VIII. BILGISINE BASVURULANLAR

1-Korkut Eken 27.12.1996 tarihli ifadesinde;

Kendisinin 1965 yilindan itibaren ordu mensubu olarak görev yaptigini, 1974 yilinda Kibris Baris Harekatina katildigini, 1978 yilinda Silahli Kuvvetler özel birliklerin tim komutanligina atandigini, çesitli kurslar gördügünü, özellikle komando harekatina yönelik, rehineli harekata yönelik kurs gördügünü, 1982 yilinda polis özel timlerinin kurulmasinda görev aldigini, 1985-1986 yillarinda içgüvenlik polis özel timinin egitiminde, kurulusundan techizinde ve teskilinde çalistigini, 1987 yilinda yarbay rütbesinde iken ordudan ayrilarak Milli Istihbarat Teskilatinda Daire Baskani Mehmet Eymür'ün yardimcisi olarak göreve basladigini,

1988 yilinda MIT Raporu olaylarinin meydana geldigini, çalistiklari dairenin bu raporu hazirlamis olmasi sebebiyle Müstesar Yardimcisi Hivam Abbas, Daire Baskani Mehmet Eymür ve kendisinin emekliye sevk edildiklerini, daha sonra Mehmet Eymür'le birlikte 2 yil disarida çalistiklarini, Mehmet Eymür'ün dayisinin yardimiyla kurulan bir fabrikasinda birlikte çalistiklarini, kendisinin parasi olmadigindan sadece % 8 hissesi bulundugunu, daha sonra bu hisselerin Eymür tarafindan kendisinden istendigini ve onun da bunlari iade ettigini bu ve bazi sahsi nedenlerle buz fabrikasindan münakasa ederek ayrildigini ve sonra da Eymür ile görüsmedigini,

1980 yilinda Botas'a girdigini, bir sene müfettislik ondan sonra da koordinatörlük görevi yaptigini,

Eylül 1983 ayinda Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in kendisini çagirarak emniyet mensuplarinin yetistirilmeleri konusunda çalismasini istedigini, sevinerek bu görevi kabul ettigini ve hemen egitime basladigini, kadrosunun Botasta kaldigini, 15.4.1996 tarihinde de Emniyet Genel Müdürlügündeki görevden ayrildigini,

Belirterek, kendisini tanitmasinin ardindan; Tarik Ümit'in öldürülmesi olayinda;

Tarik Ümit'i 1987 yilinda Milli Istihbarat Teskilatinda çalisirken Mehmet Eymür vasitasiyla tanidigini, özellikle kaçakçilik ve narkotik konularinda çok haber getiren bir eleman oldugunu, ancakt kendisinin dogrudan bir görev irtibati bulunmadigini

Emniyet Genel Müdürlügünde iken Tarik Ümit'in kendisini arayarak, önemli bir kaçakçilik olayi olacagini bunun mutlaka önlenmesi gerektigini, bunun üzerine onu Genel Müdür Mehmet Agar ile tanistirdigini, Genel Müdürün Kaçakçilik Istihbarat Daire Baskani Tuncay Yilmaz'a konuyla ilgilenmesi için talimat verdigini, sonradan çok büyük miktarda asit anhidriti bu ihbarla yakalatmis oldugunu ögrendigini,

Mehmet Eymür'ün bilahare MIT'te yeniden görev aldigini, Tarik Ümit'le birlikte çalismaya basladigini duydugunu, Tarik Ümit'in kaçirilmasi ve öldürülmesi olayi ile hiçbir ilgisinin bulunmadigini, Mehmet Eymür'ün Tarik Ümit'in kizinin babasini kendisinin öldürttügünü söyledigini, bu sebeple kizin kendisiyle konustugunu ve Mehmet Eymür'ün yazilarinda Ahmet Akpak isimli gazetecide varken babami Korkut Eken öldürttü dedigini, kiza kendisinin konu ile bir ilgisi olmadigini söyledigini bilahare bir Istanbul seyahatinde aracinin takip edildigini fark ederek polisi aradigini, arkasindaki araçtan telefonla kendisinin arandigini ve Tarik Ümit'in kizinin kendisini takip ettiklerini ve görüsmek istediklerini söyleyince, aracini durdurup kiz ile görüstügünü ve ona babasini 1,5 yildir görmedigini ve kesinlikle olayla bir ilgisinin ve bilgisinin bulunmadigini söyledigini,

Milli Istihbarattan ayrilip Emniyet nezdinde çalismanin Mehmet Eymür'ü kizdirmis olabilecegini,

Devletin istihbarat birimleri arasinda çok koordineli bir çalisma yapilmasi gerektigine inandigini, bu birimler arasinda sahsi kin, nefretten dogan çekismeler sen- ben davasi, sen basarilisin, ben basariliyim kavgasi oldugu müddetçe bugün Susurluk olayi çikti ise yarin, alti ay sonra baska bir olayin çikabilecegini, bu tür mücadelede 200 bin kisi oldugunu, bunlar içinde yanlis yola girmis olabilecek görevliler ya da kisiler bulunabilecegini, bunun polis, asker ya da korucu olabilecegini, ancak bunun çözümünün basina sizdirilarak yapilmamasi gerektigini, Devletin resmi birimleri arasinda bu tür sorunlarin koordinasyon ile çözülebilecegini, yanlis yapanlar hakkinda da yasal islem yapilarak konunun aydinliga kavusturulabilecegini, resmi polis ve askerin disinda kimseyi egitmedigini, sivil hiçbir sahsi egitmedigini, gerek polis egitiminde, gerekse özel tim egitiminde hem psikolojik, hem de manevi egitim yaptirildigini, bu insanlarin hata yapma ihtimallerinin az oldugunu, özel yetismis birimlerin ifade almayi dahi bilmediklerini, bunlarin sadece kirsal kesimde mücadele etmek için yetistirilmis olduklarini, ancak görev sirasinda müsterek faaliyette asker ve polis timlerinde, emir komutasinin Asker'de oldugunu, polis özel timinin basinda Emniyet Müdürü rütbesindeki personel bulunmasina karsilik Askeri timin basinda Astsubay veya Tegmen oldugunu, ovadaki askeri birlik komutasinin istemi olmadikça özel timlerin arazide göreve çikamadigini, Halkin özel timlerden rahatsiz olmalari ile ilgili konunun tamamen belli mikraklarin abartmasi oldugunu, PKK'nin en çok korktugu iki unsurun polis ve askere ait özel timler oldugunu, bunlari yipratmak için gaspçi, haraççi, köy yakiyor, köylüleri eziyor diye görev yapmalarini önlemek istediklerini, mücadelenin kazanilmasi için halkin destegine ihtiyaç oldugunu, o olmadan mücadele yapmanin mümkün olmadigini, halkla diyalog içinde örf, adet ve törelerine hürmet ederek iliskide bulunulmasi gerektigini, zaman zaman ferdi yanlisliklar olabilecegini,

Sedat Bucak'in babasini tanidigini, Bucak asiretinin PKK'ya karsi mücadelesinde, zamaninin çogunu Siverek'de harcadigini, Sedat Bucak'in adamlari olmadan disari çikamayanlarin simdi agir suçlamalarla karsilarina çiktiklarini, ister asker, ister polis gece yol aramalari dahil Sedat Bucak'tan yardim isteyip adam aldiklarini, güneydogudaki asiret reislerinden ileri gelenlerin büyük bir bölümünü tanidigini, hepsiyle irtibati bulundugunu, Sedat Bucak'in esrar, eroin islerine karistigina kesinlikle inanmadigini, adamlarindan bazilarinin yapmis olabilecegini, ancak Sedat Bucak'in onlara da cezalarini verecegini, Sedat Bucak'a bu kadar yüklenmenin yanlis olacagini, gururlu bir insan oldugunu, gerçekte topraklarinin sulu ziraate geçmis olmasi nedeniyle çok zengin oldugunu, adamlarinin gönüllü köy koruculari oldugunu, Devletten para ve korucu maasi almadiklarini, Sedat Bucak'in birakin taraf degistirmesini Urfa, Viransehir bölgesinde tarafsizim demesinin bile PKK için yeterli olabilecegini, Sedat Bucak'in kardesinin Abdullah Öcalan'in yaninda oldugu hususunun dogru oldugunu, adinin Serhat oldugunu ancak Sedat Bucak'in düsmani oldugunu ve onunla görüsmediklerini,

Abdullah Çatli'yi tanidigini, Mehmet Eymür'le birlikte, emekli olduktan sonra tanidigini, Mehmet Özbay ismini de bildigini, ancak ``Ekli'' adini bilmedigini, Abdullah Çatli'nin devlet için istihbarati çalismalar yaptigini, yurtdisina yönelik olarak özellikle Almanya'daki PKK faaliyetlerine yönelik olarak istihbari bilgiler verdigini, 15-16 senedir 80 öncesinden itibaren devlete çalistigini bildigini, kendisinin onu 1987-1988 yillarinda tanidigini,

Alaaddin Çakici ve Dündar Kiliç'i herkes gibi tanidigini, Abdulah Çatli ile Dündar Kiliç arasinda ve Alaaddin Çakici arasindaki iliskiyi bilmedigini belirtmistir. (Ek:174)

2-Kemal YAZICIOGLU Istanbul Emniyet Eski Müdürü 27.12.1996 tarihli ifadesinde;

Ömer Lütfi Topal cinayetinin islenmesini takiben olayi çözmek üzere çalismalara basladiklarini, bu cinayet konusunda Asayis Subesinin ihbar aldigini bu ihbarda üç özel harekat mensubu ile iki sivil sahsin bu eylemi yaptiklarinin belirtildigini, bunlarin hepsi ayni gün Emniyet Müdürlügüne alindigini, yapilan incelemede ve olay yerinde kalan silah üzerindeki sarjörde bulunan band üzerinde kalan parmak izi ile bu sahislarin parmak izinin karsilastirildigini, ve herhangi bir bulguya rastlanmadigini, bu konuda yardimcisi Bilgi Ünal'in olayi takip ettigini, ertesi gün Sedat Bucak'in kendisini aradigini, özel harekatçilarin neden alindigini sordugunu, o anda konuyu kendisi de bilmediginden inceleyecegini söyledigi, ikinci kez aradiginda da tahkikatla ilgili alindiklarini söyledigini, daha sonra da birkaç kez aranmis oldugunu ancak bir daha görüsme firsati bulamadigini, daha ertesi gün Emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'un kendisine geldigini, Bakan tarafindan gönderildigini, alinan sahislarin neden ve niçin alindigini sordugunu, kendisinin de alinan bir ihbarin degerlendirilmesi sonunda alindiklarini, ancak bir bulguya rastlanmadigini, ögleden sonra Bakanin Istanbul'a geldigini ve Vali ile birlikte onu karsiladiklarini, Vali ayrildiktan sonra Bakanin kendisinden olayi sordugunu, ona da olayi anlatarak herhangi bir bulguya rastlamadiklarini ilettiklerini, onun da peki o zaman Emniyet Genel Müdürlügü de bir incelesin, bir mahzur var mi? diye sordugunu, kendisinin de bir mahzur bulunmadigini zira suç teskil edecek herhangi bir bulguya rastlanmadigini belirttigini, Bakanin da gönderin o zaman dedigini kendisinin de talimat verilmesini istedigini, Bakanin peki ben hallederim seni ararlar dedigini bunun üzerine Yardimcisinin talimat verdigini ve Bakan talimati bunlari Genel Müdürlükten gelip alacaklar dedigini, aksam saatlerinde Ibrahim Sahin'in kendisini arayarak konustuklarini, ona Bilgi ile irtibat kurarsa onlari alabilecegini söyledigini, Basinin yanlis degerlendirmeler yapmasi nedeniyle, görmemeleri için bunlari turkinelerde teslim alip götürdüklerini ögrendigini, bilahare Susurluk Olayinin patlak verdigini, ondan sonra Cumhurbaskani, Basbakan ve Bakanla görüsmeleri oldugunu, onlara, bu sahislar hakkindaki düsünce ve karinelerinin tam alindigini, biraz süre verilmesi halinde bu sahislarin suçlarini inkar edemeyecek hale geleceklerini, hatta yan delillerin tespitiyle birlikte itiraf bile edebileceklerini belirttigini, Cumhurbaskaninin kendisine kaset, belge, video bandi olup olmadigini sordugunu, kesinlikle böyle bir seyin olmadigini belirttigini,

Ikrar havi bir belge bulunmadigini, sadece kendisinde bir takim karineler oldugunu, bunlari anlatmasinin mümkün olmadigini, bunun açiklanmasinin sisteme zarar verebilecegini, bunu ancak konuyu bilenler huzurunda rahatlikla açiklayabilecegini,

Basinda Mesut Yilmaz'a belge, kaset verdiginin söylendigini, ancak hiç kimseye belge, bilgi, kaset veya herhangi bir sey vermesinin mesleki hiyerarsisi disinda mümkün olmadigini,

Abdullah Çatli'yi tanidiginin gündeme getirildigini, Mehmet Özbay adina atilan bir tebrik kartinin kendisine geldiginin dogru oldugunu Abdullah Çatli'nin sahte ismi Mehmet Özbay olarak kendi bilgisayar kaydinda isim ve adresinin yeraldigini, ancak kisi olarak kendisine kart geldigini ve ondaki adres oldugunu, 7-8 bin adet kart attigini, bunlarin hiçbirisine bakmasinin mümkün olmadigini, hatta bu olayin olmamasi halinde yilbasinda da ölmüs kisiye kart gitmis olacagini,

Olay mahallinde iki adet kalanskof, baska bir alanda terk edilmis araç bulundugunu, onun içinde de eldivenler, mermiler oldugunu, bunun profesyonel bir is niteliginde yapildigini,

Olay mahallindeki silahlar üzerindeki parmak izinin karsilastirma yönünden zor bir yapi olusturdugunu çünkü Emniyet Teskilatinda 10 milyon parmak izi bulundugunu, parmak izinin yaninda diger parmak izleri ya da daha genis bir sathin olmasi halinde o zaman kategorilestirilebilinecegini o zaman bile karsilastirma sayisinin 3 bin olacagini, bu nedenle bu tür parmak izlerinde sag el isaret parmaginin tek bogumundaki iz için yönetmelik geregi olay oldugu yerde muhafaza edildigini, süphelilerle karsilastirildigini,

