsi tavir almak istediklerini, Siverek'te örgütlü eylem baslattiklarini, birçok kisinin bu nedenle katledildigini, Siverek halkinin da tavir almasiyla örgütün orada çökertildigini, halkla olan içtenligi ve Devlete olan bagliligi nedeniyle kendisine karsi tavirlar alindigini, PKK'nin öldürülecek kisiler listesinde birinci sirada oldugunu, 1994 yilinda Siverek'e halka güven vermek için gittigini, Ankara'da babasinin vefat etmesi üzerine Siverek'e defnettiklerini, taziyelerin 1,5-2 ay sürdügünü bu arada yorgun düstügünü, 1994 ortasinda dinlenmek için önce Ankara'ya geldigini, daha sonra da Istanbul'a gittigini, orada Mehmet Özbay'i tanidigini, daha sonra telefonla ve gelerek kendisiyle görüstügünü, kendisine ithalat ve ihracaat ile ugrastigini söyledigini, Goncu Us ile Mehmet Özbay'in gönül iliskisi oldugunu varsaydigini, Istanbul'da olduklarinda Çatli'nin ailesini alarak bir-iki defa yanlarina geldigini, Hüseyin Kocadag ile daha önceden tanisip, tanismadiklarini bilmedigini, kendi yaninda tanistiklarini varsaydigini, kendisinin Hüseyin Kocadag ile her zaman görüstüklerini, Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu bilmedigini, bir gün kendisiyle çok özel görüsmek istedigini söyleyerek, Mehmet Özbay'in ``Ben devlette çalisan gizli bir adamim, bunu da kimsenin bilmemesi lazim, su kimligim, su yesil pasaportum, bu ehliyetim, bu silah ruhsatim, bu da nüfus cüzdanim diye birseyler çikardigini, terörde uzman yazan bir kagit gördügünü Abdullah Çatli adini bir lakap ya da kod isim zannettigini, 1980 öncesinden hiç haberi olmadigini,

Hüseyin Kocadag'i Siverek'te Emniyet Amiri olarak çalistigi 1980 yilindan bu yana tanidigini, babasinin iliskilerinin Hüseyin Kocadag ile çok iyi oldugunu, kendisininde bu iliskiyi sürdürmek istedigini, Diyarbakir da Özel Harekat Sube Müdürlügü yaptigi sirada da sik sik görüstüklerini,

Özel Harekat Sube Müdürü Ibrahim Sahin'i tanidigini, özellikle Siverek bölgesine geldiklerinde kendisine ugradiklarini,

Kendisine koruma vermek istediklerinde polis memuru Ercan ile konustugunu, o ve arkadaslarinin kabul etmesi üzerine Içisleri Bakani Mehmet Agar ile görüstügünü ve ismen isteyebilecegini ögrenince liste yaparak korumalari talep ettigini belirtmektedir.

Yapilan resmi islemler konusunun incelenmesinde, Emniyet Istihbarat Sube Müdürlügü 23.6.1996 tarihli istihbaratinda ``PKK terör örgütü tarafindan tehdit edildigine dair yapilan operasyonlarda ele geçen belge ve dökümanlardan Sedat Edip Bucak'in tehdit altinda oldugunun'' tespit edildigi bildirilmektedir.Bu bildirim üzerine Koruma Hizmetleri Yönetmeliginin 20.maddesine göre ilgilinin koruma talebi yapilincaya kadar ilgili Valiliklerce koruma tedbirinin derhal aldirilmasi gerektiginden Il Koordinasyon Kurulunun 4 sayili karari ile bir memurla yakin koruma altina alinmasina karar verildigi, Merkez Koruma Kurulunun 25.7.1996 tarih ve 14 sayili karari ile bu kez Merkez Koruma Kurulu tarafindan ayni kararin alindigi ve bu islemlerin 6.8.l996 tarihinde Bakan tarafindan Ercan Ersoy, Enver Ulu, Oguz Yorulmaz, Mustafa Altinok, Ayhan Çarkin ve Ömer Kaplan'in görevlendirilmelerinin onaylandigi, Genel Müdürlük Personel Daire Baskanliginin 1.8.1996 tarih ve 12309 sayili yazisi ile sorulan hususlara Koruma birimince verilen 2.8.1996 tarih ve 2594'96 sayili yazida, Sedat Edip Buca'in Kamuya intikal eden özel durumu sebebiyle `` yakin'', ``ikamet'' ve `` isyeri'' korumasinin 6 polis memuru ile yapilmasinin uygun olacaginin degerledirildigi ve yönetmeligin 20.maddesi hükmünün Valilikçe uygulanmasi gerektiginin personel birimine bildirildigi, Sedat Edip Bucak tarafindan 7.8.1996 tarihinde verilen dilekçe ile ayni 6 polis memurunu ismen talep ettigi, 6.9.1996 tarihinde Il Koruma Kurulunca özel koruma altina alinmasina karar verildigi, 4.10.1996 tarihinde Merkez Koruma Kurulunca ayni nitelikte bir kararin olusturuldugu, 17.10.1996 tarihinde Bakan tarafindan bu kararlarin onaylandigi, Ayhan Çarkin'in 24.8.1996, Mustafa Altinok,Enver Ulu ve Ömer Kaplan'in 27.8.1996, Ercan Ersoy'un 19.9.1996 tarihinde, Oguz Yorulmaz'in 25.10.1996 tarihinde koruma görevine basladiklari, 5.12.1996 tarihinde Ercan Ersoy,Oguz Yorulmaz ve Ayhan Çarkin'in geçirdikleri sorusturma sebebiyle görevden uzaklastirilmalari nedeniyle yerlerine 3 Polis Memuru görevlendirilmesine karsilik, Sedat Edip Bucak 6.12.1996 tarihinde verdigi dilekçe ile yeni görevlendirilen polis memurlarini istemedigini belirttigi, halen koruma isinin 3 polis memuru ile yürütüldügü anlasilmistir.

Sedat Bucak ifadesine devamla, Ömer Lütfü Topal cinayetinden sonra korumasi olan polisin gözaltina alindigini ögrenince Istanbul Emniyet Müdürünü telefonla aradigini bunlari koruma olarak istedigini, bir suç islemis olmalari halinde bunu bilmek zorunda oldugu için aradigini, Arnavut Sami'yi bir defa Çinar Otelinde baskalariyla birlikte iken kendisine tanittiklarini, kendilerinin kumar ile hiçbir ilgilerinin bulunmadigini, Mehmet Agar'i Genel Müdür olana kadar tanimadigini, Drej Aliyi tanidigi, Korkut Eken'in babasinin eski dostu oldugunu belirtmektedir.

Kendisini korumak üzere görev verilecek personel 11.7.1996 tarihinde Sedat Edip Bucak tarafindan Içisleri Bakani Mehmet Agar'a verilen isim listesini havi bir dilekçe ile talep edilmistir. Bu personel ile ilgili görevlendirmeler yazisma prosedürüne uygun olarak yapilmis Il ve Merkez Koruma Komisyonu kararlariyla yakin koruma yapilmasi uygun görülmüs, Bakan tarafindan da bu kararlar onaylanmistir.

Yakin koruma karari dogrultusunda Ömer Lütfi Topal cinayetinde suçlanan 3 Özel Harekat Tim mensubu polis memuru ile birlikte toplam 6 kisi Sedat Bucak'in yakin korumasinda görevlendirilmislerdir.

Görevlendirilen personelden dördü sicil yönünden çok iyi, birisi kinama cezasi ile geçmiste cezalandirildigini, Atama Sube Müdürlügünün 18.7.1996 tarihli bilgi notuna göre Polis Memuru Enver Ulu'nun çek tahsil ederken görevlilerce yakalandigi, görevden uzaklastirildigi ve 6 ay kisa süreli durdurma cezasi aldigi görülmektedir. Bu korumalarin çogunun ayni zamanda Ibrahim Sahin'in de korumaligini yapmis olmalari dikkat çekicidir.

Sedat Bucak'in yakin korumalarindan Ercan Ersoy Komisyonumuza verdigi ifade de Ankara,Istanbul ve Izmir'e gidis ile Izmir'den Istanbul'a dönüsü genis bir boyutta anlatmistir Buna göre; Istanbul'a giderken Sedat Bucak'in Mehmet Özbay' aradigini ve Istanbul'a özel koruma Sami ile resmi korumalardan Ercan, Mustafa ve Enver'in birlikte gittiklerini, Hilton Oteline yerlestikleri, aksam otele Altinoluk, Burhaniye taraflarinda bir yerlerin Tapu ve benzeri belgelerinin bir emlakçi tarafindan getirildigi, ertesi günü taziye için Ali Yasak'in sirketine gidilip otele dönüldügü, sabahtan Mehmet Özbay'in otele geldigini, hep birlikte iki mersedes araç ile Yalova- Termal'e gittiklerini, aksam orada kalip, ertesi günü Burhaniyeye ugradiklarini belirtmektedir.

Istanbul Yalova arasindaki mesafenin yakinligi ve Tarik Ümit olayinin tahkikati sirasinda Basçavus Ahmet Altintas'in ifadesinde belirttigi gibi Karakolda Avsar Kederoglu'nun ifadesinin alindigi sirada cep telefonu çaldiginda Ayhan Akça'nin aradigi anlasilmistir.Avsar'in kendisine sormasi üzerine Yalova taraflarinda oldugunu söylemesi ve söylem üzerine de Ahmet Altintas'in Tarik Ümit'in cesedinin Yalova'da olacagina inanmasi ve Mehmet Eymür'ün de ifadesinin ayni dogrultuda olmasi, dikkate alinmasi gereken bir husus olarak gözükmektedir. Ali Aydinlik isimli Sedat Bucak'in tanidigi kisinin oglunun silahla yaralanmasi nedeniyle Izmir'e gittiklerini, o sirada çocugun ölmesi sebebiyle Mehmet Özbay'i otele birakip, taziyeye gittiklerini, taziyeden otele dönerken kendilerini yolcu eden asiret mensuplarinin otosunun durdurulmasi, polis kontrolu yapildiginin belirtilmesi karsisinda aramayi yapanlarin ruhsatsiz silahlar çikmasina karsilik sirf bucak asiretinden olduklari için aranan kisilerin kimliklerini tespit edip, silahlarini da almadan birakmis olmalarinin söylenmesi üzerine Ercan Ersoyun yaptigi arastirmada polisin böyle bir uygulama yapmadigini anlamasi üzerine, durumdan kuskulanmistir. O sebeble bulunduklari yerden erken kalktiklarini ve Bucagin Kusadasindaki yazligina gidildigini, gece Onur Otelde kalindigi, o arada Hüseyin Kocadagin Istanbulda uçakla Izmir'e geldigi, havalanindan alinip, otele getirildigi, Kusadasinda iki gün kalindigi, bazi arazilere bakildigi ve 16.30'da Kusadasindan hareket edildigi, Sedat Beyin aracini, Hüseyin Kocadagin kullandigi, yolda takip edilmedikleri, Susurlukta kamyon konvoyu sebebiyle koruma arabasinin geride kaldigi, bir daha da onlara yetisemedigi, 19.30'da öndeki otolar da dörtlü sinyallarinin yandiginin görülmesi üzerine konvoyun geçildigi ve 3-4 dakika sonra kaza yerine geldikleri anda kazayi gördüklerini kamyon soförü ve birkaç kisinin otonun basinda oldugunu, otonun yarisinin yok oldugunu, sag arka kapiyi açarak Mehmet Özbay'i çikardiklarini o anda yasadigini ve allah dedigini,yere uzattiklarini,yüzü kolu ve gögüs kisminda kiriklar oldugunu görünce onu arkadan gelen mersedes araca tasidigi, arka tarafa yatirdigini,Hüseyin Kocadagin vurma aninda öldügü, Gonca Us'un hareket ettigini söylediklerini, sonra Sedat Beyi aramaya basladiklarini,önce elini gördüklerini ancak çekerek çikaramayinca halat bulup araçlari birbirinden ayirdiklarini,torpido gözünün alt tarafina sikistigi için çok zor çikarttiklarini Gonca Us ile birlikte ikisini Siteysin reno bir arabanin arkasina koltuklarida uzatarak yanyana yatirdiklarini ve iki aracinda ölü ve yaraliyi hastahaneye götürdügünü, Sedat Bucak disinda diger kisilerin ölmüs oldugu, Sedat Bucagi Balikesire, oradan da uçakla Istanbul'a götürüldügü, korumalardan Enver'in cenazeler ve araba ile ilgilenmesi için Susurlukta biraktiklarini araçtan yere düsen ve çanta denilen seyin Sedat Bucak'a ait içinde 230-240 milyon lira para bulunan beyaz naylon torbayi aldiklarini ve sonra da Istanbulda paranin Bucagin esine verildigi, seyahate katilan korumalarin tümü tarafindan belirtilmektedir.

Iddia edildigi gibi arabanin içerisinde bulunan silahlarin baskalari tarafindan konulmadigi tanik ifadeleri ve Istanbul DGM.Bassavciliginin iddianamesinde yer almistir.Ayrica ayni iddianamede arkadaki koruma aracinda Haluk Kirci'nin da bulundugu söylenmektedir.

Yukaridada belirtildigi gibi kazanin meydana gelisini takiben Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek ve Ana Muhalefet Partisi Genel Baskani Mesut Yilmaz'in, Cumhurbaskanina sunduklari iddialar üzerine, cumhurbaskanimizin direktifleri dogrultusunda Basbakan tarafindan Teftis Kuruluna verilen yazili talimatla baslayan inceleme 9.1.1997 tarihinde incelemeyi yapan müfettis heyetinin düzenledigi inceleme raporu ile sonuçlanmistir. Buna göre;

Basbakanlik raporunun (A) Bölümü Susurluk kazasi ile ilgili sonucu ihtiva etmekte olup,

(A) bölümünde; 03.11.1996 tarihinde Susurluk Ilçesinde, sürücülügünü Istanbul Kemalettin Erörge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadag'in yaptigi 06 AC 600 Plakali otonun, 20 RC 721 Plakali kamyona arkadan çarpmasi neticesinde uzun süredir aranmakta olan Abdullah Çatli ve Gonca Us'un ölümü, Milletvekili Sedat Edip Bucak'in agir yaralanmasi ile sonuçlanan kazanin sonucunda;

Idari sorusturmalarin sonuçlandigi ek bir sorusturma yapilmasina gerek bulunmadigi düsünülmektedir.

Mehmet Özbay adina düzenlenmis olan hususi pasaport ile ilgili islemlerde ihmali görülenler hakkinda fezleke düzenlenmistir.

Mehmet Özbay adina düzenlenmis olan silah tasima ruhsati ile ilgili islemde kusuru görülenler hakkinda rapor düzenlenmis olup, cezai bakimdan polis müfettislerince fezleke düzenlenmektedir.

Adi geçen sahis adina düzenlenmis olan sürücü belgesi islemlerinde usulsüzlük bulunmadigi anlasilmis,

Besiktas Ilçe Nüfus Müdürlügünce düzenlenen nüfis hüviyet cüzdani verilmesinde kusuru görülenler hakkinda Mülkiye Basmüfettislerince sorusturma yapilmakta olup, fezleke düzenlenecektir.

Hüseyin Kocadag'in ölmesi nedeniyle adli ve idari yönden hakkinda herhangi bir islem yapilmasina gerek kalmamistir.

adli sorusturmalar devam etmekte olup trafik kazasi ile ilgili dava Susurluk Asliye Ceza Mahkemesinde 1996/186 sayili dava dosyasinda derdesttir. Mehmet Özbay adina mevzuata aykiri silah tasima belgesi düzenledigi isnad edilen Emniyet Eski Genel Müdürü Mehmet Agar ile hakkinda giyabi tevkif karari bulunan ve emniyetçe aranan kisiyi sakladigi isnad edilen ve aracinda bulunan ruhsatsiz silahlar nedeniyle 6136 sayili Kanuna muhalefet ettigi düsünülen Sedat Edip Bucak halen Milletvekili olduklarindan konulara iliskin savunmalari, ilgili yer C.Bassavciliklarinin fezleke düzenleyerek ilgili bakanlik kanaliyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Baskanligindan yasama dokunulmazliklarinin kaldirilmasini talep etmesi ve Anayasanin ilgili maddesi geregince talep uygun görüldügü takdirde mümkün olabilecektir.

Konularin yukarida belirtilen idari sorusturmalar sonucu düzenlenecek fezleke konulari disinda tamami C.Bassavciliklarinca sorusturma konusu edilmis bulunmaktadir.

Cürüm islemek amaciyla tesekkül meydana getirilip getirilmedigi hususu Istanbul DGM Cumhuriyet Bassavciliginca sorusturulmus ve rapor içerisinde yer alan Iddianamede tüm boyutlari ile olaylar irdelenmistir.

Basbakanlik raporunun Sonucundaki (F) bölümünde; Mehmet Özbay adina Abdullah Çatli üzerinde bulunan adi geçenin Emniyet Genel Müdürlügü mensubu oldugu, silah tasiyabilecegi, kendilerine yardimci olunmasina dair emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar imzali, mühürlü ve fotografli belgeler konusunda yürürlükteki yönetmelige göre böyle bir belge düzenlenemeyecegi, Mehmet Özbay adina düzenlenmis olan belgenin usulüne uygun düzenlenmis bir ruhsat olmadigi, Genel Müdürlük bütçesinden aylik almayan birisine bu sekilde belge düzenlenemeyeceginin Emniyet Genel Müdürlügü yazisidan anlasildigi,

seklinde degerlendirme yapilmistir.

Komisyonumuzca Susurluk olayina esas incelemeleri yapan çesitli Il ve Ilçe Cumhuriyet Bassavciliklarindan konuya iliskin bilgi ve belge talebinde bulunulmustur.

Diger taraftan adli islemler yönünden de;

Susurluk Cumhuriyet Savciliginin 12.11.1996 tarih ve Hz: 1996/949 E: 1996/407 K: 1996/145 sayili karari ile Susurluk Asliye Ceza Mahkemesine açilan davaya iliskin iddianamede;

Olay tarihinde yukarida açik kimligi yazili sürücü Hüseyin Kocadag yönetimindeki Sedat Bucak'a ait 06 AC 600 plakali Mercedes marka otomobil ile Izmir ilinden, Istanbul iline dogru seyir halinde iken; Ilçemiz uçakyolu mevkii 53. Km. ye geldiginde sol taraftaki benzinlikten çikis yaparak Bursa istikametine (ayni istikamete gitmek isteyen Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakali ford kamyona sag arka yan taraftan çarparak ölümlü ve yaralamali trafik kazasi meydana gelmistir.

Kaza neticesinde 06 AC 600 plakali Mercedes otomobilin sürücüsü Hüseyin Kocadag, ayni araçta bulunan Abdullah Çatli ve Gonca Us isimli sahislar ölmüsler, otomobilin sag ön koltugunda bulunan Milletvekili Sedat Bucak hayati tehlike geçirecek sekilde yaralanmistir.

Sanigin yargilanmasinin yapilarak eylemine uyan; TCK.nun 455/2, son, 40, 2918 sayili yasanin 119. maddeleri geregince cezalandirilmasina karar verilmesi kamu adina talep ve iddia olunur degerlendirmesi ile dava açilmistir.

Bakirköy Cumhuriyet Bassavciliginin 20.4.1992 tarih ve Hz: 1992/8718 E: 1992/5177 Id. 1992/2596 sayili iddianamesinde;

26.2.1992 tarihinde sahte pasaport kullanmak suçundan Sahin Ekli isimli sahis adina Bakirköy Asliye Ceza Mahkemesine dava açilmis oldugu ve en son durusmanin 26.12.1996 tarihinde yapildigi, davanin 1992/405 esas sayili dava dosyasinda devam etmekte oldugu anlasilmistir. Davanin bu kadar uzun sürmesinin nedeni sanigin bulunamamis olmasindan ileri geldigi kanaati olusmustur.

Susurluk Cumhuriyet Bassavciliginin 11.11.1996 tarih ve Hz: 1996/961,963,964 Fezleke: 1996/ sayili Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciligina gönderilen Fezlekede;

03.11.1996 tarihinde Susurluk ilçesi uçakyolu mevkiisinde meydana gelen trafik kazasi ile ilgili olarak yapilan tahkikatta:

Olay tarihinde Sanliurfa Milletvekili Sedat Bucak'a ait 06 AC 600 plakali Mersedes marka otomobil ile sürücü Hüseyin Kocadag yönetiminde Izmir ilinden Istanbul iline dogru seyir halinde iken Susurluk Ilçesi Uçakyolu mevkii 53. km. de saat 19.15 siralarinda diger sürücü Hasan Gökçe'nin yönetimindeki 20 RC 721 plakali kamyonun olay yerinin sol tarafinda bulunan benzinlikten yola kontrolsüz olarak çiktigi sirada asiri hizli gelmekte olan otomobilin kamyonun sag arka yan tarafindan çarpmasi sonucu ölümlü ve yaralamali trafik kazasi meydana gelmistir.

Kaza neticesinde 06 AC 600 plakali otomobilde bulunan sürücü Hüseyin Kocadag, Abdullah Çatli (Mehmet Özbay) ve Günca Us isimli sahislar ölmüsler, otomobilin sag ön koltugunda oturan Milletvekili Sedat Bucak hayati tehlike geçirecek sekilde yaralanmistir.

Olay üzerine olay yerine intikal eden Jandarma yetkilileri kazaya karisan 06 AC 600 plakali mersedes otomobilde iki adet MP-5 otomatik tabanca, 5 adet çesitli çapta tabanca ile bunlara ait iki adet susturucu, toplam 13 adet Jarjör ve mermiler ele geçirilmistir.

Olay yerinde kesif yapilmis, bilirkisi raaporu ve olay yeri krokisi ile kaza yapan araçlarin durumu fotografla tesbit edilmistir.

Olayi müteakip araçta bulunan ölüler ve yaralanan Susurluk Devlet Hastanesine kaldirildigi, yaralinin Balikesir Devlet Hastanesine sevk edildigi, anlasilmistir.

Olayda ölenlerin cesetleri üzerinde Susurluk evlet hastanesinde inceleme yapilmis olup, bu incelemede:

Ölen sürücü Hüseyin Kocadag'a ait ceset üzerinde: Emniyet Müdürlügüne ait polis kimligi, banka kartlari, sigorta karti, ile küçük gazete kagidi parçasina sarilmis 0.33 santim agirliginda kahverengi renkte niteligi belli olmayan toz madde ile 19.050 Bin tl.si para çikmistir. (Nüfus cüzdani ve sürücü belgeside mevcuttur.)

Ayni araçta yolcu olan ve olay sonucu ölen Abdullah Çatli, (Mehmet Özbay)a ait ceset üzerinde: Mehmet Özbay adina düzenlenmis; Sürücü belgesi, Silah Tasima Ruhsati, Silah Tasima Izin Belgesi, kart vizit, Baysa Tic. adina düzenlenmis fatura bilgi kagidi, Viza karti, Yapi Kredi Karti, Barçlay kart, bir adet telefon karti, Ist.Tic.Odasi Üyelik kardi, bir adet üzerinde Beyaz toz bulasigi (tanecigi) bulunan küçük naylon poset, ile 44.500.000. TL 29 Adet Yüzlük ABD, Dolari, yüzelli dolar, 305 Alman marki, çikmistir.

Ölen Goncu Us isimli bayana ait ceset üzerinde ise; kimlik belgesi çikmamis olup, kazadan sonra jandarma yetkililerince kaza yapan 06 AC 600 plakali otomobilde bulunan siyah bayan çantasinda Gonca Us adina düzenlenmis sürücü belgesi, ile çesitli fotograf çikmis olup, fotograf ve sürücü belgesinin ölen bayana ait oldugu teshis taniginca beyan edilmistir. Ayrica Gonca Us isimli bayan üzerinden çerçevesi sari renkli, Ipli, camsiz gözlük çerçevesi ve sol ayaginda 24 cm. uzunlugunda altin zincir mevcuttur.

Olay sonucu ele geçirilen kimlikler ve belgeler ile silahlar, niteligi belli olmayan toz madde ve trafik kazasi olayi tefrik edilerek ayri Hazirlik numaralari verilmistir. Bunlardan 1996/962 Hz. sayisinda kayitli olan Silah Tasima Izin Belgesi ile ilgili evrak Yetkisizlik Karari verilerek Ankara C.Bassavciligina gönderilmistir.

Olay üzerine Basin Yayin Organlarinca yapilan yayinlar ve 06 AC 600 plakali kaza yapan otomobilde ele geçirilen silahlar, mermiler ve esyalar ile olay sonucu ölen sahislar üzerinde elde edilen esya ve belgelerin degerlendirilmesinde; ayrica Mehmet Özbay kimlikli, sahsin gerçekte Abdullah Çatli isimli sahis oldugu ve 18 yildir aranan sahislardan oldugu anlasilmakla;

Sahislarin birarada bulunmasi, çesitli silahlar ve sahte belgelerin mevcudiyeti ile T.C.K.'nun 313. maddesine muhalefet suçunu olusturacagi, bu suçun da 2845 sayili Yasanin 1. ve 9. maddesi geregince Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkisi ve görevi içinde oldugu anlasilmakla;

Fezleke düzenlenerek silahlar, kimlik ve belgeler ve toz madde ile ilgili Tefrik yapilarak ayri hazirliklari kaydedilmis ise de, Birlestirilerek hazirlik evraki, 06 AC 600 plakali otomobilde ele geçirilen silahlar, bunlara ait mermi, jarjörler ve susturucular ile sahislar üzerinde elde edilentüm kimlikler belgeler ve bunlara ait esyalar birlikte görevli ve yetkili Istanbul DGM. Bassavciligina gönderilmistir.

seklinde degerlendirme yapilmistir.

Susurluk Cumhuriyet savciliginin 7.11.1996 tarih ve Hz:1996/962 Büro 1996/20 sayili Yetkisizlik kararinda;

3.11.1996 tarihinde Susurluk çikisinda Uçakyolu mevkiisinde Urfa Milletvekili Sedat Bucak'a ait 06 AC 600 plakali Mersedes marka otomobil ile Bursa istikametine seyir halinde iken trafik kazasinin meydana geldigi; kaza neticesi aracin sürücüsü Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadag ile Abdullah Çatli (Mehmet Özbay) Gonca Us isimli sahislarin öldükleri, Miletvekili Sedat Bucak'in ise agir yaralandigi, anlasilmistir.

Kaza neticesinde ölen sahislar üzerinde yapilan incelemede, Abdullah Çatli olarak yakinlarinca teshis edilen sahsin üzerinde Mehmet Özbay adina düzenlenmis sürücü belgesi, çesitli bankalara ait kredi kartlari, ticaret odasi üye karti, silah tasima ruhsati ve silah tasima izin belgesi çikmistir. Bu belgelerden silah tasima izin belgesinin Emniyet Genel Müdürlügü tarafindan düzenlendigi anlasilmakla;

Suç yeri itibari ile Savciligimizin yetkisizligine,

Gereginin takdir ve ifasi için hazirlik evrakinin yetkili ve görevli Ankara C.Bassavciligina gönderilmesine,

C.M.U.K'nun 8. maddesi geregince karar verildigi

seklinde degerlendirme yapilmistir.

Susurluk Cumhuriyet Savciliginin 7.11.1996 tarih ve Hz:1996/949 sayili Tefrik kararinda;

03.11.1996 tarihinde Susurluk Uçakyolu mevkiisinde meydana gelen trafik kazasi sonucu üç kisinin öldügü, bir kisinin de agir yaralandigi araçta ölenlerden birisinin Istanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadag, digerinin Mehmet Özbay adina düzenlenmis, ehliyetname, çesitli banka kartlari ve silah tasima ruhsati ve belgesi bulunan Abdullah Çatli oldugu, araçta bulunan ve kaza neticesi vefat eden bayanin Gonca Us, isimli kisi oldugu, kaza neticesi agir yaralanan kisinin de aracin sahibi olan Sanliurfa Milletvekili Sedat bucak oldugu, kaza neticesi araçta çesitli silah ve mermiler ile sarjörlerin bulundugu anlasilmakla;

Trafik kazasi olayi diger olaylardan ayri olmakla, 1996/949 sayisi üzerinden yürütülmesine,

Abdullah Çatli olan sahsin üzerinden çikan ehliyetname, silah tasima ruhsati ve Banka kartlarinin düzenlenme yerleri Istanbul Ili olmakla, diger evraklardan ayrilarak sorusturmanin saglikli bir biçimde yürütülebilmesi için Tefrik edilerek hazirligin 1996/961 Hz. sayisi üzerinden yürütülmesine,

Abdullah Çatli'nin üzerinden çikan Silah Tasima Izin belgesinin düzenlenis yeri itibari ile farkli olmasi nedeni ile tefrik edilerek hazirligin 1996/962. sayisi üzerinden yürütülmesine,

Araçta bulunan çesitli evsaftaki silah, mermi ve sarjörler hakkindaki sorusturmanin saglikli yürütülebilmesi için tefrik edilerek hazirligin 1996/963 Hz.nosu üzerinden yürütülmesine,

Ölen sahislardan Abdullah Çatli (Mehmet Özbay) cüzdani içinden çikan küçük naylon posetteki beyaz toz bulasigi ve ölen Hüseyin Kocadag cüzdani içinden çikan ve 0.33 santim kahverengi toz hakkinda ki evrakin da tefrik edilerek hazirligin 1996/964. Hz.Sayisi üzerinden yürütülmesine,

seklinde karar verilmistir.

Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciliginin 5.3.1997 tarih ve Hz:1996/2303 E: 1997/294 Iddianame: 1997/261 sayili iddianamenin konumuza iliskin bölümlerinde;

Türkiye'de katliam sanigi olarak giyabi tutuklama karari ile, yurtdisinda uyusturucu kaçakçiligi ve cezaevi firarisi olarak Interpol tarafindan kirmizi bülten ile aranan bir silahli eylemci ile, bu kisiyi yakalamak veya bulundugu yeri derhal güvenlik birimlerine bildirmekle görevli ve yükümlü olan üst düzey bir emniyet mensubunun ve bir milletvekilinin ayni ortamlarda birlikte olmalari ve bu birlikteligi, Abdullah Çatli'nin gerçek kimligi bilinerek, uzun süreli yakin iliskiler içerisinde sürdürülmüs olmasi,

Bu kisilerin her üçününde üzerinde ruhsatli tabancalari, yanlarindaki korumalarin ayri ayri zati silahlarinin bulunmasina ragmen ayrica saldiri, suikast ve gizlice cinayet islemekte kullanilabilecek vahim nitelikte ve sayida silahlari ve mermilerle, 34 NUL 63 numarali sahte plakalari (koruma amaçli olmadigi Ist.Emn. Müd. yazi ve arastirmasi ile saptanmistir.) ve birçok sahte belgeleri yanlarinda bulundurduklari nazara alindiginda, bu kisilerin son olaydaki beraberliginin basit bir tatil gezisi veya bassagligi ziyareti ile izah edilmesi inandirici görülmemistir. kaldiki, yukaridaki tesbitlere göre bu beraberlik tesadüf degil önceden tesbit edilmis bir bulusma oldugu, Istanbul'da bulunduklari ilk günde Abdullah Çatli, Sedet Edip Bucak ve Hüseyin Kocadag'in gizlenen bulusmalari ve görüsmelerinden anlasilmaktadir.

Bu durum adi geçen kisilerin, yanlarinda koruma olarak bulundurduklari kisilerle birlikte, yasalara aykiri silahli bir eylem hazirliginda bulunduklari kanaatini olusturmustur.

Bu silahlardan ve mermilerden bir bölümünün özel Harekat Daire Baskanligi kaynakli olduklari ve 1993-1994 yillari itibariyle Emniyet Genel Müdürlügünde kuvvet kayitlarinda bulunmalari gerektigi tesbit edilmistir. Buna ragmen bu silah ve mermilerin kaza yapan otomobil içerisinde ve orada bulunan kisiler elinde ne maksatla bulunduklari ve onlara nasil intikal ettirildikleri, Emniyet Genel Müdürlügünün cevabi yazilarinda izah edilememistir. Ancak, belirtilen tarihlerde Özel Harekat daire Baskan Vekili olan Ibrahim Sahin'in talimatlari ve bilgileri dahilinde adi geçenlere intikal ettirildigi kanaati olusmustur.

Abdullah Çatli'nin üzerinde bulunan ve yukarida ayrintilari izah edilen sahte belgeler ve özellikle silah tasima izin belgeleri ve hususi yesil pasaportlar düzenlenerek, bu belgelerle, Devlet tarafindan aranan ve birçok yasadisi eyleme katilmis olduklari saptanan bu kisilerin kolaylikla silah tasimalari ve kolaylikla yurtdisina çikis ve dönüsleri saglanarak çesitli imtiyazlarla donatilmis olduklari anlasilmistir.

Ömer Lütfi Topal isimli kisinin öldürülmesinde (Olay yukarida ayrintili olarak izah edilmistir) kullanilan silahin sarjöründe Abdullah Çatli'nin parmak izi bulunmus ve Abdullah Çatli'nin bu olaya istirak etmis oldugu bu somut delil ile tesbit edilmistir. Öldürülen Ö.Lütfi Topal Istanbul'da ve Türkiye'nin muhtelif yerlerinde faaliyet gösteren birçok kumarhanenin isletmecisidir. Bu isletmelerden çok büyük miktarlarda paralar kazanilmaktadir. Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir isimli sahislarda Ömer lütfi Topal'in Istanbul'daki bir kumarhanesinin ortaklaridir. Bu kisiler bir ihbar üzerine üç polis memuru ile (A.Çarkin, E.Ersoy, O.Yorulmaz) birlikte Ö.Lütfü Topal'in cinayet zanlilari olarak gözaltina alinmislardir. Istanbul .Emniyet Müdüdürlügü Asayis Sube Müdürlügünde gözaltinda bulundukari sirada daha ilk saatlerden itibaren Sedat Edip Bucak Istanbul Il Emniyet Müdürüne defalarca telefon açarak bu kisileri gözaltindan kurtarmaya ve arastirmanin genisletilmesini engellemeye yönelik girisimlerde bulunmustur, arastirmanin birinci günü henüz tamamlandiginda ise, Ibrahim Sahin'in bizzat Istanbul'a gelmesi ile bu kisiler apar topar Istanbul Emniyet Müdürlügünden Ankara Emniyet Genel Müdürlügüne götürülmüs ve orada kisaca ifadeleri alinip yüzeysel bir inceleme ile yasal olmayan bir uygulama sonucu serbest birakilmislardir.