Parmak izinin bulunmasindan iki gün sonra basinda çikan 1992 yilinda Abdullah Çatli'nin sahte pasaport ile ve Sahin Ekli adi ile disariya çikarken yakalanmasi haberi üzerine, parmak izinin de olabileceginden bahisle inceleme sonucu Sahin Ekli'nin 10 parmak izinin alindigi çikiyor, karsilastirma sonunda sarjör üzerindeki yarim bogum parmak izi ile bu izler birbirinin ayni çikiyor, bunun üzerine Sahin Ekli ile Abdullah Çatli'nin ayni kisi oldugunun ispati yönünden, ölüden alinan parmak izi ile mukayese edildiginde izler birbirini tutuyor, ancak Abdullah Çatli'nin silahi bizzat kullanan mi? yoksa silahi hazirlayan mi? oldugu noktasinin belli olmadigini, silahi hazirladiginin kesin oldugunu, ancak tetigi çekip çekmediginin belli olmadigini,

Cumhurbaskani, Basbakan ile görüsüp karayolu ile Istanbul'a dönerken gece saat 23.00 siralarinda Içisleri Bakaninin kendisini aradigini, ertesi sabah için Ankara'ya çagrildigini, sabah Bakana ugradiginda kendisinde kaset, bilgi ve belge olup olmadigini sordugunu, kendisinin de böyle bir sey olmadigini söyledigini, Mesut Bey ile irtibatini sordugunu, irtibati olmadigini söyledigini, daha sonra Istanbul'un genel sorunlarini görüstüklerini, 5-6 saat sonra da görevden uzaklastirildigini televizyondan ögrendigini, bir veya iki gün sonra Istanbul Moral Egitim Merkezindeki Bakana ait konutta 20.00 civarinda görüstüklerini, yaptiklarini tasarruf için birsey söylyemeyecegini, ancak kendisini eskiya ile bir tuttuklarini buna üzüldügünü söyledigini Bakanin bunlari basinin bu hale getirdigini belirttigini, Ömer Topal olayinin çözülebilecegini, diger olaylarla ilintisi yönünden ise özel bir ekip tarafindan yürütülmesi gereken hassas bir konu oldugunu, MIT'ten destek almalarinin uygun olacagini belirttigini,

Ifade tutanagi bulunmamakla birlikte, Genel Müdürlük yetkililerine teslim edilirken, teslim tutanagi ile islem yapildigini,

Ömer Lütfü Topal olayinda sorusturmanin çok yönlü yapildigini Antalya yada Kusadasinda kendi adamlariyla, baska adamlar arasinda çalisma oldugunu, adamlardan bazilarinin birbirlerini öldürdügünü bunlarin da degerlendirildigini, uyusturucu kavgasimi? yoksa kumarhane kavgasimi oldugunun arastirildigini, birçok söylenti oldugu bunlarin hepsinin ispata muhtaç olduklarini, öldürme ile ilgili olay konusunda belirgin bir kanaati bulunmadigini,

Istihbaratin çok çesitli kanallardan geldigini istihbaratin hem istihbarat birimlerince verilen istihbarat, hem de telefonla gelen bilgiler oldugunu, bazen gazeteden alinan bir haber, bir haberin degerlendirilmesi olayi oldugunu, bunlarin tümünün istihbarat oldugunu,

Arnavut Saminin Ömer Lütfü Topal'in ortagi oldugunu, belirli yüzdelerle ortak olduklarini bu ortakligin sadece Emperyal Oteli ve Gazinosu için olmayip, Antalyaya uzanan bir zincir halinde bulundugunu,

Sedat Bucak'in çok önceden istek yapmis olmasina ragmen o olaydan sonra suçlanan kisilerin koruma olarak verilmesinde, onlarin magdur duruma düstükleri düsüncesiyle bir korunma olup olmadigi hususuna bir yorum getirmesinin mümkün olmadigini,

Söylemezler çetesiyle ilgili olarak, Istanbul'da göreve basladigindan bir ay sonra Söylemez kardeslerin Eminönü Belediye Baskaninin amcasini ve kardesini vurup, öldürdüklerini, dolayisiyla bu olayin üzerine giderek cinayeti isleyen çeteyi bulup çikarttiklarini, söylemez olayinin Istanbul da oldugunu ve suçlularin Adana'da yakalandigini,

Özel tim mensuplarinin Il Emniyet Müdürü emrinde oldugunu, özlük haklari yönünden Emniyet Genel Müdürlügü Daire Baskanligina bagli olduklarini, bu birimin ülke çikarlari açisindan çalisan piril piril bir kurulus oldugunu, bu ugurda pekçok sehit verdigini Özel Harekata kimsenin birsey söylemeye hakki olmadigini özel harekat içinde, polisin içinde yanlis davranislar içerisinde bulunanlarin olabilecegini, önemli olan hususun bu tür yanlislik yapanlarin ayiklamak gerektigini,

Çatli'nin Emniyet Genel Müdürlügü ya da onun ilgili birimleri adina çalistigindan bilgisi olmadigini, üzerlerindeki belgeler, tasidigi isimler dolayisiyla emniyetle ilgili olmalarina iliskin konuda, bu tür iliskilerin mevcut olmasini tasvip etmedigini,

Hüseyin Kocadag'i tanidigini, özel harekat menseli oldugunu, atak ve gözüpek birisi oldugunu onunla birlikte çalismadigi için mesleki yapisi hakkinda fazla bir bilgisi olmadigini,

Bu isin nereye gidecegi konusunda endiseleri oldugunu, medyada çikanlarin ne derecede dogru oldugunu onlarin incelenmesi gerektigini, pesinen herhangibir seyin söylenmesinin mümkün olmadigini, Basbakan ve Basbakan Yardimcisinin nereye uzanirsa gitsin dediklerini, gitmesininde gerektigini, ancak bunu yaparken devleti zarara ugratmamak gerektigini, müesseseleri yipratmamak gerektigini, bunlara çok dikkat edilmesini belirtmistir.(Ek:175)

3- MERAL ÇATLI 22.1.1997 tarihli ifadesinde;

1980 ihtilalinden yaklasik 20 gün sonra esinin arkadaslariyla birlikte yurtdisina çiktigini, esine devlet tarafindan (pasaport v.b. konularda) yardimci olundugunu, esinin Ankara'da bulundugu zamanlarda Ülkü Ocaklari ikinci baskanligini yaptigini, bu görevi yaptigi siralarda 7 TIP'linin öldürülme olayinin esinin üzerine atildigini, bu konuyu esine sordugunda bu olayi kabul etmedigini, 1978'de Istanbul'a tasindiklarini, 1980'e kadar 7 TIP'li olayindan dolayi esinin kaçak yasadigini, 1982 yilinda kizlariyla birlikte kendisinin de yurtdisina çiktigini, kendisine pasaportlari kimin verdigini bilmedigini, Istanbul Hava Limaninda kendisini uçaga bindiren kisiyi ilk defa gördügünü, esiyle Isviçre'de bulustuklarini, daha sonra Fransa'ya yerlestiklerini ve oradaki Türk ailelerinin yardimlariyla geçindiklerini, esinin Türkiye'den görüstügü kimselerden aldigi telefon neticesinde Paris'te kiraladiklari evde 27 gün kaldiktan sonra, esinin evden ayrildigini ve 6 yil geri dönmedigini - cezaevine düstügünü - 1984'te kendisinin ve çocuklarin Türkiye'ye 1 haftaligina tatile geldiklerini, Mete isimli birinin kendilerine yardimci oldugunu, yurtdisinda esinin yaninda oldugu zamanlarda, esine Türkiye'den ASALA'ya karsi görev verildigini ve yurtdisinda 28 olayda esinin rolü oldugunu, Türkiye'ye 1984'te gelislerinden birbuçuk ay sonra esinin tabiriyle komplo yapildigini, yabanci uyruklu bir zencinin evine pasaport almaya gittikleri sirada esinin eroin bahanesiyle gözaltina alindigini, esi yakalandiginda üzerinde Hasan Kurtoglu adina düzenlenmis pasaport bulundugunu, esi ve Fransiz polisi eve geldiginde esinin dolaptaki dosyayi saklamasini istedigini, sonradan esine sordugunda bu dosyada esinin ASALA yapacagi olayin semasi oldugunu, Isviçre'de ikamet eden beyaz saçli bir kisi ile ilgili oldugunu ögrendigini, Mete agabey dedikleri kisinin Fransa'da kalmalari gerektigini söylemeleri üzerine Fransa'da kaldiklarini, esinin Fransa'da iken Oral Çelik'le beraber olduklarini, esinin Fransa'daki cezaevinden kurtulusunda kendilerine yardim edildigini, 1990 Nisan ayinda esinin Istanbul'a giris yaptigini, hangi pasaportla girdigini bilmedigini, esinin Ataköy'de ticaretle ugrastigi siralarda Abdullah Çatli hakkinda ihbar oldugundan ihbar geregi basildigini, fakat basanlarca önceden esine haber verildigini ve böylece esinin bu baskindan kurtuldugunu, yurtdisindan geldikten sonra Mete agabey dedikleri kisinin ev temin ettigini ve daha sonrasinda kendilerine yardimci olan kisilerin çekildiklerini, Susurluk olayindaki gidisinde esinin Ankara'ya gittigini bildigini, esinin Muhsin Yazicioglu ile görüstügünü bildigini, Mesut Yilmaz'in esine tesekkürde bulundugunu, esine Türkiye'de görev verilmedigini, ama emniyetle ilgili kisilerle görüstügünü tahmin ettigini, Korkut Eken'le görüstüklerini bildiklerini, esinin 6-7 isimle pasaport kullandigini, bunlarin içinde Hasan Kurtoglu, Mehmet Özbay ve Altan Güler adina olanlari hatirladigini, Papa suikastiyle esinin alakasi olmadigini, Mehmet Ali Agca'nin cezaevinden kaçirilisinda esinin sadece pasaport verdigini bildigini, esinin Ali Yasak'la görüstügünü bildigini, esinin evde oldugu bir Cumartesi günü arabasinin altinda bomba görüldügünü, ``Abdullah Çatli Orada mi'' seklinde telefonlarin geldigini, esinin arabasinin içine eroin birakip kendisini de tarayacaklari seklinde duyumlar aldigini kendisine söyledigini, Aydinlik Gazetesinde çikan haberlerin esini tedirgin ettigini, esinin Baretta marka bir silahi oldugunu, esinin Sedat Bucak'la 2 yili askin bir zamandir tanistigini, Haluk Kirci'nin esinin arkadasi oldugunu, kendisinin esinin ve Haluk Kirci'nin Sultan Tekstil'de ortak olduklarini, esinin Yasar Öz'ü tanimadigini, Sami Hostan'i tanidiklarini, devlet için görev verenin de, komployu hazirlayanin da ayni oldugunu esinin söyledigini, esinin ASALA olayina girmeden önce Haluk Kirci'nin cezaevinden birakilmasini istedigini, ayrica ne oldugunu bilmedigi bir konuda TÜRKES hakkinda bir istekte bulundugunu, yurtdisinda yapilan 28 eylem hakkinda Kenan Evren'in bilgisinin olmasi gerektigini, Türkiye'ye döndükten sonra esinin 5-6 defa yurtdisina çikmis olabilecegini tahmin ettigini,

- 1980 ihtilali oldugunda siki bir denetim vardi. Pasaport almak, düzenlemek kolay bir sey degildi. Demekki esime yardimci olundu. 20 gün sonra esine pasaport getirdiklerini, kimin getirdigini bilmedigini,

- 1982 yilinda çocuklari ile beraber kendisinin de çiktigini,

- 1982 pasaport müracaati yaptiginda Nevsehir'den kendisine pasaport vermediklerini, kendisinin de sahte pasaport ile çiktigini, kimin düzenledigini, kimin getirdigini bilmedigini, ancak Istanbul Havaalaninda uçaga bindirdiklerini ve Viyana'ya gittigini, kim oldugunu tanimadigini,

Yalova'da annesinin yaninda iken, kendisini Yalova'dan aldiklarini ve dogrudan havaalanina gittiklerini gelenlerin resmi görevli olmadiklarini, Viyana'dan araçla Almanya'ya, Almanya'dan Isviçre'ye, orada esi ile bulusup trenle Fransa'ya geçip Paris'in kasabasi Potie'de kaldiklari,

1984 yilinda Türkiye'ye ailecek geldiklerini, 1 hafta kaldiklarini resmi görevli bir kisinin kendilerini karsiladigini, adinin Mete oldugunu, soyadini bilmediklerini, sadece Mete agabey dendigini. Bu kisinin konusma ve hareketleri askerdi. ``Asker seyi vardi''.