Bu kisilerin acele olarak Ankara Emniyet Genel Müdürlügüne götürülmeleri, özel timler hakkinda kamuoyunda olumsuz kanaat olusmasini önlemek olarak izah edilmeye çalisilmistir. Ancak, bu kisilerden ikisi sivil sahistir, özel timlerle iliskileri yoktur. Diger polis memurlarinin ise önceki tarihlerde Özel Harekat Dairesi ile iliskileri zaten kesilmistir. Kaldiki, bu tür uygulamanin mutad olmadigi bizzat Istanbul il Emniyet Müdürünün ifadesinde yer almaktadir. Söyleki; Emniyet Amiri, Baskomiser ve Komiser rütbelerinde birçok Emniyet mensubu muhtelif suçlardan muhtelif tarihlerde Istanbul Emniyet Müdürlügünde gözaltina alinarak sorgulamalari yapildigi halde (hatta bir bölümü orada suimuameleye maruz kaldiklarini iddia etmislerdir.) Emniyet Genel Müdürlügü veya Içisleri Bakanliginin bilirkisiler hakkinda yapilan islemler ile herhangi bir sekilde ilgilenmedikleri ve ayrica Emniyet Genel Müdürlügü nezdinde de herhangi bir arastirmaya kalkismadiklari, zaten bu olayda Emniyet Genel Müdürü'nün de devre disi birakildigi ve kendisine herhangi bir bilgi verilmedigi anlasilmistir. Bunlarin disinda, Ö.Lütfi Topal'in öldürülmesi olayi sebebiyle gözaltina alinan bu üç polis memuru (Mustafa Altinok, Enver Ulu ve Ömer Kaplan isimli polis memurlari ile birlikte) Ö.Lütfü Topal'in öldürülmesine tekabül eden zaman diliminde, Sedat Edip Bucak'a koruma görevlisi olarak tayin edilerek orada toplanmalari saglanmistir. (Koruma tayininde aciliyet unsurunun bulunmadigi ve birkisim islemlerdeki usulsüzlükler Basbakanlik Teftis Kurulu Raporunda ve yukarida ki ilgili bölümlerde izah edilmistir.) Ö.Lütfü Topal'in öldürülmesine istirak ettigi somut delillerle saptanan Abdullah Çatli ile bu olayin zanlilari olarak gözaltina alinan ve ayni zamanda Ö.Lütfü Topal'in ortaklari olan Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir , Sedat Edip Bucak ve onun yukarida isimleri yazili korumalari, uzun süreden beri tanismaktadirlar ve sik sik biraraya gelmektedirler. Keza, bu kisilerin hepsi Ibrahim Sahin ile de tanismakta ve onlarla da iliskili bulunmaktadirlar. Ö.Lütfü Topal'in öldürüldügü günlere tekabül eden zaman diliminde ve ayrica bu olaydan önceki ve sonraki günlerde, Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak, Sami Hostan, Ali Fevzi Bir ve Sedat Edip Bucak'in korumalari arasinda yogun ve dikkat çekici sekilde telefon görüsmeleri yapildigi tesbit edilmistir.(Telefon görüsmelerinin detaylari ,yukarida ayrintili olarak izah edilmistir.) buldugu tarihe yakin zamanlarda Abdullah Çatli, Sami Hostan, Ali Fevzi Bir ve S.E.Bucak'in korumalari, Siverek'te Sedat Bucak'in ikametgahinda toplanmislardir. (Fotograflarla ilgili bölümde izah edilmistir.)

Adi geçen bu kisilerin böyle bir olay etrafindan yogun görüsme, beraberlik ve dayanisma içerisende bulunmalari, özel kasitla hareket ettikleri kanaatini olusturmaktadir.

Emniyet Genel Müdürlügü Istihbarat daire Baskan Vekili olarak görevli bulunan Hanefi Avci ve Milli Istihbarat Teskilati Kontrterör Merkez Yöneticisi Mehmet eymür'ün Istanbul DGM.Cumhuriyet Bassavciligindaki ifadeleri ile teyid ettikleri (bu ifadelerinde TBMM Susurluk Arastirma Komisyonunda verdikleri ifadeleri de aynen tekrar etmislerdir) ve dosyada mevcut bilgi, belge ve delillere göre:

Yasadisi bölücü terör örgütlerine destek veren kisilerle hukuki yollarla mücadele edebilmek imkâni bulunmadigini düsünen birkisim görevliler tarafindan baska yöntemler aranmaya baslanmistir. Bu düsünce ile Emniyet, MIT ve Jandarma Teskilatlarinda bazi görevliler tarafindan bu istikamette çalismalar baslatilmistir. (MIT ve Jandarma hakkindaki iddialara iliskin ifadeler Ankara DGM. Cumhuriyet Bassavciligina, Güneydogu Anadolu Bölgesindeki olaylara iliskin ifadeler Diyarbakir DGM. Cumhuriyet Bassavciligina gönderilmistir.) Emniyet Genel Müdürlügü ve Özel Harekat dairesinde bazi üstdüzey görevliler ve yine Özel Harekat dairesinde görev yapmis birkisim polis memurlari ile, bu görevliler tarafindan önceki tarihlerden beri bilinen ve taninan ancak, muhtelif suçlari sebebiyle Giyabi Tutuklu olarak aranan birkisim sivil kisilerden olusan tesekkül meydana getirilerek terör örgütlerine destek sagladigini düsündükleri kisilere yönelik eylem ve faaliyetlerde bulunulmustur.

Birsüre sonra, bu tesekkülün eylem yapacaklari hedef veya eylemlerini hakli gösterecekleri sebep bulunmadigi görülmekle beraber, olusturulan bu guruplar dagilmamis aksine, birkisim siyasetçi ve kumarhane isletmecisinin de katilimi ile, kisisel çikarlar saglamaya yönelik eylemler yaptiklari ifade edilmistir. Nitekim, Susurluk ilçesi civarinda meydana gelen malum trafik kazasinda birarada bulunan kisiler, bunlarin yanlarinda tasidiklari silahlar ve belgeler ile bu kisilerin, iddianamede isimleri zikredilen diger kisilerle iliskilerinin boyutlari ve yine yukarida izah ve ifade edilen birkisim olaylar bir bütün olarak degerlendirildiginde, Susurluk kazasinda birarada bulunan kisilerin yukarida ifade edilen sekilde, yasadisi eylemlerinden birinin daha hazirlik hareketlerine basladiklarini göstermektedir.

Bu tesekkülde yer alan sahislarin kisilikleri, görev alanlari ve ülkedeki etkinlikleri nazara alindiginda (saniklardan Korkut Eken'in beyaninda da belirttigi üzere) tesekkülün eylemlerinin yetkili ve görevli merciiler tarafindan artik kontrol edilemez boyutlara ulastigi görülmüstür. ancak, Susurluk kazasi ile, bu tesekkül ve birkisim mensuplari meydana çikmistir.

Tüm bu deliller ve belgeler birlikte nazara alindiginda, haklarinda iddianame ile dava açilan bu kisilerin birçok olayda isimlerinin birlikte geçtikleri görülmektedir.

Bu birlik ve beraberligin tesadüflerden ibaret olmadigi, Polis Memurlari saniklarin sadece koruma görevi yapmak maksadiyla tayin ve tahsis edilmedikleri, bunlarin ÖZEL KASIT altinda biraraya toplandiklari ve bu suretle: Devlet tarafindan muhtelif suçlardan aranan kisiler, kumarhane isletmecileri, birkisim yönetici ve siyasetçiler ile Özel Harekat daire Baskanliginda görevli bazi polis memurlarinin cürüm islemek için tesekkül olusturduklari veya bu tesekküle katildiklari anlasilmistir.

CÜRÜM ISLEMEK IÇIN TESEKKÜL OLUSTURMAK SUÇU: TCK'nun 313.maddesinde düzenlenen bir tehlike suçudur. Bu madde ile Türk Ceza Huku'n daki genel ilkeye bir istisna getirilmek sureti ile toplum yararina HAZIRLIK HAREKETLERI DE CEZALANDIRILMAKTADIR. Amaç, müstakbel suçlari önlemektir. Suçun olusumu için, iki veya daha çok kisinin ayni gaye dogrultusunda yani, suç islemek için irade mütebakati içinde bulunmalari yeterlidir. Su halde, anlasma ile suç olusacagindan, herhangi bir cürüm islenmesine gerek te bulunmayacaktir, baska bir deyisle, cürüm islemek için tesekkül meydana getirmek suçunun olusabilmesi için, bu tesekkülün herhangi bir suç islemis ve tamamlamis olmasi da gerekli bulunmamaktadir. Yukarida ifade edildigi gibi suçun olusumu için hazirlik hareketleri yeterlidir. Ayrica, tesekkül üyelerinin ayni derecede görev almalari da gerekli degildir. Birkismi koruma, kollama, birkismi ikmal, bir kismi talimat ve direktif, birkismi icraci, birkismi da suçtan menfaat temin etmis olmasi suçun olusumu için yeterlidir.

Bu eylemle birlikte tüm saniklarin ayrica, haklarinda yakalama ve tevkif müzekkereleri bulunan (Abdullah Çatli, Haluk Kirci) kisilerin sakli bulunduklari yeri bildikleri halde yetkili merciilere de haber vermedikleri ve bu sekilde bu suçu da isledikleri anlasilmistir.

Seklinde degerlendirme yapilarak Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine dava 5.3.1997 tarihinde açilmistir.

Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciligi tarafindan Hz: 1996/2303 sayili islemle;

Sedat Edip Bucak ve Mehmet Kemal Agar'in Milletvekili olmalari sebebiyle hazirlik evraklari tefrik edilmis ve Istanbul DGM Bassavciliginin 30.01.1997 tarih ve 1997/221-1 sayili FEZLEKE'si ekinde Adalet Bakanligi'na gönderildigi,

Adalet Bakanligi Cezaisleri Genel Müdürlügünün 1.4.1997 tarih ve 10069 sayili yazisi ekinde gönderilen Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.1.1997 tarih ve Hz.1997/221 fezleke: 1997/1 sayili fezlekesinin degerlendirme ve sonuç bölümünde:

03.11.1996 tarihinde Susurluk Ilçesi civarinda meydana gelen trafik kazasinda, ayni otomobil içerisinde Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak ve Hüseyin Kocadag'in birlikte bulunmalari, o tarihten itibaren, Türkiye gündeminde bas sirayi alarak bugüne kadar süregelen tartismalarin en önemli konusunu teskil etmistir.

12.11.1996 tarihinde Sayin Cumhurbaskani ile bir görüsme yapan, Anavatan Partisi Genel Baskaninin... bazi devlet görevlilerinin uyusturucu, kumarhane, haraç ve adam öldürme gibi eylemlere karistiklarini, devlet tarafindan aranan bazi silahli eylemcilerinde bu devlet görevlileri tarafindan kullanildigini... ifade etmesi sebebiyle Cumhurbaskani 13 Kasim 1996 tarihli mektupla bu bilgileri Basbakana intikal ettirmislerdir. Bu mektupta özetle... ``Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde özel harekat dairesi vardir... bu dairenin bazi elemanlari uyusturucu, kumarhane, haraç ve adam öldürme gibi islere karismaktadir... Ö.L.Topal'i öldürenlerin itiraflari fevkalade enteresandir... asiret reisi devleti kullanmaktadir... Devlette görevli bazi kisilerin özel hareket dairesi baskani Ibrahim Sahin'den talimat aldiklari ve bunun Içisleri Bakani dahil bir takim yüksek yerlerin bilgisi dahilinde oldugu söylenmektedir... seklinde iddia edilen hususlara yer vermislerdir. Bu iddialar nazara alinarak Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanligi, Içisleri Bakanligi ve Emniyet Genel Müdürlügü Teftis Kurullari tarafindan arastirmalar yapilmistir. Ayrica TBMM'de bu konularla ilgili bir arastirma komisyonu teskil edilerek arastirmalar sürdürülmüstür. Bu bilgilerin ve arastirmalarin yaninda Istanbul DGM.C.Bassavciliginca da hazirlik tahkikati yapilarak yukarida izah edilen olaylar ayri ayri tahkik edilmis ve toplanan deliller ve delillere istinaden olusan kanaat fezlekenin muhtelif bölümlerinde ayrintili olarak izah ve ifade edilmistir.

Yukarida izah ve ifade edildigi üzere:

Türkiye'de katliam sanigi olarak giyabi tutuklama karari ile, yurt disinda uyusturucu kaçakçiligi ve cezaevi firarisi olarak Interpol tarafindan kirmizi bülten ile aranan bir silahli eylemci ile, bu kisiyi yakalamak veya bulundugu yeri derhal güvenlik birimlerine bildirmekle görevli ve yükümlü olan üst düzey bir emniyet mensubunun ve bir milletvekilinin ayni ortamlarda birlikte olmalari ve bu birlikteligi, Abdullah Çatli'nin gerçek kimligi bilinerek, uzun süreli yakin iliskiler içerisinde sürdürülmüs olmasi,

Bu kisilerin her üçününde üzerinde ruhsatli tabancalari, yanlarindaki korumalarin ayri ayri zati silahlarinin bulunmasina ragmen ayrica saldiri, suikast ve gizlice cinayet islemekte kullanilabilecek vahim nitelikte ve sayida silahlari ve mermilerle, 34 NUL 63 numarali sahte plakalari (koruma amaçli olmadigi Ist.Emn.Md. yazi ve arastirmasi ile saptanmistir.) ve birçok sahte belgeleri yanlarinda bulundurduklari nazara alindiginda, bu kisilerin son olaydaki beraberliginin basit bir tatil gezisi veya bassagligi ziyareti ile izah edilmesi inandirici görülmemistir. Kaldiki, yukaridaki tesbitlere göre bu beraberlik tesadüf degil önceden tesbit edilmis bir bulusma oldugu, istanbul'da bulunduklari ilk günde Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak ve Hüseyin Kocadag'in gizlenen bulusmalari ve görüsmelerinden anlasilmaktadir.

Bu durum, adi geçen kisilerin, yanlarinda koruma olarak bulundurduklari kisilerle birlikte, yasalara aykiri silahli bir eylem hazirliginda bulunduklari kanaatini olusturmustur.

Bu silahlardan ve mermilerden bir bölümünün özel harekat ve daire baskanligi kaynakli olduklari ve 1993-1994 yillari itibariyle Emniyet Genel Müdürlügünde kuvve kayitlarinda bulunmalari gerektigi tesbit edilmistir. Buna ragmen bu silah ve mermilerin kaza yapan otomobil içerisinde ve orada bulunan kisiler elinde ne maksatla bulunduklari ve onlara nasil intikal ettirildikleri, Emniyet Genel Müdürlügünün cevabi yazilarinda izah edilememistir. Silah tasimasina yardimci olunmasi hususundaki özel belgeler ve diger iliskilerde nazara alindiginda bu silah ve belgelerin, belirtilen tarihlerde Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Agar ve Özel Harekat Dari Baskan vekili olan Ibrahim Sahin'in talimatlari ve bilgileri dahilinde adi geçen kisilere verildigi kanaati olusmustur.

Abdullah Çatli'nin üzerinde bulunan ve yukarida ayrintilari izah edilen sahte belgeler, Abdullah Çatli (Mehmet Özbay sahte kimligi ile) ve Yasar Öz adina düzenlenen silah tasima izin belgeleri ve hususi yesil pasaportlarinda yine, Mehmet Agar'in Emniyet Genel Müdürü oldugu dönemlerde ve onun bilgisi ve talimati dogrultusunda düzenlenerek, bu belgelerle, devlet tarafindan aranan ve birçok yasadisi eyleme katilmis olduklari saptanan kisilerin kolaylikla silah tasimalari ve kolaylikla yurtdisina çikis ve dönüsleri saglanarak çesitli imtiyazlarla donatilmis olduklari anlasilmistir.

Ömer Lütfi Topal isimli kisinin öldürülmesinde (olay yukarida ayrintili olarak izah edilmistir) kullanilan silahin sarjöründe Abdullah Çatli'nin parmak izi bulunmus ve Abdullah Çatli'nin bu olaya istirak etmis oldugu bu somut delil ile tesbit edilmistir. Öldürülen Ö.Lütfi Topal Istanbul'da ve Türkiye'nin muhtelif yerlerinde faaliyet gösteren birçok kumarhanenin isletmecisidir. Bu isletmelerden çok büyük miktarlarda paralar kazanilmaktadir. Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir isimli sahislarda Ömer Lütfi Topal'in Istanbul'daki bir kumarhanesinin ortaklaridir. Bu kisiler bir ihbar üzerine üç polis memuru ile (A.Çarkin, E.Ersoy, O.Yorulmaz) birlikte Ö.L.Topal'in cinayet zanlilari olarak gözaltina alinmislardir. Ist.Emn.Md.Asayis sube Md.de yetkili mercilere derhal haber vermedikleri aksine, gizlenmesine yardim ettikleri,

Sedat Edip Bucak'in, sayi ve nitelik bakimindan vahim olan silah ve mermileri ruhsatsiz olarak tasidigi,

Mehmet Agar'in Emniyet Genel Müdürü olarak görevli oldugu tarihte, yukarida Yasar Öz olayinda izah edilen fiil ve hareketi ile görevini suistimal ettigi sonuç ve kanaati olusmustur.

DGM.C.Bassavciliginin görev alanina giren, TCK.'nun 313. maddesine mümas, cürüm islemek maksadiyla tesekkül meydana getirmek suçu ile ilgili hazirlik tahkikati yapilirken yukarida zikredilen diger suçlara iliskin delillerde birlikte toplanmistir. Tahkikatin bu asamasinda bu suçlarla ilgili evraklarin ve delillerin tefrik edilerek ilgili C.Bassavciliklarina gönderilmesi halinde tüm olarak tahkikatin sürüncemede kalacagi, delillerin dagilacagi ve yok olacagi ve tüm delillerin birlikte degerlendirilmesi zorunlulugu nazara alindiginda, evraklarin tefrik edilmesinde fiili ve hukuki imkânsizlik oldugu görülmüs ve bu sebeplerle fezleke, yukarida zikredilen suçlarida kapsayacak sekilde düzenlenmistir.

``Susurluk kazasi'' olarak Türkiye'nin gündeminde yer alan olaylarin, ülke genelinde tüm yönleri ile aydinliga kavusmasi ve olaylarda istiraki olan baska kisilerinde varliginin belirlenmesi için; Sariyer C.Bassavciliginca tahkikati sürdürülen Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesi olayi, Silivri C.Bassavciliginca tahkikatlari sürdürülen Tarik Ümit'in kaybolmasi ve Iran uyruklu Asker Smitko-Lasem Ecmaili'nin öldürülmesi olaylari, Sapanca C.Bassavciliginca tahkikati sürdürülen Behçet Cantürk ve arkadaslarinin öldürülmesi olayi, Gaziantep C.Bassavciliginca tahkikati sürdürülen Mehmet Ali Yapraka'in kaçirilmasi olaylarinin tahkikatlarinin ikmal edilmesi, olay faillerinin somut delilleri ile ortaya çikarilmasi gerekmektedir. Bu tahkikatlarin sonuçlanmalari halinde, olaylara istirak ettikleri tesbit edilen saniklar hakkinda, görevli C.Bassavciliklarinca yapilacak yasal islemlere ek olarak, Istanbul DGM.C.Bassavciliginin görev alanina giren, cürüm islemek için tesekkül meydana getirmek suçundan da ayrica ek mukteza tayin olunacaktir.

Zaten, bu olaylarda adi geçen ve halen firarda olup yakalama ve giyabi tutuklama kararlari ile aranan birkisim saniklar ile bu olaylara iliskin birkisim ihbar ve iddialarla ilgili tahkikat halen Istanbul DGM.C.Bassavciliginca sürdürülmektedir.

Sonuç ve Talep

Halen 20. dönem Sanliurfa Milletvekili olan Sedat Edip Bucak ve 20. dönem Elazig Milletvekili olan Mehmet Kemal Agar haklarinda, müsnet suçlardan eylemlerine uyan ve yukarida zikredilen kanun maddeleri geregince takibat yapilabilmesi; T.C. Anayasasinin 83/2 maddesi geregince Türkiye Büyük Millet Meclisinin, adi geçen milletvekilleri hakkinda Yasama dokunulmazliklarinin kaldirilmasi kararina bagli bulunmaktadir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine tevdii olunmak üzere fezleke düzenlenerek, hazirlik tahkikat evraki ile Adalet Bakanligina sunuldugu,

Abdullah Çatli, Hüseyin Kocadag ve Gonca Us'un ölmüs olmalari sebebiyle, saniklar Sedat Hostan ve Ömer Kaplan hakkindaki delil durumu nazara alinarak bu kisiler hakkinda EK TAKIPSIZLIK karari verildigi,

Diyarbakir, Ankara ve Izmir Yargi çevresine iliskin iddialarla ilgili evraklar Diyarbakir, Ankara ve Izmir DGM.Cumhuriyet Bassavciliklarina tefriken gönderildigi, (26.2.1997 tarih ve 1996/2303 Hz.)

Abdullah Çatli'ya Mehmet Özbay sahte kimligi ile nüfus cüzdani veren görevliler hakkinda evrak tefrik edilerek Görevsizlik Karari ile Istanbul Cumhuriyet Bassavciligina gönderildigi, (Hazirlik No: 1997/23).

Abdullah Çatli'ya Mehmet Özbay sahte kimligi ile sürücü belgesi veren görevliler hakkinda evrak tefrik edilerek Görevsizlik Karari ile Istanbul Cumhuriyet Bassavciligina gönderildigi, (Hazirlik No: 1997/25).

Abdullah Çatli'ya Mehmet Özbay sahte kimligi ile umumi ve hususi (yesil) Pasaport verenler hakkinda evrak tefrik edilerek Görevsizlik Karari ile Ankara Cumhuriyet Bassavciligina gönderildigi, (Hazirlik No: 1997/24).

Abdullah Çatli'ya Mehmet Özbay sahte kimligi ile Istanbul'da Silah Tasima Ruhsati verlimesinde suistimali görülenler hakkinda evrak tefrik edilerek Görevsizlik Karari ile Istanbul Il Idare Kuruluna gönderildigi,

anlasilmaktadir.

Basbakanlik incelemesi ve Adli mercilerce yürütülen sorusturmalar disinda Komisyonumuz tarafindan yürütülen çalismalarda;

Abdullah Çatli üzerinde çikan uzman kimligi ile ilgili olarak yapilan tahkikat evrakinin bir örnegi Ankara Cumhuriyet Bassavciligindan istenilmis, alinan cevabi yazida uzman kimligi ile ilgili hazirlik tahkikatinin tümünün bilirkisi incelemesi yapilmak üzere Adli Tip Kurumuna gönderildigi bildirilmistir.

Komisyonumuzca Emniyet Genel Müdürlügünden, kendilerine Israil Devleti tarafindan hibe edilen silahlardan depoda bulunmayan ve kaybolan listeler ve varsa tahkikat evraklari istenilmistir. emniyet Genel Müdürlügünce verilen cevapta,

Susurluk Ilçesinde kaza yapan araçta ele geçen tüm silahlar ile ilgili bilgiler ve Israil'den hibe olarak alinan silahlara ait ilgili Daire tarafindan hazirlanan dökümanlarin liste halinde gönderildigi,

Bunlardan A 92571 U seri numarali 22 kalibre Italyan yapimi Baretta Marka tabancanin Ocak 1994 tarihinde yapilan bir anlasmayla bir israil Sirketi tarafindan Türk Polis Teskilatina satildiginin Israil Interpolünce bildirildigi, ancak, Emniyet Genel Müdürlügü silah kuvve kayitlarinda mevcut olmadigi,

Irak yapimi, Tarq marka 9 mm çapli 930647 seri numarali tabancanin seri fabrikasyon numarasi silinip tek tek bu seri numarasi vurulmus oldugu için üretici fabrikadan satim yeri hakkinda cevap almanin mümkün görülmedigi,

MP-5 marka 9 mm çapli 21995 ve C 48952 seri numarali yari makinali tabancalarin ise menseilerinin tespitine iliskin olarak konu, 14.2.1997 tarih ve 038646 sayili yazi ile aynen bildirilmistir.

Buna göre; MP-5 marka silahlarin ingiltere'de üretildigi, bunlardan C 49952 seri numarali silahin 1985 yilinda Kuveyt'e satildigi, MP-5 marka 21995 seri nolu silahin ise 1980 yilinda Yugoslavya'ya satildiginin, Ingiliz Interpolünden alinan yazilardan anlasildigi, bu bilgilerin ilgili ülkeler nezdinde de alinarak detayli bilgilerle takviye edileceginin bildirildigi,

Israil'den bugüne kadar 8.12.1993 tarih ve 31862 sayili yazida belirtilen; 10 Adet Ruger kisa tüfek 0.22 LR, 10 Adet Baretta tabanca cal: 22,8 Adet remington Model 870 Av tüfegi, 5000 Adet ``oo'' Buchshot kovan, 5000 Adet Lock- Buster av tüfegi kovani, 100 Adet UZI Yari Mak.tab.7 (sarjörü), 100 Adet 9 mm tabanca, 4 Adet Magnum 300 Mac Millan tüfegi, 10000 Adet Magnum 300 fisegi, 5000 Adet Cal. 50 fisegi alindigi, bunlarla ilgili olarak 19.2.1996 tarih ve 4016 sayili yazida açiklandigi üzere son kullanici belgesindeki 10 ayri kalem malzemeden bir kisminin gönderildigi ve kullanici olan Özel Harekat Daire Baskanligina orijinal ambalajli olarak teslim edildigi, kurulan muayene ve kabul komisyonunca kabulünün yapildigi ve ayniyatinin kesilerek 15.11.1994 tarihinde kuvve kayitlarinin alindigi,

23.12.1993-15.6.1994 tarihleri arasinda da,

100 Adet 5,56 mm Galli Tüfek, 20 Adet 7,62 mm Galli Tüfek, 100 Adet 9 mm Jeriko 028 Otomatik Tabanca, 60 Adet 9 mm Jeriko 94/15 Otomatik Tabanca 100 Adet 9 mm Mini Uzi Otomatik Tabanca, 90 Adet 9 mm Mikro Uzi Otomatik Tabanca, 40 Adet 9 mm Uzi Seyyar Dipçikli Tabanca, 50 Adet 9 mm Uzi Sabit Dipçikli Tabancanin Israih Hospro Firmasi tarafindan hibe ve bedelsiz olarak Emniyet Teskilatina gönderildigi, tamaminin Özel Harekat daire Baskanliginin taleplerine dayali olarak tesellüm belgesi ile bu daireye zimmetle teslim edildigi bildirilmistir.

Konu hakkinda Içisleri Bakanligi Mülkiye Müfettislerince sorusturma yürütülmekte oldugu, Emniyet Genel Müdürlügü demirbasina intikal etmesi gereken malzemelerin kuvve kayitlarinin bulunmayisi ve Susurlukta meydana gelen kazada araç içerisende tespit edilen, sari ambalaj kutulari üzerinde ``Emniyet Genel Müdürlügü Ankara-Turkey, 5,56 mm 55109 Nato Standart'' yazisina havi olusu, Emniyet Genel Müdürlügü tarafindan bu malzemelerin o araçta nasil bulunduklari konusuna her kademedeki konuyla ilgili amirinin cevap vermesini gerektirecek vahamette ve düsündürücü bir olay olarak gözükmektedir.Çünkü Korkut Eken'in ifadesinde de belirttigi gibi ``Bu silahlarin nerede oldugunu söylemek devlet sirridir.'' sözü ayrica düsündürücüdür.

Mehmet Özbay'a ait 1996/1136 sayili silah tasima dosyasinda, birbirinden farkli, ancak ayni içerikli iki ayri islem bulunmaktadir. Mehmet Çakir isimli kisinin istanbul Valiligine yaptigi müracaat üzerine, ilgilinin hayatinin harici ve ciddi tehlike altinda oldugundan bahisle silah tasima ruhsati talep etmis, konu Emniyet Genel Müdürlügüne intikal ettirildiginde, yapilan tahkikat sonucunda ilgilinin hayatinin harici ve ciddi bir tehlike altinda olmadigi teklifi ile Isisleri Bakanina ruhsat verilip verilmeyecegi hususu onay olarak sunuldugunda, Içisleri Bakani silah tasima ruhsati verlimesini uygun bulmus ve daha sonra da silah satin aldirilmasi ve tasima ruhsati düzenleme islemleri tamamlanmistir. Bu islemden dört ay sonra bu kere Mehmet Çakir bir dilekçe ile silahini Mehmet Özbay'a hibe etmek istedigini, Mehmet Özbay'da silahi hibe olarak almayi ve hayatinin harici ve ciddi tehlike altinda oldugundan bahisle tasima ruhsati talebinde bulunmustur. Ayni islemlerin, ayni sekilde yürütülmesi sonucunda Mehmet Özbay'in hayatinin harici ve ciddi tehlike altinda olmadigi belirtilerek onay olarak sunuldugunda, Içisleri Bakani Silah Tasima ruhsati verilmesini uygun bulmus ve ilgilisi hem hibe olarak silah almis hem de tasima ruhsati sahibi olmustur.

Bu noktada gerek Atesli Silahlar ile diger aletler hakkinda yönetmeligin 7/a maddesi, gerekse 6136 sayili kanun ve Içisleri Bakanligi Teskilat ve Görevleri hakkinda 3152 sayili Kanunun 5. maddesi hükmü geregince, bu uygulama sonucu sorumluluk teklifi yapan Genel Müdürlere iliskin olmayip 3152 sayili kanun

Madde 5-Bakan, Bakanlik kurulusunun en üst amiridir ve Bakanlik hizmetlerini mevzuata, hükümetin genel siyasetine, millî güvenlik siyasetine,kalkinma planlarina ve yillik programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanligin faaliyet alanina giren konularda diger bakanliklarla isbirligi ve koordinasyonu saglamakla görevli ve Basbakana karsi sorumludur.

Bakan, emri altindakilerin faaliyet ve islemlerinden sorumlu olup, Bakanlik merkez, tasra teskilati ile bagli kuruluslarinin faaliyetlerini, islemlerini ve hesaplarini denetlemekle görevli ve yetkilidir.

Yönetmelik Madde 7 - Içisleri Bakani;

a) (Degisik: 28/1/1994 - 94/5297 K.) Hayatlari harici ve ciddi bir tehlikeye maruz bulunan Türk vatandasi ve yabanci uyruklular ile sehit edilen emniyet hizmetleri sinifi personelinin esi, çocuklari, annesi ve babasina müracaat etmeleri durumunda,

b) 25/3/1988 tarihli ve 3419 sayili Bazi Suç Failleri Hakkinda Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun ile mülga 5/6/1985 tarihli ve 3216 sayili Kanun uyarinca teslim olan veya güvenlik kuvvetlerine yardimci olduklari için hayatlari koruma altina alinanlara,

silah tasima izni verebilir.

Yukaridaki fikra uyarinca verilen bu izin gerektiginde veya verilis sebebinin ortadan kalkmasi halinde geçerlilik süresine bakilmaksizin bu Yönetmelik hükümlerine göre geri alinabilir.

Içisleri Bakani gerekli gördügü takdirde, birinci fikranin (a) bendinde belirtilen yetkisini yazili olarak il valilerine tamamen veya kismen devredebilir.

Tasima ruhsati verilecek kamu görevlileri

hükmüne göre onay veren Bakana ait olacaktir Ilgili Bakan için bu uygulama madde metninden de anlasilacagi üzere siyasî sorumluluk disinda, idari sorumlulukta doguracaktir. Bu yönüyle bakildiginda yasa koymanin amacinin keyfi islem yapilmasini önlemek oldugu kendiliginden görülecektir.

Bir diger yönden silah ruhsati için ikametgah ilmühaberi yönünden polis müfettislerince yapilan sorusturmada bir baskomiser ve bir polis memuru hakkinda TCK 240.maddesi geregince islem yapilmasi teklif edilmis, Fatih Kaymakamligi tarafindan ikametgah ilmühaberini düzenleyen Mahalle Muhtari hakkinda da aaçilan sorusturmanin devam etmekte oldugu anlasilmistir.

Mehmet Özbay adina Besiktas Nüfus Müdürlügünce sahte nüfus cüzdani düzenleme islemi yönünden konu Içisleri Bakanligindan sorulmus, verilen cevapta konu hakkinda Mülkiye Müfettislerince sorusturma yürütüldügü ve henüz sonuçlanmadigi bildirilmistir.

Söz konusu silah ruhsatinin düzenlenmesi konusunda Içisleri Bakanligi Teftis Kurulu Baskanliginca açilan sorusturma henüz sonuçlanmamistir.

Komisyonumuzca Susurlukta meydana gelen trafik kazasinda ölen Hüseyin Kocadag Abdullah Çatli (Mehmet Özbay ve Mehmet Özbey ile Sahin Ekli isimleri dahil olmak üzere) Gonca Us gibi olaya karisanlarin mal varliklari ile ilgili bir incelemenin Maliye Bakanliginca yapilip yapilmadiginin soruldugu, alinan cevapta, sorulan kisiler hakkinda arastirmalar yapilmakta oldugu, gerektiginde hesaplar üzerinde inceleme yaptirilacagini, halen sonuçlanmis bir inceleme ya da arastirma bulunmadigi bildirilmistir.

Maliye Bakanligindan sifahen yapilan talep üzerine Abdullah Çatli isimli sahsa Maliye Müfettisi ünvani ile hususi pasaport verilmesi konusunda Maliye Bakanligi Teftis Kurulu Baskanliginca yapilan inceleme sonucu istenilmis, alinan cevabi yazida,

1.01.1994-3.11.1996 tarihleri arasinda Bakanligimiz personelinden kimlere hususi pasaport verildigi, baska olaylarin olup olmadiginin tespiti açisindan Emniyet Genel Müdürlügünden istenilmis olmasina ragmen, bu konuda bilgi alinamamistir.

Öte yandan, Abdullah Çatli'ya Mehmet Özbay adi ve Maliye Müfettisi unvani ile hususi pasaport verilmesine esas teskil eden ``Pasaport Talep Formu'' ve eki ``Belge'' deki Personel Genel Müdürlügü Daire Baskani Çetin Kivci yerine atilan imzalarin bu kisiye ait olmadigi ve bu belgelerdeki tarih ve sayi numaratörlerinin Bakanligimiz Personel Genel Müdürlügü ve Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlügünde kullanilanlara uymadigi, ayrica, Raporun 2.7. bölümünde ayrintili olarak açiklandigi üzere bu belgelerin hiç bir sekilde igfal kabiliyetinin de bulunmadigi

kanaatine varildigi belirtilmektedir.

Özellikle Maliye Bakanligi Müfettisi ünvani ile yesil pasaport alinmasi hususunun ciddi bir boyutla irdelenmesi, özellikle kumarhanelerin kontrolu ve denetimi yetkisi de bulunan bu müfettislerin görev alanlari yönünden sahte pasaport düzenlenmesi isi bir kat daha ciddiyet kazanmaktadir.

Komisyonumuz tarafindan Adalet Bakanligi Ceza Isleri Genel Müdürlügünden talep edilen dosyadaki belgeler üzerinde yapilan incelemede, Mehmet Özbay sahte isimli Abdullah Çatli'nin sürücü belgesi almasina iliskin islemlerde gerekli olan ilkokul diplomasindaki resmin görüntü olarak bozuk olmasina karsilik Birecik ilçesi Meydan Köyü Ilkokulundan alindigini gösterir Bes sinifli Ilkokul Diplomasina göre belgenin dogrulugu 5 yillik Ilkokul egitimine iliskin süre yönünden incelendiginde 12 yasinda yani normal süresi içerisinde Ilkokul tahsili bitirilmis olarak görülmektedir.

Kayitlardaki açiklamalara göre Mehmet Özbay adinda Ingiltere'de yasiyan bir kisi bulundugundan, belgenin sahte oldugunu söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir. Ancak bu belge kullanma yönüyle Abdullah Çatli tarafindan sahte belge olarak sürücü belgesi olma isleminde kullanilmistir.

Meral Çatli'nin Komisyonumuza verdigi ifade sirasinda, trafik kazasinin olmasindan 15 gün önce evlerinin önündeki otomobillerinin altina bomba konuldugunu belirtmesi üzerine konu Istanbul Emniyet Müdürlügünden sorulmus, alinan cevapta, 22.10.1996 günü sabah 7.40 civarinda Bakirköy Ilçesi Senlikköy Mahallesi Füze Sokak 23 numarali binanin önünde kaldirim üzerine pimi çekilmis vaziyette bir adet MKE yapisi savunma tipi el bombasinun meçhul kisilerce birakildigi tespit edilmis ve uzmanlarca bombanin daha sonra imha edildigi belirtilmistir.

Komisyonumuz kaza'dan sonra ve özellikle kaza yapan araçta ortaya çikan silahlar ve bunlara ait mühimmat ile silahi olmamasina karsilik mühimmat olarak bulunan malzemeler dikkate alinmak suretiyle Istanbul Emniyet Müdürlügünden Abdullah Çatli'nin evinde arama yapilip yapilmadigi sorulmus, 6 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 13.1.1997 tarihli arama kararina göre (Olaydan 70 gün sonra)14.1.1997 tarihinde arama yapildigi ve Istanbul Emniyet Müdürlügüne herhangibir suç deliline rastlanamadigi bildirilmistir.

Tüm olaylarin içerisindeki kisilerin birbirlerini taniyip tanimadiklari sorusuna ise Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciligi tarafindan düzenlenen iddianame net olarak cevap vermektedir.Bu baglamda kisilerin birbirleriyle yaptiklari telefon görüsmelerine iliskin liste olayin boyutlarini,nicelik ve niteliklerini ortaya koymaktadir.Buna göre;

Abdullah Çatli tarafindan Haziran,Temmuz ve Ekim aylarinda Sedat Bucak 13 kez,kazadan önce 1-3 kasim tarihleri arasinda 16 kez,Sami Hostan'i Temmuz-Eylül 1996 aylarinda 30 kez,Ali Fevzi Bir'i Temmuz-Eylül 1996 aylarinda 32 kez,Ercan Ersoy'u Haziran,Temmuz Ekim 1996 aylarinda 22 kez,Ayhan Çarkin'i Haziran-Agustos 1996 aylarinda 19 kez,Enver Ulu'yu Agustos Ekim 1996 aylarinda 7 kez,Oguz Yorulmazi Haziran-Agustos 1996 aylarinda 39 kez,Mustafa Altinok'u Haziran,Temmuz 1996 aylarinda 23 kez,Haluk Kirciyi Temmuz-Eylül 1996 aylarinda 32 kez,Osman Dilber'i (Oguz Yorulmazin mekan tanigi) temmuz 1996 ayinda 6 kez,Oguz Yorulmazla irtibat kurmak için Selvi Özmen'i Temmuz,Agustos,Ekim aylarinda 13 kez,27.8.1996 tarihinde gözaltinda iken Oguz Yorulmazi 1 kez,Sami Hostan'i 2 kez telefonla aradigi görülmüstür.

26.12.1994-24.1.1995 tarihleri arasinda bir aylik sürede Sami Hostan'i 26 kez,Ali Fevzi Bier'i 5 kez,Korkut Eken'i 16 kez,Ibrahim Sahini 13 kez,Sedat Edip Bucagi 4 kez,Ziya Bandirmalioglu'nu 2 kez,Ayhan Akçayi 3 kez aradigi,

Ercan Ersoy'un Haluk Kirci'yi 26-27 temmuz 1996 tarihlerinde 5 kez,Sami Hostan'i 30 Temmuz 1996 da 1 kez,Abdullah Çatliyi 26 Temmuz 1996 da 1 kez,Ali Fevzi Bir'i 30 Temmuz 1996 tarihinde 1 kez aradigi,

Oguz Yorulmaz'in Abdullah Çatliyi 29.7.1996 da 4 kez,Haluk Kirciyi 25,26,27 ve 29 Temmuz 1996 da 11 kez,Korkut Eken'i 29.7.1996 da 4 kez,Osman Dilberi 25,26 ve 29 Temmuz 1996 tarihlerinde 7 kez aradigi,

Ayhan Çarkin'in Abdullah Çatli'yi 27,28 temmuz 1996 da 4 kez,Agustos 1996 da 7 kez,Sami Hostan'i 27.7.1996 da 1 kez,Osman Dilberi 28,30,31 Temmuz tarihlerinde 5 kez,Haluk Kirci ve Abdullah Çatli tarafindan kullanilan bir baska telefonu Haziran-Agustos 1996 aylarinda 23 kez aradigi,

Haluk Kirci'inin Abdullah Çatli'yi muhtelif telefonlarindan 25-29 temmuz 1996 tarihlerinde 26 kez,Ayhan Çarkin'i 25-27 Temmuz 1996 tarihlerinde 7 kez,Oguz Yorulmazi 25-27,29-30 Temmuz 1996 tarihlerinde 11 kez,IAli Fevzi Bir'i 27 Temmuz 1996 tarihinde 1 kez aradigi,

Ali Fevzi bir'in Ercan Ersoy'u 27 Temmuz 1996 tarihinde 1 kez,Haluk Kirci'yi 27 Temmuz 1996 tarihinde 1 kez,Sami Hostan'i 27-31 temmuz 1996 tarihlerinde 2 kez,Oguz Yorulmazi 25-30 Temmuz tarihlerinde 2 kez aradigi,

Korkut Eken'in Abdullah Çatli'yi 26.12.1994-24.1.1995 tarihlari arasindaki dönemde 26 kez,Sedat Edip Bucagi 11 kez aradigi,

Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciligi tarafindan tespit edilmistir.

B- ÖMER LÜTFI TOPALIN ÖLDÜRÜLMESI ILE ILGILI

DEGERLENDIRME

Emperyal Kumarhameleri isletmecisi olan ve kamuoyunda isletmelerinden çok yüksek gelir sagladigi degerlendirilmesi bulunan Ömer Lütfi Topal, 28.7.1996 tarihinde saat 23.30 siralarinda Istanbul Sariyer ilçesi, Tazeceviz Sokakta, içerisinde bulundugu 34 BTG 96 plakali otomobilinde otomatik silahlarla taranarak öldürülmüstür.

Olay mahallinde suçta kullanilan 2 adet Kalashnikov marka otomatik tüfek, bu tüfeklere ait sarjörler, 47 adet dolu 9 adet bos kovan bulunmustur. Ayni gün polise telefonla yapilan bir ihbarda olayi gerçeklestiren kisilerin 34 KN 288 plakali araç ile kaçtiklari bildirilmis ve bu araç Istinye Polis Karakolu idaresinde terkedilmis olarak bulunmus ve araç içerisinde 9 mm. çapinda UZI marka makinali tabancalara ait 1 adet sarjör, 9 mm. çapinda MKE yapisi IZZ marka 9 adet mermi, 7.62x39 mm. çapinda Kalashinkov marka tüfeklere ait 2 adet sarjör ve 7.62x39 mm. çapinda 27 adet fisek bulunmustur. Ancak, UZI marka sarjörlerin ait oldugu silah bulunamamis ve muhtemelen olay faillerinin kaçarken yanlarinda götürdükleri kanaatine varilmistir. Bu otomobil hakkinda yapilan arastirmada 24.04.1995 tarihinde Ankara Ilinde çalinmis oldugu ve gerçek plakasinin 06 V 7550 oldugu tesbit edilmistir.

Bu olayin Istanbul Emniyet Müdürlügünce tahkikatinin yapildigi sirada 25.08.1996 tarihinde Asayis Sube Müdürlügü Cinayet Büro Amirligine ismini bildirmeyen bir kisi tarafindan telefonla yapilan ihbarda, Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülmesi olayinin faillerinin Ayhan ÇARKIN, Ercan ERSOY, Oguz YORULMAZ isimli Özel Harekat Dairesi polis memurlari ile Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR isimli kisiler olduklarini bildirmistir.

Ancak anilan polis memurlari o sirada Özel Harekat Daire Baskanliginda görevli olmayip, bunlardan Ercan ERSOY halen Izmir'de Genel Hizmetlerde görevli oldugu, Ayhan ÇARKIN ve Oguz YORULMAZ ise Istanbul Özel Harekat Subesinde görevli olduklari anlasilmistir.

Bu ihbar üzerine adi geçenler 28.08.1996 tarihinde Istanbul Emniyet Müdürlügü Asayis Sube Müdürlügünde gözaltina alinmislar, bu kisiler hakkinda Istanbul Emniyet Müdürlügünce arastirma devam ettigi sirada dönemin Içisleri Bakani Mehmet AGAR, (Dönemin Istanbul Emniyet Müdürü Kemal YAZICIOGLU, Müdür Yardimcisi Bilgi ÜNAL, Emniyet Genel Müdürlügü Özel Harekat Daire Baskan V. Ibrahim SAHIN ve bizzat Bakan Mehmet AGAR'in beyanlarina göre) Emniyet Genel Müdürünün bilgisi disinda Genel Müdür Yardimcisi Halil TUG'u Istanbul'a göndererek gözaltina alinan memurlarin neden alindigini sordurmus, daha sonra da bizzat Istanbul'a gelerek Vali Beyin bilgisi disinda Istanbul Emniyet Müdürüyle görüsmüs ve polislerle ilgili bir delil olup olmadigini sormus, Emniyet Müdürünün herhangi bir delile rastlanmadigini söylemesi üzerine adi geçenlerin Genel Müdürlükte sorgulanmak üzere Ankara'ya gönderilmelerini istemis, bundan sonra Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim SAHIN'i görevlendirerek adi geçen polis memurlarinin ve 2 sivil sahsin Ankara'ya getirilmesini emretmistir. Ibrahim SAHIN de yanina bir Komiser ve iki polis memuru alarak Istanbul'a gelmis ve Müdür Yardimcisi Bilgi ÜNAL'la görüserek sözkonusu polis memurlarinin ve sivil kisilerin kendilerine teslimini istemis, adi geçenleri gazetecilerin görmemesi için Çamlica Turnikelerinin disinda tutanak karsiliginda teslim alarak Ankara'ya götürmüs ve Emniyet Genel Müdürlügünde yapilan sorgulama sonucunda adi geçenlerin cinayet saatinde baska yerde bulunduklarina iliskin mekan taniklari göstermeleri ve bu taniklarin beyanlari sonucu saniklarin suçlanmalari için ciddi bir bulgu elde edilemedigi gerekçesiyle serbest birakilmislar ve daha sonra da Sanliurfa Milletvekili Sedat E.BUCAK'in istemi üzerine kendisine koruma polisi olarak görevlendirilmislerdir.

Her ne kadar ANAP Genel Baskani Mesut YILMAZ, Ömer Lütfi TOPAL Cinayeti ile suçlanan 3 polis ile Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR'in sorgulamalarinin video ve teyp kasetine alindigini iddia etmisse de, Istanbul Emniyet Müdürü, bütün beyanlarinda israrla, sorgulamanin kaset ve banda alinmadigini söylemistir.

Emniyet Genel Müdürlügü Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim SAHIN, Istanbul'da meydana gelen bir olayla ilgili olarak polis memurlarinin sorgusunun Genel Müdürlükte yapilmasinin normal bir uygulama olmadigini belirtmistir.

Öte yandan CMUK'nun 154 ncü maddesinin 2 nci fikrasinda yeralan ``Bütün zabita makam ve memurlari, elkoyduklari olaylar ve yakalanan kisiler ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet Savcilarina derhal bildirmek ve C.Savciliginin adliyeye iliskin islerde bütün emirlerini yerine getirmekle yükümlüdürler.'' hükmüne ragmen bu olayla ilgili olarak yakalanan polis memurlari 30 saat Istanbul'da gözaltinda tutulduklari halde görevli Cumhuriyet Savciligina bilgi verilmeksizin Emniyet Genel Müdürlügüne götürülmeleri ve burada yapilan sorgu sonucu yine C.Savciligina bilgi verilmeksizin serbest birakilmalari açikça yasaya aykiridir.

Ancak, saniklarin serbest birakilmalarinin bir sebebinin de Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülmesi olayi sebebiyle tanik olarak ifadeleri tespit edilen sahislarin olay anini görmedikleri, eylemin karanlikta yapilmasindan dolayi saglikli bir eskal veremedikleri, teshis yapamayacaklari anlasildigindan olay sebebiyle gözetim altina alinan sahislar ve taniklar arasinda herhangi bir teshis ve yüzlestirme islemi yapilmamasi oldugu, dosya tetkikinden anlasilmistir,

Adi geçen kisiler bu sekilde serbest birakildiktan sonra Istanbul Emniyet Müdürlügüne gelen Istihbari bilgiler üzerine Istanbul Emniyet Müdürlügü tarafindan arastirmalar sürdürülmüs ve bu kisilerin bu olaya istirak ettikleri hususunda adi geçenlerin telefon görüsmeleri gibi bazi emareler elde edildigi bildirilerek bu durum bizzat Istanbul Emniyet Müdürü tarafindan Sayin Cumhurbaskani'na ve Sayin Basbakan'a sifahi olarak arzedilmistir.

Bu olayla ilgili olarak Istanbul Emniyet Müdürlügünde sürdürülen arastirmalar sirasinda Ö.Lütfi TOPAL'in öldürülmesinde kullanilan ve olay yerinde terkedilen Kalashinkov marka tüfeklerden birinde, bu tüfegin iki sarjörünü birbirine monte etmekte kullanilan koli bantinin iç yüzeyinde bulunan sag orta parmak yarim bogum parmak izinin mukayese çalismalarinda, bu parmak izinin 26.02.1992 tarihinde sahte pasaport ile Atatürk Hava Limanindan çikis yapmak istedigi sirada yakalanan Sahin EKLI isimli kisiye ait oldugu tesbit edilmistir. Sahin EKLI ile ilgili kayitlarin arastirilmasinda, bu kimligi kullanarak sahte pasaportla yurtdisina çikmak isteyen kisinin gerçek kimliginin Abdullah ÇATLI oldugu tesbit edilmis, Bunun üzerine Abdullah ÇATLI'nin kayitlarda gerek kendi adina gerekse Mehmet ÖZBAY adina mevcut bulunan parmak izleri ile ölümünü müteakip Nevsehir Devlet Hastanesi morgunda alinan parmak izlerinin mukayesesi yapilmis ve sonuç olarak suç aleti tüfegin sarjörlerini monte eden koli banti iç yüzeyindeki parmak izinin Abdullah ÇATLI'ya ait oldugu kesinlik kazanmistir. Bu durumda Abdullah ÇATLI'nin Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülmesi olayina istirak ettigini bu somut delille tesbit edilmis, ancak adi geçenin bizzat tetigi çeken mi, yoksa tüfegi hazirlayan mi oldugu tam olarak tesbit edilememistir.

Bu sekilde, Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülmesine istirak ettigi tesbit edilen Abdullah ÇATLI'nin bu olay sebebiyle gözaltina alinan kisilerle ve Istanbul DGM Cumhuriyet Bassavciliginca tahkikati yapilan (Cürüm islemek için tesekkül olusturmak suçuna iliskin) olaylarda adi geçen kisilerle iliskileri arastirildiginda;

Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR, Ömer Lütfi TOPAL'in Istanbul Intercontinental Otelindeki kumarhanesinin % 50 oraninda ortaklari oldugu, Abdullah ÇATLI'nin sik sik bu kumarhaneye geldigi, Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR ile idare odasinda oturup, uzun görüsmeler yaptiklari, keza Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR'in de Ankara Iline gittiklerinde Sedat Edip BUCAK'in yazihanesinde Abdullah ÇATLI ile bulustuklari ve görüstükleri ve bu kisiler arasinda uzun süredir yakin iliskiler oldugu bizzat Sami HOSTAN'in kardesi Sedat HOSTAN'in ifadesi ve diger ifade ve delillerden ve telefon tesbit tutanaklarindaki görüsme detaylarindan anlasilmistir.

Dosya içerisinde mübrez bulunan ve yukari bölümlerde izahi yapilan ve Siverek Ilçesinde Sedat BUCAK'in ikametgahinda çekildigi tesbit edilen ve Ömer Lütfi TOPAL'in öldürüldügü tarihlere yakin zamanlara tekabül eden günlerde çekilmis oldugu tesbit edilen fotograflarda bu kisiler arasindaki yogun iliskileri teyit etmektedir.

Ö.Lütfi TOPAL olayi sebebiyle gözaltina alindiktan sonra Ankara Emniyet Genel Müdürlügüne götürülerek orada kisaca ifadesi alinan Sami HOSTAN bu ifadesinde Ö.L.TOPAL'in öldürüldügü tarihlerde Marmaris Grand Azur Otelinde konakladigini belirterek, otelin faturalarini ibraz etmistir. Ancak, dosyada mübrez bu fotograflarin incelenmesinde, konaklayan kisilerin Sami HOSTAN ve aile efradi olduklari görülmekle beraber gerek rezervasyonunun gerekse faturalarin Mehmet ÖZBAY (Abdullah ÇATLI) adina düzenlenmis oldugu görülmüs ve bu husus Sami HOSTAN ve Abdullah ÇATLI arasindaki iliskilerin baska bir göstergesi olmustur. Yine Sami HOSTAN'in kardesi Sedat HOSTAN'in ifadesine göre 03.11.1996 tarihinde Susurluk Ilçesi civarinda meydana gelen kazada Abdullah ÇATLI'nin ölümü ilk kez kendisine duyurulan kisilerden biri de Sami HOSTAN'dir. Bu haber üzerine Sami HOSTAN derhal olay yerine gitmek için harekete geçmis durumu ortagi Ali Fevzi BIR'e de bildirmis ve Susurluk'a gitmek üzere Istanbul Bogaz Köprüsü çikisinda bulusmuslar ve orada karsilastiklarinda ``Abdullah'i kaybettik'' diye birbirlerine sarilmislar ve oradan hareketle Susurluk Devlet Hastanesine gitmislerdir. Abdullah ÇATLI'nin Susurluk Devlet Hastanesindeki cenazesini, Abdullah ÇATLI'nin diger yakinlari ile birlikte Nevsehir Iline götürmüsler ve orada defnedilmesinde hazir bulunmuslardir. Abdullah Çatli'nin birçok eyleminde Sami HOSTAN onun yaninda bulunan kisilerden birisidir.

Abdullah ÇATLI ile bu sekilde çok yakin ve karmasik iliskilerde bulunan Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir'in, Sedat Bucak ve onun yaninda koruma polisi olarak görevlendirilen ve iddianamede sanik olarak adi geçen polis memurlari Ayhan Çakir, Ömer Yorulmaz ve Ercan Ersoy ile de yakin derecede iliskileri bulunmaktadir. Nitekim adi geçenler Abdullah Çatli'yi Mehmet Özbay adiyla S.Edip Bucak'in koruma görevine basladiktan sonra tanidiklarini söylemis iseler de, Istanbul DGM C.Bassavciliginda yapilan arastirmada yapilan telefon tesbitlerinde, Abdullah ÇATLI'nin kullaniminda olan çok sayida cep telefonlari ile çok uzun süreden beri yogun telefon görüsmeleri yaptiklari tesbit edilmistir. Bunun üzerine adi geçenlerin sanik sifati ile alinan ifadelerinde Abdullah ÇATLI'yi birkaç yildan beri tanidiklarini ve onunla sik sik görüstüklerini ifade ettikleri görülmüstür.

Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülmesi olayi ile ilgili olarak yapilan hazirlik tahkikati Sariyer Cumhuriyet Bassavciliginin 1996/3514 Hazirlik numarali evrakinda halen sürdürülmekte olup yukarida izah edilen tesbitler Sariyer Cumhuriyet Bassavciliginca da yapilmistir.

Ömer Lütfi TOPAL cinayeti, Abdullah ÇATLI ve 3 Özel Harektat polisinin karistigi iddiasi nedeniyle Istanbul DGM Bassavciliginca Hazirlik Sorusturmasi yapilmakta olan Susurluk Olayi ile birlestirilmis ve bu açidan da sorusturma devam etmektedir.

Ayrica, gözaltina alinan polis memurlarini savciliga haber vermeden Ankara'ya gönderen ve götüren görevliler hakkindaki islem dosyalari, görev yerleri itibariyle Istanbul ve Ankara C. Bassavciliklarina gönderilmis,

Dönemin Içisleri Bakani Mehmet AGAR hakkindaki islem dosyasi da Anayasanin 100. maddesi geregince TBMM'ye sevk edilmistir.

Görüldügü gibi olay yargiya intikal etmis ve görevli mahkemeler (Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Sariyer Cumhuriyet Bassavciligi, Istanbul C.Bassavciligi ve Ankara C.Bassavciligi) konuyu kendilerine bakan yönleriyle sorusturmaya baslamislardir.

Ömer Lütfi TOPAL'in neden öldürüldügü sorusunun cevabi arastirilirken önceelikle geçmisteki ihtilaflarina ve olaylarina bakmak gerekmektedir. Bunlardan bazilari;

1- 1994 yilinda Akgün Otel yakinindaki otoparkta Bülent FIRAT'in öldürülmesi,

2- Ayni olayla baglantili olarak, 1995 Necdet ELMAS, Metin ÖZEN, Mehmet BAYAR ve Erzem KAYA ‘nin dövülmesi,

3- Bodrum Regata Otelde, Ömer Lütfi TOPAL'in ortagi Hikmet BAYBASIN'in öldürülmesinde Ömer Lütfi TOPAL'in azmettirici olarak yer almasi,

Öte yandan maktülün avukati Ekrem MARAKOGLU'nun iddiasina göre; Ömer Lütfi TOPAL'in öldürülebilmesi için Emperyal Sirketler Grubunu çok büyük zarara sokacak maddi bir ihtilafin olmasi gerektigi,

Ömer Lütfi TOPAL'in haraç anlaminda birilerine hiçbir sey almadan para verecek bir yapisi olmadigini böyle bir isi ancak çok büyük bir baski karsisinda yapabilecegini,

Hüseyin KOCADAG ile Ömer Lütfi TOPAL'in önceleri çok yakin iliskileri oldugunu, zaman zaman Ibrahim POLAT'in da ortak oldugu, Polat Otelinin Gazinosunda sik sik beraberce oturduklari,

Ancak, sonradan Hüseyin KOCADAG ile Ömer Lütfi TOPAL arasina bir sogukluk girdigini, hatta Hüseyin KOCADAG bir seferinde kendisini görmek için Pente Gazinosuna geldiginde Yigit ismindeki görevlinin ``Ömer bey buraya girmenizi istemiyor.'' dedigini, bunun sebebinin de geçmiste Ö.Lütfi TOPAL ile Mehmet ÖZCAN arasindaki ihtilafta Hüseyin KOCADAG'in Ömer Lütfi TOPAL'a karsi alevi olmasi dolayisiyla Mehmet ÖZCAN'i tutmasinin olabilecegini,

Kendisinin 7 HAZIRAN 1994 tarihinde Ömer Lütfi TOPAL ile birlikte Müdüriyet odasindayken VIP salonu monitöründen Necdet MENZIR ile Hüseyin KOCADAG'i gördügünü, bütün casinolarda video kayit sistemine bagli kameralarin bulundugunu, bunun herhangi bir itiraz durumunda kullanildigini; ancak Murat TOPAL tarafindan bu kasetlerden birisinin fotograflandigi ve bu fotograflardan birinin Hüseyin KOCADAG'a gösterildigini, sonraki konusmalarinda Hüseyin KOCADAG'in bu konudan ne kadar rahatsiz oldugunu belirttigini ve genelde Klasis'e giden Necdet MENZIR'i sanki kendisi santaj yapmak istermisçesine oraya özellikle götürdügü gibi bir durumun ortaya çiktigini, ancak resmin kritik dönemlerde dahi ortaya çikmamasinin kendisine bir güvence verdigini söyledigini,

Ayrica, Ömer Lütfi TOPAL'a ait otellerin özellikle bayram tatillerine iliskin misafir listelerinde çok sayida yargi mensubuna rastlanabilecegini, yine ayni sekilde Tepebasi Emperyalda sirf yargi mensuplarinin yemek ve diger ihtiyaçlarini karsilayan bir lokal olusturuldugunu, bunun da Ömer Lütfi TOPAL'in adli sistem içinde kendisine güvence olacak bir iliski kurmak istedigini gösterdigini,

Adi geçen, Ömer Lütfi TOPAL'in gayriresmi karisi Hilal ALTINTAS'in beyanina da dayanarak, maktulün ölümünden bir gün önce Ispanya'da bulunan Giresunlu uyusturucu kaçakçisi Ismail TANK isimli sahislar telefonda uzun ve sert bir tartisma yaptigi, bunun gözönüne alinmasi gerektigi.

Maktülün ortaklari Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR ile aralarinin iyi olmadigi onlari sevmedigi, hatta Aliço denilen Ali Fevzi BIR'in Casinolar Genel Müdürü Ahmet KARA'ya, Ömer Lütfi TOPAL'in kendi kar hissesini tam vermediginden sikayet ettigi, ancak, Ömer Lütfi TOPAL ile Sami HOSTAN ve Ali Fevzi BIR arasinda herhangi bir ihtilaf bulunduguna sahit olmadigini,

Öte yandan cinayette kullanilan kalasnikof silahin jarjör bandi üzerinde parmak izi bulunan Abdullah ÇATLI ile bu kisilerin yakin iliski içinde olduklari bilinmekte.

Böylece, bu kisilerin cinayeti islemis olabilecekleri sonucuna varmaktadir.

Dikkate alinmasi gereken bir baska konu da; Ömer Lütfi TOPAL'in Avrupa ve ABD'ye yönelik uyusturucu kaçakçiligindan 5 yil hapis cezasi verildigi, ayrica Bülent FIRAT ve Hikmet BAYBAS'in öldürülmesi ve Necdet ELMAS ve arkadaslarinin dövülmesi olaylarinda azmettirici olarak yargilandigi halde adli mercilerden rahatlikla iyi hal kagidi alarak tali oyunu salonlarini isletme izni alabildigi, orada her ne kadar adli mercilerin bilgisayarlarinda sabika kaydi kontrolü yapilirken kimlik bilgilerindeki harf ve rakam degisiklikleri yapildigi, Örnegin, 4.1.1995 tarihinde Istanbul Sicil Müdürlügüne yazilan dilekçede isim Ömer Lütfi yerine Ömer Lütfü yazildigi, diger taraftan, adigeçen tarafindan 25.3.1994 tarihinde Adli Sicil ve Istatistik Genel Müdürlügü'ne yazilan dilekçede, baba adi Mevlüt olmasina karsin, Mevlut yazildigi, Malatya Cumhuriyet Savciligina yazilan 5.7.1994 tarihli dilekçede dogum tarihi 1942 olmasina ragmen 1994, ayni sekilde dogum yeri Akçadag olmasina karsin Malatya yazildigi anlasilmaktadir.

Bütün bunlarin bilmeden yapilmis olmasi düsünülemiyeceginden bu hususlarin Adalet Bakanliginca ayrintili bir sekilde incelenmesi ve benzer suistimallerin bir daha yasanmamasi için gereken önlemlerin alinmasi gerekmektedir.

Turizm Bakanligi tarafindan 30.12.1994 tarih 22157 sayili Resmi Gazete'de yayinlanan ``Talih Oyunlari Yönetmeliginin Bazi Maddelerinin Degistirilmesi Hakkinda Yönetmelik'' ile talih oyunu isletme izni için istimal ve istihlak kaçakçiligi hariç, kaçakçilik suçlarindan mahkumiyet bulunmama sarti aranildigi, Belirtilen nedenden dolayi, Talih Oyunlari Yönetmeligine göre Emperyal Otelcilik Turizm ve Ticaret A.S.'ye Talih Oyunlari Isletme Izinleri verilmemesi gerektigi anlasilmaktadir. Oysa Ömer Lütfi TOPAL'in sahibi oldugu Emperyal Otelcilik Turizm ve Ticaret A.S'nin turizm isletme belgeli 13 turizm kompleksi bünyesinde bulunan talih oyunlari salonlarina, Turizm Bakanligindan Talih Oyunlari Isletme Izni alarak çalistirdigi anlasilmistir. Emperyal A.S'nin Turizm Bakanligindaki islemlerinin incelemesi sonucunda, anilan sirketin kiraladigi talih oyunu salonlarindaki oyun araç ve gereçleri yerine, sanki bu araç ve gereçler yokmus gibi Turizm Bakanligi'na müracaat ettigi, bu durum Turizm Bakanligi yetkililerince bilinmesine ragmen çok sayida talih oyunu araç ve gereçlerinin bu sekilde ithaline Turizm Bakanliginca izin verildigi, Emperyal Sirketinin bu konuda yaptigi islemler hakkinda Turizm Bakanligi'na bilgi verilmesi istenilmesine karsilik, istenilen bilgileri genelde vermedigi ve sonuçta; önemli miktarda kayitdisi talih oyunu araç ve gerecinin yurtiçine girisine izin verildigi, Her yil Talih Oyunu Isletmecileri kayitli her oyun masasi için 15.000 $, oyun makinalari için 400-800 $'i Turizm Bakanligi'na ödemeleri gerektigi, sözkonusu oyun masasi ve makinalarinin kayitdisi tutuldugu, anilan sirketin Devlete ödemesi gereken katki paylarini ödemedigi, buna örnek olmak üzere, Mersin Hilton Oteli Isletmesi ile ilgili islemlerde, bu isletmenin 21.1.1994 tarihinde Turizm Bakanligi'na yazdigi yazida 11 adet oyun masasi ve 54 adet oyun makinasi oldugunu bildirmistir. Mersin Giris Gümrük Müdürlügünün 28.2.1994 tarih 3426 sayili yazisinda anilan sirketin 120 adet oyun makinasi ithal ettiginin belirtildigi,

Nitekim Turizm Kontrolörlerince Mersin Hilton Oteli Isletmesinde yapilan 20.12.1995 tarihli denetimde, tesiste 11 adet oyun masasi ve 54 adet oyun makinasi olmasi gerekiriken, uygulamada 19 adet oyun masasi ve 154 adet oyun makinasinin oldugu, 22.3 1996 tarihli denetimde, 18 adet oyun masasi, 154 oyun makinasi bulundugu, 1.6.1996 tarihli denetimde ise 20 adet oyun masasi, 1 adet at yarislari makinasi(23 kisilik) , 154 adet oyun makinasi buluntugu saptanmis, Bu usulsüzlükten dolayi anilan sirkete yalnizca, 3.150.000 Tl ceza kesilmesi önerilmistir.