Esiyle beraber geldiklerinde Türkiye'den bir görev verildigini duydugunu, bu görevin de Konsolosluklara yapilan haksizliga tepki, yani Asala olayinda esine verilen bir görev oldugunu, 28 olayda da esinin basarili oldugunu,

Türkiye'den dönüslerinden 1,5 ay sonra esinin bir zencinin evine pasaport almaya gittigini, saat 9.30'da telefon kulübesinde olmalarinin istendigi, evlerinin altindaki telefon kulübesine indiklerinde esinin telefonla görüstügü, Istanbul'dan birisinin, ertesi gün verilen adrese gidilmesini istediklerini, bu konulari görüstükleri kisinin Mete Agabeyleri oldugunu, Türk pasaportu oldugunu, Altan ve Serap Güler adlarina düzenlendigini, esinin bir arkadasiyla birlikte sabah verilen adrese gittiginde, içeri girdigi anda Fransa polisinin de içeri girip onu yakaladiklarini, üzerinde Hasan Kurdoglu adina pasaport oldugunu, 3 gün sonra eve polislerin esliginde geldigini, polislerin eve girisinde dolaptaki dosyayi esi tarafindan kaldirmasini istedigini ve dolapta 2 ci bir kazagin altina koydugunu ve dosyayi bulamadiklarini, kocasinin fotograf makinasini, silahini, kendisinin ve çocuklarinin pasaportunu aldiklarini, kendi pasaportlarinin Meral Kurdoglu adina oldugunu, o dosyada esinin yapacagi bir olaya ait sema varmis, beyaz saçli ve Isviçre'de ikamet eden bir kisinin resmi bulundugunu, esinin kendisine Fransa'yi hemen terk etmesini söyledigini, onun da Istanbul'dan telefonla görüsme yapmasi için birinin kendisine geldigini, yine telefon kulübesine indiginde Mete Agabeyinin ``Meral hanim sizin Fransa'da kalmaniz gerekiyor, çünkü esinizle irtibat kuracak kimse sadece sizsiniz'' dedigini, bu konuda esinin komploya gittigini, esinin kendisine Türkiye'de görüstügü kimselerle veyahut devamli görüstügü kimsenin yaptigi bir oyun oldugunu söyledigini, Isviçrede'de ayni sekilde suçlamada bulunuldugunu, Isviçre'deki olayda Nevzat ve Seref Benli isimli kisilerin bulundugunu, Nevzat'in soyadini bilmedigini, Isviçre'de 15 yil ceza verilmis, 1,5 yil yattiktan sonra kendisini görmeye gittigini ve kendisi döndükten bir ay sonra bunlarin cezaevinden mutfak kapisindan çiktiklarini (anahtarin esine verildigini), cezaevinden çiktiginda yanlis arabaya bindigini, cezaevi görevlisinin arabasina binmis, görevlinin de esini biraktigini, cezaevinden çiktiktan sonra Fransa'ya yanlarina geltigini ve 20 gün bir evde kaldigini, Türkiye'den gelen bir pasaport ile ve esinin yesil renkli bir takim elbise giymesinin istendigini ve 1990 yili Nisan ayinda Türkiye'ye döndügünü, kendisinin esini o sürede göremedigini, esi döndükten sonra 20 gün sonra kizlariyla birlikte kendisinin de arabayla Türkiye'ye döndüklerini, esinin Levent'te kiraladigi mobilyali bir eve gittiklerini, Istanbul'a kendi adiyla Meral Çatli olarak gittigini, esinden ögrendigine göre Türkiye'den gelen dosyasinda veyahut herhangi bir seyde Abdullah Çatli'nin Hasan Kurdoglu oldugunu bildirdiklerini, esinin gerçek kimligini kabul etmek zorunda kaldigini, o evde bir hafta kaldiklarini ve sonra Bahçelievler'de kiraladiklari bir eve tasindiklarini ve esinin ticarete basladigini belirtmistir.(Ek:176)

4- Mehmet EYMÜR MIT Kontrterör Merkezi Yöneticisi 26.12.1996 ifadesinde;

1988 yilindaki MIT raporunun kendisi tarafindan hazirlandigini, raporun çok tartismalar yarattigini, ancak hukuki bir sorumluluk getirmedigini, çünkü raporun bazi belgelere ve çalisma metodlarina bagli olarak hazirlanmis bir rapor oldugunu, rapor nedeniyle emekli olma durumunda kaldigini, Hiram Abbas ve kendisinin yardimciligini yapan Korkut Eken ile birlikte emekli olduklarini, kendi isini kurdugunu 1993 yilinda tekrar göreve çagrilmasi üzerine göreve geldigini, hep siyaset disinda kaldigini, Sayin Çiller zamaninda göreve tekrar döndügünü, kendisine yapilan bir telkin üzerine çagrildigini, zira gerek Sayin Çiller'i gerekse MIT Müstesarinin kendisini tanimadigini,

Tolga Atik'in politikadan hoslanmayan birisi olmasi, babasinin da asker olmasi ve teskilata büyük sempatisi oldugu için geldigini, yeni baslayan her personel gibi belli bir kurs döneminden geçtikten sonra Malatya'ya tayin edildigini, ancak basinda yer almaktan rahatsiz oldugunu ve teskilattan ayrilma döneminde oldugunu,

1988'deki raporun o tarihteki Müstesar Hayri Ündül Pasa'ya bilgi vermek maksadiyla ve yazili olarak hazirlandigini o raporu o tarihlerde kurumun mensubu olan Cumhurbaskanligi'nda görevli Erkan Gürbüt'e görüsünü almak üzere verdigini, o da raporun enterasan ve çok kapsamli oldugunu söyledigini, o nüshayi da ona verdigini, bir müddet sonra da ortada dolasmaya basladigini, gerçekte onun rapor niteligi bulunmadigini, etüd özelliginde oldugunu,

Tarik Ümit'in MIT Teskilatinin görev sahasina giren konularda istihbarati olarak kullanilan bir kisi oldugunu, ortadan kaybolmasi üzerine bazi arastirmalar yapmak durumunda bulunduklarini, arastirmalar sirasinda en son Istanbul Divan Pastahanesinde yemek yedigi sirada Özel Harekat Polislerince alindigini ve ondan sonra da ortadan kayboldugunu tespit ettiklerini, bu konuda yasal arastirmalar yaptiklarini, bu arastirmalar sirasinda, aracin bulundugu mahal Silivri bölgesinde oldugu için tahkikatin Jandarma Astsubayi Ahmet Altintas'in yürüttügünü, onunla görüsüldügünde, kendisinin Özel Harekatçi Ayhan Akça'yi gözlem altina aldigini, Ankara'dan Özel Harekat Baskanligindan müdahale edilmesi üzerine ``ifadesini alamayacagi konusunda'' birakmak mecburiyetinde kaldigini,

Arastirma grubuna Tarik Ümit'in telefonlarini tespit ettirdigini, bu arastirma sonucu telefon konusmalarinin kendi bölgesinde TIR parkinda çay ocagi isleten Avsar isimli bir kisinin telefonundan muhabere yaptiginin tespit edildigini, bu nedenle Avsar denilen kisinin alinip sorgulandigini, Avsar'in kendi adina olan bu telefonu Özel Harekatçi polislere kullanilmak üzere verdigini, Avsar'in üzerinden Özel Harekatta görevli iki polisin resimlerinin çiktigini, resimlerin divan pastahanesinde ve Bagdat Caddesindeki görevlilere teshis için gösterildigini, resmi kisiler olmasi nedeniyle tahkikatta zorlanildigini, Haluk Kirci'nin yine ayni olayla ilgili olarak gözaltina alinip birakildigini, Avsar'in üzerinde bir tabanca çiktigini, bunun balistige gönderilmek üzere istendiginde, çesitli resmi yerlerden baski geldigini, Jandarma Astsubayi Ahmet Altuntas'in belirttigini,

Tarik Ümit'in kaçirildigi gün, Avsar denilen sahsa ait beyaz renkli Opel Astra marka bir arabanin Avsar'dan alindigi, Ziya isimli Polis Memuru tarafindan ve Tarik Ümit'in kaçirilmasindan üç gün sonra da Oguz isimli Polis Memuru ile birlikte arabanin sahibine iade edildigini, Avsar'a göre konunun içinde Abdullah Çatli ve Arnavut Sami denilen kisiler oldugunu zannettigini, bunlar hakkinda arastirma yaptigini, hatta Özel Harekat Daire Baskani ile de telefon konusmasi yaptigini, bunlarin Astsubay Ahmet Altintas'in yaptigini,

12.1.1994 tarihinde Adana Sakirpasa havaalaninda sahte pasaportla yakalanan Metin Bozbag'in ifadesi dogrultusunda Istanbul'da Yasar Öz isimli sahsin evinde ele geçirilen, Tarik Ümit adina verilmis hususi, özel yesil bir pasaport bu konuda Tarik Ümit'in sadece MIT ile çalismadigini, 1987 yilinda MIT ile ilk iliskilerinin basladigini, ondan önce de Dündar Kiliç Behçet Cantürk'ün Devlet tarafindan sorgulandigi tarihlerde sahit olarak bazi ifadeleri bulundugunu, 1982 yilinda Dündar Kiliç, Sükrü Balci ve diger kaçakçilik konularinda uyusturucu kaçakçiligi konusunda bazi ifadeleri oldugunu, ondan sonra da 1985 yilinda silahla bir saldiriya maruz kalip agir yaralandigini, o tarihte bunu Dündar Kiliç'in yönlendirdigini söyledigini, 1987 yilindan sonrada kendi istihbari potansiyeli bulundugunu, bundan yararlanarak kendi konularinda, ondan yararlandiklarini,

Tarik Ümit ile en son 1995 yili Subat ayi 28'ci günü onun evinde görüstüklerini, yalniz iki ayri evi oldugu için hangisinde oldugunu bilemedigini, Özel Harekatçi Ziya ve Semih isimli iki polisin evinde kaldigini operasyonel konularda ve faaliyetlerde yardim etmesini istediklerini söyledigini ve bu polislerle kendi yanlarindan telefonla konustugunu polislere kendi evinde oldugunu söyledigini,

Tarik Ümit'in yasal çerçevedeki konularina giren hususlarda kullandiklari bir kisi oldugunu, ancak bunun disinda Devletin diger istihbarat organlariyla da irtibati oldugunu bildigini, onun meslek ahlakî yönünden kapsaminin ne oldugunu ona sormadigini, ancak özellikle uyusturucu kaçakçiligi konusunda Emniyet birimlerine yardim ettigini genel hatlariyla bildigini,

Teskilatinin Türkiye içinte Terörle Mücadele görevinin bulunmadigini, istihbari alanda böyle bir görevlerinin oldugunu ve intikal eden bilgileri gereken mercilere ilettiklerini, Tarik Ümit'inde bu çerçevede Türkiye içinde teskilatla ilgili bir görevi olmadigini Türkiye disinda düsünülmesi gerektigini,

MIT Teskilatina zaman zaman özellikle ihtilaller ve sikiyönetimlerden sonra özel görevler verildigini, kendisininde birçok bu tür görevlerde yer aldigini, kanuni görev sinirlarini asan görevler oldugunu, örnegin babalarin, mafyanin toplanmasindan sonrada sorgulanmalari gibi görevler. Bu görevlerinde yasal çerçeveler de verildigini, hatta sonradan bunlarin tartismalarada neden oldugunu, yapilan tüm islemin Devletin arsivlerinde bulundugunu, bu tür islerde büyük kütleleri ve büyük menfaat çevresini karsisina almak durumunda kalinacagini, dogru yapilmaz ise hem vicdaninin hem de yaptigi görevle kendimizi bagdastiramayacagini, birçok seyin dogal olarak kagida dökülmeden kafada oldugunu, otuz senelik meslek hayatinin kafasinda olan uzantilarinin kagida dökülmesinin biraz mümkün olmadigini,

Bu tür olaylarda teskilatinin bir taraf gibi olmasini kabul edemedigini çünkü gördügü manzaranin kendisini çok rahatsiz ettigini, bu manzarada da bir günah keçisi haline gelmek istemedigini, Emniyet Teskilatinda senelerce omuz omuza çalistiklari arkadaslari bulundugunu kader birligi yaptiklari insanlar oldugunu, keza askeri kesimde de ayni birliktelikleri oldugunu, söylenecek herseyin yanlis yorumlamalara neden olacagini, birçok seyin dogru oldugunu birkaç kisinin yaptigi olumsuz seyler varsa bunlarin ortaya çikmasini kendisininde istedigini, konulara bu asamada çok daha degisik veçhelerde bakildigini, böyle oldugu sürece de bu seyin içinde herhangibir rol almak arzusunda olmadigini,

Olaylarin yabanci istihbarat teskilatlariyla baglantili yönlerinin arastirilmasi gerektigini, yurtdisinda uzun süre kalmis kisilerin Türkiye'de karistiklarini büyük eylemlerin çok dikkatle incelenmesi gerektigi, altinda baska bir seyler olup olmadigini incelenmesi gerektigi, var veya yok diye birsey söylemedigini, ancak Abdullah Çatli gibi kisilerin sadece suç yönünden degil, yabanci istihbarat teskilatlariyla bir baglantilari olup olmadiginin da incelenmesi gerektigini,

Tarik Ümit'in kizinin beyanlarindaki kendilerinin tanidigi ve sizin tarafinizdan gönderilen iki MIT görevlisinin ziyaretlerine geldigini ve babasinin dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in bilgisi dahilinde, Müsavir Korkut Eken'in istegi üzerine özel harekatçilarca kaçirildigini ve sorguda oldugunu söyledikleri konusunun kizin bir yorumu olarak nitelemek gerektigini, biraz öncede belirttigi gibi Mehmet Agar ile Tarik Ümit'in buzlari erittigine iliskin Tarik Ümit ile konusma yaptigini Mehmet Agar ile Korkut Ekenle o tarihe kadar arasinin iyi olmadigini bildigini,

Kendisinin Mehmet Agar ve Ibrahim Sahin ile görüstügünü, duyumlarini anlatarak Çatli'nin elinde olduguna dair duyumlarin dogrulugunun olmasi halinde yardimci olmalarini ve birakilmasinin saglanmasini ve mesele haline getirilmeyecegini ifade ettigini, Mehmet Agar'in böyle bir seyden haberi olmadigini ve bakacagini söyledigini,

Tarik Ümit'in Ziya ve Semih dedigi polislerin kendisine Dündar Kiliç'a yönelik bir operasyonda beraber davranmayi teklif ettiklerini kendisininde böyle seylere girmemesi konusunda telkinde bulundugunu ve bu islerden uzak kalmasi gerektigini söyledigini,

Astsubayin ifadesine göre Tarik Ümit'in Abdullah Çatli'ya bu polis memurlarina teslim edildiginden emin oldugunu, Tarik Ümit'in muhtemelen öldürüldügünü ve Yalova taraflarina gömülmüs olabilecegini teskilattaki arkadaslarinin söyledigini, Avsar'in Jandarmada sorgulanmasi sirasinda polis memuru Ayhan'in telefonla onu aradigini onunda nedesin diye sordugunda polis memurunun Yalova taraflarinda oldugunu söyledigini, bunun üzerinede Astsubay Ahmet'in bir yorum getirdigini Tarik'inda bu kadar süre ortadan kaybolup hiç kimseyi aramamasininda öldürüldügü kanaatini pekistirdigini,

Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu Jandarmanin bildigini ve kendisininde oradan bildigini belirtmistir.(Ek:177)

5-Tuncay ÖZKAN 18.2.1997 tarihli ifadesinde;