Bu tespitlere göre anilan talih oyunu isletmesinin Turizm Bakanligi'na 1995 yilinda ödemesi gereken ücret (6 adet oyun masasi için 100.000 $ + 15.000 X 13 = 295.000 $ Oyun makinalari için ise 15 adet için 15.000$ geriye kalan 139 X 800= 131.200 $ Genel Toplam :421.200 $ olmasina karsilik, Turizm Bakanliginca 1995 yilinda 221.200 $, 1996 yilinda 250.000 $ alindigi dosyasindan görülmektedir. Buna karsilik bazi dosyalarda fiili durum esas alinarak sözkonusu hesaplamalar yapilmistir. (Örnegin, Antalya Lara Ofo Oteline ait dosya.) Görüldügü gibi Emperyal A.S'nin Devlete olan borç yükümlülükleri her bir oyun salonunda yillik 500.000 $' geçtigi, buna ragmen, 10.3.1994 tarihli Talih Oyunlari Yönetmeliginde Yapilan degisiklik ile Emperyal A.S'nin vermek zorunda oldugu her bir isletme için 600.000 $ teminat toplam 13 oyun salonu için 7.800.000 $ teminat, her bir isletme için 200.000 $ teminata indirilmistir. Böylece, Emperyal A.S'nin bütün oyun salonlari için vermesi gereken teminat mektubu 2.600.000 $ indirilmistir. Bu islemde dikkat çekici bulunmustur.

Buna göre, Turizm Bakanliginca Talih Oyunu Isletme Izni verilen bütün isletmelerin, talih oyunlari isletme izinlerinin ve fiilen kullandiklari oyun masalari ve oyun makinalarina göre ödemeleri gerekli ücretleri Turizm Bakanligina yatirip yatirmadiklarinin incelenmesi, varsa sorumlularin cezai ve hukuki sorumluluklarinin Turizm Bakanligi Teftis Kurulu ile Maliye Bakanligi Teftis Kurulunca müstereken tespiti, bu konudaki devlet zararlarinin belirlenerek öncelikle ilgili sirketlerden süratle tahsiline gidilmesi, bu mümkün olmadigi takdirde meydana gelen zararlarin sorumlularina müteselsilen tazmin ettirilmesinin yararli olacagi mütalaa edilmektedir. Ayrica kayitdisi kalan oyun masalari ve oyun makinalarinin süratle kayit altina alinmasi gerekmektedir. Talih Oyunu Isletmelerinin fiilen sahip olduklari oyun masalari ve oyun makinalarina ragmen, isletmelerin fiilen sahip olduklari oyun masalari ve oyun makinalarinin da yerine ithal izni vererek kayitdisi oyun masalari ve oyun makinalarinin olusmasina yol açan Turizm Bakanligi Yetkilileri hakkinda sorusturma açilmasi gerekmektedir. ABD'nin bu sekilde Türkiye'de takip ettigi bir kisinin sahibi oldugu Emperyal Sirketine, Türkiyede yaptigi islemlerde Ülkemizdeki Yetkili Mercilerce gereken incelemeler yapilmadan, ``Iyi hal Kagidi, ``Sabikasizlik Belgesi'' ve ``Talih Oyunu Salonlari Isletme Izni'' verilmesi düsündürücüdür. Bir baska husus: Ömer Lütfi Topal'in sahibi oldugu Emperyal A.S'nin Özellestirme Idaresi Baskanliginca satisa çikarilan HAVAS'in 23.01.1995 tarihli ihalesine katilmak üzere teklif vermesi üzerine, ABD'nin Ankara'daki Büyükelçiligince Dis Isleri Bakanligi'na 23.2.1995 tarihinde, HAVAS'i satin almaya talip olan adigeçenin, 1977 yilindan bugüne kadar Avrupa ve ABD'ne yönelik tesekkül halinde uyusturcu madde kaçakçiligina dair kayitlar bulundugu, bu suçtan mahkumiyetlerinin de oldugu belirtilerek, teklifinin degerlendirilmesinde ``Sirketin istigal mevzuu ve yapisi itibariyle 4046 sayili Özellestirme Kanununun genel ilkelerine uygun olmadigi'' gözönüne alinarak adi geçen Sirket ihale disi birakilmistir.

Daha da ötesi adi geçen kisiye Türk Hava Yollari tarfindan (Kendi ifadelerine göre) Kamu Kurumlari ve Özel Kuruluslarin üst düzey yöneticilerine verilen ve sahibine pek çok ayricalikli hizmet ve imkânlar saglayan Courtesy Card ' in nasil ve neden verildigi de ayrica degerlendirilmelidir.

C- SÖYLEMEZ KARDESLER ÇETESI ILE ILGILI DEGERLENDIRME:

Söylemez Kardesler Çetesi ile ilgili olarak konunun inceleme bölümünde saniklar, saniklarin isledikleri suçlar, magdur olanlar ve suç tarihleri ile saniklar hakkinda Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciliginca hazirlanan iddianamenin tarih ve sayisi belirtilmis olup,

- Söylemez Kardesler Çetesi ile ilgili olarak Meclis Arastirma Komisyonumuza intikal eden bilgi ve belgelerin incelenilmesi ve konu ile ilgili bazi kisilerin beyanlarina basvurulmasindan sonra yapilan degerlendirmede:

- Söylemez Kardesler Çetesinin, Mehmet SENA, Mehmet FAYSAL ve Mustafa SÖYLEMEZ kardesler tarafindan olusturuldugu ve bunlarin çetenin yöneticileri durumunda olduklari,

- Saniklardan Can KÖKSAL, Mehmet Siddik BAKIR, Nazif YAVUZ, Fevzi SAHIN, Nihat KOÇ, Ümit ATAY'in cürüm islemek için çete kurduklari, Zeki ATAY, Davut SAHIN, Halim APAYDIN, Cevdet KOÇAK, Kamil TÜRK, Numan OKMAN, Oktay SAGLAM, Muhsin ÇAYAN, Cafer ENGIN, Mehmet Sükrü ENGIN, Sevki ANLAR, Metin SAVCI, Fehmi UZAL, Çerkes GEBOLOGLU, Abdullah ALACA ve Süleyman SAHIN adli sahislarin da yardim ve yataklik ettikleri,

- Saniklardan Can KÖKSAL'in Jandarma Üsttegmen, Mehmet Siddik BAKIR ile Nazif YAVUZ'un Emniyet teskilatinda komiser yardimcisi ve Halim APAYDIN'in da Emniyet Teskilatinda Baskomiser oldugu, Numan OKMAN, Oktay SAGLAM, Kamil TÜRK, Cevdet KOÇAK, Muhsin ÇAYAN'in astsubay olduklari ve bu sahislarin ``Söylemez Çetesine'' yardim ve yataklik ettiklerinin Istanbul D.G.M Cumhuriyet Bassavciliginca hazirlanmis olan 27.12.1996 tarih ve 1996/1321 Esas ve 1996/1711 iddia, 1996/1584 sayili iddianamede de belirtmis oldugu,

- Türkiye Cumhuriyeti Yasalarina aykiri hareket eden çete mensuplari ile yardim ve yataklik eden sahislar hakkinda Devletin yetkili makamlarinin üzerine düsen görevi yaptiklari ve çetenin bütün mensuplarinin ortaya çikarilarak Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk edildikleri ve halen yargilamalarinin devam ettigi,

- Idari yönden de Devletin resmi makamlarinin bu çeteye katilan, yardim ve yataklik ettikleri belirlenen resmi kisilerin kurumlari ile ilisiklerini keserek görevlerini yapmis olduklari,

- Söylemez Kardesler ile Sedat BUCAK'lar arasinda bir kan davasi oldugu ve bunun, 1994 yili Ocak ayinda Ankara'da Söylemez Kardeslerin ortak oldugu Rumors Disko Bar önünde meydana gelen ve Bucak Asiretinden Memduh Sultan BUCAK ile arkadaslari Ahmet OYNAK ve Vahap AKPINAR'in, Söylemez Kardeslerden Mustafa SÖYLEMEZ ile barda çalisan Sait AYDIN tarafindan silahla vurularak öldürülmelerinden sonra basladigi,

- SÖYLEMEZ Kardeslerin, Mersin'de oturan ve BUCAK asiretinden olan Osman BUCAK'i öldürmeye karar verdikleri, Osman BUCAK'in evine yakin Soli sitesinte ev kiraladiklari ve cinayet amaciyla Mersin'e hareket ettikleri, 11.6.1996 günü Istanbul Emniyet Müdürlügü Asayis Subesi Cinayet Bürosu görevlilerince Pozanti Ilçesi girisinde Adana ve Pozanti Emniyet Müdürlükleri görevlileri ile birlikte 06 VVS 45 plakali otonun turnikeler girisinde durduruldugunda çikan silahli çatismada Mehmet Sena SÖYLEMEZ'in yarali, Faysal SÖYLEMEZ, Can KÖKSAL ve Fevzi SAHIN'in de birlikte yakalandiklari, diger saniklarin da daha sonra yakalandiklari ve SÖYLEMEZ ÇETESI'nin polisin basarili bir operasyonu sonucu bütün mensuplarinin yakalanacak çökertilmis oldugu,

- Söylemez Kardeslerin, Ömer ÇETINSAYA ve Selçuk HÜRYASAR adli kisileri silah ile tehdit ederek alikoyduklari Ömer ÇETINSAYA'nin (Etiler'de Don Petro Bar) isyerindeki hissesini tehdit ile Ümit ATAY (çete mensubu) adina Kadiköy 12. Noterliginde devir islemi yaptirdiklari,

- ÇETINSAYA'larin, Söylemez Kardeslerin Kadiköy Ilçesi Kiziltoprak'ta bulunan isyerine Komiser Yardimcisi M.Hakan FINDIK ile polis memuru Ragip LALE ile birlikte baskin yaptiklari ve çikan çatismada SÖYLEMEZ'lerin adami Sait AYDIN'in öldügü,

SÖYLEMEZ Kardeslerin Sait AYDIN'in öldürülmesinden Ömer ÇETINSAYA'yi sorumlu tuttuklari ve bu sebeple 4.4.1996 tarihinde öldürülen adamlari Sait AYDIN'in intikamini almak için ÇETINSAYA ailesine karsi eylem yapmaya karar verdikleri ve Eminönü Belediye Baskani Dr.Ahmet ÇETINSAYA'yi vurmak üzere hazirlik yaptiklari ve bu tesebbüse de Komiser Yardimcisi Mehmet Siddik BAKIR ile Komiser Yardimcisi Nazif YAVUZ'un katildiklarinin belirlenmis oldugu, ancak suikasti gerçeklestiremedikleri,

20.4.1996 tarihinde Söylemez Kardeslerin, Çetinsaya ailesinden intikam almak amaciyla Hakan ÇETINSAYA ve Halit PISKINBAS'i öldürdükleri, SÖYLEMEZ kardesler ile Çetinsaya'lar arasindaki davanin bu sekilde baslayip devam ettigi,

- Istanbul Emniyet Müdürlügü Asayis Subesi eski Müdürü Sedat DEMIR'in, Ankara-Çankaya Emniyet Müdürlügü yaptigi sirada bu çete tarafindan isletilen Rumors Disko Bar'i süresiz olarak kapattigi, ancak Sedat DEMIR'in makam odasina mobilya alinmasi karsiliginda Rumors Disko Bar'i Sedat DEMIR'in tekrar açtigi ve görevini kötüye kullandigi gerekçesiyle hakkinda fezleke düzenlenerek Ankara Il Idare Kuruluna sunuldugu ve buradan da dosyanin Ankara Cumhuriyet Bassavciligina intikal ettirilmis oldugu,

Sedat DEMIR'in bunun disinda Söylemez Çetesi ile bir iliskisinin bulunmadigi, Mehmet Sena SÖYLEMEZ'in Komisyonca alinan 2 Mart 1997 tarihli ifadesinde de belirttigi gibi Sedat DEMIR ve Deniz GÖKÇETIN'in kendi taraftarlari olmadigi,

SÖYLEMEZ Çetesine katilan emniyet mensuplari hakkinda idari yönden sorusturma yapilmasi sirasinda, Sedat DEMIR'in 1990 yilindan sonra mal varliginda izahini yapamadigi önemli artislar görülmesi üzerine, sorusturmayi yürüten müfettislerce hakkinda düzenlenen raporun Istanbul Cumhuriyet Bassavciligina intikal ettirildigi ve sahsin halen tutuklu bulundugu ve yargilamasinin devam ettigi,

Haluk KIRCI'nin Istanbul Emniyet Müdürlügünden kaçmasinda Sedat DEMIR'in ihmali oldugu gerekçesiyle Adalet Bakaninin emri ile hakkinda yeniden sorusturma baslatildigi,

Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi Deniz GÖKÇETIN'in de Istanbul Kumkapi Otelinin kapatilmasi isinde 10.000 Mark rüsvet almaktan tutuklandigi ve halen yargilanmasinin devam ettigi,

Istanbul Emniyet Müdürlügü Cinayet Bürosu eski Amiri Erdal DURMAZ'in da, Söylemez Kardeslerden rüsvet almak suçundan tutuklu oldugu ve yargilamasinin devam ettigi,

Meclis Arastirma Komisyonumuzca 2.3.1997 tarihinde bilgisine basvurulan Sedat DEMIR, Söylemezler ile ilgili olarak polis, Savcilik ve Mahkeme asamasinda kendisine herhangi bir suçlamanin bulunmadigini, bir arkadasina sattigi ev nedeniyle tutuklandigini, Istanbul Emniyetine gelen yeni yöneticilerin kendisinin Söylemezler'i korudugu seklinde yanlis bilgilendirildiklerini, Söylemezler'i korumadigini, Söylemezler'le ilgili çalismayi kendilerinin baslattiklarini, bir komploya kurban gittiklerini'' iddia ve beyan etmislerdir.

2.3.197 günü bilgisine basvurulan Deniz GÖKÇETIN ise SÖYLEMEZ KARDESLER'den rüsvet aldigi ve iskence iddiasi ile suçlandigini, bunun mümkün olmadigini,

Suçsuz oldugunu, cezaevinde can güvenliginin bulunmamasi ve Agir Ceza Mahkemesinin delil toplama safhasinin uzun olmasi nedeniyle hemen teslim olmayip kaçtigini, iddia ve beyan etmistir.

Istanbul Cumhuriyet Bassavciliginca haklarinda Agir Ceza Mahkemesinde dava açilan saniklar Sedat DEMIR, Deniz GÖKÇETIN ve Erdal DURMAZ, haklarinda giyabi tutuklama karari verilmesinden sonra firar etmisler ve 4 ay sonra Istanbul'da kaldiklari evlerde yakalanarak cezaevine konulmuslardir.

Anavatan Partisi Genel Baskani Mesut YILMAZ'in 24.12.1996 tarihinde Meclis Arastirma Komisyonumuza verdigi bilgide, Söylemez Çetesi ile ilgili sorusturmayi kendilerinin baslatmis oldugunu, sayet iktidarda 10-15 gün kadar daha kalmis olsalardi, Söylemez Çetesi'nin bütün baglantilarini ortaya çikartmis olacaklarini ifade ettigi,

Meclis Arastirma Komisyonumuzca 2 Mart 1997 tarihinde bilgisine basvurulan Söylemez Çetesi mensuplarindan Mehmet Sena SÖYLEMEZ, Mehmet AGAR ve Sedat BUCAK'la ilgili olarak birtakim iddialarda bulundugu; ``Sedat BUCAK'in Mehmet AGAR ile birlikte karanlik islere girip çiktigini, polisleri üzerlerine saldirttigini, Söylemez Kardesler üzerine saldiranlarin daima polisler oldugunu, bir olaydan dolayi Bilkent Üniversitesinde okuyan yegeninin tutuklandigini, iskence gördügünü ve zamanin Adalet Bakani Mehmet AGAR'in emri ile Eskisehir Ceza ve Tutukevine gönderildigini, yegenine elbise, çamasir, para vs. ihtiyaçlarini götüren agabeyisi Resul SÖYLEMEZ ile yegeni Nasir SÖYLEMEZ'in 13 Mart 1996 günü Eskisehir ziyareti dönüsünde ülkücü mafyadan bazi kisilerce pusu kurularak öldürüldüklerini ve ates edenlerin polis oldugunu, olayin maddi delillerinin arastirilmadigini, olay mahallindeki Mersedes otunun içinde Fatih BUCAK adina kayitli cep telefonu bulundugu, bu telefondan kimlerle konusuldugunun tesbiti mümkün oldugu halde böyle bir arastirma yapilmadigini,

11.6.1996 günü Adana-Pozanti'da yakalandiktan sonra tutuklandigini ve memur oldugu için memurlar kogusuna konulmasi gerektigi halde, Adalet Bakani Mehmet AGAR'in imzasiyla Kütahya Cezaevine gönderildigini, burada agabeyi Resul SÖYLEMEZ'i öldürmekten zanli insanlarin bulundugunu, ayrica 50 kadar Urfa'li bulundugunu, Sedat BUCAK'la yakin iliskisi olan Müslüm BAKAN adli bir sahsin kardesinin de Kütahya Cezaevinde bulundugunu, bu cezaevine konulursa mutlaka öldürülecegini, bunu da Mehmet AGAR'in Adalet Bakani sifatiyla yetkisini kullanarak bilerek yaptigini, ancak Kütahya'da bir Savcinin durumu farkederek kendisini Kütahya Cezaevine koymadigini ve buradan sevkinin Kirklareli Cezaevine çiktigini,'' iddia ve beyan etmistir.

D- MEHMET HADI ÖZCAN ÇETESI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

Mehmet Hadi ÖZCAN Çetesiyle ilgili olarak konunun inceleme bölümünde saniklar, isledikleri suçlar ile saniklar hakkinda Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciliginca hazirlanan iddianamenin tarih ve numarasi belirtilmis olup, Mehmet Hadi ÖZCAN Çetesiyle ilgili olarak Komisyonumuza intikal eden bilgi ve belgelerin incelenmesi ve konuyla ilgili bazi kisilerin beyanlarina basvurulmasindan sonra yapilan degerlendirmede; Mehmet Hadi ÖZCAN'in ülkücü görüse sahip oldugu, 1980 öncesinde Sapanca Kirkpinar Ülkü Ocaklari Baskanligi yaptigi, uyusturucu olarak eroin kullandigi Komisyonumuza verdigi 1.3.1997 tarihli ifadesinden anlasilmaktadir. Mehmet Hadi ÖZCAN, 1993 yilinda, kendi yönetiminde Hadi ÖZCAN Mafyasi (Kocaeli Çetesi) adi altinda cürüm islemek için bir çete olusturdugu Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciliginin hazirlamis oldugu 4.9.1996 tarihli 1996/1734 Esas ve 1996/158 iddianame 199/1078 sayili iddianamede Mehmet Hadi ÖZCAN ile birlikte Metin Ali BAGDAT, Savas UZUN, Ismail HALIL, Muzaffer OSMANLI, Yilmaz KAYA, Seyfettin AYDIN, Metin ÇEPNI, Hacer AGCAN, Alaattin KESKIN, Mehmet KUTLUFAN, Selim GÖKKAYA, Mehmet Ilker KAYIS, Sahin TEKDEMIR, Ramazan ÖZTÜRK, Tuncay ÇORA, Sahit SEKANLI, Servet SAVAS ve Sabahattin YAVAS adli sahislarin da sanik olduklari ve Mehmet Hadi Özcan ile birlikte onbir sanigin tutuklanmis oldugu, Çete mensuplarinin halk arasinda korku ve panik yaratmak amaciyla kasten adam öldürmek, yagma, adam kaldirmak gibi suçlari isledikleri, adi geçen çete mensuplarinin hesap vermek üzere yargi önüne çikartilmis olduklari, Bu çete ile iliskileri bulunan emniyet mensuplarindan Kocaeli Emniyet Eski Müdürü Nihat Camadan hakkinda sorusturma izni istenildigi, Kocaeli Emniyet Müdürlügü Personelinden Sube Müdürü Cemal SENCAN, Emniyet Amiri Sezai Konuklar, Baskomiser Oktay Durmus ve Polis Memuru Kemal Kara ile Emniyet Genel Müdürlügü özel Harekat Daire Baskanligi Personelinden Polis Memuru Alper Tekdimer ve Ankara Emniyet Müdürlügü Personelinden Polis Memuru Latif Özdemir haklarinda görevi suiistimal suçundan Kocaeli Asliye Ceza Mahkemesinde 7.8.1996 gün ve 1996/5304 sayili savcilik iddianamesine dayali olarak dava açilmis oldugu, ayrica haklarinda disiplin sorusturmasi yapildigi, Mehmet Hadi Özcan'in, Abdullah Çatli'yi, Abdullah Çatli ismiyle tanidigi, Abdullah Çatli'ya kendisini tanistiranin da, çete içerisinde bulunan Sahin Tekdemir oldugu, Meclis Arastirma Komisyonuna 1.3.1997 tarihinde bilgi veren Sahin Tekdemir'i, Mehmet Hadi Özcan'i, Abdullah Çatli ile kendisinin tanistirdigini ifade ettigi, Sahin Tekdimer'in büyük kardesi Alper Tekdimer'in polis oldugu ve Emniyet Genel Müdürlügü Özel Harekat Dairesi Baskanvekili Ibrahim Sahin'in korumaligini yaptigi, Mehmet Hadi Özcan'in, Abdullah Çatli ile is iliskisinin oldugu, Iskenderun Demir Çelik Fabrikasina Abdullah Çatli ile birlikte 1500 ton petrol sattiklari, parasini almak için Çatli ile birlikte Ankara'da bulustuklari, bu bulusmada Sedat Bucak'in ve Haluk Kirci'nin da yanlarinda bulundugu, bu bulusmada paylasilacak 12 milyar Tl'den sadece 500 milyon TL'nin Hadi Özcan'a verilmek istemesi üzerine bunu kabul etmeyerek aralarinin açildigi, BOTAS'a Abdullah Çatli'yi Mehmet Hadi Özcan'in götürdügü, BOTAS'tan aldiklari isi BOTAS Genel Müdür Yardimcisi Kaya'nin verdigini, Iskenderun Demir Çelik sitelerinde oturan ve ismi Abdullah Yilmaz ile Mehmet Hadi Özcan'in tanismalarinin Gazi Üniversitesi Ögretim Üyelerinden Prof. Veli Aktas'in sagladigini, Abdullah Yilmaz'in bir is meselesini Hadi Özcan'in araya girerek halletigini, Abdullah Yilmaz'in da BOTAS Genel Müdür Yardimcisi Kaya ile konusarak BOTAS'in silas (çamurlu petrol) isinin Hadi Özcan'a verilmesinin saglandigi ve tonu 10 dolardan silasi aldiklari, ancak simdi bu islerin durdugunu, Abdullah Çatli ile ters düsmemis olsalardi Yumurtalik Petrol Boru Hatti açildiginda 110 bin tona yakin petrolü silas olarak alip bunu fabrikalara fuel oil olarak satacaklarini ve bundan 1,5 trilyona yakin para kazanacaklarini ancak Çatli ile aralarinin açilmasi yüzünden bu düsüncelerinin gerçeklesmedigini, Çatli'nin da Baysa Sirketi adina BOTAS'tan is aldigini ve petrol isinden Çatli'nin en az 70 - 75 milyar Tl. para aldigi Mehmet Hadi Özcan'in çek – senet tahsilati islerinde rol aldigi, aracilik yaptigi hatta cezaevinde iken bile gönderdigi bir haberle bir devlet adaminin isini hallettigi, hatta paralarini alamayan bazi emniyet mensuplarinin dahi alacaklarini tahsil ettigi, Çatli'nin, Kürsat Yilmaz ile ilgisi oldugu, Mehmet Hadi Özcan'a karsi Abdullah Çatli'nin Kürsat Yilmaz'i kullanmak istedigi, Hadi Özcan'in Musavvat Dervisoglu ile birlikte Yesil'i, Kürsat Yilmaz'i ve Abdullah Çatli'yi öldürmek ve Türkiye'yi temizlemek için karar aldiklari, Ancak Yesil'e, Hadi Özcan'in karismak istemedigi ve Yesil'le müsterek baska bir arkadasliginin oldugunu, Yesil'in de Çatli'yi öldürmek istedigini, Mehmet Hadi Özcan'in Tarik Ümit'i tanidigi, ancak Tarik Ümit'i sevilmeyen bir adam olarak niteledigi, Izmit'te 3 yil önce kaçak petrol hadisesi oldugu, PKK'nin bu isten büyük paralar kazandigi Kocaeli Emniyet Müdürü Nihat Camadan'in bu ise göz yumdugu yolunda dedikodular oldugu, Vefa Küçük'ün Izmit'te Belsa Plaza isimli bir yer yaptirdigi, karsisinda yedi katli eski bir tekel binasinin bulundugu, Tekel binasinin Belsa Plaza'nin görüntüsünü bozdugu nedeniyle Tekelde bulunan mallarin TIR'larla Ali Sen'in Maga Deri Fabrikasina tasindigi, olayi Alaattin Keskin ve Emniyet Müdür Yardimcisi Ayhan Toptas'in bildigini, daha sonra da Tekel binasinin yakildigini, Hadi Özcan'in bulundugu cezaevinden baska cezaevlerine nakledilmek istendigi bunun da Hadi Özcan'in susturulmasi ya da öldürülmesi için yapilmak istendigi, Hadi Özcan'in Kocaeli Il Jandarma Alay Komutani Veli Küçük'ü tanimadigi ancak bir kez telefonla görüstügü, iddia ve beyanlarinin Mehmet Hadi Özcan'in 1.3.1997 tarihinde Komisyonumuza verdigi ifadesinde yer aldigi, 4.2.1997 tarihinde Komisyonumuzca bilgisine basvurulan Emniyet Genel Müdürlügü Istihbarat Dairesi Baskan Yardimcisi Hanefi Avci ise "Kocaeli Çetesi" olarak basina yansiyan Hadi Özcan'in sürekli olarak MIT ile görüstügünü, Kocaeli Il Jandarma Alay Komutani Veli Küçük'ün mafya ile siki diyalogunun oldugunu, iddia ve beyan ettigi 18.2.1997 tarihinde Komisyonumuzca bilgisine basvurulan Jandarma Assubay Hüseyin Oguz, Veli Küçük'ün Yesil'i tanidigini, Yesil'in Veli Küçük'ün sözünden çikmadigini, Yesil'in önce polisle daha sonra JITEM'le çalismaya basladigini ve Kürtçe bildigini, Veli Küçük'ün Kocaeli'ne tayin olmasindan sonra Yesil'in Istanbul tarafina kaydigini ve bu tarafta infazlarin basladigini ve faili meçhul olaylarin arttigini iddia ve beyan etmistir.

E- YASAR ÖZ ILE ILGILI DEGERLENDIRME:

12.1.1994 günü Adana Havalimaninda yapilan pasaport kontrolü sirasinda Metin Bozdag adli kisinin Hakki Mercan adina düzenlenmis olan TRD 356520 nolu pasaportu ibraz etmesi ve pasaportun sahte oldugunun anlasilmasi üzerine adi geçen sahsin pasaportu Istanbul Ataköyde ikamet eden Yasar Öz'den aldigini söylemesini müteakiben Adana Emniyet Müdürlügünce durum 13.1.1994 gün ve C-14 sayili faks ile Istanbul Emniyet Müdürlügüne bildirilmis, Istanbul Emniyet Müdürlügünce Yasar Öz'ün Istanbul Ataköydeki ikametgahinda yapilan aramada ruhsatsiz (2) adet silah ile mermiler, birisi Tarik Ümit adina, digeri Yasar Öz adina düzenlenmis hususi pasaport ile Esref Çugdar adina düzenlenmis sürücü belgesi bulunarak degerlendirilmek üzere Istanbul Emniyet Müdürlügü Mali Sube Müdürlügünde Komiser Levent Sevinç tarafindan bizzat elden Ankara'ya getirilerek Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'a teslim edilmistir.

Komiser Levent Sevinç Istanbul Cumhuriyet Bassavciliginda verdigi ve C.Savcisi Aykut Cengit Engin tarafindan alinan 25.12.1996 tarihli ifadesinde bu durumu açikça belirtmektedir.

Diger yandan Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciliginda ifade veren ve Ocak 1994 tarihinde Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi olan Mestan Sener, ``Yasar Öz ile ilgili olarak Mehmet Agar'in kendisini aradigini ve Yasar Öz ve Tarik Ümit adli kisileri yurtdisinda PKK ile ilgili bir çalisma yapmak üzere görevlendirdiklerini, bu nedenle Yasar Öz'ün üzerinden ve evinden çikan her türlü belgelerin ve silahlarin kendisine gönderilmesini emrettigini ifade etmistir.

Emniyet Müdür Yardimcisi Mestan Sener Mehmet Agar'in talimatini istanbul Il Emniyet Müdürü Necdet Menzir'e iletmis ve bu konu ile ilgili Mehmet Agar'in talimati oldugunu söylemistir. Necdet Menzir'de Emniyet Genel Müdürlügüne bir yazi yazilarak kurye ile silah ve belgelerin gönderilmesi konusunda Mestan Sener'e emir vermistir. Bu talimat üzerine 31.1.1994 tarihinde Istanbul Emniyet Müdürlügünden Emniyet Genel Müdürlügüne 31.1.1994 tarih ve 194-49/94 sayili yazi yazilarak Yasar Öz'ün evinde ele geçirilen silah ve belgelerin, gönderildigi belirtilmistir,

Yukarida da izah edildigi gibi bu silahlar ve belgeler Komiser Levent Sevinç tarafindan bizzat elden Ankara'ya getirilerek Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'a elden teslim edilmis ve karsiliginda da teslim-tesellüm belgesi verilmemistir.

Emniyet mensuplarinin beyanlarindan da anlasilacagi üzere Yasar Öz'ün serbest birakilmasi, evinde ve üzerinde ele geçirilen silah ve diger belgelerin Emniyet Genel Müdürlügüne gönderilmesi talimatini Mehmet Agar'in verdigi ve bu talimata göre hareket edildigi, açikça görülmektedir.

Ruhsatsiz silah, sahte pasaport ve sürücü belgesinin ele geçirilmis olmasina ragmen suça muttali olan güvenlik makamlarinin derhal olaya el koyup yetkili Cumhuriyet Savciligina sanik Yasar Öz'ü ve sanikla ilgili silah ve belgelerin intikal ettirilmesi gerektigi halde bu yapilmamis ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in talimati ile suç belgeleri ve silahlarin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'a elden teslimi saglanmistir.

Olaya el koymasi gereken emniyet görevlileri adli görevlerini ihmal etmislerdir.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in da Istanbul'da Yasar Öz'ün evinde ele geçirilen ruhsatsiz silahlar ile diger sahte belgeleri Emniyet Genel Müdürlügüne degerlendirilmek üzere istemesinin de yasal dayanagi yoktur. Burada yapilmasi gereken tek sey, suça muttali olan emniyet mensuplarinin sanigi, ruhsatsiz silahlar ve sahte belgelerle birlikte derhal mahalli savciliga teslim etmeleridir. Türkiye Cumhuriyeti Yasalari bunu emretmektedir, Hukuk Devletinde yapilmasi gereken de budur.

Adli görevlerini savsaklayan emniyet mensuplari hakkinda yargi organlarinca gereginin yapilacagi dogaldir.

Yasar Öz'ün evinde ele geçirilen sahte pasaport ve sürücü belgeleri ile ilgili olarak Bakirköy Cumhuriyet Bassavciliginca, ``Sahte pasaport ve sürücü belgesi tanzim etmek ve bu sekilde tanzim edilmip pasaport ve sürücü belgelerini kullanmak maksadiyla baskalarina teslim etmek suçundan Bakirköy Cumhuriyet Bassavciliginin 22.1.1997 tarih ve 1997/362 Hazirlik ve 1997/659 sayili iddianameleri ile Bakirköy 3. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde dava açilmis olup halen davasi devam etmektedir.

Yasar Öz'ün 31.1.1994 tarihinde Ataköy 7-8 Kisim 30/A-15 Bloktaki evinde yapilan aramada seri numaralari silinmis (1) adet Smithwesson marka 9 mm çapli Barabellum tipli Amerikan yapisi tabanca ile MKE yapisi 9 mm çapinda 43 adet mermi ve (1) adet 30 Calibrelik markasi ve seri numarasi belirsiz toplu tabanca ile ilgili olarak Yasar Öz hakkinda 6136 sayili Atesli Silahlar ve Biçiklar Hakkindaki kanuna Muhalefet suçundan Bakirköy Asliye Ceza Mahkemesinde yargilama devam etmektedir.

Meclis Arastirma Komisyonumuzca bilgisine basvurulan istanbul Emniyet eski Müdürü Necdet Menzir'de 23.1.1997 tarihinde komisyona verdigi bilgide:

``Yasar Öz'ün evinde yakalanan silah ve belgelerin, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in emri üzerine Ankara'ya Mehmet Agar'a gönderdiklerini ifade etmektedir. Yine Mehmet Agara gönderdiklerini, ifade etmektedir. Yine Mehmet Agar, Istunbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ile yaptigi görüsmede Yasar Öz'ün yapilacak bir istihbarat operasyonunda Devlet tarafindan kullanilacagini ifade etmistir. Bunu Necdet Menzir 23.1.1997 tarihinde Meclis Arastirma Komisyonuna verdigi ifadede açikça beyan etmektedir.

Yasar Öz'ün 22.9.1992 tarihinde Istanbul Mali Sube Müdürlügünden ``Pasaport tahribati ve yurt disina adam kaçirmak'' suçundan kaydinin mevcut oldugu da görülmektedir. Bu durum istanbul Emniyet Müdürlügü Asayis Subesi Müdürlügü Teknik Büro Amirliginin 25.12.1996 tarih ve C/407520 sayili yazilarindan anlasilmaktadir.

Meclis Arastirma Komisyonuna 30.1.1997 tarihinde bilgi veren Istihbarat Daire Baskan Yardimcisi Hanefi Avci, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in ``Yasar Öz'ün pasaport islemlerinin çabuklastirilmasi için kendisine talimat verdigini de beyan etmektedir.

Meclis Arastirma Komisyonumuza intikal eden bilgi ve belgelerin Komisyonumuza bilgi veren sahislarin beyanlarindan Yasar Öz'ün Emniyetçe kullanildigi ve kollandigi gerçegi ortaya çikmaktadir.

F- TEVFIK NURULLAH AGANSOY ILE ILGILI DEGERLENDIRME:

Komisyonumuzun yazili istegi üzerine Içisleri Bakanligi Emniyet Genel Müdürlügünün 27.02.1997 gün ve 990006 sayili yazisi ekinde gönderilen Tevfik AGANSOY'a iliskin dosyanin incelenmesinde:

19.09.1994 tarihinde Engin CIVAN'in vurulmasi olayindan sonra kaçak olarak gittigi Almanya'da yakalanan Tevfik Nurullah AGANSOY Münih Sehir Hapishanesinde Bavyera Eyalet Kriminal Dairesi görevlilerinden Heinzinger'in huzurunda verdigi ifadesinde: 17 yasinda Ülkücü Harekete katildigini, ideolojik amaçli bir çok olaya karistigini, 10'dan fazla adam öldürdügünü, 1985 yilinda, cezaevinde iken pismanlik yasasindan yararlanmak için basvurdugunu ve tüm suçlarini açikladigini, 1989 yilinda tahliye oldugunu, itirafçi oldugu için eski arkadaslarindan tehdit aldigini, cezaevinden çikinca uzun zamandir tanidigi Alaattin ÇAKICI'nin yardimini gördügünü, ancak bu yardimlarin samimi degil, kendisini kullanmak üzere yapilmis oldugunu düsündügünü, çünkü Alaaddin ÇAKICI'nin istegi üzerine bazi tahsilat isleri yaptigini,

1994 yilinda Alaaddin ÇAKICI'nin istegi üzerine Kanal 6 televizyonu sahibi Ahmet ÖZAL ile Dogus Holding patronu Ayhan SAHENK arasindaki parasal ihtilafi Ahmet ÖZAL lehine tehditle çözümledigini, bu isten alinan para konusunu Alaaddin ÇAKICI'ya sordugunda ÇAKICI'nin para önemli degil ÖZALLAR gibi dostumuz olsun dedigini, bu isin hallinden sonra 14.09.1994 günü Zeynep ÖZAL ile Semra ÖZAL'in sekreteri Iclal'in Ugur ÇAKICI'nin Alkent'teki evine tesekkür için geldigini ve bu arada Selim EDES'in Engin CIVAN'da 5 Milyon Dolari oldugunu, faiziyle birlikte 8 Milyon Dolari buldugunu, eger tahsil edilirse kendilerine 2 Milyon dolar verilebilecegini söylemis olduklarini, Alaaddin Çakici kaçak olarak yurtdisinda oldugundan kendisiyle cep telefonuyla irtibat kurduklarini ve 2 Milyon Dolar karsiliginda bu tahsilati yapmaya karar verdiklerini,

Alaaddin Çakici'nin talimatiyla Engin CIVAN ve Selim EDES'i Dündar KILIÇ'in Selimpasa Kiyikent'teki yazliginda biraraya getirip yüzlestirme yaptiklarini, taraflarin anlasmamasi üzerine Aleaddin'in Engin CIVAN'i kendisinin muhalefetine ragmen tetikçi Davut YILDIZ'a vurdurttugunu, kendisinin bu sekilde vurmaya karsi oldugunu, Alaaddin'in Engin CIVAN'i vurdurtmakla hem Dündar KILIÇ'i, hem de (Tevfik AGANSOY) kendisini polis karsisinda azmettirici duruma düsürmek istedigini ve olaydan sonra kendisinin de sahte bir pasaportla yurtdisina kaçtigini, yurt disindayken Alaaddin'in kendisini arayarak payina 400.000 dolar düstügünü, Nevyork'a gitmesini, kendisini havaalanindan aldirtacagini söyledigini, bunun kendisi için risk oldugunu, Alaaddin'in kendisini harcayabilecegini düsünerek gitmeyip savsakladigini, daha sonra alaaddin ÇAKICI'nin parayi Türkiye'ye gönderecegini bildirmesi üzerine Türkiye'ye kaçak olarak geldigini, Alaaddin'in parayi rulette yedim diye kendisini aldattigini, bundan sonra aralarinin açildigini,

Istanbul 2. Agir Ceza Mahkemesince Komisyonumuza gönderilen, Engin CIVAN'in vurulmasiyla ilgili 1996/273 esas numarali dosyanin incelenmesinde:

Engin CIVAN'in vurulmasi öncesinde Tevfik AGANSOY tarafindan banda alinan ve esi Hülya AGANSOY tarafindan 17.12.1995 günü Istanbul Emniyet Müdürlügü Interpol Sube Müdürlügüne teslim edilen bandin emniyetçe yapilan çözümlemesinde; Alaaddin ÇAKICI, Tevfik AGANSOY ve Dündar KILIÇ'in tele konferans sistemi ile üçlü görüsme yaptiklari, Selim EDES-Engin CIVAN ihtilafinin nerede ve nasil çözümlenecegi konusunda Alaaddin ÇAKICI'nin her iki tarafa direktif verdigi anlasilmaktadir.

Engin CIVAN'in vurulmasi olayinda Istanbul 2. Agir Ceza Mahkemesinin Tevfik AGANSOY hakkinda sonuç olarak; TCK: 456/2 uyarinca 2 yil iki ay yirmi gün ceza verdigi, yattigi süre gözönüne alinarak tahliyesine karar verildigi anlasilmistir.

Tevfik AGANSOY'un öldürülmesi olayi ile ilgili olarak Istanbul 2. Agir Ceza Mahkemesinin 1996/410 esas sayili dava dosyasinin incelenmesinde; Alaaddin ÇAKICI, Adnan ÇIÇEK, Kenan Ali GÜRSEL, Ahmet ATLILAR, Aydin GÖKER, Yener ÜÇÜNCÜ, Ferdi HEYBET, Kamil ÖZKILINÇ, Hasan TASKIN, Ramazan VURMAZ adli sahislarin sanik olduklari, taammüden adam öldürmek, kasten adam öldürmek, adam öldürmeye tesebbüs, silahla yaralama ve 6136 sayili kanuna muhalefetle suçlandiklari, Alaaddin ÇAKICI'nin azmettirmesi sonucu Tevfik AGANSOY'u öldürme isini adnan ÇIÇEK ve Kenan Ali GÜRSEL'in planlayip, organize edip ve bizzat eyleme katilarak icra ettirmekle suçlandiklari,

Içisleri Bakanliginca Komisyonumuza gönderilen Tevfik AGANSOY'un öldürülmesi olayina iliskin 9.12.1996 tarihli yazi ekindeki dosyanin tetkikinde;

Tevfik AGANSOY'un öldügü olayda yaninda bulunan ve ölen Celal BABÜR ve yarali kurtulan Ferda TEMEL'in Basbakanlik Koruma Müdürlügü kadrosunda ve Basbakan Yardimcisi Tansu ÇILLER'in Istanbul'daki konutunda görevli polis memurlari olmalarindan ötürü emniyet Genel Müdürlügünce 20.9.1996 tarihinde sorusturma açildigi, sorusturma sirasinda dinlenen sahitlerin beyanlarinda özellikle tanik Cengiz EVREN, Zafer YILMAZ, Hülya AGANSOY'un ifadelerinde: Tevfik AGANSOY'un ölmeden önce, Ahmet ÖZAL'in Almanya'da ismini bilmedigi bir yerden 25 Milyon Mark borç aldigini, imzaladigi borç senetlerinin Almanya'dan Tevfik AGANSOY'a gönderilecegini, paranin % 50'sine karsilik Ahmet ÖZAL'dan bu paranin tahsil edilecegini, bu konuda STAR Televizyonu ile anlasildigini ve kendilerine yardim edilecegini, tahsilattan elde edilen paradan polis memurlari Celal BABÜR ve Ferda TEMEL'e pay verilecegini söylediklerini,

Cengiz Evren ifadesinde ayrica; Tevfik Agansoy ile eski arkadas olmalarina ragmen yaklasik 6 yil sonra 1996 Haziran ayinda Bebek'te karsilastiklarini, Agansoy'un kendisine ``Haver ilaç fabrikasinin korumaligini yaparak para kazandigini, yanindaki koruma polisi Haci Akpinar'a fabrikadan bir araba aldigini söyledigini ifade etmistir.

Emniyet Genel Müdürlügü Istihbarat Dairesi Baskan Yardimcisi Hanefi AVCI'nin 4.2.1997 tarihinde Komisyonumuza verdigi ifadesinde: Nurullah Tevfik AGANSOY'un yurtdisina kaçirilisini MIT görevlisi Yavuz ATAÇ'in organize ettigi, Alaaddin Çakici ve adamlarina MIT tarafindan yardimci olundugu, Bursali isadami Erol Evcil'in Alaattin Çakici'yi bir kaç defa kiralayarak eylemlerde kullandigi, son defa da banka açmak istemesine mani olanlari etkisiz hale getirmesi için iki milyon dolara anlastigi, Çakici'nin durumu MIT görevlisi Yavuz'a anlatarak birlikte plan yaptiklarini açiklamistir.

Dündar Kiliç'in 1.3.1997 tarihinde Komisyonumuza verdigi beyaninda; Alaattin Çakiciyi Mehmet Eymür'ün korudugu, yönlendirdigi, her türlü resmi belgeyi MIT'in verdigi, Mehmet Eymür'ün bazi solculari, hatta Nihat Erim'i öldürenleri Bursa'da bir mahkemede 8-10 kisiyi beraat ettirdigi ve onlari disarida kullanacagini, bunlari Nasrullah Ayan vasitasi ile yaptigini belirtmistir.

Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi Bilgi ÜNAL Komisyonumuza verdigi 07.01.1997 tarihli ifadesinde: Tevfik AGANSOY'un öldürülmeden önce de iki kez öldürmeye tesebbüs oldugunu, olayin 2 sanigini aldiklarini, olaya fiilen karisan 6 kisi oldugunu, digerlerinin de isimlerini belirlediklerini, ölenlerden birisinin cinayeti islemeye gelenlerden birisi oldugunu söylemistir.

Basbakanlik Teftis Kurulunca hazirlattirilan 19.01.1997 tarihli raporda: ANAP Lideri Mesut Yilmaz'in Cumhurbaskanimiza sundugu dosyada; Tevfik Agansoy'un öldürüldügü günün, Özel Harekatçi (3) polis memurunun Istanbul Emniyet Müdürlügünde Ömer Lütfi Topal cinayeti ile ilgili olarak gözetim altinda tutuldugu 28.8.1996 günü olduguna dikkat çekilmekte, dolayisiyla, Tevfik Agansoy'un öldürülmesinde bu kisileri ihbar etmis olabilecegi yada karsilikli hesaplasma süphesinin dogdugu ve arastirilmasi gerektigi, belirtilmistir.

Ülkemizde son yillarda sik sik duymaya basladigimiz mafia-polis ve politikaci üçgeni yada çetelesmesi olaylarinin belki de en tipik örnegi Tevfik AGANSOY ve etrafindaki iliskiler yumagidir.

1980 öncesi yasanan sag-sol çatismalarinda kendi beyani ile (10) dan fazla insan öldüren sonra pismanlik yasasindan faydalanarak cezaevinden tahliye olan AGANSOY'un Alaaddin ÇAKICI Çetesinin kucagina düsmesi, bu çetenin ülke yönetiminde uzun yillar etkin ve bir numara olmus Özal Ailesiyle çok yakin iliskiler içinde olmasi, Engin CIVAN'in vurulmasi olayinda azmettiricilikten 2 yil 20 gün mahkumiyet alip, cezasini çektikten sonra disari çiktiginda bir mafiya lideri olarak, ekonomik dar bogazda olan bir ilaç fabrikasinin korumaligini yapmaya basladigi bir sirada kendisine devlet tarafindan koruma polisi (Haci AKPINAR) tahsis edilmesi, en sonunda Alaaddin ÇAKICI'nin adamlari tarafindan öldürüldügünde yaninda Basbakanlik Koruma Müdürlügü kadrosundan ve Basbakan Yardimcisinin Istanbul'daki ikametgahinda görevli olan polis memurlari Celal BABÜR ve Ferda TEMEL'in bulunmasi, taniklarin beyanina göre; Ahmet ÖZAL'dan Almanya'da yaptigi borcunun tahsilati isinden bu polislerin de AGANSOY'la beraber pay alacaklarinin iddia edilmesi, ülkemizde yasanan polis-mafia-politikaci beraberliginin tipik örnegini teskil ettigi. Eski Istanbul Emniyet Müdürü Necdet MENZIR'in Komisyonumuza 23.1.1997 tarihinde bilgi verirken Alaaddin ÇAKICI'ya ``sana hirsiz veya terörist muamelesi yaparim'' dedigini söylerken en azindan, cinayete azmettirmekten sanik olan ve kaçak durumdaki bir kisiye adeta imtiyaz tanidigini yada suçlular arasinda statü siniflandirmasi yaptigini, istemeden ortaya koydugu, bunun Istanbul Emniyet Müdürlügüne kadar yükselmis bir polis sefinin görevini yaparken, yasalari herkese esit uygulama yerine, kafasindaki indi degerlendirmelere göre uygulayabildigini gösterdigi kanaatina varilmistir. G- MEHMET ALI YAPRAK'IN KAÇIRILMASI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

Komisyon Baskanligimizca Gaziantep Cumhuriyet Bassavciligina yazilan 10.01.1997 gün ve A.1.01.GEÇ.10/89-138 sayili yazimiz üzerine, Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmasina iliskin dosyanin Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginca Komisyonumuz üyesi ve Gaziantep Milletvekili M.Bedri INCETAHTACI'ya elden teslim edildigi, bu dosyanin ve bu dosyanin konusunu teskil eden olayin da incelenip arastirildigi Basbakanlik Teftis kurulunun 09.01.1997 tarihli raporunda yer alan konuya iliskin bilgiler ve Mehmet Ali YAPRAK'in 14.01.1997 tarihinde Komisyonumuza gelerek yaptigi açiklamalarin tutanaklarinin incelenmesinde;

Gaziantep'te yayin yapan ``Yaprak TV''nin sahibi M.Ali YAPRAK (kendi beyanina göre); 25.05.1996 günü saat 23.30 siralarinda özel arabasini is dönüsü evinin önüne park ederken elleri silahli ve bazilari polis gömlekli olan 10-12 kisilik bir grup tarafindan arabasindan indirilerek kaçirildigini, Sanliurfa-Siverek taraflarinda bir mezraya götürüldügünü, 6 gün rehin tutularak kendisiyle fidye pazarligi yapildigini, kendisinden önce 15-20 milyon mark istendigi, kendisinde bu kadar para olmadigini söyledigini ve en sonunda taksitle ödemek sartiyla (3) milyon mark ödemek üzere anlastiklarini ve 6. günün aksami Hilvan Ilçesi girisinde serbest birakildigini, kendisini kaçiranlarin siradan kisiler degil, iyi organize olmus profesyonel kisiler olduklarini, rehin olarak tutuldugu sirada üzerinde bulunan 65-70 bin Mark, 35-40 Milyon TL. para ile kredi kartlarinin, kimlik belgesinin ve sürücü kartinin kendisini kaçiran kisiler tarafindan alindigini söylemistir.

Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmis oldugunun duyulmasi üzerine Gaziantep Emniyet Müdürlügünce sorusturmaya baslanmis, süpheli (9) dokuz saniktan (6) altisinin savunmalari alinmis, (3) üç tanesinin firarda oldugu belirtilerek 1.6.1996 tarihinde fezleke düzenlenip Cumhuriyet Savciligina sunulmustur. Firarda olan saniklardan Yahya EFE'nin savunmasinin alinmasi Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginin 18.10.1996 günlü talimatiyla Istanbul Cumhuriyet Bassavciligindan istenmis, bu arada avukat Sermet ATAY tarafindan müvekkili Müfit SAMENT ve Turgay MARASLI'nin savunmalarinin da talimatla alinmasi için Gaziantep Cumhuriyet Bassavciligina dilekçe ile basvuruldugu ve talebinin ayni gün (22.10.1996) Gaziantep Cumhuriyet Savcisi Akin INAL imzasi ile olumlu cevaplandigi ve Istanbul Cumhuriyet Bassavciligina talimat yazildigi ve istanbul Cumhuriyet savcisi Sezgin ÖZDEMIR'in Mehmet Yahya EFE'nin 23.10.1996, Müfit SAMENT'in 24.10.1996 ve Turgay MARASLI'nin 25.10.1996 tarihinde savunmalarini aldigi anlasilmistir.

Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmasinda kullanildigi iddia edilen 27 FH 151 plakali Sahin marka otonun terkedilmis olarak bulunmasi üzerine, Emniyet Müdürlügü Teknik Büro Amirligince aracin bagaj kapagindan alinan parmak izinin 30.05.1996 tarihinde Emniyet Genel Müdürlügüne gönderildigi ve Emniyet Genel Müdürlügünde uzmanlar tarafindan yapilan arsiv degerlendirmesinde bu parmak izinin, 9.5.1978 tarihinde tabanca tasimak ve darp suçundan getirildigi istanbul Etiler Polis Karakolunda on parmak izi ve fotografi alinan Refik-Seviye oglu, Igdir 1960 dogumlu Müfit SAMENT'e ait oldugu belirlenerek Ekspertiz Raporu düzenlenmis ve bu rapor 23.10.1996 günü Gaziantep Emniyet Müdürlügünce 27/96 sayili yazi ile Gaziantep Cumhuriyet Bassavciligina gönderilmistir.

Gaziantep Cumhuriyet savcisi Akin INAL 15.11.1996 tarihinde konuya iliskin olarak yeterli delil elde edilemediginden saniklar hakkinda Daimi Arama ve Takipsizlik karari vermistir.

Anilan Basbakanlik Teftis kurulu Raporunda; ``Gaziantep Cumhuriyet Savciliginin bu Takipsizlik Karari; sorusturmalar sirasinda Müfit SAMENT'e ait parmak izi ekspertiz raporunun dikkate alinmamis olmasi, Turgay MARASLI'nin annesi Zekiye MARASLI'nin 30.05.1996 tarihli ifadesinde olayin vukuu buldugu günlere rastlayan tarihlerde evlerinde kalan oglunun arkadasi Haluk isimli sahisla ilgili söyledikleri hakkindaki arastirmanin, Emniyet ve Cumhuriyet Bassavciliginda Istanbul Cumhuriyet Bassavciligina yazilan talimatlar da dahil olmak üzere iyi yapilmamis olmasi, müstekinin saniklarla yüzlestirilmesinin yapilmamasi nedeniyle, Adalet Bakanliginca 5.12.1996 tarihinde yeniden ele aldirtilarak Hazirliktaki ayni sayi ile kogusturmanin sürdürülmesi saglanmistir.

Takipsizlik Kararinda kendisinden beklenen gerekli titizligi göstermedigi ve sorusturmayi eksik sonuçlandirdigi kanaati dogdugundan Gaziantep Cumhuriyet Savcisi Akin INAL hakkinda Adalet Bakanligina tahkikat açilmasi gerektigi, ayrica Istanbul'da talimatla savunmalari alan Savci Sezgin ÖZDEMIR'in Haluk KIRCI'nin Istanbul Emniyet Müdürlügünden kaçirilmasi olayinda Asayis Müdürü Sedat DEMIR hakkinda 8.4.1996 günü Takipsizlik Karari verdigi ve bu konunun da Istanbul Cumhuriyet Bassavciliginca yeniden ele aldirilip Istanbul Agir Ceza Mahkemesinde dava açildigi gözönüne alinarak ilgili savci hakkinda da Adalet Bakanliginca inceleme yapilmasi gerektiginin düsünüldügü'' belirtilmistir.

Adalet Bakanliginca dosyanin yeniden ele aldirtilmasi üzerine; Mehmet Ali YAPRAK'in 26.12.1996 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Bassavcisi Naci AYAZ'a verdigi ifadesinde; kendisini kaçirdiklarini sandigi Hüseyin EFE, Yasar EFE, Ali MARASLI, Ali Aydin ÖZTEKIN ve Salih ÖZDAL'la daha önce yüzlestigini ve kendisini onlarin kaçirdigini teshis edemedigini, ancak, Mehmet Yahya EFE, Turgay MARASLI ve Müfit SAMENT isimli sahislarla henüz yüzlesmedigini ve yüzlesmek istedigini söyledigi, Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginca 26.02.1997 tarihinde Mehmet Yahya EFE ve Turgay MARASLI, 28.02.1997 tarihinde Müfit SAMENT'in Savcilik Makaminda yapilan yüzlestirmelerde Mehmet Ali YAPRAK'in bu kisilerin kendisini kaçiran kisiler olmadigini söylediginin tutanaklarla tespit edildigi incelenmistir.

Komisyonumuzca Gaziantep Valiligi ve Emniyet Genel Müdürlügünden, Mehmet Ali YAPRAK hakkinda basinda çikan haberlerde ``bu sahsin silah tasima ruhsati bulundugu, sabika ve suç fisleri olmasina ragmen silah tasima belgesinin kanuna aykiri olarak düzenlendigi'' iddialarinin açiga çikmasi için bu konudaki tüm evrakin ve dosyalarin istenmesi üzerine, Gaziantep Valiligi ve Emniyet Genel Müdürlügünce Komisyonumuza gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu;

Mehmet Ali YAPRAK'in 3 defa, Uyusturucu Madde Imali ya da imalinde kullanilan maddeleri yakalatmasi sonucu Diyarbakir Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk olundugu ve hakkinda Emniyetçe fis düzenlendigi, Mahkemece serbest birakilmis oldugu, ayrica 04.09.1985 tarihinde Gaziantep Ili, Mütercim Asim Caddesi Sadikoglu Sok. No:6 da tibbi malzeme saticiligi yapan kardesi Osman YAPRAK'tan para alabilmek için, Ömer oglu 1962 dogumlu Cengiz AYDIN, Fazli oglu 1965 dogumlu Abidin YASAMAK, Abdülgani oglu 1954 dogumlu Nuri KUTLU ve Hasan oglu 1962 dogumlu Mustafa KIRAZ'i kiraladigi, bu sahislarin kendilerini Islami Cihat Örgütü mensubu olarak tanitarak, para gasp etmek suçundan suçüstü yakalandiklari, Emniyette alinan ifadelerinde kendilerini kiralayanin Mehmet Ali YAPRAK oldugunu itiraf ettikleri ve Osman YAPRAK'in davaci olmasi üzerine, 15.10.1985 günü kendiliginden teslim oldugu ve suçu kabul etmedigi, hakkinda düzenlenen tahkikat evrakiyla birlikte Gaziantep Ili Sikiyönetim Komutan Yardimciligina sevk edildiginin kayitlarin tetkikinden anlasildigi, bunlara ilaveten ruhsatsiz mermi ve tabanca bulundurmaktan Bakirköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 1981/308 sayili karariyla bir yil hapis ve 500 TL. Agir para cezasina çarptirilmis oldugu, yargilandigi diger 3 davadan 1'inden beraat, ikisinden ise takipsizlik karari aldigi, 91/1979 sayili yönetmelikte ``atesli silahlarla islenen cürümden hükümlü bulunanlara silah ruhsati verilmeyeceginin'' belirtildigi, ancak Içisleri Bakanliginin 07.06.1995 gün ve 1269-98 sayili genelgesi ile atesli silahlari ruhsatsiz tasimanin ve bulundurmanin atesli silahlarla islenmis cürümlerden sayilmayacagi ve bu suçlardan bir yil ve daha az cezaya mahkum olanlara baska mani hal yok ise yönetmeligin 16. maddesi uyarinca silah tasima ruhsati verilmesi gerektigi, bundan dolayi 30.03.1996 gün ve (152) sayili onayla Içisleri Bakani Ülkü GÜNEY'in yönetmeligin 7. maddesinin (a) bendine istinaden M.Ali YAPRAK'a Silah Tasima Ruhsati verdigi bildirilmistir.

Bu konuda Komisyonumuza 24.12.1996 tarihinde ifade veren ANAP Genel Baskani Sn. Mesut YILMAZ'da ifadesinde; Gaziantep'te Mehmet Ali YAPRAK isimli sahsin kendilerine basvurarak; kendisinin (3) sivil polis tarafindan kaçirildigini, Sedat BUCAK'in köyüne götürüldügünü, onun asiretine mensup kisiler tarafindan sorgulandigini, kendisinden (20) Milyon Mark fidye istendigini, vadeli olarak (3) Milyon Marka anlastigini, müracaatina ragmen Emniyetin failleri ortaya çikarmadigini söyledigini, bu konuda Basbakanin kendisine Liderler toplantisinda ``Yaprak TV olayinin savci tarafindan örtbas edilmek istendigini, yeni Adalet Bakaninin bu olayin yeniden sorusturulmasini istedigini'' söyledigini ifade etmistir.

Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanliginca hazirlatilan 09.01.1997 tarihli raporda; M.Ali Yaprak'in kaçirilmasina iliskin yürütülen sorusturmada Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginin 1996/6503 Hazirlik, 1996/284 sayili Daimi Arama ve Takipsizlik Karari ile 15.11.1996 tarihinde karar verildigi anlasilmis, 5.12.1996 tarihinde dosya Adalet Bakanligi'nca yeniden ele aldirtilarak Hazirliktaki ayni sayi ile kogusturmanin sürdürülmesinin saglanmis oldugu belirtilmistir.

Emniyet Genel Müdürlügü, Kaçakçilik, Istihbarat ve Harekat Dairesi Eski Baskani Tuncay YILMAZ Komisyonumuza verdigi 04.02.1997 tarihli ifadesinde:

``Daha önce konu edilen CANTÜRK olayiyla ilgili olarak, burada uyusturucu pazarini ele geçirme kavgasindan ziyade, bu pazari yürüten insanlar arasinda haraç alma kavgasi oldugu, YAPRAK, Captagon kaçakçisi oldugu halde yakalayamadiklarini, hatta sabika kaydi ve belge olmamasinin kendilerinin harekat sahasini daralttigini'' ifade etmistir.

Emniyet Genel Müdürlügü, Istihbarat Daire Baskan Yardimcisi Hanefi AVCI 4.2.1997 tarihinde Komisyonumuzca alinan ifadesinde; Devletin PKK mensuplarina ve PKK'ya büyük destek veren kisilere karsi hukuki olarak yeterince mücadele edemedigini düsünen bazi devlet görevlilerinin hukuk disi bir anlayisla görev yapmak gerektigine inanmaya basladiklarini ve ilk defa Güneydogu'da JITEM görevlisi Cem ERSEVER'in bu tür faaliyetler içerisine girdigini, neticede PKK'nin ve diger örgütlerin destekçisi aktif unsurlarin susturuldugunu, daha sonra faaliyet gösterilecek zemin kalmayinca resmi görevli ve sivil kisilerden tesekkül ettirilmis olan bu gruplarin kendilerine menfaat temini ugruna mafya türü birtakim yasadisi faaliyetlere giristiklerini, bunlara normal polis ve jandarmanin müdahale edemedigini, bunlarin zengin isadamlarina müdahale ettiklerini ve haraca bagladiklarini, bir kisminin basina intikal ettigi halde çok büyük kisminin intikal etmedigi ve bu gruplarin denetlenemez hale geldigini, YESIL denilen kisinin önceleri Jandarma tarafindan Güneydogu'da eleman olarak kullanilirken daha sonra bu gruplar içinde en büyük para tahsilatçisina dönüstügünü, YESIL'in su anda MIT içinde Mehmet EYMÜR ve arkadaslari tarafindan resmen eleman olarak kulanildigini, Ege Bölgesinde JITEM'e bagli Yüzbasi Sinan YASAR ve bazi astsubaylarin mafya islerine giristiklerini, bunlarin ve Ankara jandarma Istihbarat görevlisi binbasi Ali YILDIZ'in mafya örgütleriyle de görüserek menfaat temin ettiklerini, Kocaeli Jandarma Alay Komutani, Veli KÜÇÜK'ün mafyacilarla siki diyalogunun oldugunu, Nurullah Tevfik AGANSOY'un yurtdisina kaçirilisini MIT görevlisi Yavuz ATAÇ'in organize ettigini, Alaattin ÇAKICI ve adamlarina MIT tarafindan yardimci olundugunu,

Bursa'li isadami Erol EVCIL'in Alaattin ÇAKICI'yi birkaç defa kiralayarak eylemlerde kullandigini, son defa da banka açmak istemesine mani olanlari etkisiz hale getirmesi için iki milyon dolara anlastigini, ÇAKICI'nin durumu MIT görevlisi Yavuz'a anlatarak birlikte plan yaptiklarini, Kocaeli Çetesi olarak basina yansiyan Hadi ÖZCAN'in sürekli MIT ile görüstügünü, MIT görevlisi astsubay Duran FIRAT'in EYMÜR'ün temsilcisi ve kirli isleri ile ilgili olarak bütün mafyacilarla irtibatta oldugu ve ayak islerini yaptigini,

Tarik ÜMIT olayi ve Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmasi olaylarinda Mehmet AGAR ve Mehmet EYMÜR'e bagli gruplar arasinda anlasmazlik çiktigini,

Emniyet ile MIT arasinda bir çekisme olmadigini, olayin özünde Mehmet AGAR'la Mehmet EYMÜR'ün çeliskisi bulundugunu, ancak bunun kendilerine bagli mafya gruplarina yansidigini ve bunlarin birbirlerini öldürmeye çalistiklarini, söylemistir.

Mehmet Ali YAPRAK'i kaçirdigi iddia edilenlerden Turgay MARASLI ile birlikte 23 Mayis 1996 günü Gaziantep'e gelen ve yaninda esi Vildan ve 2 yasinda kizi bulunan Haluk isimli kisinin esgalini, Marasli ailesinden anne Zekiye, baba ali ve ogullari Tuncay MARASLI; iri yapili, çirkin suratli, esmer, 180 cm boylarinda ve 35- 40 yaslarinda olarak verdiklerinden bu kisinin Haluk kirci olabilecegi akla gelmektedir. Ancaak; M.Ali Yaprak'in ifadelerinde geçen çirkin kisinin 160-165 cm boylarinda ufak yapili ve 25-30 yaslarinda oldugu belirtildiginden ve Turgay Maraslinin 26.2.1997 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginda verdigi ifadesinde; kendisiyle birlikte Gaziantep'e 23 Mayista gelen ve ailesinin evinde misafir olan kisinin arkadasi Haluk Karabulut oldugunu beyan ettiginden o kisinin Haluk Kirci olmadigi kabul edilse bile; Haluk Karabulut isimli kisinin gerek Marasli Ailesi fertleriyle, gerekse M.Ali Yaprak ile yüzlestirilmesi gerektigi, mantikli düsünmenin bir sonucudur. Bu konuda anilan Basbakanlik Teftis Kurulu Raporunda da ``Turgay marasli'nin Gaziantep'teki ailesinin evinde esi Vildan ve 2 yasindaki pelin adli kizi ile birlikte kaldiginin Turgay Maraslinin annesi, kardesi ve babasi tarafindan ifade edilmesi üzerine Nevsehir Nüfus Müdürlügünden getirtilen vukuatli Nüfus ali kaydina göre Vesile adinda esi ve 25.10.1993 dogumlu Emine-Hazal adli kizinin olmasi, olay tarihi dikkate alindiginda esinin ve kizinin sahte isimlerini kullanan Haluk Kirci'nin da olayda yeraldigi süphesini güçlendirdigi, olay günlerinde Turgal Marasli ile Haluk adli kisinin geceleyin Urfaya gittiklerini belirtmeleride kaçirilma olayinda yer aldiklarini düsündürdügü ........ Saniklar Mehmet Yahya Efe, Müfit Sament ve Turgay Marasli'nin Drej Ali lakapli Ali Yasak'in adamlari oldugunun iddia edilmesi dikkat çekicidir'' dendigi ve ayni süphenin paylasildigi görülmektedir. Ali Yasak'in Abdullah Çatli'nin çok yakin arkadasi oldugu, en azindan Çatli'nin cenaze töreninde yaptigi konusma ile kamuoyunca bilinmektedir. Haluk Kirci'nin ise Çatli'nin ölümü üzerine onun yerine geçtigi kamuoyunda iddia edilmektedir.

Turgay Marasli'nin Abdullah Çatli'nin ortagi oldugu Baysa isimli Sirkette Botastan alinan ihale islerinde çalistigi, gerek kendi ifadesi, gerekse Mehmet Baydar ve Hadi Özcan'in ifadeleriyle sabit olup yine Turgay Maraslinin Haluk Kirciyi Çatli'nin sahibi oldugu Sultan Tekstil sirketinden tanidigi, kendi ifadesinde yer almaktadir.

Son yillarda belki de; güvenlik kuvvetlerinin dikkatinin özelde Güneydoguda görev yapanlarin PKK terörüne karsi yogunlasmasi sonucu Ülkemizde, Iran- Afganistan ve Pakistan'dan gelip bati ülkelerine giden uyusturucu ve bati ülkelerinden getirilen ve Ortadogu ülkelerinde pazarlanan Captagon isimli cinsel uyarici trafiginin yogunlastigi; gerek Kismetim-1- ve Lucky-s gibi polisin basarili operasyonlari sonucu çok büyük miktarlarda uyusturucunun yakalanmasi haberlerinin medyada sik sik yer almasi, gerekse adlari bu islerle istigal ettikleri için çok duyulan bazi kisi ve ailelerin çok hizli bir sekilde zenginlesmelerinden anlasilmaktadir. Buna ilaveten Susurluk kazasindan sonra ortaya çikan devlet baglantigi (Polis-Mafia-Politikaci) çetelerin de bu isleri yaptigi iddia edilmektedir. Ayrica; ülkemizde son 15-20 yila damgasini vuran her alanda mafialasma (çek-senet tahsilati, kentsel rantin paylasildigi arsa mafiaciligi ve tefecilik alanindaki) daki büyük artis sonucu ortaya çikan çok büyük miktarlardaki kara paranin paylasiminda Nesim Malki cinayeti, borsaci Yener Kaya cinayetinde oldugu gibi mafiavari cinayetlerin ve Van-Tur'un sahibi Senar Er'in babasinin yada Tarik Ümit ve M.Ali Yaprak'in fidye amaçli kaçirilmalarinin ortaya çiktigi ve maalesef çogaldigi görülmektedir.