Dünyanin diger ülkelerinde oldugu gibi, gizli servislerin uyusturucu kaçakçilariyla birlikte is yaptiklarini, onlarla birlikte sirketler kurduklarini, onlari açiga çikarmak için çesitli çalismalar yaptiklarini, Abdullah ÇATLI ve ülkücü arkadaslarinin haklarindaki mahkeme kararlarina ve arama tezkerelerine ragmen, zaman zaman ANAP gibi partilerin kongrelerinde izleyici, Bakanliklarda Bakanlarin misafiri, Emniyet Genel Müdürlerinin arkadasi, içlerinde Tansu ÇILLER'in de bulundugu Basbakanlarin görüsme geregini duyduklari kisiler arasinda olduklarini, Turgut ÖZAL'in sik sik görüsme isteginiyinelemesine ragmen, belirtildigine göre ÇATLI ve arkadaslarinin Güneydogu politikasindan dolayi ÖZAL'i hain kabul ettiklerini ve görüsmediklerini, ASALA'ya yapilacak operasyonlarla ilgili olarak; Abdullah ÇATLI ve arkadaslariyla MIT arasinda pazarliklarin oldugunu; bu pazarlik sirasinda bu ülkücü insanlarin, MHP Genel Baskani TÜRKES'in o dönemde devam eden tutuklulugunun ortadan kaldirilmasi, Balgat katliami saniklarinin da bulundugu bir grup ülkücü teröristin haklarindaki davalarin düsürülmesi ve tutuklu bulunanlarin saliverilmesi, bu kisilerin Türkiye'de serbest dolasma haklarinin saglanmasini bildigini, ASALA'ya karsi bazi heykellerin bombalanmasi, bir Ermeni destekçisi milletvekilinin arabasina bomba yerlestirilmesi gibi eylemler yapildigini, bu eylemler karsiliginda paralar alindigini, Oral ÇELIK'in bu ise karistirilmamasi özellikle rica edilmesine karsin grup tarafindan eylemin zorlugu karsisinda bu eylemi gerçeklestirebilecek kabiliyette görüldügü için dahil edildigini, özellikle Marsilya'daki eylemler sirasinda ÇELIK'in oldugunu, Abdullah ÇATLI, Oral ÇELIK ve diger insanlarin yurtdisinda kullanildiklarini, sonrasinda ise hiç kullanilmamistir gibi davranildigini, Metin denilen görevlinin, emekli olduktan sonra, verdigi sözlerin geregini yerine getirmek amaciyla dönüslerinde Abdullah ÇATLI ve ailesine yardimci oldugunu, Susurluk'taki kazadan önce Sami HOSTAN'a ait Alman plakali bir mercedesin ÇATLI'larin arabasini takip ettigini, bu mercedesteki kisinin Abdullah ÇATLI ve Gonca US'u hastaneye götürdügü bilgisini edindigini, Oral ÇELIK, Abdullah ÇATLI, Mehmet Ali AGCA'nin Abuzer UGURLU denilen kaçakçidan alinan sahte hint pasaportuyla yurtdisina çiktiklarini, Abuzer UGURLU'nun bu pasaportu ülkücü koruma karsiliginda kendilerine (Abdullah ÇATLI ve arkadaslari) sagladigini, baglantiyi kuranlarin o dönemde gümrüklere yakin olan ve onlara ülkücü korumayi saglayan kisiler olduklarini, yurtdisinda bu insanlarla (Abdullah ÇATLI ve arkadaslari) bütün gizli servislerle iliskisi oldugunu, Abdullah ÇATLI için Meclis koridorlarinda Alparslan PEHLIVANLI gibi kisilerin aracilik yaptiklarini gördügünü, Abdullah ÇATLI'nin Gökhan MARAS, Sanliurfa eski Milletvekili Murat BATUR gibi birçok kisiyle görüstügünü, Abdullah ÇATLI ve arkadaslarina maddi destegin korumalik yaptiklari ülkücü kitleden geldigini, Abdullah ÇATLI'yi kokaine sürükleyen kisilerin basinda Arnavut SAMI denilen adamin geldigini, Türkiye'de silah ticaretinde mafyanin parmagi oldugunu, Ömer Lütfi TOPAL Cinayetinde kullanilan silahlarin bu yolla geldigini belirtmistir.(Ek:178)

6- Dündar Kiliç 1.3.1997 tarihli ifadesinde;

1935 Trabzon Sürmene Basdamar Köyünde dogdugunu, 1942 yilinda Ankara'ya geldiklerini, 1964 yilinda kan davasi nedeniyle ailece Istanbul'a yerlestiklerini, halen de Istanbul'da ikamet ettigini,

1970 yilindan itibaren kömür, kum, reklam ve filim sirketleri ve orta halli 7-8 sirketi bulundugunu, ortaokul mezunu oldugunu,

1980 yilinda ihtilal ile birlikte Polis Müdürü Atilla Aytek Kaçakçilik Daire Baskani, Kaçakçilik Dairesi MIT görevlisi Mehmet Eymür ve yillar öncesinde kendisinin yaninda katiplik yapan Tarik Ümit'in Ankara'da generalleri yalan yanlis bilgilendirerek göreve geldiklerini, yillarin insanlarin düsmanlarimizla anlasarak, bazi insanlardan menfaat temin ederek, örnegin Çelik Döküm Fabrikasini gaspederek, faaliyet gösterdiklerini,

Tarik Ümit'in Kurtulus'ta beyaz esya satan dükkanda müdürlük yaparken iki ögretim görevlisini Dündar Kiliç ismiyle tehdit ettigini, bunu tespit ettigini ve ona bunu nasil yaptigini sordugunu, ancak onun da gidip bu konuyu Mehmet Eymür ve Atilla Aytek'e anlattigini ve kendisini imha etmek için senaryo hazirladiklarini,

Senaryo olarak; Isviçre'den bir mektup atildigini, bunun Kaçakçilik Dairesine geldigini, mektupta ``Dündar Kiliç Ermenilerle anlasmis, konsey üyelerine suikast yapma hazirliginda'' seklinde iddia bulundugunu, bu iddia üzerine gözaltina alindiklarini, 82 gün gözetim ve iskence altinda kaldigini, daha sonra Mamak'a gönderdiklerini ve sonuçta 5 yil 1 ay 1 gün hapis yatmasini sagladiklarini, ondan 1,5 yil önce yine bir senaryo hazirladiklarini, ``bir gemi silah ve mühimmat geldigini Türkiye'de bunun alicisinin ve saticisinin kendisi oldugunu ve Apo için getirtildigini'' iddia ediyorlar, ancak bir polis sefinin telefon ederek Dündar Kiliç'a söyleyin Eymür ve Jitemde bir Binbasinin bunu düzenledigini belirtti ve Avukat Burhan Apaydin'in ise el koydugunu, Sisli Savciligina sikayette bulunduklarini ve konu hakkinda basin ve medyada yaygara yapinca, senaryonun ellerinde kaldigini,

Bunlarin kaçakçilardan, ``seni öldürecekler 500 bin dolar, 1 milyon dolar verirsen, senin katlini, infazini durdururum'' seklinde para aldiklarini, paralari paylasamayinca da birbirlerini öldürdüklerini,

Abisinin kadinlar kulübünde hissesi oldugunu, 50 milyon lira sermayesi oldugunu, o parayi istemeye gittiginde abisine silah çekildigini, sonunda kardesi Ibrahim'in bir okulun gecesinde Tarik Ümit ile karsilastigini, masalarina sise atinca yegeninin onu agir yaraladigini, Mehmet Eymür'ün o gece yegeni Zekeriya Ülkücü'yü öldürdügünü, kendisinin de onlari öldürmesi gerekirken (devlet memuru olmalarindan dolayi) bunu yapamadigini, bunlarin devletin içine sizmis devlet düsmanlari oldugunu,

Necdet Ürug'un ogluna kömür ocagi vermesinin söz konusu olmadigini,

Nuri Gündes'i tanidigini, son yedi yil içinde kizinin cenazesinde gördügünü,

35 yil kumarhanecilik yaptigini,

Bir gün kizinin geldigini, Ahmet Özal'in Engin Civandan bir alacagi oldugunu, onun Kiyikent'te yazligi oldugunu kendisinin de iki sokak arkada, bunlarin Engin Civan'in evine geldigini, Engin Civan'in Ahmet Bey'e parasini ödedigini, Selim Edes'e son kurusuna kadar iade ettigini, digerinin ödemedigini söyledigini, 5 milyon dolar olayi oldugunu, senaryo hazirladiklarini ve amaçlarinin kendisinin evi önünde Engin Civan'i öldürtmek istediklerini, kendisinin buna müdahale ettigini, eger böyle bir sey yapilirsa kendisinin tepki gösterecegini belirttigini, 45 dakika sonra adami hastahanenin önünde vurduklarini duydugunu, 80-100 milyon dolar için bunlarin yapildigini söylüyor. Daha sonra kizinin yanina iki yegenini de alarak kanal 6'yi bastigini, orada onlara ates ettigini ve polis geldigini ve polise bu isi örtbas ettirdiklerini, ama bu uygulama ile de onun ölüm fermanini hazirladiklarini,

Alaattin'i Mehmet Eymür'ün korudugunu yönlendirdigini, her türlü resmi belgeyi MIT'in verdigini, bunlain masum insanlari öldürdügünü para için herseyi yaptiklarini, kendisini mafya yada gangster olarak kabul etmedigini, kendilerine yakistirilan seyin kabadayi olmasi gerektigini, onu korudugunu, sevdigini ve bunlar için yasadigini baska bir iddiasi bulunmadigin,

Behçet Cantürk, Sari Avni, Kam Durmus'un kaçakçi oldugunu, Fahrettin Aslan'i sevmedigini ancak kaçakçi olmadigini,

Tarik Ümit'i suç ortaklarinin öldürdügü kanisinda oldugunu, topladigi paralari suç ortaklarinin götürmedigini duydugunu,

Kendisinin Diyarbakir'da hapiste yatarken 5.5 sene 56 celse süren mahkeme dolayisiyla Basbakan'dan dosyalarin incelenmesi için hukukçu görevlendirmesini istedigini, Özer beyin kulagina parmak tikadigini, yoksa özel ile bir düsmanligi bulunmadigini,

Ankara'da Kürt Cemali olayinda, Mehmet kabadayisinin onu öldürmesine karsilik abisinin cinayet masasi sefi olmasi sebebiyle cinayeti kendisinin üzerine yiktiklarini ve bu sebeple 3 yil hapiste yattigini,

Atilla Aytek'in Cemalinin kahvesinde garsonluk yaptigini, sonra Komiser ve Müdür oldugunu ondan sonra da piç hüseyinin intikami için kendisini adliye içinde iki defa öldürmek istediklerini,

Hüseyin Kirli isminde bir kiralik katilin Istanbul'da iki kisi olarak sokakta kendisini sikistirdiklarini iki mermi yarasi aldigini, onlarin olay yerinde öldügünü, mesru müdafaa oldugu için 8 ay sonra serbest birakildigini,

Kamu para aklama konusunda Özal'in bu seyleri serbest birakmasinin etkili oldugunu, valizlerle paralarin geldigini ve gittigini Ömer Lütfü Topal'in öyle masum bir insan olmadigini 40-50 adam öldürdügünü,

Ömer Lütfi Topal'in içeriden satildigini Tilki gibi bir adami bu sekilde öldürülmesinin mümkün olmadigini, kendi adamlarinin ölüm fermanina imza attiklarini, gittigi yeri kendisinin veya bir yada iki yakini disinda kimsenin bilemiyecegini,

Kendisine kumarhane için yetki vermediklerini, tefecilik yapan Sudi isimli kisiye 20 tane yer verdiklerini, Özalla aralarinda bu nedenden dolayi bir husumet bulundugunu,

Sedat Semerci Pasayi tanimadigini, Sükrü Balci'yi tanidigini, fena adam oldugunu, birçok olayi önledigini, Fahrettin Aslan'in onunla çok genis kapsamli iliskileri oldugunu,

Kendisinin Almanya'ya tedavi için gitmek istemesine karsilik 5 yil pasaport vermediklerini,

Semra Özal'i tanimadigini,Abdullah Çatli'yi tanimadigini,MehmetÖzbay'i tanimadigini,Korkut Eken'i tanimadigini,Ibrahim Sahin'i Kurtulusta bes sene önce Müdür Muavini iken yapilan bir bakimdan tanidigini,Haluk Aktar'i tanimadigini

Cengiz Abaoglunu tanidigini, isçisi olarak çalistigini, bilahare öldügünü,Haci Ali Aslan'i tanidigini, onunda rahmetlik oldugunu, Atilla Aytek'in Haci Ali Aslani, Nuri Gündes'in kayinbiraderi diye bogmak istedigini,Istihbarat teskilatini hem operasyon hem de infaz yaptigini, iskence yapip, adam öldürebildiklerini,Kizi Ugur Kiliç'in cenazesine bile gitmedigini, sadece çocuklarini bagrina bastigini, kizinin ailesini dinlemedigini, bu isi de Mehmet Eymür'ün hazirladigini,

MIT'in infaz timi içinde Çakici'nin oldugunu, Sivasli 3-4 çocuk bulundugunu, bunlardan iki tanesinin polis tarafindan arandigini, ancak yakalanmadiklarini, Mehmet Eymür'ün bazi solculari, hatta Nihat Evim'i öldürenleri Burca'da bir mahkemede 8-10 kisiyi beraat ettirdigini ve onlari disaridan kullanacaklarini, bunlari Nasrullah Ayan vasitasiyla yaptigini belirtmistir.(Ek:179)

7- Esat CANAN 5.12.1997 tarihli ifadesinde;