Bunlarin önlenebilmesi için devletin güvenlik güçleri ve Adli sistem ve teskilatinin daha hizli, objektif ve daha etkin çalisir hale getirilmesinin ve bünyelerindeki bozulmus unsurlarin derhal disari atilmasi ve kendilerinden hukuk sinirlari içinde hesap sorulmasi, Ülkede mafyalasmaya uygun ortam yaratan yasal bosluklarin bir an önce doldurulmaasi, mesela çek-senet davalarinin hizli sekilde sonuçlandirici düzenlemelerin hizla yapilmasi gerektigi kanaatina varilmistir.

H- DILEK ÖRNEK ILE ILGILI DEGERLENDIRME

13.12.1996 tarihinde Istanbul Polisine, bir bayanin telefonla yaptigi ihbar üzerine, 15.12.1996 tarihinde yurda giris yaparken Istanbul Atatürk Havalimaninda üzerinde ve valizinde çok miktarda yabanci ülke paralari ile yakalanan Dilek ÖRNEK'in 15.12.1996 tarihinde istanbul emniyet Müdürlügü Terörle Mücadele Subesinde, 21.12.1996 tarihinde Narkotik Subesinde, 23.12.1996 tarihinde Istanbul Devlet Güvenlik Cumhuriyet Savciliginda verdigi ifadelerinin degerlendirilmesinde;

1974 yilinda Hollanda'da dogdugunu, 4 çocuklu bir isçi ailesinin çocugu oldugunu, Hollanda'da 11 yil okula davam ettigini, Almelo sehrinde ailesinin yaninda kalmakta iken ailevi nedenle 1993 yilinin 9. ayinda Eindhoven kentinde bulunan teyzesi Fatma KUNT'un yanina giderek orada kalmaya basladigini, teyzesinin yaninda kaldigi sürece (10) ay Mc.Donald'ta is bularak çalismaya basladigini, bu dönemde teyzesinin sik sik ispanya'ya ve Türkiye'ye gidip geldigini ve bu gelis-gidislerde onun Ispanya'dan aldigi paralari Türkiye'ye götürdügünü ögrendigini, ayni dönemde ablasi Yildiz ve kardesi Ihsan ÖRNEK'in de ayni isi yapmaya basladiklarini gördügünü ve 1984 yilinin (10). ayinda Mc.Donald'taki isinden ayrildigini, is aramaya basladigini, bu sirada teyzesinin teklifini kabul ederek yurtdisindan Türkiye'ye para tasimaya basladigini, parayi almak için Ispanya'ya gittiklerinde otelde kaldiklarini ve otelde iken teyzesine yada bu vesile ile tanidigi GARO isimli ermeni (ki kendisinin Hollanda'da yasadigi)ye telefonla bilgi verdigini ve ondan sonra Sülo adli birisinin kendisine bir paket içinde paralari getirdigini, ertesi gün otelden ayrilarak uçakla Türkiye'ye geldigini, havaalaninda (Atatürk Havaalaninda) kendisine Vahdettin SEYLAN isimli Gümrük Muhafaza memurunun yardim ettigini, getirdigi paket halindeki paralari Mehmet ve Abdüllatif ALAKEL isimli kardeslere teslim ettigini ve ertesi gün Hollanda'ya döndügünü, bu isle istigal ettigi süre içinde yaklasik 50 kez Türkiye'ye para getirmis oldugunu, bu isi yaparken ALAKEL kardeslerin kendisinden aldiklari parayi, Feramez kod adini kullanan Youssef GHARACHEHDAGHI isimli Iranli kisiye teslim ettiklerini ve onun da Lokman isimli yine Iranli bir ortagi oldugunu, bunlarin birlikte Kapaliçarsida Azer Döviz Bürosuna sahip olduklarini ve orada karapara akladiklarini, Lokman'in tam aninin Lokman Ghodsi Mahbood ALAM oldugunu, teyzesinin gayri resmi esi Ercan DOGAN'in ve Garo GÖKOGLU ve Sülo isimli sahislarin, satistan gelen paralari topladiklarini ve teyzesi Fatma KUNT, ablasi Yildiz ÖRNEK, kardesi Ihsan ÖRNEK, Ali KUNT, nisanlisi Murat ASKAR, Parseh KÖROGLU ve onun sevgilisi Brigitte BAARSHA ve Simon ACLACOGLU ve kendisinin, kurye olarak bu paralari Türkiye'ye getirdiklerini, olayda adi geçen Polis Memuru Ayhan AKÇA'yi tanimadigini, ilk defa teshis için karsilastiklarinda gördügünü söylemistir.

Olayda adi geçen sanik Ercan DOGAN'da 30.12.1996 tarihinde Antalya Havalimanindan yurtdisina çikarken yakalandiktan sonra 30.12.1996 ve 1.4.1997 tarihlerinde Istanbul Emniyet Müdürlügü Narkotik Subede ve 10.01.1997 tarihinde Istanbul DGM Cumhuriyet Bassavciliginda verdigi ifadelerinin degerlendirmesinde;

1953-Ordu-Persembe dogumlu oldugunu, 1980 yilinda Hollanda'ya gittigini, 1984 yilinda Hollanda vatandasi oldugunu, 1990 yilinda Tiyatro Akademisini bitirdigini, 1981 yilinda silahla adam yaralamaktan cezaevine düstügünü ve 3 yil 4 ay cezaevinde kaldigini, 1995 Nisan ayinda tahliye oldugunu ve ayni yil Agustos ayinda Ispanya'ya gittigini ve orada yasamaya, bekar oldugunu, ancak Fatma KUNT isimli kanidla nikahsiz beraber yasadiklarini söylemistir.

Hollanda'da Cezaevinde iken, gayriresmi esi Fatma KUNT'un ve yegeni Dilek ÖRNEK'in kendisini ziyaret ederek birlikte Ispanya-Madrit'e gideceklerini, orada Sülo isimli bir sahistan çok miktarda para alarak Türkiye'ye götüreceklerini, orada parayi Feramez isimli birine teslim edeceklerini, karsiliginda (6000) Mark alacaklarini, bu isi arkadasi Garabet GÖKOGLU'nun teklif ettigini söylediklerini, kendisinin de olur dedigini, cezaevinden çikisindan birkaç hafta sonra, 1983 yilindan beri tanidigi ve Hollanda'da Amsterdam'da Diament Center'da altin üzerine pirlanta isletmeciligi yapan Garabet GÖKOGLU isimli ermeni asilli arkadasinin kendisini telefonla arayarak geçmis olsun dileklerini ve kendisiyle yüzyüze görüsmek istedigini söyledigini, Garabet'le Amsterdam'da bulustugunu ve Garabet'in kendisine ``Ispanya-Madrid'e gitmesini, ev tutmasini, kendisine bir cep telefonu vereceklerini, bu cep telefonu ile kendisini arayan sahislar ile bulusacagini ve bunlarin getirecekleri paralari bir yerde biriktirmesini ve temin edecekleri kuryelerle bu paralari Türkiye'ye gönderecegini, bu is karsiligi kendisine ayda 10-15 bin Mark verilecegini'' teklif ettigini ve kendisinin de bu teklifi kabul ettigi için Ispanya'ya gidip ev tuttugunu, Garabet'e kabul demeden evvel bu isin Türkiye'deki ve Ispanya'daki basi olan insanlari görüp tanimak istedigini, ondan sonra kabul edecegini söyledigini, Garabet'in Türkiye'ye giderek ilgili sahislarla görüstügünü ve kendisine telefon ederek Türkiye'ye gelmesini istedigini, Istanbul'a gittigini, Garabet'in havaalaninda kendisini karsiladigini, birlikte Azer Döviz Bürosuna gittiklerini, orada Büronun sahipleri Lokman Ghodsi, Felamez (Youssef), Mehmet ve Abdüllatif ALAKEL ile tanistigini, onlarin kendisine ``biz bu isi % 7 ile yapiyoruz, % 0,5 ini sana verecegiz'' dediklerini, kendisinin de isi kabul ettigini, Lokman'in kendisine Ispanya'daki Sülo lakapli ve Yasar isimli kisinin cep telefon numarasini verdigini, 1995 yili Agustos ayinda Madrit'e gidip ev tuttugunu ve Yasar isimli kisiyle tanistigini, bir hafta isi beraber yaptiklarini, sonra Yasar'in Türkiye'ye döndügünü, kendisinin de o tarihten yakalandigi zamana kadar yaklasik bu isi yaptigini, Dilek ÖRNEK'in yakalanmasi üzerine Mehmet ALAKEL'in kendisine telefonla bilgi verdigini, kendisinin de yakalanan paralara sahip çikmak için Türkiye'ye geldigini, Türkiye'de Avukat Necmettin YILDIZ'la görüstügünü, onun kendisine bu paranin Türkiye'ye sokulmasinin yasak oldugunu, DGM'lik suç oldugunu bildirdigini, bunun üzerine panige kapilip sahte bir kimlikle yurtdisina çikmak istedigini ve antalya'da Havaalaninda yakalandigini ifade etmistir. Ayrica anlattiklari disinda Dilek ÖRNEK'in anlattiklarinin dogru oldugunu söylemistir.

Ispanya'da kendisinden önce ayni isi yapan Yasar isimli kisinin 35 yaslarinda, kisa boylu, hafif kel, zayif yapili, mavi gözlü, kumral tenli birisi oldugunu ve su anda Ispanya'da oldugunu, açik adresini ve ne is yaptigini bilmedigini, Ayhan AKÇA isimli kisiyi tanimadigini, Dilek ÖRNEK'in yakalanmasindan sonra TV haberlerinde resmini gördügünü, kendisiyle hiçbir iliskisi olmadigini ve bilgisi olmadigini, havaalaninda kuryelere yardim eden görevlilere 2000 Mark verildigini, Lokman'in kendisine söyledigini, açiklamistir.

Sanik Youssef GHANACHEHDAGHI'nin, Dilek ÖRNEK ve ercan DOGAN'in iddialarini reddettigi görülmekle beraber söylediklerinin inandiriciliktan uzak oldugu görülmüstür.

Sanik Ayhan AKÇA, 1985 yilindan beri polis memuru oldugunu, Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim SAHIN'in daha önce Istanbul emniyet Müdürlügünde Sube Müdürü oldugu zaman korumaligini yaptigi ve o dönemde tanismis oldugu Musavvet DERVISOGLU isimli isadami vasitasiyla Kumkapi'da bir restaurantta Lokman, Mehmet ve Latif ALAKEL'lerle tanistigini, sonra bu sahislari isyerleri olan Azer Döviz bürosunda ziyarete gittigini, yanlarinda Felamez isimli bir kisinin daha bulundugunu, bu kisilerle 4-5 ay arkadaslik ettigni, bunlardan Mehmet ALAKEL'e sahibi oldugu sarjörlü Smit Wesson tabancayi hibe yolu ile devrettigini, evi Istanbul'da oldugu için sik sik Istanbul'a geldiginden ve arabasi olmadigindan bir gün Mehmet ALAKEL'e kendisine araba lazim oldugunu söyledigini, onun da 34 L 2034 plaka sayili 328 I/4 tipi siyah renkli BMW marka otoyu verebilecegini söyledigini ve kendisinin arabayi teslim aldigini, bu otoyu tahminen 1 ay kadar süre içinde hafta sonlari Istanbul'a geldikçe kullandigini, bu arada ALAKEL Kardeslerin karapara aklama olayindan subeye alindigini ve serbest kaldiklarini ögrendigini ve arabalarini iade etmek için kendilerini aradiginda kendilerini bulamadigini, dolayisiyle arabanin halen kendisinde oldugunu, bundan baska kendileriyle bir iliskisi olmadigini beyan etmistir.

Youssef GHARACHEHDAGHI, Lokman GODSI, Mehmet ve Latif ALAKEL kardeslerin, 07.09.1996 günü Istanbul Narkotik Sube Müdürlügünce düzenlenen operasyonda Hursit HAN ve arkadaslarindan ele geçirilen (750) kgr. Baz morfin, 668 litre asit olayindan arandiklari, Mehmet ALAKEL'in yakalandigi, Youssef GHARACHEHDAGHI Fehmuz olarak bilindiginden dosyada Yusuf FEHMUZ olarak geçtigi, Lokman Mahbood ALAM'in firari sanik olarak arandiginin arsiv kayitlarindan tesbit edildigi, bu üç sanigin her iki olayda birlikte olmalari, uzun zamandir birlikte uyusturucu madde kaçakçiligi ve kara para aklama isi yaptiklari kanaati uyandirmaktadir. Ayrica Lokman Ghondsi Mahbood ALAM'in uyusturucu madde ticareti yapmak suçundan Bakirköy Cumhuriyet Bassavciliginca, 27.09.1993 günü 21.07.1994 günü DGM Bassavciligindan tutuklandigi tespit edilmis oldugu ve sicil fislerinin evrakina eklendigi, incelenmistir.

Dilek ÖRNEK isimli kurye kizin Istanbul Atatürk Havalimaninda yakalanmasiyla çözülen iliskiler yumaginin, merkezinde Lokman Ghoodsi Mahbood ALAM, Youssef GHARACHEHDAGHI ve Mehmet ve Abdüllatif ALAKEL kardeslerin bulundugu karapara aklama ve uyusturucu madde ticareti yapan bir sebeke oldugu, bu sebekenin yurtdisinda da Garabet GÖKOGLU, Ercan DOGAN ve kot adi Sülo olan Yasar isimli kisilerden olusan kollari ve bu kollara bagli olarak faaliyet gösteren para toplayicilari ve bu karaparalari Türkiye'ye tasiyan kuryeleri oldugu, ortaya çikmistir. Istanbul Kapali Çarsida uzun süre faaliyet göstermis olan bu sahislara ait Azer Döviz Bürosunun, bunlarin kirli faaliyetleri için bir araç olarak kullanildigi da ortaya çiktigindan, faaliyetine son vermistir. Sebekenin merkezindeki bu üç kisinin 7.9.1996 tarihinde Hursit HAN'in yakalattigi uyusturucu isine karistiklari da düsünüldügünde bu sebekenin uzun zamandir bu isleri yaptigi sonucuna varilmaktadir. Polis Memuru ayhan AKÇA'nin böyle insanlarla silah alisverisi, ödünç araba kullanimi gibi iliskilere girmis olmasi ise; son yillarda polisin böylesi konularda hassasiyetinin azalmis oldugunu göstermektedir.

Ülkemizde son yillarda çok konusulan ve var oldugu medyada dile getirilen karapara aklama konusunda gerekli yasal düzenleme 4208 sayili yasa ile yapilmis olmakla birlikte polisin bu konuda duyarlik ve egitimini çogaltmak için egitiminde bu konuya ve uyusturucu madde ticaretinin önlenmesi konusuna özel bir özen ve agirlik verilmesi kanaatine varilmistir.

I- ANAVATAN PARTISI GENEL BASKANI MESUT YILMAZ'A

BUDAPESTE'DE YAPILAN SALDIRI OLAYI HAKKINDA DEGERLENDIRME

Konu ile ilgili inceleme bölümünde ayrintilari ile görüldügü gibi Anavatan Partisi Genel Baskani Mesut Yilmaz'a 24.11.1996 günü Macaristan'in baskenti Budapeste'de Hilton Otelinde saldirida bulunan sahislarin,

Veysel Özerdem, Ismail Koçkaya, Ziya Korkut oldugu anlasilmis olup, saniklarin yakalanmasi hususunda Türk Resmi makamlarinin üzerine düsen görevleri yaptiklari ve halen firarda bulunan saniklar hakkinda Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesince giyabi tutuklama karari verildigi, Türk Interpolünce de adi geçen sahislar hakkinda kirmizi bülten çikarilarak, aranmasina devam edildigi,

Mesut Yilmaz'in 2.12.1996 tarihinde Emniyet Genel Müdürü Aladdin Yüksel'e gönderdigi mektubunda kendisine saldiri olayinin Istanbul Küçükçekmecede Sultan Tekstil'in sahibi Aydin Ipekli tarafindan organize edildigini iddia ettigi, Aydin Ipekli'nin Sultan Tekstil'de Mehmet Özbay (Abdullah Çatli) ile ortak olduklari, hisse islemlerinin Abdullah Çatli'nin esi Meral Çatli adina yapildigi, 26.1.1995 tarihinde Meral Çatli'nin adina kayitli olan hisselerini Serpil ve Aydin Ipekli'ye devrederek sirketle ilisiginin kesilmis oldugu, buradan hareketle Aydin Ipekli ile Abdullah Çatli arasinda ticari ortakliktan kaynaklanan bir arkadaslik oldugunu anlasilmistir. Ancak aydin Ipekli'nin Mesut Yilmaz'a saldiri olayini organize eden kisi oldugu konusunda elde yeterli bilgi ve bulgu bulunmamaktadir.

J- ALPASLAN PEHLIVANLI'NIN ÖLDÜRÜLMESI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

Inceleme bölümünde bahsedilen Kirikkale Milletvekili Alparslan Pehlivanli'nin ve Alparslan Pehlivanliyi öldüren Metin Vural'in abisinin öldürümesi olaylari ile ilgili olarak, Kirikkale Cumhuriyet Bassavciligi tarafindan gönderilen dosya muhteviyati ve ekli Kirikkale Cumhuriyet Bassavciliginin 6.6.1994 tarih ve hazirlik 1994/2755 nolu iddianamesi ile Kirikkale Agir Ceza Mahkemesinin E.1994/113, K: 1994/117 sayili kararinin degerlendirilmesinde;

a- 1991 yili genel seçimler öncesi Metin Vural ile Alparslan Pehlivanli arasinda siyasî ihtilaf çikmasi üzerine Anavatan Partisi Keskin Ilçe Baskani olan Metin Vural'in genel merkez karari ile partiden ihraç edildigi ve parti içi çekismenin basladigi görülmüs, bu arada Metin Vural'in kardesi Haci Vural'in kendi siyasî geleceklerinden endiseye kapilarak, Alparslan Pehlivanliyi vurarak öldüreceklerini söyledigi, 1994 mahalli seçimlerinde Keskin'de Belediye Baskanligini Alparslan Pehlivanlinin destekledigi adayin seçimi kazanip, Haci Vural'in destekledigi adayin seçimi kaybetmesi üzerine düsmanligin arttigi, 14.4.1994 tarihinde o dönemin Kirikkale Milletvekili olan Alparslan Pehlivanli kendisine ait araç ile seyir halinde iken, aracinin önüne geçen araçtan açilan ates sonucu Alparslan Pehlivanlinin agir yaralandigi ve yolda vefaat ettigi, bilahare yapilan tahkikatta olay saniklarinin Haci Vural, Halim Ünver ve Üçler Talay adli sahislarin oldugu tesbit edildigi, Kirikkale Cumhuriyet Bassavciliginin 6.6.1994 gün ve 1994/977 esas, 1994/54 sayili iddia ile dava açildigi Kirikkale Agir Ceza Mahkemesince 13.6.1994 gün ve 1994/113 esas, 1994/117 sayili kararla güvenlik gerekçesiyle yargilamanin nakline karar verildigi, konu Adalet Bakanligi kanaliyla Yargitay'a intikal ettirilmesi üzerine de Yargitay 10. ceza dairesinin 9.6.1994 tarih ve 1994/6615-8737 sayili ilami ile amme emniyeti için kamu davasinin Manisa Agir Ceza Mahkemesine nakline karar verildigi anlasilmistir.

Alparslan Pehlivanlinin öldürülmesi olayi mahkemeye intikal ettiginden Anayasamizin 138. maddesi uyarinca Komisyonumuzca bu konuda herhangi bir degerlendirme yapilmamistir.

b- ANAP Kirikkale milletvekili Alparslan Pehlivanlinin öldürülmesi olayi ile ilgili oldugu tahmin edilen olayin 9 Ocak 1995 günü Metin Vural'in kendisine ait 71 AZ 167 plakali siyah renkli brodway marka araci ile yaninda tanik Idris Diri'nin oldugu halde Keskin ilçesine seyir halinde iken muhtemelen sahin marka beyaz renkli plakasi tespit edilemeyen ancak üzerinde seyyar mavi renkli tepe lambasi olan bir araç içindeki üç sahis tarafindan yolda durdurulduklari, sahislarin elinde el telsizi oldugu ve kendilerini polis olarak tanittiklari hatta Metin Vural'a kimlik göstererek Ankara Iline götürmek üzere Metin Vural'i kendi araçlarina bindirdikleri, tanik Idris Diri'yi ise biraktiklari, Metin Vural'i olay yerine getirerek araç içinde basina ates etmek suretiyle öldürmüs olduklari daha sonra araçtan asagiya attiklari Metin Vural'in üzerinde bulunan tasima ruhsatli 357 COLT MAGNUM KK 1948 seri nolu tabancasini alarak gittikleri araci Hasandede Kasabasi yakinlarinda terk ettikleri, 34 PDP 97 plakali aracin Istanbul ilinde 92 model kartal marka bir araca ait oldugu bu plakanin sahte oldugu anlasilmistir. Aracin motor ve sase numarasinda yapilan arastirmasinda Ankara ilinde Mehmet Orhan Erden isimli sahsa ait oldugu ve 20 Nisan 1994 tarihinde evinin önünden çalinmis oldugu, aracin gerçek plakasinin 06 ELM 05 oldugu ve gerçek sahibine teslim edildigi, olayin faili meçhul kaldigi, ancak Kirikkale Cumhuriyet Bassavciliginca komisyonumuza gönderilen dosya içerisinde bulunan ve Kirikkale il Merkez Jandarma Komutanliginca Kirikkale C.Savciligina gönderilen 21 Ekim 1995 tarih ve 4518 sayili yazida ``31 Temmuz 1995 tarihinde 0-1 Karayolu Merter mevkiinde Ulusoy firmasina ait yolcu otobüsünden kendilerine polis süsü veren kisilerce, arabadan indirilerek çantasindan 7 milyar lira degerinde altini çalinan Ibrahim Tekin adli sahsin yaptigi müracaat üzerine saniklarin Istanbul Emniyet Müdürlügünce yakalandiklari, 9 Ocak 1995 tarihinde Hasandede kasabasi Pelitözü mevkinde basindan vurularak öldürülen Metin Vural olayinda da kendilerine polis süsü veren sahislarin olmasi, iki olayi da ayni saniklarin isleyebilecegi kanaatini uyandirdigini'' belirtmisse de, Metin Vural'in öldürülmesinin; Alparslan Pehlivanlinin öldürülmesiyle baglantili oldugu kanaati hasil olmus, Kirikkale Cumhuriyet Bassavciliginda faili meçhul bir dosya olarak bulundugu, Kirikkale Il sinirlari içerisinde meydana gelen olayin sanik veya saniklarinin aranmalarina devam edildigi ifade edilmistir.

Siyasal nitelikli cinayetlerin önemlice bir kesiminin suçlularin bulunamamis ve cezalandirilmamis olmasi, bir yandan bu cinayetleri yüreklendirici bir ortam olustururken, diger yandan da devlete olan güveni ciddi bir biçimde sarsmaktadir. Bu cinayetlerin kimler tarafindan islenmis olabilecegi yolunda çesitli tahmin, spekülasyon ve suçlamalara da neden olmaktadir. Bazen bu suçlamalar çesitli odaklarca amaçli olarak da yapilmaktadir. Bunun sonucu kitleler arasinda kirginliklar, güvensizlikler ve zaman zaman da kutuplasmalar dogmakta, tüm bunlar toplumun iç bütünlügünü, iç barisini agir bir biçimde sarsmakta ve devlet-toplum iliskisini ciddi bir biçimde zedelemektedir.

K- KARTAL DEMIRAG ILE ILGILI DEGERLENDIRME

Konunun mahkeme kararlarina baglanmis olmasi dolayisiyla yapilabilecek herhangi bir islem bulunmadigi, mahkemenin örgütlü suç dogrultusunda inceleme- sorusturma yaptigi ancak delillendirilemediginden ferdi suç halinde kaldigi görülmüstür.

Basbakan ve esine yazilari 3 adet tehdit mektubu da yer alan millîyetçi gençler adina tehdit örgütsel bir suçu çapristirma açisindan ilgi çekicidir.

L- HURSIT HAN HAKKINDA DEGERLENDIRME

Hursit Han hakkinda inceleme bölümünde de belirtildigi gibi bu sahis uyusturucu kaçakçiligi yapmayi, uyusturucu ithal etmeyi ve ticaretini yapmayi adeta bir meslek haline getirmistir. Kendisinin Yüksekovali olup ve burada yasadigi tarihlerde eroin imal etmeyi ögrenmis olmasi da bu isle ugrasmasinda bir etken olmustur.

Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciliginin 30.9.1996 tarih ve 1996/1967 sayili iddianamesinde de görüldügü gibi Istanbulda Bakirköyde (3) kez ve Tekirdag Saray'da bir kez olmak üzere uyusturucu ticareti olayinda Hursit Han'in isminin basrolde ortaya çikmasi bu sahsin bu islerin organizatörü oldugunu ve ayni zamanda uyusturucu ticaretini yönlendirdigi kanaatini uyandirmaktadir. Diger yandan Hursit Han 20.9.1996 tarihinde Istanbul DGM Cumhuriyet Bassavciliginda vermis oldugu ifadesinde eroin kullandigini da ifade etmektedir. Yine Hursit Han, 1992 yilinda PKK Örgütüne 1 milyar TL yardimda bulundugunu belirtmis olmasi, PKK'nin uyusturucu ticareti yapan kisilerden de beslendiginin bir kanitidir.

M- AHMET TEKIN BAYKAL ÇETESI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

25.10.1996 günü Torbali ilçesinde çetebasina ait benzinlikte silahli çete olusturmak adam öldürmek, adam yaralamak, haraç toplamak amaciyla Ege bölgesinde kurulmustur. Bu çeteyle ilgili olarak 91 kisi hakkinda fezleke hazirlanmistir.

Bu çeteden 46 kisinin yakalandigi, 1991 yilindan bu yana 18 kisiyi öldürdükleri, 7 kisiyi yaraladiklari, adam kaçirma, iskence, haraç toplamak ayrica sahislarin arazi, para vs. nedeni ile aralarinda olusan ihtilaflari, yollardan çözme yoluna girdikleri, bu çeteyi olusturan kisilerin üzerlerinde 4 adet tam otomatik tüfek, 2 adet dürbünlü tüfek, 16 adet tam otomatik tabanca, 6 adet pompali tüfek, 31 adet sarjör, 870 adet fisek ve mermi yakalanmistir. Suçlarin bizzat çete elebasisi Ahmet Tekin Baykal'in talimati ile islendigi zabitanin üzerlerine fazla gelmemesi için suçlarin bir kisminin faili meçhul kalmamasina özen gösterdikleri, tanik, müsteki ve magdurlar üzerinde korku olusturduklari. Çetebasi Ahmet Tekin Baykal'in halen firarda oldugu anlasilmistir.

N- ESREF BITLIS ILE ILGILI DEGERLENDIRME

17 Subat 1993 tarihinde içinde Jandarma Genel Komutani Orgeneral Esref Bitlis'in de bulundugu askeri uçagin düsmesiyle Esref Bitlis ile üç subay ve bir astsubayin sehit olmalari sonucunu doguran uçagin sabotaj sonucu düsürüldügüne yönelik iddialar Komisyonumuza ulasan bilgi ve belgeler isiginda degerlendirildiginde;

1- Gerek Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek tarafindan TBMM baskanligina hitaben 3 Ekim 1996 tarihinde yazilip 24.12.1996 tarihinde komisyonumuza intikal eden dosyada ve gerekse adi geçenin Komisyonumuza verdigi 24.12.1996 tarihli ifadesinde,

Çekiç Güç'ün; kürt devletinin kurulmasi amaciyla Kuzey Irak'a yerlestirildigini, Irak'in bölünmesine hizmet ettigini, gida yardimi ve insani yardim adi altinda Kuzey Irak'a birtakim silahlar götürdügünü, Esref Bitlis'in de bu ve benzeri durumlari tesbit ederek Genel Kurmay Baskanligina raporlar halinde bildirdigini, hatta ABD'nin kriz bölgelerine müdahale gücü benimsendigi takdirde Türkiyenin parçalanabilecegini belirttigini, Esref Bitlis'in uçaginin buzlanmadan, pilot hatasindan ve uçak yapim hatasindan düsmedigi gerçeklerinin teknik ve bilimsel açiklamalarla tesbit edildigini, Genel Kurmay Baskaninin uçagin düstügünün ertesi günü alelacele hiçbir ciddi arastirma yapmadan ve uzman olmayan subaylardan bir heyet kurdurarak rapor tanzim ettirdigini, Esref Bitlis'in; Cem Ersever ve çevresindeki 20 kadar subay tarafindan ortadan kaldirildigini,

Komisyonumuzca 18.2.1997 tarihinde ifadesi alinan J.Astsubay Hüseyin Oguz da ifadesinin konuyla ilgili bölümünde özetle;

Esref Bitlis'in kesinlikle suikaste kurban gittigini, C-4 bombasi ile öldürüldügünü, C-4'ün uçaga pilot elbisesi içinde sokuldugunu, Bursa'li nöbetçi bir askerin bunu gördügünü, Jandarma içinde de Esref Pasa'nin suikastle öldürüldügü kanatinde olan pek çok insan oldugunu, ancak ortaya çikarilmasinin istenmedigini,

iddia etmislerdir.

2. Inceleme bölümünde belirtildigi üzere, Komisyonumuzca Esref Bitlis pasanin ölümüne yol açan uçak kazasi ile ilgili yapilan tahkikat dosyasinin istenmesi üzerine, Kara Kuvvetleri Komutanligi Askeri Savciligi ilgili evrakin 13. Asliye Hukuk Mahkemesinde bulundugunu belirtmis, 13. Asliye Hukuk Mahkemesinde bulunan Esref Bitlis olayi ile ilgili evrak da, içerisinde dava dosyalari, kaza ile ilgili bilir kisi raporlari ve mahkeme ve Savcilik kararlari ile birlikte Ankara Cumhuriyet Bassavciliginca Komisyonumuza ulastirilmistir.

Öteyandan; Susurlukta meydana gelen ve Hüseyin Kocadag, Abdullah Çatli ve Gonca Us'un ölümü Sedat Bucak'in yaralanmasi ile sonuçlanan trafik kazasi üzerine; Basbakanlik makaminin 18.11.1996 gün ve M: 127 sayili onaylarinda belirtilen 8.11.1996 tarihli kisiye özel kayitli yazilari ekinde gönderilen Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek tarafindan kendilerine verilen dosyada yer alan, TBMM Baskanligina sunuldugu anlasilan 3.10.1996 günlü yazidaki hususlarin, Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanliginca yaptirilan sorusturma sonucu hazirlanan ve içerisinde ``Esref Bitlis Olayi'' nin da yer aldigi inceleme ve sorusturma raporu ve eki dosyalar da Komisyonumuza intikal etmistir.

Gerek Basbakanliktan gelen rapor ve ekleri ve gerekse Ankara Cumhuriyet Bassavciligindan gelen dosya muhteviyatinin incelenmesinde;

a- Kara Kuvvetlerine ait 10011 numarali BEECHCRAFT SUPER KING AIR B 200 uçagin Ankara Yenimahalle Posta Isletme Merkezine düsmesi sonucu Jandarma Genel Komutani Orgeneral Esref Bitlis, P.Albay Fahir Isik, Kr.Plt. Binbasi Yasar Erian, Kr.Plt.Tugrul Sezginler ve Tek.Kd.Bsçvs Emin Öner'in sehit olmasi üzerine Kara Kuvvetleri Komutanligi Askeri Savciliginca sorusturma yapilmis, Kara Kuvvetleri Komutanligi Kaza Kirim ve Uçus Emniyet Kurulunca hazirlanan müsterek kanaat raporunda özetle; ``Meteorolojik raporun tahlilinde buzlanmanin yerden itibaren basladigi ve uçagin kalkistan düsüsüne kadar uçtugu irtifalarda en yogun oldugunun tesbit edildigi, pilotlarca meteorolojik raporun uçustan önce detayli olarak incelenmedigi, buzlanmanin beklenildigi durumlarda buz önleyici sistemlerin önceden devreye sokulmasi gerekirken muhtemelen kalkista uçakta motor buzlanmasini önleyen ancak güç düsüklügüne neden olan buz önleyici sistemin devreye sokulmadigi, bu nedenle uçusta motorlardaki sarsinti baslayinca sarsintinin teshisinde zaman kaybedip sistemleri daha sonra devreye soktuklari ve uçusun devami süresince buzlanmanin en yogun oldugu irtifalarda uçmalari nedeniyle buz önleyici sistemin yetersiz kaldigi, pervane, özellikle motor buzlanmasina mani olunamadigi, motorlardaki sarsintinin giterilmesinin pilotlarda panige yol açmis olabilecegi, bu nedenle Esenboga aletli inis sistemi (ILS) hattina yaklasmalarina ve vektör edilmelerine ragmen Cours'a oturamayislari ve Esenboga'nin israrli arayislarina karsi cevap vermeyisleri pilotlarda muhtemelen his yanilgisinin basladigi, ayrica buzlanmanin beklenilenden çok daha kuvvetli olmasi, pilotlarin uçus öncesi ve uçusun baslangicinda kendilerini meteorolojik verilere ve IFR uçusa tam olarak oryante edememis olmalari, pilotlarin egitimlerine, tecrübelerine ve uçagin teknik donanimina asiri güvenerek yeterince aktif davranmamis olmalari kazayi hazirlayan önemli faktör olarak degerlendirilmis'' Sorusturma sonucunda bu rapor üzerine olayin sabotaj olmadigi kanisina varilarak kovusturmaya yer olmadigina karar verilmistir.

b- Kara Kuvvetleri Komutanligi Askeri Savciliginin olayla ilgili kovusturmaya yer olmadigi seklindeki karari üzerine; Sehit Kara Pilot Yüzbasi Tugrul Sezginler'in kanuni yakinlarina vekaleten, Avukat Nusret Senem, 27 Ocak 1994 tarihli bir dilekçe ile Milli Savunma Bakanligina basvurarak, 353 Sayili Kanunun 111 nci Maddesi geregince sorusturma dosyasinin incelenmesini ve dilekçesinde açikladigi gerekçelerle, sorusturmaya devam edilmesi için askeri savciya emir verilmesini talep etmistir.

Dilekçe ve ekinde sunulan belgeler dogrultusunda inceleme yapmak üzere dosya Askeri Savciliktan istenilmis, sonuçta ``sorusturmanin eksik ve usulsüz yapildigina, uçagin sabotaj sonucu düstügüne dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadigi, keza sorusturmanin noksansiz yürütüldügü ve verilen kararin dosya içerigine uygun oldugu'' tarzinda özetlenebilecek gerekçelerle islem reddedilmis, 4 Subat 1994 tarihinde de Avukat Nusret Senem'in 5 Mayis 1993 tarihli kovusturmaya yer olmadigina dair karara itirazi Jandarma Genel Komutanligi Askeri Mahkemesince degerlendirilmis ve sorusturmanin usulüne uygun olarak yapildigi, uçagin sabotaj sonucu düstügüne dair dosyada herhangi bir delil ve emarenin olmadigi, verilen kararin dosya kapsamina uygun oldugu gerekçesi ile itirazin reddine karar verilmistir.

c- Sehit Pilot Yüzbasi Tugrul Sezginler'in kanuni yakinlari tarafindan Ankara 13. Asliye Hukuk mahkemesinde uçak firmasi BEECH AIRCRAFT CORPORATION aleyhine tazminat davasi açildigi ve davayla ilgili ITÜ ögretim üyelerinden olusan üç kisilik bilirkisi heyetince teknik rapor hazirlandigi ve hazirlanan raporda;

Motor arizasi ve sonuç olarak uçagin düsmesinde buzlanmanin etkili oldugunu gösteren yeterli ve tatminkar delil olmadigi,

Motor arizasi ve düsme olayinda pilotaj ve bakim hata ve kusuru bulunduguna dair deliller olmadigindan, davacilar murisi 2. pilot Tugrul Sezginler ile kaptan pilot Yasar Erian'in kusurlarinin bulunmadigi,

Uçagin düsmesine yol açan motor arizasinda davali firmanin dizayn ve yapim hatasinin olmadigi,

Kaza günü öncesindeki gece, hangar civarindaki bir nöbetçi tarafindan bildirilen kimligi bilinmeyen kisi ile yukarida isimleri zikredilen motor iç aksaminin enkaz mahallinde bulunamamasi ve saglam ve mukavim olan motor zarfinin parçalanmamis ve hatta fazla deforme olmamis görüntüsü karsisinda sabotaj ihtimali gözden irak tutulmamasi gerektigi belirtilmis dava sonucuna göre konunun M.S.B.'ca yeniden gözden geçirilebilme ihtimalinin dogabilecegi degerlendirilmektedir.

Ayrica; Türk Kara Kuvvetleri Havacilik Okulu Erkan Baskani pilot Albay Erdal Özden, Beech Uçak Anonim Sirketi Uçak Kazasi Teftisi John Ward ve Pratt ve Whitney Kanada Hava Güvenlik Teftisçisi Thomas A. Berthe'den olusan heyet tarafindan kaza ile ilgili düzenlenen güç kaynagi incelenmesi, raporunda motorlarin incelenmesi sonucu sicak kisim tehlikesine ratlanmadigi, fakat çarpma sonucu ortaya çikan yüksek güç gözlemlendigi, dolayisiyle çarpma aninda motor hava girisinin buzla kapanmasi ve kompresör buz yutma durumu pek muhtemel karsilanmamakta oldugu belirtilmistir. 3- Gerek, ITÜ ögretim üyelerinden olusan üçkisilik bilirkisi heyetince hazirlanan teknik rapor ve gerekse K.K.10011 Numarali Beechcraft B-200'ün Kaza Teftisine Destek Olarak Türk Kara Kuvvetleri Için Düzenlenen Güç Kaynagi Incelemesi Raporundan hareketle;

a) Jandarma Genel Komutani Esref Bitlis'in sehit olmasiyla sonuçlanan uçak kazasinda; motor arizasi ve buzlanmanin uçagin düsmesinde etkili oldugunu gösteren yeterli ve tatminkar bir delil olmadigi,

b) Motor arizasi ve düsme olayinda pilotaj ve bakim hata ve kusuru bulunmadigi,

c) Kaza günü öncesindeki gece, hangar civarindaki (bir nöbetçi tarafindan bildirilen) kimligi bilinmeyen kisi ile teknik raporda belirtilen motor iç aksaminin enkaz mahallinde bulunmamasi ve saglam, mukavim olan motor zarfinin parçalanmamis ve hatta fazla deforme olmamis görüntüsü karsisinda sabotaj ihtimali gözden irak tutulmamalidir.

O- TARIK ÜMIT OLAYI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

Tarik ÜMIT'e ait 34 ZU 378 plakali oto 04.03.1995 günü saat 05.00 siralarinda Silivri Ilçesi Kiliçli köyü yakinlarinda, Jandarma bölgesinde terkedilmis vaziyette bulunmus, araç sahibinin aranmasi ile ilgili islemler ilgili Jandarma Karakol Komutanligi tarafindan yürütülerek tahkikat evraki Silivri Cumhuriyet Savciligina teslim edilmistir.

Otonun Jandarma bölgesinde bulunmasi ve sahibi oldugu tespit edilen Neset ve Naciye'den olma 1947 Düzce dogumlu Tarik ÜMIT'in de kayip oldugunun anlasilmasi üzerine Istanbul Il Jandarma Alay Komutanligi Istihbarat Subesinde görevli Astsubay Seyit Ahmet ALTINTAS, konu ile ilgili istihbari mahiyette arastirma yapmak üzere Istanbul Il Jandarma Alay Komutani tarafindan görevlendirilmistir.

Konu hakkinda bilgisine basvurulanlardan:

Jandarma Basçavus Seyit Ahmet ALTINTAS; Mehmet EYMÜR'ün sik sik Tarik ÜMIT'in kizi Hande BIRINCI'yi telefonla aradigini ve buna tanik oldugunu, Tarik ÜMIT ile Mehmet EYMÜR'ün çok samimi olduklarini, Mehmet EYMÜR'ün, Hande'ye telefon ederek ``babani Abdullah ÇATLI ve arkadaslari kaçirdi, gazetelere ilan ver yoksa öldürürler'' dedigini, ayrica, Istanbul'a elemanlarini göndererek Jandarma'yi bilgilendirdigini, Tarik ÜMIT'in cep telefonundan en son Avsar KEDEROGLU'na ait cep telefonu ile arandigini, ancak, telefon Avsar KEDEROGLU adina kayitli ise de bu telefonu polis memurlari Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'nun kendisinden emanet alarak kullandiklarini,

Avsar KEDEROGLU ile yaptigi mülakat sirasinda, Ayhan AKÇA'nin, Avsar KEDEROGLU'nu telefonla arayarak Yalova'dan geldiklerini söyledigini, daha sonra Ayhan AKÇA ve onun yaninda gelen polis memuru Ayhan ÇARKIN ile Ataköy Polis Karakolunda görüstügünü, karakolda iken Ibrahim SAHIN'in Ayhan AKÇA'yi cep telefonundan aradigini, nöbetçi Emniyet Müdürünün de karakolda bulundugunu ve kendisine polis bölgesine habersiz giremeyecegini söyledigini, Ibrahim SAHIN'in kendisi ile de telefonla görüstügünü ve polis memurlarini alamayacagini ve sorgulayamayacagini söyledigini, karakoldaki görüsmede Ayhan AKÇA'nin Tarik ÜMIT'i tanidigini ifade ettigini,

Tarik ÜMIT olayi ile ilgili olarak Emniyetten Jandarmaya bilgi gelmedigini, halbuki, Tarik ÜMIT'in Istanbul-Kadiköy polis bölgesinde iken kaçirilmasina ragmen polisin bu olayla hiç ilgilenmedigini, sadece Jandarmanin ilgilendigini,

Tarik ÜMIT'in oto plakasinin can güvenligi nedeniyle Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'in onayi ile verilen bir tahsis plakasi oldugunu, olayin baslangicinda Tarik ÜMIT'in MIT ajani oldugunu bilmedigini,

Tarik ÜMIT'in Kibris'ta bir bankasi oldugunu, yine Kibris'ta bir baska bankada da ortakliginin bulundugunu ve bu bankada Mehmet AGAR'in soförünün kardesi Ömür ÖZÇELIK'in % 25 hissesi oldugunu,

Tarik ÜMIT'in yakin çevresinde 4 milyon dolar paradan bahsedildigini, kaynagi belli olmayan bu paranin uyusturucu kaçakçiligindan geldiginin tahmin edildigini,

Kazakistan, Pakistan ve Afganistan tarafindan gelen uyusturucunun Kazakistan-Azerbeycan-Nahcivan kanaliyla Türkiye'ye girdiginin, Türkiye'den de Hollanda ve Almanya'ya çiktiginin, birkisim paranin Kazakistan'da aklandiginin ve burada 450 milyon dolar para oldugunun ve bu paranin da Kibris'daki bankada aklandiginin ve Tarik ÜMIT'in de bu isin içinde bulundugunun söylendigini,

Tarik ÜMIT Olayi ile ilgili olarak Istanbul Valisi Hayri KOZAKÇIOGLU'na rapor ve bilgi vermedigini, hiçbir görüsmesi olmadigini,

Tarik ÜMIT'in kizi Hande BIRINCI; babasinin kendisini 02.03.1995 günü saat 18.00-19.00 siralarinda telefonla arayarak önemli bir isi çiktigi için Adapazari'na gelemeyecegini bildirdigini ve bundan sonra da babasiyla irtibat kuran bir yakininin olmadigini, ancak, ayni gün gündüz saatlerinde Hakki Yaman NAMLI ile görüstüklerini ögrendigini, bu kisi ile babasinin Kibris'ta bulunan First Merchant isimli bankanin ortak olarak sahibi olduklarini,

Babasinin 03.03.1995 günü Erenköy'de bulunan Divan Pastanesine giderek Ziya ve Ayhan isimli polis memurlari ile bulustugunu, polis memurlarinin ``Ibrahim agabey seni evde bekliyor, gidecegiz'' dediklerini ögrendigini, Ibrahim'in Özel Harekat Daire Baskani Ibrahim SAHIN olup olmadigini bilmedigini,

Babasinin yok olmasindan önce daha çok Kibris'ta ortagi oldugu banka ile ugrastigini, kaybolmasindan hemen sonra Mehmet EYMÜR'ün telefon ederek, iki arkadasini Istanbul'a gönderdigini, babasinin kaybolmasinda Korkut EKEN'in rolü bulundugunu ve ifadeye gittiginde bunu belirtmesini söyledigini, Mehmet EYMÜR ve Korkut EKEN'in babasinin arkadasi olduklarini, JITEM'den Astsubay Ahmet ALTINTAS'in olayla ilgili çalisma yaptigini, babasinin iki polis memuru ve Ibrahim SAHIN tarafindan Abdullah ÇATLI'ya teslim edildigi ve bir daha görünmedigi duyumlarini aldigini söyledigini, Korkut EKEN ile Istanbul Feneryolu'nda 10 dakika kadar görüstügünü ve bu görüsmede Korkut EKEN'in kendisine babasinin yurtdisinda bir göreve yollandigini söyledigini,

Mehmet EYMÜR'ün gönderdigi kisilerin de kendisine, babasinin Korkut EKEN'in istegi üzerine Özel Harekatçilarca kaçirildigini ve sorgulandigini söylediklerini, konu ile ilgili olarak Mehmet AGAR'in da isminin geçtigini, EYMÜR'ün kendisinin de babasinin kaçirilmasinda Korkut EKEN ve Mehmet AGAR'in ilgilerinin oldugunu ve bu isimleri Cumhuriyet Savciligina vermesini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in, kendisine, son aylarda ortaligin epeyce karisik oldugunu, zamani gelince bazi seyleri anlatacagini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in kaybolmasindan önce Cihangir'deki yazihanesine Korkut EKEN'in telefon ederek telefona cevap veren çocuga, `` o bizi satti biz de onu satacagiz'' diyerek telefonu kapattigini yazihanedeki çocuktan isittigini,

Kibris'daki bankanin ortagi Hakki YAMAN'in kendisine, babasinin bankada hissesi olmadigini söyledigini, ancak, elinde hisse dagilimini gösteren evrak bulundugunu ve babasinin bankaya ortak oldugunu, babasinin kayboldugu gün gündüz saatlerinde en son Hakki YAMAN ile görüstügünü,

Babasinin son zamanlarda Emniyet tarafina ters düsmüs olabilecegi seklinde kuskularinin oldugunu, bildigi kadariyla babasinin uyusturucu ticaretiyle alakasinin bulunmadigini, Yasar ÖZ'ün Düzce'den babasinin arkadasi olup is iliskilerinin bulunmadigini,

Tarik ÜMIT'in amcasi Dr. Cemalettin ÜMIT; 4 Mart 1995 günü saat 01.30 siralarinda kendisine telefon edilerek yegeni Tarik ÜMIT'in arabasinin Çerkezköy civarinda terkedilmis olarak bulundugunun söylenmesi üzerine olay mahalline gittigini, hasarsiz ve kapilari açik olarak otoyu gördügünü, Jandarmaya haber verdigini, yapilan arastirmada plakasinin sahte çiktigini, daha sonra Kadiköy Cumhuriyet Savciligina müracaat ettiklerini, Jandarmanin bir Basçavusu olayi sorusturmakla görevlendirmis oldugunu ögrendigini,

Kendi özel arastirmasina ve tespitlerine göre; Tarik ÜMIT'in son defa Divan Pastanesinde görüldügünü, orada yemek yedigini ve ertesi günü Düzce'ye bayram ziyaretine gidecegi için 3 kutu çikolata aldigini, o sirada bayram çikolatasi almaya gelen müsterek aile dostlari Baha SEN'in Tarik ÜMIT'i görüp sohbet ederlerken Tarik ÜMIT'in tanidigi iki kisinin yanlarina geldigini ve dörtlü grup olarak sohbete devam ettiklerini, Baha SEN'in, karsisinda oturan kisiyi teshis edebilirim dedigini ve kendisini sorusturma yapan Basçavusun da dinledigini, Baha SEN'in anlatimina göre, Tarik ÜMIT ile yeni gelenlerden birinin agizlarini kapatarak konustuklarindan birbirlerine ne söylediklerini anlayamadigini, ancak, Tarik ÜMIT'in ``o niye gelmedi'' diye sordugunu, digerinin de ``o evde bekliyor'' dedigini duydugunu, Jandarmanin ve MIT'in tespitlerine göre, Tarik ÜMIT'in ertesi günü bayram sabahi Düzce'ye gitmek niyetindeyken Divan Pastanesine geldikten sonra cep telefonuyla arandigini ve bunun üzerine kararini degistirip Adapazari'ndaki kizina ve Düzce'deki annesine telefon ederek bayrama gelemeyecegini bildirdigini, Tarik ÜMIT'in cep telefonunun en son Avsar KEDEROGLU'na ait cep telefonundan arandigini, Basçavus Ahmet'in Avsar KEDEROGLU'nu sorgulamasi sirasinda telefonunu Özel Harekatta görevli polis memuru Ziya'ya vermis oldugunu söyledgini, Basçavus Ahmet'in kendisine ``meseleyi çözdüm, sonuna kadar geldim, rapor hazirlamam lazim, bu da 15 gün alir'' dedigini, daha sonraki günlerde Ahmet Basçavustan sorusturmanin bittigini, konu ile ilgili iki polis memurunu Ataköy tarafinda bulup sorgulamasindan sonra Ankara'dan Ibrahim SAHIN'in kendisini arayarak ``benim memurlarimi sikistirma, çok fazla üzerlerine gitme, ne soracaksan bana sor, sonra da birak, aslinda senin onlari sorgulamaya yetkin yok'' dedigini, Ahmet Basçavusun da ``benim listemde senin de adin var, seni çagirip ifadeni alacagin'' diye cevap verdigini, ancak, ertesi gün bir yerlerden geldigini sandigi bir emirle Ahmet Basçavusun bu isi biraktigini,

Bu arada Tarik ÜMIT'in evinde Mehmet AGAR'in imzasini tasiyan bir belge bulduklarini, bu asamada daha önceki duyumlari ile bunu birlestirdiginde Mehmet AGAR'a ulastigini,

Son zamanlarda Tarik ÜMIT'in huzursuz oldugunu ve bu huzursuzlugun Özel Harekat timinden kaynaklandigini, Korkut EKEN'den de tehdit telefonlarinin geldigini, Tarik ÜMIT'in Cihangir'deki bürosunda çalisan Ali vasitasiyla Korkut EKEN'in ``Tarik bize oyunlar etti, ayagini denk alsin, yakinda onun hesabini görecegiz'' diye haber gönderdigini,

Tarik ÜMIT'in Özel Harekat Birligine lanse ettigi kod adi Cavit olan kisinin bir gün Tarik ÜMIT'e gelerek ``beni bu insanlara sen lanse ettin, ancak, bunlar seni öldürmem için para ve silah verdiler, hakkinda böyle düsünüyorlar, ayagini denk al'' dedigini fakat bunlari kimden duydugunu hatirlayamadigini, bu duyumlari alinca Korkut EKEN'i arastirdigini, Mehmet AGAR'in danismani oldugunu ögrenince Mehmet AGAR'a bir mektup yazdigini ve görüsmek istedigini belirttigini, Mehmet AGAR'in o zaman Adalet Bakani oldugunu ve uygun bir zamanda görüsürüz diye cevap verdigini, Içisleri Bakani olunca da görüsmeye gittiginde daha önce göndermis oldugu mektubun suretini verdigini ve birlikte okuduklarini, mektupta ``Yardimciniz olan K.E'nin yönlendirmesi, I.S.'nin yürütmesi, iki P.M. isimleri belli. Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU pastaneye gelerek Tarik ÜMIT'i alip götürdüler, o günden beri yok, bu konuda bana ne yardim yapabilirsiniz'' diye yazdigini, Jandarma Basçavusundan ``sasirtma olarak Tarik'in Yalova tarafina, arabasinin Trakya tarafina götürüldügünü'' duydugunu Mehmet AGAR'a söylediginde de, ayagi firlayip bunu nereden duydun diye sordugunu, bunlari arastirarak iki haftaya kadar bir cevap verecegini söyledigini, ancak cevap vermedigini,

Tarik ÜMIT'in bir bankaya ortak oldugu haberi üzerine yaptiklari müracaatta, bankanin, kendisi para yatirmadigindan hisselerinin iptal edildigini bildirdigini,

Devlete zararli bazi insanlarin ve özel olarak Savas BULDAN'in yok edilisinde Tarik ÜMIT'in isin içinde oldugunu sandigini, çünkü Savas BULDAN'in cesedinin bulundugu yeri kendisinden baska bir polisin bilebilecegini zannetmedigini, Tarik'in son zamanlarda bazi arkadaslarina ``ben bu insanlarin arasindayim ama daha fazla bunlarla çalismam mümkün degil, yedikleri halt bini geçti, ciddi olarak uyusturucu kaçakçiligi yapiyorlar, bütün ikaz ve israrlarima ragmen mani olamadim, notere gidip bütün bildiklerimi tespit ettirecegim ve bu insanlari kamuoyuna deklere edecegim'' dedigini, bu sözlerden sonra da tehditler gelmeye basladigini, Tarik'in çok zeki ve cesur oldugunu, kendisine çok güvendigini, bu yüzden arkadaslari ikaz ettiginde ``kimse bana birsey yapamaz'' dedigini, kaçirilisindan bir hafta önce Korkut EKEN'in Özel Timden birkaç polis memuruna Tarik'in kaldigi evi tespit etmelerini söyledigini, Tarik ÜMIT'in bu tehlikeleri sezince evine ugramadigini, evinde kistirilamayinca pastaneden alindigini,

MIT Kontrterör Merkezi Yöneticisi MEHMET EYMÜR; Tarik ÜMIT'i, MIT Teskilatinin görev sahasina giren konularda istihbarat elemani olarak kullandigini, ortadan kaybolmasi üzerine bazi arastirmalar yaptiklarini ve bu arastirmalar sirasinda en son Istanbul Divan Pastanesinde bulundugu sirada Özel Harekat polisleri tarafindan alindigini ve ondan sonra da kayboldugunu tespit ettiklerini ve bu konuda yasal arastirmalar yaptiklarini, Tarik ÜMIT'in otosu Silivri Jandarma bölgesinde bulundugu için tahkikati o bölgeden sorumlu Jandarma Astsubayi Ahmet ALTINTAS'in yürüttügünü, kendisi ile görüsüldügünde, Özel Harekatçi Ayhan AKÇA'yi gözlem altina aldigini, Ankara'dan Özel Harekat Daire Baskanligindan ifadesini alamayacagi konusunda müdahale edilmesi üzerine birakmak mecburiyetinde kaldigini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in telefonlarini tespit ettirdigini, tir parkinda çay ocagi isleten Avsar isimli kisinin telefonu ile muhabere yapildiginin ögrenilmesi üzerine Avsar'in sorgulandigini, kendi telefonunu Özel Harekatçi polislere kullanmak üzere verdigini beyan ettigini ve üzerinden de Özel Harekatta görevli iki polisin resimlerinin çiktigini, bu resimlerin Divan Pastanesinde çalisanlara teshis için gösterildigini, ancak, resmi kisiler olmasi nedeniyle tahkikatta zorlanildigini, Haluk KIRCI'nin yine ayni olayla ilgili olarak gözaltina alinip birakildigini, Astsubay Ahmet ALTINTAS'in Avsar'in üzerinde tabanca çiktigini ve bu tabancanin balistige gönderilmek üzere istendiginde çesitli resmi yerlerden baski geldigini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in kaçirildigi gün, Avsar'a ait beyaz renkte Opel Astra marka otonun Ziya isimli polis memuru tarafindan alindigi, Ziya'nin, Tarik ÜMIT'in kaçirilmasindan üç gün sonra Oguz isimli polis memuru ile birlikte otoyu Avsar'a iade ettigini, Avsar'in, konunun içinde Abdullah ÇATLI ve arnavut Sami isimli kisilerin oldugunu zannettigini,

12.1.1994 tarihinde Adana Sakirpasa Havaalaninda sahte pasaportla yakalanan Metin BOZBAG'in ifadesi dogrultusunda Istanbul'da Yasar ÖZ'ün evinde ele geçirilen yesil pasaportun Tarik ÜMIT'in sadece MIT ile çalismadigini gösterdigini, Tarik ÜMIT'in 1987 yilinda MIT ile iliskilerinin basladigini, ondan önce Dündar KILIÇ ve Behçet CANTÜRK'ün Devlet tarafindan sorgulandigi tarihlerde ve 1982 yilinda Dündar KILIÇ, Sükrü BALCI ve diger kaçakçilik konularinda tanik olarak ifadeleri bulundugunu, bu ifadeleri dolayisiyla 1985 yilinda silahli saldiriya maruz kalip agir yaralandigini, o tarihte bu saldiriyi Dündar KILIÇ'in yönlendirdigini söyledigini, 1987 yilindan sonra da kendi istihbarat potansiyelinden dolayi ilgi alanlarina giren konularda Tarik ÜMIT'ten yararlandiklarini,

Tarik ÜMIT ile en son 28 Subat 1995 günü Ankara'da görüstüklerini, Özel Harekatçi Ziya ve Semih isimli iki polisin evinde kaldiklarini, operasyonel konularda ve faaliyetlerinde yardimci olmasini istediklerini ve bu polislerle kendi yaninda telefonla konustugunu, onlara kendi evinde oldugunu, Ibrahim SAHIN'in de ertesi günü Istanbul'a gelecegini ve kendisiyle görüsecegini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in, bu görüsmelerinde, Ziya ve Semih dedigi polis memurlarinin kendisine Dündar KILIÇ'a yönelik bir operasyonda beraber davranmayi teklif ettiklerini söyledigini, kendisinin de, kesinlikle böyle islere girmemesini telkin ettigini ve bu islerden uzak kalmasini istedigini,

Tarik ÜMIT'ten yasal çerçevedeki konularda istifade ettiklerini, ancak, bunun disinda Devletin diger istihbarat organlariyla da irtibati oldugunu, özellikle uyusturucu kaçakçiligi konusunda Emniyet birimlerine yardim ettigini genel hatlariyla bildigini,

MIT'in Türkiye içinde terörle mücadele görevinin bulunmadigini, ancak, istihbari alanda böyle görevleri oldugunu ve intikal eden bilgileri ilgili mercilere ilettiklerini,

Tarik ÜMIT'in kizinin, kendisi tarafindan gönderilen iki MIT görevlisinin babasinin Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'in bilgisi dahilinde, müsaviri Korkut EKEN'in istegi üzerine Özel Harekatçilarca kaçirildigini söyledikleri beyanini Hande'nin kendi yorumu olarak nitelemek gerektigini,

Kendisinin Mehmet AGAR ve Ibrahim SAHIN ile Tarik ÜMIT'in yok olmasi hususunu görüstügünü, ÇATLI'nin elinde olduguna dair duyumlarinin dogru olmasi halinde yardimci olmalarini ve serbest birakilmasinin saglanmasini, bunun mesele haline getirilmeyecegini kendilerine ifade ettigini, Mehmet AGAR'in böyle bir durumdan haberi olmadigini ve ilgilenecegini söyledigini,

Jandarma Astsubay Ahmet ALTINTAS'in, Tarik ÜMIT'in Abdullah ÇATLI'ya, bahsettigi polis memurlari tarafindan teslim edildiginden emin oldugunu, muhtemelen öldürüldügünü ve Yalova taraflarina gömülmüs olabilecegini Teskilattan gönderdigi arkadaslarina söyledigini, Avsar'in, Jandarmada sorgulanmasi sirasinda da polis memuru Ayhan'in Yalova taraflarinda oldugunu telefonla söylemesi üzerine Astsubay Ahmet'in bu yorumu yaptigini, Tarik ÜMIT'in de ortadan kaybolup hiç kimseyi aramamasinin öldürüldügü kanaatini pekistirdigini,

Emekli Yarbay ve MIT eski Daire Baskan Yardimcisi KORKUT EKEN; Tarik ÜMIT'i 1987 yilinda Milli Istihbarat Teskilatinda çalisirken Mehmet EYMÜR vasitasiyla tanidigini, özellikle kaçakçilik ve narkotik konularinda çok haber getiren bir eleman oldugunu, ancak kendisinin dogrudan bir görev irtibati bulunmadigini,

Emniyet Genel Müdürlügünde iken Tarik ÜMIT'in kendisini arayarak önemli bir kaçakçilik olayi olacagini ve bunun mutlaka önlenmesi gerektigini bildirmesi üzerine kendisini, Genel Müdür Mehmet AGAR ile tanistirdigini, Genel Müdürün Kaçakçilik Istihbarat Daire Baskani Tuncay YILMAZ'a konuyla ilgilenmesi için talimat verdigini, sonradan çok büyük miktarda asit anhidriti bu ihbarla yakalatmis oldugunu ögrendigini,

Mehmet EYMÜR'ün MIT'te yeniden görev aldigini, Tarik ÜMIT'le çalismaya basladigini duydugunu, Tarik ÜMIT'in kaçirilmasi ve öldürülmesi olayi ile hiçbir ilgisinin bulunmadigini, Mehmet EYMÜR'ün Tarik ÜMIT'in kizina, babasini kendisinin öldürttügünü söylemis oldugu için kizin kendisiyle konusarak, kesinlikle konu ile ilgisi ve bilgisinin bulunmadigini, babasini 1,5 yildir görmedigini söyledigini,

1988 yilindaki MIT Raporu yüzünden Müstesar Yardimcisi Hiram ABBAS, Daire Baskani Mehmet EYMÜR ve kendisinin emekliye sevkedildiklerini, bundan sonra iki yil EYMÜR ile disarida çalistiklarini, Antalya'daki buz fabikasindaki ortaklikta aralarinda anlasmazlik çikmasi ve bazi sahsi sebeplerle münakasa ederek ayrildiklarini ve sonra da EYMÜR ile görüsmedigini, MIT'ten ayrilip Emniyet Genel Müdürlügünde çalismasinin da Mehmet EYMÜR'ü kizdirmis olabilecegini,

Emniyet Genel Müdürlügü Istihbarat Daire Baskan Yardimcisi HANEFI AVCI'nin; Tarik ÜMIT olayi ile ilgili MIT'te çok bilgi bulunmasina ragmen açiklamadiklarini, bu bilgileri karsi tarafa belki Mehmet (AGAR) beye karsi tehdit unsuru olarak kullanmak istediklerini, olayla ilgili çok farkli bilgileri olmasi gerektigini, Jandarmanin yaptigi tahkikatta da geri planda kendilerinin bilgi aktardiklarini, her seyi orta yere dökmediklerini, Hakki YAMAN ile Tarik ÜMIT'in Kibris'taki banka olayinin sirrini tam çözememekle beraber Mehmet EYMÜR'ün de o bankaya degisik bir isimle birtakim özel islerde de kullanmak üzere ortak oldugu yolunda duyumlarinin bulundugunu, Hakki YAMAN'in bu olaylarla ilgili bilgisinin oldugunu zannettigini, Mehmet EYMÜR'ün, Hakki YAMAN'in kendisine yanasmasi için birtakim manevralar yaptigini bildigini,

Orta yerde Emniyet-MIT çeliskisi yahut iki istihbarat teskilati birbiriyle çelisiyor, dövüsüyor gibi iddialarin bulundugunu, aslinda olayin özünün böyle olmadigini, olayin özünde Mehmet AGAR'la Mehmet EYMÜR'ün çeliskisinin var oldugunu, bunun baska zeminlerde de olustugunu, MIT içinde Mehmet EYMÜR ve beraberindeki bir grubun cezaevinde yatmis çikmis ülkücülerle beraber hareket etmeyi kendilerine bir görev biçimi bildiklerini, hep onlarla birlikte hareket ettiklerini, Mehmet AGAR'in kendisi ya da kendisine bagli Ibrahim SAHIN ve Korkut EKEN'in adamlari ile bunlar arasinda bir sogukluk, bir çatisma var oldugunu, halbuki, MIT'in kendi klasik istihbarat görevi yapan unsurlariyla Emniyetin klasik istihbarat yapan unsurlari arasinda hiçbir sorun bulunmadigini, tatli bir rekabet olsa bile ciddi bir çeliski olmadigini, fakat bunlar arasindaki çeliskinin çok büyüdügünü ve artik kendilerine bagli olan alttaki mafyaci unsurlarin bile kavgaya basladiklarini, mesela, Sedat PEKER veya Drej Ali'nin bir gruptan olmasina karsilik Hadi ÖZCAN'la Yesil mafyasinin diger gruptan olduklarini ve bunlarin birbirlerini öldürmeye çalistiklarini, MIT-Emniyet çeliskisi diye gösterilmesine ragmen isin aslinin bu kisilerin kendi çeliskisi oldugunu ve MIT ile Emniyetteki yüzde 90-98 gibi büyük çogunlugun hiç alakasinin bulunmadigini,

Istihbarat teskilatlari arasinda çokbaslilik var denilerek özellikle Emniyet Istihbarat Teskilatinin üzerine gelindigini, Türkiye'de klasik manada istihbarat yapan ve dünyadaki bütün istihbarat teskilatlarinin uyguladigi klasik yöntemlerle çalisan, yurtiçi ve yurtdisinda faaliyet gösteren MIT ile yurtiçinde faaliyet gösteren Emniyet istihbaratinin bulundugunu, bunlarin disindaki adi istihbarat olan kuruluslarin böyle bir faaliyetlerinin olmadigini,

Emniyet Eski Genel Müdürü Sayin MEHMET AGAR; Devletin bilgi elemani kullandigini, eylem elemani kullanmadigini, istihbarat kurumlarinin da herkesten istifade edip herkesi degerlendirebileceklerini, kendilerinin bunu tek tek kontrol edemeyeceklerini,

Istihbarat birimleri arasinda her zaman tatli bir rekabet bulundugunu ve bunun, isin daha iyi gitmesi bakimindan dogal oldugunu ve bir sikinti yaratmayacagini, ama, çekisme ve kavganin ciddi bir devlette olamayacagini, kendisinin sorumlu oldugu her dönemde bu tür hiçbir sikintiyla karsilasmadiklarini,

Korkut EKEN'in Türk Ordusunun yetistirdigi efsanevi subaylardan birisi oldugunu, ilk Güneydogu harekatlarinda Özel Harekat Timlerini askerde ve poliste kuran kisi oldugunu, egitim faaliyetlerinde ve askeri birliklerle olan koordinasyonun güçlenmesinde, degerlendirmede, PKK'ya karsi taktik olusturmada, Güneydogudaki görevlilerin motivasyonunda kendisinden çok istifade ettiklerini,

Tarik ÜMIT olayinda, kendisini Mehmet EYMÜR veya onun adina kimin aradigini hatirlamadigini, arayan kisinin ``böyle bir kaybolma olayi var, bu konuyla ilgilenir misiniz'' dedigini, ``elbette ilgileniriz. Daha fazlasiyla da ilgileniriz'' diye cevap verdigini, ilgili personeli de konu ile ilgilenmeleri için talimatlandirdigini, konu hakkinda bir daha aranmadigini, kendisinin de Mehmet EYMÜR'ü aramadigini, olay hakkinda da herhangi bir sonuç elde edilemedigine dair bilgilendirildigini, daha sonra da bilgi gelmedigini,