Bazi faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak; Savas Buldan'in 3 Haziran'da Çinar Otelinin gazinosundan gece saat 4 civarinda diger iki arkadasiyla birlikte çikarken otelin önünde üç arabanin bekledigini, bu arabalarin içinde polis olduklarini söyleyen sekiz kisinin bulundugunu, üçüne (Savas Buldan ve arkadaslari) otelin önünde üst aramasi yapildigini ve arabalara bindirilip götürüldüklerini, Bolu Yigilca Ilçesine yakin bir mevkide Melen çayi kenarina cesetlerin atildigini, olaydan sonra Savas Buldan'in agbeyine, imzasiz bir ihbar mektubu gittigini, Abdullah Canan'in 17 Ocak 1996 günü Hakkari'nin Yüksekova Ilçesinde evinin önündeki arabasina binip esine ``silah ruhsatini yenileyecegiz'' diyerek ilçeden ayrildigini, Hakkari'nin 10 uncu kilometresinde Yeniköprü denilen mevkide yol aramasina denk geldigini, Abdullah Canan'i panzer gibi bir baska arabaya götürdüklerini, arastirma yaptiklari bütün mercilerin kendilerince gözaltina alinmadigini söylediklerini, kaybolusunun üçüncü günü arabasinin Van-Hakkari Karayolu Güzeldere mevkiinde bulundugunu, Abdullah Canan'in agabeyinden Kahraman Bilgiç adinda bir görevlinin ``Abdullah Canan'la seni bugün yarin görüstürecegim'' diyerek 20 bin mark aldigini, kendisinin Abdullah Canan'in yakini olarak Kahraman Bilgiç ile görüstügünü, Kahraman Bilgiç'in ``Abdullah Canan su anda elimizde, hücreye koyduk, bunu Yüksekova Tabur Komutani Mehmet Emin Binbasi infaz edilmek üzere bize verdi'' dedigini, Mehmet Emin Yurdakul Binbasinin Abdullah Canan'in arabasini dere yatagina ittigini, Kahraman Bilgiç'in ``hiç kesinlikle birsey yapmayin, bu bizim görevimizdir. Esref Bitlis, Bahtiyar Aydin gibi uygulamalar yaptik'' dedigini, Kahraman Bilgiç'in Havar kod adiyla dolastigini, Tugay Komutanina Kahraman Bilgiç'in ``sadece 5 bin mark aldim'' dedigini, kaçirma olayini ise inkar ettigini, daha sonra Abdullah Canan'in cesedinin bayramin ikinci günü jandarma tarafindan bulundugunu, bu konunun halen savcilikta hazirlik sorusturmasi asamasinda oldugunu, o günden bu yana hiçbir gelisme olmadigini, olayin Diyarbakir DGM kapsaminda oldugunu, yine 1993'te Sabri Çardak'in Besbulak Köyünde Mahir Karabag ve Eyüp Karabag'i, Haci Teknik'in Çukurca'da bu ekip tarafindan öldürüldügünü, yine Miktar Özeken, Semsettin Yurtseven, Münir Saritas, Mehmet Yasar, Nezir Tekçi'nin yine bu ekip tarafindan 1994-95 yillarinda bu ekip tarafindan alindigini ve bunlarin hiçbirisinden bugüne kadar bir haber alinamadigini, Havar kod adli Kahraman Bilgiç'in Necip Baskin adli kisinin fidye olayi sonrasinda yakalandigini, Yüksekova'da tutuklanip, Midyat Cezaevine nakledildigini, Mehmet Emin Yurdakul'la ilgili olarak savciliga 4 tane dosya intikal ettigini, Kahraman Bilgiç'in sorguda Abdullah Canan'i öldürdüklerini ifade ettigini ögrendiklerini, ancak bu asamada sorusturmanin yarida kesildigini, Hüseyin Oguz adli astsubayin ``ben, sorgunun ilk üç gününde görev yaptim, o sorgu esnasinda banda alinan ses var, binbasinin adi geçince o noktada beni sorgudan aldilar'' dedigini, Yüksekova delillerinin saklandigini, Mehmet Emin Yurdakul binbasinin o dönemde Hakkari'de tugayda görev yapan Albay Hamdi Poyraz'la bir baglantisinin oldugunun söyledigini belirtmistir.(Ek:180)

8- Mehmet Hadi ÖZCAN 1.03.1997 tarihli ifadesinde;

1954 Izmit dogumlu, baba adinin Hayri oldugunu, Sapanca Kirkpinar nüfusuna kayitli bulundugunu, 1980 öncesi Kirkpinar Ülkü Ocaklari Baskanligi yaptigini, is olarak kendi arazileri üzerinde müteahhitlik yaptigini, halen 24 adet dosyadan yargilandigini, memleketinde herkesin kendisini çok iyi tanidigini çete falan olmadigini, vurdugu adamlarin hepsi ile uzaktan akrabaliklari bulundugunu, hasbelkader Abdullah Çatli ile bir is yaptigini, kendisini Emniyet Müdürü Altan Keçeli ve Belediye Baskani Sefa Sürmen'in çete yaptigini,

Daha önce uyusturucu olarak eroin kullandigini, bilahare bunu biraktigini, uyusturucu satisi ile bir ilgisi bulunmadigini, Izmit'e esinin annesi oldugu için gidip gelmekte oldugunu,

Kendisinin gayrimesru hiçbir isi olmadigini babasinin tek oglu oldugunu ve babasindan kalan arazileri satarak yedigini kimseye muhtaç olmadigini,

Emniyet Müdürü Nihat Candan'in oldugu dönemde, 3 yil kadar önce Izmit'te kaçak petrol hadisesi oldugunu, bunu PKK'lilarin yaptigini, büyük paralar kazandigini,

Türkçe okumasini ve yazmasini bilmeyen insanlarin, Samsun Terme'nin çingenelerinden bir grubun büyük paralar kazanmasi olayi oldugunu, gazeteci ve Il Baskanlarina göre 1 trilyon 200 milyar lira civarinda bir parayi faizle çalistirdiklarini, Emniyet müdürleri, Devlet adamlarininda bu çilistirilan paralar içinde yaralari bulundugunu, kahvelerinin adini bile savcilar kiraathanesi oldugunu, karilarinin gündüzleri dilencilik yaptigini, kendilerininde % 35-40 faizle para dagittiklarini, bu nedenlerle bir olay oldugunu duydugunu, bir gün Izmit Ülkü Ocaklari Baskanligi yapmis bir çocukla, kendisinin soförlügünü yapan bir çocugu kahvede ayagindan vurduklarini, iki gün sonra onlarin kahvesinin tarandigini, bu olayda 3 kisinin ölüp, 7 kisinin yaralandigini, bunun üzerine bütün samsunlularin Izmit'i terk ettiklerini, halkin

bunu kendisinin yaptigini söyledigini, halbuki kendisinin yaptirmadigini, ancak yapmadimda diyemedigini, çünkü ya özel harekat, ya ülkü ocaklari genel merkezinden gelenler ya da Hadi Özcan yaptirmis olabilirdi, bu konuda samsunlularin tarafini tutan 2.Sube Müdürü ile görüstügünü, olayin esas olus seklini ona anlattigini, esas olayi yapan adam Affan Keçeli zamaninda polisin bir kez yakaladigini, ancak 250 milyon civarinda yani 8 tane kadin bilezigi avanta alinip, isin bitirildigini, bunlarin hepsinin ispatli oldugunu, verenlerinde bunu suanda kabul ettigini ancak polisin bunlarin ifadesini almadigini ve almaya da yanasmadigini,

Of'lularla kendisinin arasini Sefa Sirmen'in kasitli olarak bozdugunu, onlarla kiz alip vermekten dolayi 30 yillik anlasmazliklari oldugunu,

Of'lunun çay bahçesi oldugunu, Belediyeden kiralandigini ve buraya kira bile vermedigini orada liseli gençlere esrar, eroin sattigini, onlarla ters düstüklerini yegenini öldürdüklerini. Kütüphane açma kilifi ile Belediyeden 9 milyar lira vererek bu yeri almak istemelerini ögrenmesi üzerine Riza Sirmen'i aradigini, iki sene önce Oflulara destek olduklarini Riza Sirmene söyledigini kira almadiklarini 9 milyar verdiklerini, inkar etmedigini, eger bunu yaparlarsa karsilarinda kendisini bulacaklarini söyledigini,

CHP'li Sefa Sirmen'in aslinda Alaattin Keskin'in kendisine, Vefa Küçük'ün Belsa Plaza diye yaptigi yerin karsisinda Tekel binasi bulundugunu, eski Tekel binasinin 7 katli oldugunu ve Belsa Plazanin görüntüsünü bozdugunu, bu arada Tekelin içinden malzemelerin TIR'larla Ali Sen'in Maga Deri isimli yerine götürüldügünü, kapida kalesnkoflu adamlarinin nöbet bekledigini, konunun hepsini Emniyet Müdür Yardimcisi Ayhan Toptas'in bildigini, Televizyoncu Ali diye bir kisinin daha bu durumdan haberi oldugunu, daha sonra bos Tekel binasini yaktiklarini bu suretle hem Belsa Plaza'nin önünü açtiklarini hem de Tekel'in içindeki mallari bosalttiklarini, bu suretlede bir tasla iki kus vurduklarini,

Her memlekette bir sürü kabadayilar bulundugunu, bunun görmezden gelinmemesi gerektigini, her kabadayininda korktugu bir kabadayi oldugunu, bu tür konularin bu nedenle kendisine anlatilip, aktarildigini,

Oflularin kayinçosunun Hursit Yavas oldugunu, Star turizmin sahibi oldugunu ve uyusturucu ticaretinin en büyük isimlerinden oldugunu Hursit'in kirmizi bültenlerle arandigi dönemde Türkiye'de iki cinayetten arandigini Istanbulda yatlardan, katlardan, bir sürü gayrimenkulleri bulundugunu, hiç kimsenin o zaman onu yakalamadigini, Necdet Menzir'in sikistigini, onun zamaninda yakalama yapilmadigini, simdi gücünü ve para varligini Necdet Menzir zamaninda yaptigini,

Hursit'in Hollanda'da yakalatildigini ve Ingiltereye teslim edildigini, oradan halen cezaevinde bulundugunu, Sami Hostan'in Hursit Yavas ile arkadaslik yaptigini, onun yakalanmasi üzerine Abdullah Çatli ile arkadaslik yapmaya basladigini, Hursit'i Abdullah Çatli'nin yakalattigini, Hursit Yavas'in tüm malvarliginin Abdullah Çatli ve Drej Ali'nin, Urfalilarin eline geçtigini, Star Turizmin arastirilmasi halinde bunun ortaya çikabilecegini, Star Turizmin arabalarindan Ankara'dan çikista bomba patladigini, daha sonrada Ulusoy'da patladigini,

Tarik Ümit'in sevilmeyen bir adam oldugunu, MIT'in kullandigi bir adam oldugunu, Abdullah Çatli'nin Tarik Ümit ile arkadaslik yaptigini, ölmeden birkaç gece evvel Abdullah Çatli, Haluk Kirci ile birlikte hücre evinde kaldiklarini bildigini, kizinin bunu bildigini ama söylemedigini, Tarik Ümit'in öldürüldügünde 3 milyon mark tutarinda parasinin kayip oldugunu, bunu abazalardan duydugunu Çatli'nin Tarik Ümit'in öldürülmesinde bulundugunu, bunu kendisinin söyledigini

Halen kendisinin, Sefa Sirmen'in protokol Müdürünü kaçirmaktan dolayi yargilandigini, aslinda Müdürü kendisinin kaçirmadigini, adamin kendisininde ``Beni Hadi kaçirmadi'' dedigini, ancak halen yargilandigini, bu adamin kaçirilmasinda büyük kiyametler koptugunu, kendisinin yegeni öldürüldügünde, Ocak baskanlari vuruldugunda, üç kisinin öldürülüp yedi kisinin yaralandiginda, Oflu Resat'in öldügünde, abisinin öldürüldügünde, Iskender Gül'ün kaçirildiginda, baldizinin igfal edilip, oglunun baldizini öldürdügünde, iki gün sonra esi ve oglunun Bolu'da trafik kazasinda öldügünde kimsenin kilinin kipirdamadigini, bu olay oldugunda Hadi'nin çete oldugunu, Özgür Kocaeli Yesil Gazetesinin sahibi Sefa Sürmen'inde, tüm Izmit'in de bunu bildigini, Susurluk olayinin olusmasi halinde Behçet Cantürk ve tüm faili meçhullerin organizasyonunu kendi üzerine yükleyeceklerini, hatta solcu bir arkadasinin ``Hadi, Sefa'ya yüklenme, Dursun Kamtasin Sefayi öldürecegini ve onu kahraman yapacagini Büyüksehir Belediye Baskanliginda Hikmet Erenkayayi aday göstereceklerini'' söylemesi üzerine ona yüklenmedigini,

Emniyet Müdürünün gazetelere ilan verdigini, Yesil Kocaeli Gazetesinde ben Hadi'yi teslim almayacagim, kendin yakalayacagim dedigini, Izmit Emniyet Müdürünün Sefa'dan aldigi paranin miktarinin belli olmadigini, Ayvalikta verilen villalar, kendisinin yakalanmasindan sonra Emniyet Müdürüne alinan 17 milyar lira civarindaki arabayi herkesin bildigini ve konustugunu,

Malatyali Engin diye bir delikanlinin açtiga Engin Döviz diye bir yer var, Izmit'in en büyük faizcilik olaylarindan birisini yaptigini, kollu makinalara para kaybettigini, büyük borca girdigini ve iflas ettigini, Belsa Plazanin otoparkini Engin Dövize vereceklerini duyunca,Rizaya bu yeri Alaattin Keskin'e vermelerini söyledigini, bize halktan yana olun dedigini, bunun üzerine kendisine 20 milyar teklif ettiklerini, yaninda da Kirmizi Kocaeli'nin Genel Müdürü Güngör Asman'in oldugunu, bunu telefonla teklif ettiklerini bu konuda sahitlerde bulundugunu, ancak kendisinin bu parayi kesinlikle istemedigini, alirsa avanta almis olacagini söyledigini,

Seyfi Aydin diye birisi, su anda cezaevinde bulundugunu, çete üyeliginden içeri girdigini, ancak kendisinin bu adam ile yakindan ya da uzaktan ilgisinin bulunmadigini, Adamin yegenini hirsiz diye yakalatmislar, bunlar dag köylerinde oturuyorlar daglara villalar yapilmaya baslayinca birinci sinif turistik bölge ilan edildigini, Derbent Jandarmasinda dayak zoruyla suçu kabul ettirdiklerini, cezaevine girdigini 5.5 ay sonra asil hirsiz yakalandigini, çaldigi mallarin iade edildigini, bu sayede bu çocugun tahliye oldugunu, Seyfi Aydin'in hirsizlik yapanlara sen bizi lekeledin, hata yaptin 200-300 bin dolar para vereceksin dedigini, aralarinin gerginlestigini, birbirlerini tehdit ettiklerini,

Eski 2.Sube Müdürünün kendisine telefon ettigini, Nezih Ömer diye birisini aramasini istedigini, bu sahsin ANAP Istanbul 2. Baskani oldugunu, olaya kendisinin el koymasini istedigini, yani Seyfiyi halletmesini Hadi'den istediklerini, bulasmak istemedigini, teslim olmak istedigini, bu anda Seyfiye tek söyledigi seyin ondan 300 bin dolar almasi 50 bin dolar al dedigi için dosyasi oldugunu,

Çete adiyla 33 kisiyi yakaladiklarini her mahkemeye çiktiklarinda, birçok kisinin tahliye oldugunu, onun için kendisini tahliye olmamasi yönünden Mahkemeye çikartmadiklarini, simdiye kadar 27 dosyanin 12-13 dosyasindan Mahkemeye çikip, hepsinden tahliye oldugunu, ayrica DGM'de de 12 dosyasi bulundugunu, davalarin saçma sapan oldugunu oflu Resat ve Muzaffer kardeslerin öldürüldügünü, Resat'in davasinin normal mahkemede, Muzafferin davasinin DGM'de çiktigini,

Abdullah Çatli ile kendisini Ibrahim Sahin'in korumasi Alper Tekdemir'in kardesi Sahin Tekdemir'in tanistirdigini,

Izmitte PKK'lilarin büyük para götürdüklerini, Izmit'e heray 20 bin ton petrol getireceklerini, kendisinden bir depo ve bir liman istediklerini en önemlisininde dagiticilarini bulmak oldugunu hepsini kendisinin buldugunu, amacinin Izmit'in PKK'lilardan temizlenmesi oldugunu, Abdullah Çatli'yi bu ismiyle bildigini, herseyin ayarlandigini, ayda 20 bin ton petrol satacaklarini hesapladigini, Çatli'nin Filipinlerden 3 milyon 600 bin dolar gelmedi diye sizlanmasi üzerine, o zaman kendisinin bu petrolü satalim dedigini, birilerinin kendisine 40 milyar lira vereceklerinisöyledigini, bu parayi hiç ihaleye girmeden ihaleye girmemek için avanta alanak verilecegini, o ana kadar 2-3 milyar lira masraf etmis oldugunu, 20 milyar liranin kendisine gerekli oldugunu, Çatli'nin bunu kabul ettigini tamam deyip ihaleye girerek onu Ankara'dan aldiklarini, bunun dedikodusu olabilir dendigi için ihalenin yeniden yapildigini ve yine Çatli'larin kazandigini, iki ayri sirketede 4'er milyar lira avanta vererek, ihaleden çekilmelerini sagladiklarini, ihalenin alinisiyla, birlikte Abdullah Çatli'nin degismeye basladigini, petrolu satmayip, bir ay içinde 300-350 milyar lira yapacagini söylediklerini, kendisininde o arada para sikintisi çektigini, kemerde bir otelde kalirken bir arkadasinin kendisine ``Abdullah Çatli simdiye kadar kiminle ortaklik yapti ise ya öldügünü ya da yakalandigini'' söyleyerek dikkatini çektigini, bunun iyi oldugunu, çünkü Çatli'ya o zaman yüzde yüz güvendigini bu nedenle de kendisininde Çatli tarafindan öldürülebilecek oldugunu,

Iskenderunda 1500 ton petrolün Demir Çelik'e satildigini, bunun parasini paylasanlarinda kendisine bir haftalik çek vereceklerini söylediklerini, bunun üzerine Ankara'da bulustuklarini, gittigi binanin kapisinda Bucak A.S. yazdigini, Haluk Kirci'ninda orada bulundugunu ve Sedat Bucak'inda orada oldugunu, parayi öderken, kendisine gözdagi vermeye çalistiklarini, kendi hakki olan 6 milyar lira yerine 500 milyon lira verilmeye kalkinca kendisinin tepki gösterdigini ortagin % 50 almasi gerektigini, münakasa ettiklerini, verilen parayi almadigini, aralarinda soguk harp basladigini, bu nedenle kendisinin enistesi olan trilyoner Ali Ihsan Kaya ile irtibata geçtiklerini Sami Hostan ile gelip villa yapma gerekçeleriyle samimiyet kurduklarini, sonrada Hadi'nin onu öldürecegi hususunda korkutmalari ve kendisine karsi yönlendirdiklerini, daha sonra oflularin yönlendirdiklerini, tüm çabalarininda kendisinin yakalanmasi oldugunu, bu nedenlerle Emniyet 2. Sube Müdürü ile dolastiklarini, çünkü 2. Sube Müdürü Kamil Toprak'in sahiplerine koruma verdigini, yakalandiginda da 2. Sube Müdürünün hemen oradan sürüldügünü, kendisinin Kanal 7'nin programcisi ile birlikte Rize'de bir gün çalistiklarini, simdi verilen ifadelerin aynisini Kanal 7'ye verdigini iki üç dosya doldurduklarini, ertesi gün programini bitiremeden yakalandigini, o bantlarda Mehmet Agar'i suçladigini, Emniyet Müdürünü Ankara'ya götürdügünü ama kime verdigini bilmedigini, Mehmet Agar'in o band yüzünden görevinden alindigini, belki de bandin Mesut Yilmaz'da olabilecegini, Emniyette kendisinden Abdullah Çatliyi yakalamak üzere ifade aldiklarini söylemeleri sebebiyle bildiklerini anlattigini 15 gün savciliga çikaralim dediklerinde de kizip tepki gösterdigini,

Yine petrol ile ilgili olarak Makedonya asilli, su anda Ingiliz vatandasi olan, müslüman Idris Feyzuni diye bir adamin arkadasinin annesi oldugunu, kendisine petrol alisverisi dolayisiyla Izmit'te Turgay Çelebi'den 1 milyon 200 bin dolar alacagi oldugunu, adamin bunlari dolandirdigini ve Interpolüde bagladigini hukuken alamadiklari için, yardim (kendisinden) istediklerini, Turgay ile müsterek dostlarini buldugunu, ödeyecegini beliren senetler falan yapildigini, ellerinde hiç belge olmadigindan senetlerinin belge oldugunu, bunun Idris Fevzi Öz'ün hosuna giden bir hadise oldugunu, bu adaminda Ingiltere'de oturdugunu, Dünya Bankasinin Arap Ülkelerinin temsilcisi olabilecegini, Iran ve Suudi Arabistandan çok büyük yerleri alan bir adam oldugunu, o tarihlerde Bosna Heresek'te savas oldugunu, Bosna-Hersek'in Iraktan alacaklari oldugunu Saddam'in bunu petrol olarak ödedigini ancak parasi olmadigindan ödeyemedigini,

``Iran ile Irak sinirindaki bir nehirden 2 bin tonluk motorlarla petrol çikarilip açik denizlerde 50 bin tonluk gemilere yüklenerek, oradan Ingiltereye gidecek, satilacak ve karsiliginda da ya silahla ya da para isteyecekleri'' bir organizasyonu Çatliya söyledigini ve Çatli'nin bu isin üzerine atladigini, halen bu isin Ahmet Baydar tarafindan kendi hesabi olarak yapildigini,

Entegre Tesisleri temizlik projesi için Ali Veziroglunun Alman bankasindan hazine garantili 300 milyon mark para aldiklarini, bunu Alman Hükümetine çevre danismanligi yapan Oktay Tabasaran diye bir yetkilinin imzasi ile alindigini, ancak hiçbir sey yapmadan bu parayi yediklerini, göz boyamak için birkaç sey yapildigini, ikinci olarak ayni bankadan 200 bin dolar istediklerini, Oktay Tabasaran'in gelip yapilanlari inceledigini ve bu kredi islemine iliskin belgeleri imzalamadigini, bu adamin kendisini bularak bilgi ve belge verdigini,

Kendisinin Ibrahim Sahin'i onun 20 senelik arkadasi olan Musavvat Dervisoglunun, Muammer Derelinin damadi oldugunu, Çiragan Sarayinda dügün yaptigini, nikah sahidinin Kadir Inanir ve Eyüp Asik oldugunu, Ibrahim Sahin'inde orada bulundugunu, Dervisoglu vasitasiyla Ibrahim Sahin ile Ankara'da bir otelde bulustuklarini, Abdullah Çatli için, ona iyilik yaptigini, ancak onun kendisini yakalatmak ve öldürtmek istedigini, bu yönden kendisine yardimci olunmasini istedigini, onunda allah belasini versin görüsmüyorum dedigini, Istanbul'da ikinci bir kez bulustuklarinda yine ayni seyleri söyledigini,

Çatli'nin Kürsat Yilmaz ile ilgisi oldugunu Kürsat'in Ünye de hapiste yattigi sirada, kendisi ile onu kapistirmak için Kürsat'a 3 milyar lira gönderdigini,

Abdullah Çatli'nin ve hepsinin Mehmet Agar'dan korktuklarini, kendisininde bir Milletvekili arkadasi ile Mehmet Agar'in haber gönderdigini, onunda Çatli ve digerleri için ölseler de kurtulsam dedigini,

Musarrat Dervisoglu ile bir gün bir karar aldiklarini, buna göre Abdullah Çatli'yi Kürsat Yilmaz ve Yesili öldürüp Türkiyeyi temizlemeye karar verdiklerini, üç ay içinde Kürsatin bulundugu bütün yerleri söyledigini çünkü Ibrahim Sahin'e telefonda ana avrat küfrettiginden dolayi Kürsat'in ölmesini istedigini, ancak Abdullah Çatli'nin yerini bir kez bile söylemedigini,

Veli Küçügün Il'inde Alay Komutanligi yaptigini, teslim olacagi zaman onunla telefonla görüstügünü, Samsunlular olayini yapan çocugun birakildigi zaman, Albayin telefonla bu çocugun belinde silah cebinde esrar varken birakildi, baska kimlikle birakildi dedigini, bu Salman'in adinin Abdi Nakis olmayip, Sultan Nakis oldugunu bildirdigini, bu adamin 4 cinayet 7 yaralamadan dolayi cezaevi firarisi olarak arandigini ve bu adamin saklandigini söyledigini, onun üzerine Sultan Nakis'in ifadesini kendisinin aldigini, bilerek yanlis aldigini o ara Sedat Peker'e iliskin bir uygulama yapmak için ifade aldigini, ancak polisin Sedat Peker'in polis tarafindan alinip, dönüldügünü ve birçok konuda konusturuldugunu, Veli Küçük ile kendisinin hiçbir ilgisinin olmadigini,

Hüseyin Kocadag ve Ali Sen'in arkadas olduklarini, o ikisininde Fenerbahçenin yönetiminde bulunduklarini, Izmit'te herkesin Saffet'in olayindan Ali Sen'in 3-4 milyon dolari akladigini, ancak kimsenin bunu ispat etmedigini, kendisinin edebilecegini ancak kendisininde hapiste oldugunu,Hanefi Avci'yi tanimadigini,Veli Aktas isimli arkadasinin Galatasaraylilar cemiyetinin Ankara Subesine bakan ve Gazi Üniversitesinde profesörlük yaptigini Abdullah Yilmaz ile kendisini onun tanistirdigini, kendisinden 15 seneden bu yana ilk defa böyle bir sey istedigini, konuyu bilen Bilal Atak isimli arkadasi oldugunu, bu adamlarin 150 bin dolar ayirarak Bulgaristan'a gönderdigini, Türkiye'ye kömür getirilmesi için Bulgaristan da bir adamla tanistiklarini, birkisim paralar karsiligi 6 ay kömür gelmedigini, gelen kömürün ise toz halinde oldugunu, Bilal ATAK'in bunu geri gönderdigini, paranin orada kaldigini, bu arada Abdullah Yilmaz'in enerji alisverisi ile ilgili olarak Bulgaristandaki bu adamlari Türkiye'ye getirdigini, Bilal Atak bunlarin Ankara'ya geldigini ögrendigini, bunlarin otelde yakalandigini ve parasinin iade edilmemesi nedeniyle Abdullah Yilmazin kizdigini, bunlarinda Bilal'e dönüste Izmit'e ugrayip parayi ödeyeceklerini söylediklerini, Bilal Atak'inda onlarin takibine bir adam koydugunu, bilahare köprüde 4 Bulgarin öldürüldügünü, bilahare Abdullah Yilmaz'a telefon açarak, o'nun öldügünü, siranin kendisinde oldugunu söylediklerini, Abdullah Yilmaz'in korktugunu, Melih Aktas'a söyledigini, Aktas'inda kendisine söyledigini, kendisinin bunlari yan yana getirdigini, Atak'a 150 bin dolarinin kendisinde oldugunu söyledigini, Turgay Çelebi'den 1 milyon 200 bin dolar alacaklarini, o zaman paralarini ödeyeceklerini söyledigini ve onlari baristirdigini, Turgay Çelebinin iflasi nedeniyle 150 bin dolar ödenemeyince, Abdullah Yilmaz korktugunu Bilal Ataktan, Genel Müdür Yardimcisi Kaya ile çocukluk arkadasi oldugunu oradan kendisine silasi vermeyi kararlastirdiklarini ve kendisininde tonu 10 dolardan silasi satin aldigini, yumurtalik hatti açildiginda da 110 bin tona yakin mal oldugunu, o malida silas diye vereceklerini ve onlarinda bunu fabrikalara fuel-oil olarak satacaklarini, ancak bu isler patlayinca, onun da durdugunu,kendisinin Abdullah Yilmaz'a hasta çocugunun tedavi masraflarida dahil olmak üzere enaz bes milyar lira verdigini belirtmistir. (Ek:181)

9- Sahin TEKDEMIR 14.03.1997 tarihli ifadesinde;

1964 Kocaeli Keteme dogumlu oldugunu, ilkokulu Izmit'te okudugunu, sonrada serbest çalismaya basladigini, önce araba alip satmaya basladigini 1989-1990 senesinde yurtdisina çiktigini, Alman vatandasi ile evlendigini, Almanya, hollanda ve Belçika'da kalip, Türkiye'ye döndügünü, büyük kardesinin polis oldugunu, Ibrahim Sahin'in korumaligini yaptigini,

Suçunun Hadi Özcan'i tanimak oldugunu suçlandigi konular içerisinde Of'lu Muzaffer'i öldürmek, bunlarin silah temin etmek, bunlarla çete kurmak gibi ilgisi olmayan suçlardan cezaevine gönderildigini,