Mehmet EYMÜR'ün ``Tarik ÜMIT, Abdullah ÇATLI'nin elinde imis, ben size teminat veriyorum, bir daha Abdullah ÇATLI'nin alanina sokmayacagiz, girmeyecek, bunu, bunun elinden kurtarin'' dedigi ve kendisinin de ``olmaz öyle sey, ben Ibrahim'le görüsür, hallederim'' seklinde cevap verdigi bir konusmanin cereyan etmedigini, sadece, kayboldugu ve ilgilenilmesi seklinde bir rica oldugunu, bu konu ile ilgili olarak Ibrahim SAHIN'le de görüsmedigini,

Tarik ÜMIT'in, kendileri ile ilintileri ve uyusturucu madde kaçakçiligi konusunda yardimlari oldugunu, MIT ile de çalistigini bildigini,

Özel Harekat Daire Baskanvekili IBRAHIM SAHIN; Tarik ÜMIT ile Istanbul Emniyet Müdürlügünde çalisirken tanisip dost olduklarini, kendisini iki defa ziyarete geldigini, Tarik ÜMIT'in kayboldugu 2.3.1995 tarihinde polis memuru Ayhan AKÇA ve Mehmet AGAR ile birlikte Diyarbakir'da olduklarini, öldürülüp öldürülmedigini bilmedigini, ancak, Tarik ÜMIT'in uyusturucu kaçakçilarini yakalattigini, ajanlik yaptigini ve bunun için de tanismis olduklari 1991-1992 yillarindan beri ölüm kuskusu içinde oldugunu bildigini,

Tarik ÜMIT olayinin sorusturmasini yapan Jandarma Astsubayi ile telefonla görüstügünü ve Özel Harekatçi Ayhan AKÇA'nin alinmasinin yanlis oldugunu ve birakilmasini, resmi olarak istenildigi takdirde Ayhan AKÇA'yi verebileceklerini söyledigini,

Tarik ÜMIT'in kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak Mehmet EYMÜR'ün kendisini telefonla aramadigini, kendisinin Mehmet EYMÜR'ün makamina gidip görüstügünü, Mehmet AGAR'in bu konuda kendisine birsey söylemedigini, EYMÜR'ün kendisine olay ile ilgili olarak, Tarik ÜMIT'i, Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'nun götürdügünü ve Abdullah ÇATLI'nin elinde oldugunu söyledigini, kendisinin de Ayhan AKÇA'nin o gece yaninda oldugunu ve Genel Müdür ile birlikte Diyarbakir'da bulunduklarini, Diyarbakir'da olan bir insanin Istanbul'da Divan Pastanesinden Tarik ÜMIT'i kaçirmasinin mantik disi oldugu cevabini verdigini, Mehmet EYMÜR'ün devamla ``Tarik ÜMIT'i Abdullah ÇATLI biraksin ya da biraktirin, ben teminat veriyorum, bir daha Tarik ÜMIT Abdullah ÇATLI'nin islerine karismayacak yahut o alana girmeyecek'' dedigini, kendisinin de Tarik ÜMIT'in nerede oldugunu bilmedigini söyledigni,

Özel Harekat daire Baskanliginin herhangi bir kisiyi alip sorgulama yapma yetkisinin bulunmadigini,

Abdullah ÇATLI'yi Mehmet bey olarak tanidigini, soyadini bile kazadan sonra ögrendigini, 1995 yilinda Sedat BUCAK'in yazihanesinde gördügünü, isadami ve tekstilci oldugunu söyledigini, 1996 yilinda bir iki defa da Istanbul'da görüstügünü,

Emniyet Genel Müdürlügü Kaçakçilik, Istihbarat ve Harekat Dairesi eski Baskani TUNCAY YILMAZ; Tarik ÜMIT'i ilk defa zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'in makaminda görüp tanistigini ve irtibatinin devam ettigini, çok önemli miktarlarda eroin imalatinda kullanilan asit anhidrit maddesi yakalamalarini sagladigini,

Tarik ÜMIT'in Abdullah ÇATLI ve arkadaslari tarafindan öldürüldügüne dair bilgisi bulunmadigini, ancak, öldürüldügüne inanmadigini, Tarik ÜMIT'in asil hedefinin Dursun KARATAS oldugunu kendisine söyledigini, Mehmet EYMÜR ve Atilla AYTEK ile çalistigini söyledigi için MIT ajani oldugu intibainin olustugunu, 1984 operasyonunda Dündar KILIÇ'i Tarik ÜMIT'in ihbar edip sorguladigini,

Trabzon Sürmene'li olup Istanbul'da ikamet eden DÜNDAR KILIÇ; Tarik ÜMIT'in kendisinin yaninda 12 Eylül 1980 öncesi katiplik yaptigini ve Kurtulus'taki beyaz esya satan dükkaninda da müdürlük yaparken iki ögretim görevlisini Dündar KILIÇ ismiyle tehdit ettigini, bunu tespit edip nasil yaptigini sordugunu, onun da bu konuyu Mehmet EYMÜR ve o zamanki Kaçakçilik Daire Baskani Atilla AYTEK'e anlattigini ve ondan sonra da bunlarin kendisi aleyhinde faaliyet göstermeye, iftiralara basladiklarini,

Kardesi Ibrahim'in Tarik ÜMIT ile bir para isteme meselesi yüzünden kavga ettigini,

Tarik ÜMIT'i suç ortaklarinin öldürdügü kanisinda oldugunu, topladigi paralari suç ortaklarina götürmedigini duydugunu,

Beyan etmislerdir.

Istanbul DGM Cumhuriyet Bassavciliginin 1997/261 No.lu Iddianamesinde de,

Hakki Yaman NAMLI isimli tanigin ifadesinde; Tarik ÜMIT'in önceki tarihlerde Korkut EKEN ile çok samimi iliskiler içerisinde oldugu, hatta, maddi sikintilar çekerek satin aldigi Ford marka zirhli otomobilini Korkut EKEN'e hediye ettigi, ancak, sonraki tarihlerde Korkut EKEN'le aralarinin açildigi ve 1994 yilinin Haziran ayinda Tarik ÜMIT'in yazihanesini telefonla arayan Korkut EKEN'in orada çalisan ve o esnada telefona bakan Ali isimli isçisi vasitasi ile Tarik ÜMIT'in tehdit edildigini,

Ayrica, Tarik ÜMIT'in yazihanesinde Ibrahim SAHIN, Nurettin GÜVEN gibi kisileri de gördügünü ve Tarik ÜMIT'in Abdullah ÇATLI ile de sik sik görüsüp bulustugunu,

Tarik ÜMIT'in, Yasar ÖZ isimli kisi ile çok yogun ticari iliskilerde bulundugunu, ancak, yaptiklari islerin legal isler olmadigini, Tarik ÜMIT ile Yasar ÖZ arasinda devamli surette bir alacak-borç münasebeti bulundugunu ve bu iliskiler sirasinda Yasar ÖZ'e yesil pasaport ve silah tasima belgelerinin temininde Tarik ÜMIT'in araci oldugunu, bir süre sonra Yasar ÖZ'ün, Tarik ÜMIT'in yanindan ayrilarak Abdullah ÇATLI ve ekibi ile birlikte çalismaya basladigini, bunun üzerine Tarik ÜMIT'in, gerek kendisine gerekse yakin çevresine konusmalarinda, benim adamim Yasar ÖZ'ü koltuklarinin altina aldilar diyerek Abdullah ÇATLI ve Korkut EKEN aleyhinde sözler söyleyip küfür ettigini ve onlarin ipligini pazara çikaracagim dedigini,

Bu olaylardan 6-8 ay sonra Tarik ÜMIT kaybolunca, kendisinin, Tarik ÜMIT'in kizina, Abdullah ÇATLI ve Korkut EKEN'den süphelenmelerini söyledigini, bu sözlerini duyan Abdullah ÇATLI ve arkadaslarinin 1995 yili Mayis-Haziran aylarinda yazihanesine silahli ve telsizli adamlarla gelip Tarik ÜMIT olayini kastederek ``Bu islere kafani yorma, intikamini sen almayacaksin, bizim hakkimizda konusuyormussun... Biz çok güçlüyüz'' diyerek kendisini uyardiklarini,

Sanik Polis Memuru Ziya BANDIRMALIOGLU'nun ifadesinde;

03.03.1995 tarihinde Istanbul'a geldiginde Avsar KEDEROGLU'na ait telefonla Tarik ÜMIT'i aradigini ve ayni gün saat 18.00'de Erenköy Bagdat Caddesi'ndeki Divan Pastanesinde bulusmayi kararlastirdiklarini ve ayni gün saat 19.00-20.00 siralarinda da bu pastanede Tarik ÜMIT ile bulustugunu, orada Tarik ÜMIT'le yaklasik yarim saat oturup sadece hal hatir sorduklarini ve pastane önünde vedalasarak ayrildiklarini,

Belirttikleri hususlari yer almaktadir.

Abhazya kökenli bir aileden olan Tarik ÜMIT 1947 Düzce dogumludur. 1965 yilinda amcasi Dr. Cemalettin ÜMIT'in yanina Almanya'ya gitmis, orada isçilik, soförlük, pazarlamacilik gibi islerde çalismis, bir Alman hanimla evlenmis, Hande ve Katya isimli iki kiz çocugu sahibi olmustur. 1968 yilinda Türkiye'ye geri dönmüs, bir süre Dündar KILIÇ'in yaninda çalismis, Dündar KILIÇ'la ortak olarak INMAR isimli sirketi, Pendik-Kurtköy'de bir boya fabrikasini kurmuslar, ancak 1983 yilinda Gönen'de Dündar KILIÇ'in tutuklanmasi üzerine Polisin Istanbul'daki sirketine baskin yapmasi sebebiyle ortakliktan ayrilmistir. 1968-1973 yillari arasinda kerevit ihracati isiyle ugrasmistir. Türkiye'de ilk defa kerevit isini baslatmis ve bu isten büyük paralar kazanmistir. 1973 yilinda bir yaralama suçu islemis ve mahkum olunca yurt disina kaçmis, 1974 affindan istifadeyle tekrar dönmüstür. Çesitli alanlarda faaliyet gösteren Ümsan, Ümtas, Gentas ve STC adli dört sirketin sahibi ve Kibris'ta bulunan First Merchant Bank'in iki büyük ortagindan biri olmustur. Bir dönemde de Istanbul Ilinde en yüksek vergi verenler listesinde 20 nci sirada yer almistir.

Ülkücü görüsü savundugu bilinen Tarik ÜMIT, Istanbul eski Emniyet Müdürü Sükrü BALCI'nin rüsvet alma suçuyla yargilandigi davada ve Dündar KILIÇ hakkinda yürütülen sorusturmada taniklik yapmistir.

11.06.1976 tarihinde Almanya'da Dortmund Eyalet Mahkemesi tarafindan uyusturucu madde ticareti yapma suçundan iki yil hapis cezasi ile tecziye edilmistir.

05.01.1985 tarihinde müstecirligini yaptigi Istanbul Kadiköy Bagdat Caddesi 123/1 adresinde faaliyet gösteren SÖRF KULÜP DERNEGI'nde kumar oynatmak suçundan dolayi yapilan adli islem sonucu Tarik ÜMIT'in bir ay hapis cezasi ile tecziyesine ve dernegin de süresiz kapatilmasina karar verilmistir.

1988 yilinda Istanbul Nisantasi'nda bir kumarhanenin ortagi olmus ve müdürlügünü yapmistir.

Maçka Kadinlar Dernegi'nin % 80 gelirinin Dündar Kiliç, Fahrettin Arslan ve Hüseyin Cevahiroglu tarafindan paylasildigindan dernege sahip çikarak bunlarin kar hisselerini % 50'ye indirmistir.

1986 yilinda Almanya Düsseldorf sehrinde bir adet sahte yüzlük ABD dolari bozdurmaya çalismistir,

- Italya'nin Trieste sehrinde uyusturucu ve silah kaçakçiligi yaptiklarindan süphe edilerek gözaltina alinan sahislarla ilgili olarak 30.07.1981 tarihinde Istanbul Emniyet Müdürlügünde ifadesi alinarak serbest birakilmistir. Dündar Kiliç'a isine son verdirttigi isçisi Zekeriya Ülkücü tarafindan 28.12.1985 tarihinde Istaanbul'da silahla agir sekilde yaralanmistir,

- 07.01.1987 tarihli Hürriyet Gazetesinde Kemal GÜNERGÜL isimli sahsi 70 milyar lira dolandirdigi haberi yer almistir.

15.9.1994 tarihinde Amerika'da kara para aklamadan takibata ugrayan Solman KOHEN üzerinde Kibris'ta ortak oldugu bankanin telefonu çikmistir.

- 1992 yili Eylül ayinda Istanbul Emniyet Müdürlügünün DEV-SOL örgütüne yönelik yaptigi operasyonda ele geçen dökümanlar arasinda Tarik ÜMIT'e ait ev ve isyeri telefon numaralari ile araç plakalarinin desifre edilmis oldugu kendisine teblig edildiginden can güvenliginin saglanmasi amaciyla, mevcut olan üç aracina plaka verilmesini 20 Ekim 1992 tarihli dilekçesi ile talep etmis, 14.12.1993 tarihinde de Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR imzasi ile 34 ZU 478 sayili plaka tahsis edilmistir.

Alman asilli esi kanserden vefat edince bir süre Nur INUGUR isimli hanimla yasamis, daha sonra da ayrilmislardir.

Tarik ÜMIT'in, çok yönlü faaliyet gösteren, cesur, atak, karisik ve karanlik bir yapiya sahip oldugu görülmektedir. MIT ile çalisan bir istihbarat elemani olmasina ragmen, bu ahlaka aykiri olarak bu kurulustan veya bagli bulundugu görevlilerden izin almaksizin baska kuruluslarla da temas edip çalisabilmektedir. Beyanlardan ve ifadelerden, yasantisindaki akistan, karismis oldugu olaylardan da anlasilacagi gibi açikça yeralti dünyasinin içinde de büyük ölçüde faaliyet gösterdigi görülmektedir. Irtibat içinde bulundugu siviller ve Devlet görevlileri de genelde hep saibeli kisilerdir, birtakim suç odaklari oldugu görülen kisilerdir ki bunlardan biri Tarik ÜMIT'e, birbirlerine olan husumetlerini de düsünerek, Dündar KILIÇ'a yönelik müsterek bir operasyon yapmayi teklif etmislerdir. Iki polis memuru tarafindan bir bahane ile alinip Abdullah ÇATLI'ya teslim edildigi iddiasi da oldukça vahimdir, düsündürücüdür.

Ortagi oldugu banka vasitasiyla veya baska sekillerde kara para aklama islerine, uyusturucu kaçakçiligina, haraç almaya, kumarhane isletmeye oldukça müsait bir yapidadir. Bu tür islerden dolayi borç-alacak iliskileri yüzünden yok edilmek istenebilecegi gibi, çok yakin arkadasi olan, hatta yesil pasaport ve silah tasima belgeleri alabilmesine araci oldugu Yasar ÖZ'ün Abdullah ÇATLI safina geçmesine gösterdigi tepki kaçirilmasina sebep teskil etmis olabilir. Çok zeki ve hareketli bir yapiya sahip olan Tarik ÜMIT'i, tanidigi kisilerin, dost ve arkadaslarinin tuzaga düsürdügüne inanmak gerekir.

Inceleme bölümünde belirtildigi üzere Ibrahim SAHIN, Tarik ÜMIT'in kayboldugu tarih olan 03.03.1995 tarihinde Emniyet eski Genel Müdürü Mehmet AGAR ve Polis Memuru Ayhan AKÇA ile birlikte Diyarbakir'da oldugunu, Komisyonumuza verdigi 07.01.1997 tarihli ifadesinde belirtmis ise de, Komisyonumuzca Emniyet Genel Müdürlügüne yazilan 02.04.1997 tarih ve 331 sayili yaziya anilan Genel Müdürlükçe verilen cevaptan Ibrahim SAHIN'in, Ayhan AKÇA ile 02.03.1995 günü saat 10.00'da Diyarbakir'dan Ankara'ya hareket eden THY nin T.K. 257 sefer sayili uçagi ile dönmüs olduklari anlasilmistir.

02.03.1995 tarihinde Diyarbakir'dan Ankara'ya saat 10.00 uçagi ile dönen bu kisilerni karayolu ile bile olsa ayni gün Istanbul'da olmalari imkânsiz bir durum degildir. Buradan hareketle Ibrahim SAHIN'in ifadesinde tarihle ilgili beyaninin ve Mehmet EYMÜR'e ``Ayhan AKÇA'nin olay gecesinde Diyarbakir'da kendisi ile birlikte Genel Müdür Mehmet AGAR'in yaninda bulunduklarini, Diyarbakir'da olan bir insanin ayni gün Istanbul'da Divan Pastanesinden Tarik ÜMIT'i kaçirmasinin mantik disi oldugu'' cevabinin gerçekleri yansitmadigi açikça görülmektedir.

Amcasi Dr.Cemalettin Ümit, Tarik Ümit'in kaybolmadan önce bazi arkadaslarina ``ben bu insanlarin arasindayim ama daha fazla bunlarla çalismam mümkün degil, yedikleri halt bini geçti, ciddi olarak uyusturucu kaçakciligi yapiyorlar, bütün ikaz ve israrlarima ragmen mani olamadim, notere gidip bütün bildiklerimi tespit ettirecegim ve bu insanlari kamuoyuna deklere edecegim'' dedigini ve bundan sonra da tehditler gelmeye basladigini söylemistir. Bu beyanin ciddi ve dogru oldugu düsünüldügünde, diger olaylarla birlikte gözönüne alindiginda bir noktada olay çözülebilir.

Bilgisine basvurulanlarin beyanlarina göre; Tarik ÜMIT'in 03.03.1995 günü saat 18.00-19.00 siralarinda Istanbul Erenköy Bagdat Caddesi üzerinde bulunan Divan Pastanesinde oturdugu sirada çikolata almak üzere aile dostu Baha SEN gelmis ve sohbete baslamislardir. Bilahare daha önceden tanimis oldugu polis memurlari Ziya BANDIRMALIOGLU ile Ayhan AKÇA'da gelmislerdir. Kisa bir süre konustuktan sonra bu polis memurlari Tarik ÜMIT'e ``Ibrahim agabey gelmedi, seni evde bekliyor, ona gidecegiz'' demisler ve beraberce pastaneden ayrilmislar ve Tarik ÜMIT o andan itibaren kaybolmustur.

Milli Istihbarat Teskilatinda, istihbarat elemani olarak çalisan Tarik ÜMIT'in, bagli oldugu Mehmet EYMÜR tarafindan yapilan arastirmalar ile Seyit Ahmet ALTINTAS isimli Jandarma Istihbarat görevlisi Astsubayin yaptigi arastirmalarda, Tarik ÜMIT'in en son yaptigi telefon görüsmesi tespit edilmis ve bu son görüsmenin Avsar KEDEROGLU adina kayitli cep telefonu ile yapildigi belirlenmistir. Jandarma Istihbarat görevlisi Ahmet ALTINTAS tarafindan Avsar KEDEROGLU bulunmus, Tarik ÜMIT'le görüsme sebebi sorulmus, ancak, Avsar KEDEROGLU'nun Tarik ÜMIT'i hiç tanimadigi, herhangi bir görüsme yapmadigi ve bu telefonun kendi adina kayitli olmakla beraber, olay günlerine tekabül eden dönemde Özel Harekat Dairesinde görevli Ayhan AKÇA ile Ziya BANDIRMALIOGLU tarafindan kendisinden geçici olarak alinip kullanildigi anlasilmistir. Bunun üzerine Avsar KEDEROGLU araciligi ile Jandarma Astsubay Seyit Ahmet ALTINTAS, Ayhan AKÇA ile görüsme yapmak üzere bulusmuslardir. Ataköy civarinda bir parkta Ahmet ALTINTAS, Ayhan AKÇA'yi beklemis, fakat buraya Ayhan AKÇA Özel Harekat Polis Memuru Ayhan ÇARKIN'la birlikte gelmislerdir. Jandarma Basçavus Ahmet ALTINTAS'dan görüsme sebebini ögrenmeleri üzerine, kendileri hakkinda arastirma ve sorusturma yapamayacagini ifade etmislerdir. Bulusma yerine yakin olan Ataköy Polis Karakoluna gidilerek görüsmeye karakolda devam etmislerdir. Ataköy Polis Karakolundaki bu görüsme sirasinda Ayhan AKÇA ve Ayhan ÇARKIN ile Ankara'da bulunan Özel Harekat Daire Baskanvekili Ibrahim SAHIN telefon görüsmesi yapmislar ve Jandarma Basçavus Ahmet ALTINTAS'i orada telefonla arayan Ibrahim SAHIN ``sen kim oluyorsun bu polisler hakkinda arastirma yapiyorsun'' diyerek Ahmet ALTINTAS'i ikaz etmis ve bu olaya karismamasini söyleyerek müdahalede bulunmus ve arastirmanin devamini engellemistir.

Jandarma Astsubay Ahmet ALTINTAS'in yaptigi bu arastirmalar sirasinda, MIT Kontrterör Merkez Yöneticisi olan Mehmet EYMÜR'ün de arastirma için iki kisi görevlendirdigi ve Hande BIRINCI ile gerek telefonla, gerek bizzat yaptigi görüsmelerde ona hitaben ``Babani Abdullah ÇATLI, Sami HOSTAN ve Haluk KIRCI kaçirdilar, bu hususta hemen basina açiklama yap ve ilgili yerlere dilekçeler ver, ayrica babanin kaçirilmasinda Korkut EKEN'in de rolü var'' diyerek uyardigi anlasilmistir.

Ayrica, Hakki Yaman NAMLI isimli tanigin ifadesinde; Tarik ÜMIT'in önceki tarihlerde Korkut EKEN ile çok samimi iliskiler içerisinde oldugu hatta, maddi sikintilar çekerek satin aldigi Ford marka zirhli otomobilini Korkut EKEN'e hediye ettigi, ancak, sonraki tarihlerde Korkut EKEN'le aralarinin açildigi ve 1994 yilinin Haziran ayinda Tarik ÜMIT'in yazihanesini telefonla arayan Korkut EKEN'in orada çalisan ve o esnada telefona bakan Ali isimli isçisi vasitasi ile Tarik ÜMIT'in tehdit edildigini,

Tarik ÜMIT'in yazihanesinde Ibrahim SAHIN, Nurettin GÜVEN gibi kisileri de gördügünü ve Tarik ÜMIT'in Abdullah ÇATLI ile de sik sik görüsüp bulustugunu,

Tarik ÜMIT'in, Yasar ÖZ isimli kisi ile çok yogun ticari iliskilerde bulundugunu, ancak, yaptiklari islerin legal isler olmadigini, Tarik ÜMIT ile Yasar ÖZ arasinda devamli surette bir alacak-borç münasebeti bulundugunu ve bu iliskiler sirasinda Yasar ÖZ'e yesil pasaport ve silah tasima belgelerinin temininde Tarik ÜMIT'in araci oldugunu, bir süre sonra Yasar ÖZ'ün Tarik ÜMIT'in yanindan ayrilarak Abdullah ÇATLI ve ekibi ile birlikte çalismaya basladigini, bunun üzerine Tarik ÜMIT'in gerek Hakki YAMAN'a gerekse yakin çevresine konusmalarinda, ``benim adamim Yasar ÖZ'ü koltuklarinin altina aldilar'' diyerek Abdullah ÇATLI ve Korkut EKEN aleyhinde sözler söyleyip küfür ettigini ve onlarin ipligini pazara çikaracagim dedigini,

Bu olaylardan 6-8 ay sonra Tarik ÜMIT kaybolunca, Tarik ÜMIT'in kizina, Abdullah ÇATLI ve Korkut EKEN'den süphelenmelerini söyledigini, bunu duyan Abdullah ÇATLI ve arkadaslarinin 1995 yili Mayis-Haziran aylarinda yazihanesine silahli ve telsizli adamlarla gelip Tarik ÜMIT olayini kastederek ``Bu islere kafani yorma, intikamini sen almayacaksin, bizim hakkimizda konusuyormussun...Biz çok güçlüyüz'' diyerek kendisini uyardiklarini, beyan etmistir.

Mehmet EYMÜR'ün beyanlarinda, Tarik ÜMIT'in kaybolmasindan sonra, o tarihte Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet AGAR ve Özel Harekat Daire Baskanvekili olan Ibrahim SAHIN ile görüsmeler yaptiklarini ve bu görüsmelerde, Tarik ÜMIT'in, Abdullah ÇATLI ve adamlari tarafindan sorgulandigini ve serbest birakilmasi hususunda yardimci olmalarini istedigini, ancak, herhangi bir sonuç alinamadigi belirtilmektedir. Olayi arastiran Jan.Astsubay Ahmet ALTINTAS, yapilan müdahaleler sebebiyle arastirmayi devam ettirememis ve bir süre sonra da Diyarbakir Il Jandarma Alay Komutanligi emrine tayin edilmistir.

03.03.1995 tarihinde Istanbul'a gelen Ziya BANDIRMALIOGLU, Avsar KEDEROGLU'na ait telefonla Tarik ÜMIT'i aradigini ve ayni gün saat 18.00'de Erenköy Bagdat Caddesi Divan Pastanesinde bulusmayi kararlastirdiklarini ve ayni gün saat 19.00-20.00 siralarinda da bu pastanede Tarik ÜMIT ile bulustugunu, yaklasik yarim saat oturup sadece hal hatir sorduklarini ve pastane önünde vedalasarak ayrildiklarini belirtmistir.

Tarik ÜMIT'in kaybolmasi olayi ile ilgili bölümde izah edildigi üzere; Tarik ÜMIT'in kayboldugu gün, en son görüstügü kisiler Ibrahim SAHIN'in uzun süredir yaninda bulunan ve görev iliskilerinin disinda daha ileri özel iliskiler içerisinde olduklari anlasilan polis memurlari Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'dur. Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'nun Tarik ÜMIT'in kaybolmasi olayi ile ilgilerini tesbit eden ve bu istikamette arastirma yapan Jan.Astsubay Ahmet ALTINTAS'a, Ibrahim SAHIN müdahale ederek arastirmanin sürdürülmesini önlemistir. Bu olayda Abdullah ÇATLI, Sami HOSTAN, Haluk KIRCI, Ibrahim SAHIN, Ayhan AKÇA, Ziya BANDIRMALIOGLU ve Ayhan ÇARKIN'in isimleri geçmektedir. Tarik ÜMIT'in kaybolmasi olayinda bu kisilerle iliskiyi tesbit eden MIT Kontrterör Merkez Yöneticisi Mehmet EYMÜR, Tarik ÜMIT'in Abdullah ÇATLI ve adamlari tarafindan kaçirildigini ve sorgulandigini ifade ederek durumu Özel Harekat Daire Baskanvekili Ibrahim SAHIN'e intikal ettirmistir. Bu isimler ve bildirim karsisinda ibrahim SAHIN'in davranislari, bu olayda Abdullah ÇATLI'nin varligi ve adi geçen diger kisilerle birlikte eylemleri hususunda bilgi sahibi oldugu intibaini uyandirmaktadir.

Tarik ÜMIT'in kaybolmasi olayi ile ilgili tahkikata Silivri Cumhuriyet Bassavciliginca Hazirlik 1995/627 dosya sayisi ile devam edildigi,

Saniklar hakkinda da Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavciliginca hazirlanan 1996/2303 Hazirlik ve 1997/261 sayili iddianamenin 05.03.1997 tarihinde Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderildigi, anlasilmistir.

P- YÜKSEKOVA ÇETESI ILE ILGILI DEGERLENDIRME

SUSURLUK ÇETESI adiyla bilinen olay Hakkari Il Jandarma Komutanliginda görev yapan j. Astsubay Hüseyin OGUZ'un basina yansiyan beyanlari ile gündeme gelmistir.

Jandarma Genel Komutanligi tarafindan adi geçenin bu iddialarina iliskin ifadesi resmen alinarak Diyarbakir Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmis ve sahis bu mahkemede de iddialarini tekrarlamistir.

Daha sonra Hüseyin OGUZ komisyonumuza çagrilarak beyani alinmis, genel olarak Genel Komutanlikta ve mahkemede verdigi beyanlarini komisyonumuzda da tekrar etmistir.

Hüseyin OGUZ'un iddialarinda geçen Abdullah CANAN'in ölü bulunmasi ve Miktat ÖZEKEN, Semsettin YURTSEVEN, Münir SARITAS adli vatandaslarin öldürülmesi olaylarinin daha önce 1995 yilinda yargiya intikal ettigi ve Van 21. J. Sinir Tümen Komutanligi Askeri Savciligi'nca sorusturmanin baslatildigi, daha sonra dosyalarin Diyarbakir Devlet Güvenlik Mahkemesine intikal ettirildigi,

Hüseyin OGUZ'un Yüksekova'da yaptigi sorgulama sirasinda ortaya çikan Necip BASKIN'in kaçirilmasi olayi hakkinda da Diyarbakir DGM Bassavciliginca dava açildigi,

Hüseyin OGUZ'un iddialarinda yer alan diger olaylarin da yine Diyarbakir DGM tarafindan sorusturulmaya baslandigi, hatta bu iddialarda adi geçen 1 Kurmay Albay, 1 Binbasi, 2 Yüzbasi ve Yüksekova Belediye Baskaninin da içinde bulundugu ve çogunlugunu korucularin olusturdugu 14 kisinin tutuklandigi anlasilmistir.

Gerek Astsubay Hüseyin OGUZ'un, gerekse Esat CANAN ve Senar ER'in iddialari ile CHP Heyetinin Raporunda yer alan iddilar gözönüne alindiginda;

Güneydogu'da Koruculuk Sisteminin ciddi bir kritiginin yapilmasinin gerektigi, bu çerçevede;

1- Öncelikle korucularin örgütlenme biçimi (emir-komuta sistemi) ve buna bagli olarak vekaletle aylik ödenme sisteminin gözden geçirilmesi,

Çünkü; a) Korucubasi ve tim basi konumunda olanlarin güvenlik güçlerinin yetkilileri ile temasta önemli bir ayricalik elde ettikleri, örnegin askeri garnizonlara ve Emniyet dairelerine çok rahat bir sekilde girip çiktiklari ve bu iliskilerini halk nezdinde kötüye kullanarak çikar sagladiklari,

b) Vekalet sistemi ile korucubasilarin emrindeki personelin maaslarini aldiklari, bunun tamamini terörle fiilen mücadele eden koruculara vermedikleri, onlara un, seker, çay gibi gida maddesi verdikleri, geri kalani kendi zimmetlerine geçirdikleri,

c) Ayrica kendileri fiilen terörle mücadeleye katilmadiklari, sehirde oturup bir yandan devlet yetkilileri ile özel iliskilerini gelistirdikleri, öte yandan ticaretle ugrastiklari,

d) Yine ayni kisilerin devletle iliskilerinden de yararlanarak silah ve uyusturucu kaçakçiligi yaptiklari,

e) Daha ileri gidip korucu yetkilerini suistimal ederek vatandaslardan haraç aldiklari, hatta PKK'li yaftasi vurarak bazi vatandaslari öldürdükleri iddiasinin bulundugu,

f) Yine koruculuk yetkilerini kullanarak PKK görüntüsü altinda adam kaçirma ve fidye alma, hatta öldürme eylemlerine kalkistiklari,

g) Kamuoyunda Pismanlik Yasasi olarak bilinen 3419 sayili yasadan yararlanan bazi itirafçilarin da benzeri eylemlere karistiklari,

2- Iyi niyetli olmayan bazi devlet görevlilerinin (asker ya da polis), geçici köy korucularini (bazan da itirafçilari) kullanarak menfaat temini cihetine gittikleri, örnegin ;

a) Silah ve uyusturucu madde kaçakçiligina bulastiklarini,

b) Bazan da kendilerine emanet edilen silah ve askeri malzemeleri, hatta ele geçirilen uyusturuculari satarak menfaat temin ettikleri,

c) Daha da kötüsü yetkilerini kötüye kullanarak vatandaslari PKK'li suçlamasiyla gözaltina aldiklari, hatta bunlardan bir kismindan para aldiklari, bazan da ideolojik olarak bunu yaptiklari

d) Bu yetkililerin yetkilerini kötüye kullanarak bazi siyasî kisilerin siyasal çikarlarina hizmet ettikleri, onlara siyaseten muhalif olan bazi vatandaslari seçimlerden önce gözaltina aldiklari, sonra da ayni siyasî kisilerin iltimasiyla serbest biraktiklari iddialarinin bulundugu,

e) Kahraman BILGIÇ, (Pismanlik Yasasi olarak bilinen) 3419 sayili yasadan faydalanmak için Nisan-1994'de teslim oldugu ve Jandarmaca ifadesi alindigi halde, 1997 yilina kadar yargiya intikal ettirilmeyerek, hatta kendisine korucu ve asker kimligi temin edilerek kendisinden çesitli sekillerde (örgüt hakkinda bilgi verme, operasyonlarda yer gösterme gibi ) faydalanma cihetine gidildigi, bazen bunun gayrimesru sekilde de gerçeklestigi, adi geçen kisiden baska itirafçilarin da bu sekilde kullanilmis olabilecegi, oysa bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinde bu sekilde hukuk disi bir uygulamanin yasal olmadigi,

3- Bazi kamu görevlilerinin, personelini veya kurumunu asiri koruma içgüdüsüyle kurumlari içinde meydana gelen bazi süistimallerin açiga çikmasini istemedikleri, konumuzda da üst düzey bazi askeri yetkililerin, asker kisilerin karistiklari suistimallerin açiga çikmasi halinde ``Silahli Kuvvetlerin prestijinin sarsilacagi, yara alacagi ya da devletin zarar görecegi'' düsüncesi ile bu gibi suistimal olaylarini örtbast etme, suç isleyenleri koruma cihetine gittikleri, bunun için de (Kahraman Bilgiç'in ifadelerini içeren tutanak ve video kasetlerinin DGM'ne gönderilmemesi örneginde oldugu gibi) bazi bilgi ve belgeleri üst makamlara ve yargiya intikal ettirmedikleri,

Degerlendirmesi yapilmistir.