Hadi Özcan'i abisinin 1980 öncesi ögretmen lisesindeokudugu sirada, okulda meydana gelen tasli sopali kavgalar sirasinda, tanidgini, bos zamanlarinda okula giderek abisine göz kulak oldugunu, Hadi Özcan'in MHP'li oldugunu, kendisinin de MHP'li oldugunu,

Abisinin siyasî bir yönü bulundugunu, halen açiga alinmis durumda bulundugunu, Ibrahim Sahin'in korumasi oldugu için açikta oldugunu, 1985 ya da 1986 da özel harekata girdigini, kurslarin sonunda Siirt'e gittigini, 4-5 yil kaldigini, sonra tayinen Izmir'e gittigini, Ibrahim Sahin'in Özel Harekat Daire Baskanligina gelmesi üzerine tayininin Ankaraya çiktigini,

Abdullah Çatli'yi tanidigini, kendisine Mehmet Özbay olarak tanitildigini, ancak onunla yurtdisinda tanismis oldugunu, Türkiye'de Abdullah Çatli oldugunu ögrendigini, ancak kimseye birsey söylemedigini,

1990 yilinda Almanya'da Hanover Havaalaninda birisini bekler iken, kendisini orada gördügünü Türk oldugunu ögrenince konustugumuz, adamin Mehmet Özbay oldugunu söyledigini, Türkiye'de iken de Izmit'ten geçerken kendisine ugradigini bir iki kez Izmirde karsilastiklarini fuarda lunapark müdürlügü yaparken karsilastiklarini,

Abdullah Çatli'yi, Mehmet Özbay adiyla Hadi'ye tanistiranin kendisi oldugunu, bu nedenle Hadi ile aralarinin açildigini, petrol isinden dolayi kendisine kazik attirmakla suçlandigini, Abdullah Çatli'nin kendisine ortaklik yaparken insanin bir seye para koymasi lazim, bunu koymadigi için ortak olamadik demesi sebebiyle Çatli'yi hakli gördügünü, Hadi'yi abisi Alper ile tanistirmadigini,

Yedi TIP'li olaylarindan dolayi sagdan, soldan duyumlar nedenleriyle Abdullah Çatli'nin kaçak oldugunu, bildigini, sagdan soldan onun Asala ile mücadele etmis oldugunu ögrendigini bu nedenle de hosuna gittigini,

Izmir'de birlikte yemek yerler iken, konustuklarini, kendisini taniyip tanimadigini, kim oldugunu bilip bilmedigini sormasi üzerine, onu tanidigim, bildigim onunla böyle mevzulara girmek istemedigini, geçmisini bilmek istemedigini söyledigini, Abdullah Çatli'yi birkaç defa Haluk Kirci ile gördügünü,

Ibrahim Sahin ile Abdullah Çatlinin tanisik oldugunu bilmedigini, Holis olan Ercan Ersoy ve Ayhan Akçay'i tanimadigini, baska islere karisip karismadiklarini bilmedigini,

Hadi Özcan'i çok sevdigini, nesli tükenmis kel aynak kusu oldugunu, varini yogunu olmayanlarla paylasan iyi bir insan oldugunu, hep haklinin yaninda oldugunu onun tahsilat isleriyle ugrastigini bilmedigini, yaptigi bir is karsiliginda para alacagini da tahmin etmedigini,

Kendisinin abisi tarafindan teslim edildigini, git teslim ol, suçsuzsun, kaçmaman gerek yok demesi üzerine teslim oldugunu, 8 dosyadan sorumlu tuttuklarini, 9 aydir cezaevinde oldugunu,

Latif Özdamak diye bir arkadasi oldugunu Özel Harekatçi, Siirt'ten gelen bir hocanin yanina gittigini, camide yapilacak isler için onun yardimci oldugunu, izinli oldugunda, bayramlarda geldigini ve cami insaatina yardim ettigini, kendisinin telefonu ile telefon ettigini, daha sonra bu adami kendisine silah getirdi diye yargiladiklarini ve görevden aldiklarini, vicdan azabi duydugunu,

Of'lu Muzafferin öldürülmesinde kendisinin suçlandigini, orada oldugunun iddia edildigini kendi arabasinin renginde bir araba ile öldürüldügünü, arabasinin hemen Emniyet binasi ile yanyana bulundugunu,

Abdullah Çatli'yi abisinden çok sevdigini bu sebeble de onun kaçak birisi oldugunu abisine söylemedigini, Abdullah Çatli ile birlikte hiçbir is yapmadigini, kendisinin galerisi oldugunu ve kiralik araba servisi islettigini,

Abdullah Çatli ile Ahmet Baydar'in ramazan ayinda aksam vakti iftar yemeginde kendisine ugradiklarini, yemek yerken konustuklarini, bir petrol isi oldugunu söyledigini, ister ortak isterseniz onu komisyona verin Hadi Özcan ile bu isi yapma dedigini, bunun üzerine onlari tanistirdigini, petrolün alindigini, alindiktan sonra bazi olaylar oldugunu, bu yüzden Hadi ile aralarinin açildigini, Çatli'nin petrolu satip, paralari yiyip, bir sey göndermedigini Hadi'nin söyledigini, kendisininde Abdullah Çatliya kizan herkeze kizdigini, Abdullah Çatli ile Hadi Özcan'in kendi yaninda yerlerinin ayri ayri oldugunu hiç kimse ile de küs olmadigini belirtmistir.(Ek:182)

10- Necdet KÜÇÜKTASKINER 17.03.1997 tarihli ifadesinde;

Askerligini bitirir bitirmez 1966 yili Haziran ayinda MIT'e girdigini, 1973'e kadar Emniyet Müfettisi kadrosunda bu teskilatta çalistigini, MIT'in CIA tarafindan proroke edildigi, Baybasin ile ilgili olaylarin 1983 tarihinde basladigini, Feridun Kocamaz adindaki emlakçinin, ``benim bir dostum Istanbul 2. Subeye nezarete düsmüs ilgilenirmisin?'' demesi üzerine Istanbul Emniyel 2. Sube Müdür Yardimcisi Mehmet Agar'a Basbayin'in durumunu sordugunu, Mehmet Agar'dan Baybasin'i gasptan aldiklarini ögrendigini, bunun üzerine onun vekaletini olmadigini, sözü edilen kisinin Bakirköy Agir Ceza Mahkemesine sevk edilerek tutuklandigini davasina hangi avukatlarin baktigini bilmedigini, 1986 yilinda Ingiltere'ye bir is için gidecegi sirada Baybasin'in Ingilterede 12 seneye mahkum oldugunu ögrendigini, Baybasin'in iki tane Kibrisli kizin eroin getirdigi bir mahalde dolakirken yakalandigini, polislerin ona tesadüfen yakalandigini, kizlarin mali onun verdigini söylediklerini, onun üzerine Baybasin'in Island Wight denilen küçük bir adadaki hapishaneye hükümlü olarak konuldugunu, Mete Bozbora, Hüseyin Çoban'la birlikte cezaevinde Baybasin'le görüsme yaptiklarini, Baybayin'in orada durumunun çok kötü oldugunu, hergün dayak yedigini, ne yapip edip kendisini Türkiye'ye götürmelerini istedigini, Hüseyin Basbayin'in kendisine yalan söyledigini tespit ettiklerini ve davasini yine almadiklarini, sonradan ögrendiklerine göre 1986 dan sonra baskalari kanaliyla Türkiyedeki bir Ingiliz ile tabur edilmek suretiyle Türkiyeye gelisinin saglandigini, Bayrampasa da cezaevinde oldugunu, tahminen 1988 de gelmis olabilecegini, yine tahminen 1989 senesinde Mete beyle beraber, Feridun Kocamaz'in yaninda üç tane daha adamin yazihanelerine geldiklerini, Hüseyin Basbayin'in kardesi Mehmet Sirin Baybasin'in Silivri'de bir çiftlikte yakalanan eroin ile ilgili olan ve Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam eden davalarini aldiklarini, bu davayi iki celse girdikten sonra biraktiklarini, bu olaylarda herhangi bir siyasînin veya yöneticinin iliskisini bilmedigini, Baybasin'in hayati boyunca dört veya bes defa gördügünü belirtmistir.(Ek:183)

11-Istanbul Valisi Ridvan YENISEN 27.12.1996 tarihli ifadesinde;

Sayin Cumhurbaskani sik sik Istanbul'a gelir ve kendisiyle sik sik görüsürüz, 14 Kasim günü çok yogun bir programlari vardi. Program sonrasinda da Polat Renasionse otelde bir aksam programi vardi, o programdan sonra evde Kemal Yazicioglu ile görüsebilecegini söylediler, 22.00 siralarinda. Sayin Cumhurbaskanimizla birlikte otelden çiktik, Leventteki ikametgahta Kemal bey bizi kapida karsiladi ve içeriye girdik; Sayin Cumhurbaskaninin konuyu sormalari üzerine, Yazicioglu, 25.8.1996 günü Emniyet Asayis Sube Müdürlügü Cinayet Büro Amirligine gelen isimsiz telefon ihbarinda Ömer Lütfü Topal'i Özel Harekat polisleri Ercan Ersoy, Ayhan Çarkin, Oguz Yorulmaz ile maktülün ortaklari oldugu söylenen Ali Fevzi Bir (Aliço) Sami Hostan (Arnavut Sami) adli sahislarin öldürdügünü beyan ediyor. Bu ihbar üzerine ön çalisma yapildigini takip edildiklerini, 28.8.1996 tarihinde bu kisilerin Asayis Sube Müdürlügünce gözaltina alindiklarini, olayda kullanilan silahin Sarjörü üzerindeki koli bandindan elde edilen parmak izi ile bu bes kisinin parmak izi mukayesesinin yapildigini, benzerlik olmadiginin tespiti üzerine Içisleri Bakaniyla da görüsülerek, onun talimati ile Genel Müdürlük ile temas kurulup, daha genis imkânlarla arastirma yapilmak üzere 29.8.1996 günü aksami bir tutanakla bes kisi, Genel Müdürlükten görevlendirilen ekibe teslim edildiklerini, Yazicioglu'nun, bunlar Ankaraya gönderildikten sonraki günlerde yapilan arastirmalara göre, elde edilen bazi karineler ve isaretlerin bu öldürme fiilini bunlarin yaptigi intibaini verdigini ifade ettigi,

Sayin Cumhurbaskaninin, Emniyet Müdürüne, gözetim altina aldigini sahislarin yazili ifadelerini aldiniz mi? bu sorguya, karsilikli görüsmeyle ilgili bant kayit, bu sekilde bir kayit var mi? sorularinin, Yazicioglunun alinmis yazili ifade olmadigi, bant, kaset bulunmadigini kesin bir dille Cumhurbaskanina ifade ettigini, Cumhurbaskani'ninda, hiçbir zaman Devlet suç isledi olmaz, hangi sahis suç isledi ise Devlet onun yakasina yapismali , bunlara Devlet karsi çikar seklinde beyanda bulunarak; her türlü imkân kullanilacak, gayret sarf edilecek ve Devletin süphelerden, saibelerden arindirilip temize çikarilmasini'' istedigini, talimat olarak verdigini,

Olay günü yine bir telefon ihbariyla, 23.30'da Yeniköy Karakol Amirligi ve Taneceviz Sokaginda bir otoya seri sekilde silahla ates edildiginin bildirildigini, ekibin bahse konu yere gittiginde, çalisir vaziyette 34 BTG 96 plakali BMW oto içinde Ömer Lütfü Topal'in cesediyle karsilasildigini, maktülün incelemelerinin yapildigini, otonun arkasindan 20 metre uzakliktan atilmis 7.61 mm çapli kalasinkof marka iki tüfek bulundugunu, tüfeklerden birinde, üzerine takili vaziyette koli bandi ile sarilmis bir adet sarjör oldugunu tüfegin sarjöründeki koli bandi yapiskan iç yüzeyinden mukayese edilir nitelikte parmak izi tesbiti yapildigini, bu tesbitin Bekletme Fisine yapistirildigini, o orada dururken 5 Aralik günü Sabah Gazetesinde çikan Abdullah Çatli'nin Sahin Ekli adini kullandigina dair bir haber üzerine ki o tarihte Emniyet Müdürününde görevinden uzaklastirilmis oldugunu, kendisinin bilgisi dahilinde arsiv arastirmasi yapildigini, 26.2.1992 tarihinde yurtdisina çikarken Sahin Ekli adina düzenlenmis sahte pasaportla yakalandigina iliskin kaydi bulduklarini, o tarihte parmak izinin on parmak olarak alinip, Bakirköy Cumhuriyet Savciligina sanigin sevk edildigini, Savciligin tahkikat açmasina karsin suç niteligi sebebiyle sanigin serbest birakildigini,

Abdullah Çatli'nin diger parmak izlerinin de kayitlardan çikarilarak tüm parmak izleri karsilastirmasinda bütün izler arasindan tam bir uygunluk saglandigini tesbit edildigini, 1977 yilinda Abdullah Çatli'nin 6136 sayili kanununa muhalefet, polise ates etmek suçlarindan Balikesir Edremit'te de alinmis parmak izleri bulundugunu,

Abdullah Çatli'nin Interpol tarafindan alinan parmak izleriyle, Türkiye'de tesbit edilen parmak izleri arasinda bir uyum tesbitinin yapilip yapilmadigini bilmedigini, koli bandi disinda parmak izi tesbit edilmemis oldugunu, sag orta yarim parmak izinden baska parmak izi bulunamadigini, digerlerinin eldivenli oldugunun söylendigini,

Emniyet Müdürünün Cumhurbaskani ile görüsmeyi kendisinin talep ettigini, Cumhurbaskani, Basbakan ve Içisleri Bakaninin Istanbul Valisinden bu olayla ilgili bilgi talep etmediklerini,

Emniyet Müdürünün kendisine herhangibir band olmadigini söyledigini,

Cumhurbaskanindan destek alarak, yetki almak amaciyla görüsme oldu ifadesinin Cumhuriyet Savcilarinin niyabeten Emniyet güvenlik kuvvetlerinin adli bir arastirma yapmasinda hukuken bir aksaklik bulunmadigini, bu yetkilerinin kullanilmasini adli yada idari mercilerden kaynaklanan bir engel bulunmadigini, parmak izinin yüzde yüz hiç degismesi mümkün olmayan bir delil oldugunu, sonrasininda bagimsiz Türk Adliyesine ait oldugunu,

Kendisinin de kisilerin Emniyet Genel Müdürlügüne tesliminden sonra haberinin oldugunu, neden bilgi verilmedigini ilgililerden sordugunda, bunlarin memur olmasi nedeniyle hassas bir konu oldugunu, bir ihbar üzerine islem yapildigini, maddi delil elde edilmesi halinde zaten Sariyer Savciligina verileceklerini ve ayni anda da Vilayete bildireceklerini söylediklerini,

Istanbul'da bugün 25 tane talih oyunlari oynanan salonlar bulundugunu, Içisleri Bakanliginin yazdiklari yazidan sonra Istanbul Valiligi olarak resmi Gazete'de yayinlanan 1 Ekim tarihli bir teblig, ilan, yasaklama karari çirkarttiklarini, simdiden sonra yeni düzenleme yapilincaya kadar bu yerlere Türk vatandaslarinin alinmasinin yasaklandigini, Türklerin alinmasi halinde Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ilgili maddelerinin uygulanacagini, yani kapatilabilecegini gerekçeli bir yaziyla Resmi Gazete'de yayinlatip, bu uygulama çesitli ikazlarimizdan sonra muhtelif sekilde çok kapatma karari sahsen uygulamaya basladigini, idare mahkemesinin bir süre sonra bu teblig için yürütmeyi durdurma karari verdigini, o zaman tebligin geçerliliginin kalmadigini, böylece de oyun salonlari eski durumuna dönmüs oldugunu, yargi kararina uymaktan baska yapacagi bir sey olmadigini,

Istanbul Emniyet Müdürü iken Bursa Valiligine atanan Orhan Tasanlarin, bu atama üzerine verdigi ``beni kumarhaneler mafyasi buraya tayin ettirdi'' seklindeki beyani konusunda da, kumarhaneler için aldigi tedbirler nedeniyle hiçbir güçlük ya da zorlukla karsilasmadigini, pekçok büyük oteli kapatmasina karsilik, konuya iliskin bir ricacinin bile kendisine gelmedigini, görevin yapilmasi halinde bir sey olmayacagi kanaatinde oldugunu, Devletten güçlü kimsenin bulunmadigini, Bursa Il'ine Vali olarak atanmaninda bir terfi oldugunu belirtmistir.(Ek:184)

12- Ahmet BAYDAR 22.01.1997 tarihli ifadesinde;

Yozgat Milletvekili Ahmet Baydar'in torunu oldugunu, ondan öncede Belediye Baskanligi yaptigini, Binbasi Halil Baydar'in tüccar oldugunu ceviz tomrugu yaptigini,

Uzun yillar kendisinin Persembe pazarinda demir-çelik ithalati yaptigini, 1980 yilinda is hayatina atildigini, 1985 yilina kadar demir çelik ticareti yaptigini, Türkiye'de üretim sikintisi dog da dünya pazarlarindan ithalat yaptiklarini, sik sik döviz dalgalanmasi sebebiyle kazandigi yada kaybettigi dönemler oldugunu, pamuk balya çemberi üreterek sanayicilik yaptigini, bu üretimlerinin 8-10 yil sürdügünü,

Iki ikibuçuk yil önce burada bir arkadasi ile otururken yanlarindaki masada bulunan kisilerin anlattigi bir fikra nedeniyle tanistiklarini, birbirlerine kartlarini verdiklerini ve daha sonrada Mehmet Özbay isimli bu kisinin ofisine geldigini, bu karsilasmanin Istanbul'da oldugunu, sözkonusu yerin adinin Zeytin Sardunya oldugunu, kendisine tekstil ihracaati yaptigini söyledigini, Arzu hanim isminde bir kisi ile beraberligi oldugunu, onun kizkardesinin de izmir'de yasayip, zaman zaman Istanbul'a geldigini, bu gelislerinden birisinde Gonca hanimin, Mehmet Bey'le tanistiklarini, bir müddet sonrada arkadaslik yapmaya basladiklarini,

Baysa sirketini Ant Güven Sazak karisi Slvia Sazak, kendisi, Mine Baydar ve oglu Alper Baydar ile birlikte 1992 yilinda kendisinin kurdugunu, 1995 yilinda ortakliktan ayrilma karari aldiklarini yönetim kurulunda enaz 3 kisi olmasi gerektiginden kendisi disinda ikinci kisi olarak 16 yildir yaninda çalisan Fehmi Tarim'a yönetim kurulu üyeligi verdigini, o sirada Mehmet Beyin orada oturdugunu, üçüncü kisi olarak kimi yapalim diye kendi kendilerine düsünürken, onun ben olabilirim dedigini, bu nedenle de yönetim kurulu üyesi oldugunu, ancak bassanin % 100 hamiline hisse senetlerinin kendisine ait oldugunu, sirketin alaninin insaat, petrol, dis ticaret, ithalat, ihracat gibi çok genis oldugunu,

Baysas'in tek yaptigi isin Botas'taki silaç (petrol çamuru) sanayie verilmesi ve çamurun bulundugu yerin temizlenmesi isi, onun miktarinin 22 bin ton olarak hesap edildigini 220 bin dolar, o zamanin parasi ile 10 milyar lira oldugunu, ancak 10 bin ton civarinda bir çamur çiktigini,

Kendisinin baysa disinda Kursaç, Mersa kureks gibi sirketleride bulundugunu bunlar vasitasiyla Demir, çelik, Amerika ve Italyadan pirinç, Hindistan Sudan, demir- çelik, romanya dan canli hayvan, çimento görevinde Romanyadan çimento, bulgaristandan demir-çelik, harb çikmazdan öncesinde Yugoslavyadan demir-çelik ithal ettigini, bu tür isler yapan bir firma oldugunu,

1990, da dolar krizi sebebiyle büyük darbe aldiklarini, daha sonra seker ithalatinda yine sikintilari dogdugunu, 5 nisan kararlarindan sonra bankalarinda üzerlerine gelmeye basladigini, bu nedenle rahat çalismak için, sifir bir sirket olarak 1992 yilinda Baysayi kurduklarini,

Botas'in silaç konusu ortaya çikmasi petrol ile ugrasan iki eksperi, silaçin oldugu yere gönderdigini, numuneler öldürdügünü içine bazi kimyevi maddeler katildiktan sonra sanayi yakiti olarak kullanilabileceginin tespiti üzerine silaça talip olduklarini, kendilerinden önce teklif veren firmalarin tonunun 1000 dolar verdiklerini, ihaleyi aldiklari tarihte Mehmet Beyin yönetim kurulu üyesi olmadigini,

Kendilerinin Istanbul'da oturmalari sebebiyle iskenderuna sik sik gitmelerinin zor oldugunu, bu nedenle Mehmet Beyin Turgay Marasli'yi orada çalisabilecek kisi olarak tavsiye ettigini, sirkete sigortali olarak dahi alindiklarini, kar ettiklerinde bir sey vereceklerini düsündüklerini, kendilerinin de Güven Tezerdi isimli petrol içinden anlayan ancak güvenmedikleri bir kisiyi görevlendirdiklerini, bu çocuguda onun basina koyduklarini, daha sonra özellikle çok kaba olmasi nedeniyle sikayetler almaya basladiklarini, hatta Botasta çalisanlardan da sikayetler geldigini, daha sonra da Mehmet Beyin kendisini uyardigini ve o kisinin sirketin parasini çaldigini söyledigini yaptiklari tespitle sirkete ait parayi çaldigini tespit ettiklerini, 5 liraya sattigi mali 3 lira gösterdigini, kendi evine ve ailesine pek çok harcama yaptigini ve Toyota marka araba oldugunu, bu suretle 5-6 milyar lira içeri attigini, bunun üzerine Turgay Maraslinin isine son verdiklerini ve kovduklarini, bu konuda Botas sirketinede bu sahsin sirket ile ilgisinin kalmadigini yazi ile bildirdigini, 5-6 ay süreyle kendileriyle çalistigini, Turgay Marasli'yi hiç tanimadigini, bir gittiginde Ukraynali bir esi oldugunu gördügünü,

Mehmet Özbay'i yönetim kurulu üyesi olarak, genel kurulda görülebilecegini ancak ne çekte, ne faturada ne de anlasmada hiçbir imzasinin ve yetkisinin bulunmadigini,

Mehmet Özbay'in kaabiliyetli bir yanini göremedigini, ya da anlayamadigini, ticari yönde pek fazla bir bilgisinin bulunmadigini, parasal tikanmalari oldugunda, Mehmet'ten borç istedigini, ancak onunda yemin ederek yok dedigini, bulamam dedigini, hatta 150-200 milyon istediginde de yok dedigini ondan sonrada sikinti geçene kadar kendisini hiç aramadigini,

Mehmet Özbay'da duran telefonun kendisine ait telefon olmadigini Botas isi için alinan 3-4 telefondan birisinin sirkete getirildigini ancak bundan daha sonra haberi oldugunu, Botas'in içinde tanklarin ve havuzlarin oldugunu, aralarinda çok mesafe bulundugunu, kamyoun kantara gidip tartildigini, sonra satis için gittigini, telefonlarinda bu islerde haberlesme için kullanildigini, Mehmet Özbay'daki telefonun Iskenderun'da çalisan Ali ismindeki bir çocugun adama kayitli oldugunu,

Botas isinden zarar ettigini halen 15 milyar lira borcu bulundugunu,

Mehmet Hadi Özcan'i tanidigini Botas'ta silaç oldugunu söyleyen adamin o oldugunu, Bulgaristan ve Romanya'da is yaptigi kisilerin kendisi ve ellerinde gazoil adetif oldugunu ithal edip etmeyecegini sorduklarini, silaçin sanayii artigi yapilmasi için gerekli maddelerden oldugu için bu malzemeden de almalari gerektigini, bunun Izmit'e gelecegini degerlendirdiklerini, Mehmet Özbayin o zaman deposu olan bir tanidiginin Izmit te oldugunu, adamin Hadi Özcan oldugunu, söyledigini, ramazan günü onun yanina gittiklerini, depoyu, tanklari alemdar kimya gibi bir yerden kiralayabileceklerini söyledigini, bu suretle tanistiklarini, ancak onunla daha sonrasinda iliskilerini devam etmedigini, bilahare bu adamin isin % 50 atagi oldugunu sagda solda söyledigini duydugunu,

Ihale asamasinda 3 firma olduklarini, diger iki firma 100 lira gibi rakamlar verirken kendilerinin 10 dolar verdiklerini,

Korkut Eken'i tanimadigini, Ibrahim Sahin'i tanimadigini, Mehmet Özbay ile onlari birlikte görmedigini, Botas'ta kendilerine yardimi olan kimse bulunmadigini,

Semsettin isimli bir sahsin bu is için talip oldugunu ve bin lira teklif verdigini, kendilerinin ihaleyi almasi üzerine bu sahsin Enerji Bakanligi Müstesarinin çiktiklarini, sonra yeniden ihale edildigini, ihalede 800 dolar fiyat verildigini, tanklarin içindeki suyu hesap etmediklerini, bu sebepten düsük fiyat verdiklerini, taseronluk yapmak istediklerini söylediklerini, arena programina çikan adamin bu oldugunu, çok konusan ve yalan söyleyen bir adam oldugunu, Botas kayitlarinda bu malin, 22 bin yüzde 30 30 bin falan gözüktügünü ama malin 20 bin tonu ve 10 bin tonu mal neden bu kadar bu ise asildigini anlamadigini, yillarca bu adamin pompalarla hortumlarla silas denen çökeltiyi bu tanka topladigini, 715 nolu tank, belkide adam 30 bin ton topladigi gibi gösterdigini, Güney Makine isimli firmanin

Ömer Lütfü Topal'i tanimadigini hiç yerine gitmedigini, Haluk Kircinin hiç gelmedigini, tanimadigini, sirketlerine hiç tibbi malzeme satmadigini,

Abdullah Çatlinin Susurluk olayindaki ölümünden sonra cenazesinin alinmasina gitmedigini, bir gün sonra Gonca Hanimin cenazesini erkek kardesi ile birlikte aldigini, teshis edenlerinde kardesleri oldugunu,

Abdullah Çatli'nin Istanbul'da evine 1-2 kez gittigini, Meral Çatli ve çocuklarini tanidigini,

Kürsat Yilmaz'in adini gazetelerden duydugunu, hiç karsilasmadigini,

Bilal Atik'in bir defa ofislerine geldigini, çok komis bir rakam teklif ettigini, maliyetin altinda,

Sahin Tekdemir, Turan Gedikli Sultan Nakkis'i hiç tanimadigini,

Alper Tekdemir'i Hadi Özcan'in yaninda gördügünü, sonradan polis oldugunu ögrendigini,

Abdullah Çatli'ya karisinin bile Mehmet diye hitap ettigini kandirilmis olabilecegini, hatta kizinin kendisinin bir arkadasina sorusu üzerine Abdullah Çatli'yi sevmedigini, adini Mehmet olarak yalan söyledigini, senin isminde mi? degisik diye kendisine sordugunu, üzüldügünü,

Abdullah Çatli'nin insaat, dis ticaret gibi bir sirketi oldugunu bilmedigini, sadece sultan Tekstili bildigini,

Zarar etmeye baslayinca, kagit üstünde kopmalar olmasi da isten kopmalar basladigini,

And Güven Sazak'in Kursas'ta üyeliginin oldugunu, ayrilma karari alindigini, ancak genel kurulun yapilmadigini, o sirketlerin problemleri oldugunu, borçlari oldugunu onlarin ödenmemis oldugunu, onun için de tam ayrilmamis olduklarini,

Abdullah us'u tanimadigi

Basinin olaylari topluma yanlis aktarmasindan dolayi çok sikinti çektigini,

Fransada hapiste kaldigina iliskin bir duyumu olmadigini, bu islerden hoslanmayan bir yapisi oldugunu,

Mehmet Beyin, fatura almak için kullanilan fatura kartindan, sirketleri aldigini, otelde kaldigini, bunlari tespit ve masraftan düsmek üzere satin almayi düsündügünü Bassa adini alip alamayacagini sordugunu, kendisininde de alsa da birsey ifade etmeyecegini söyledigini, onun aldigini daha sonra da kendisi için yeni fatura karti bastirip verdiklerini,

Sami Hostan'i tanimadigini, bir defa yemekten çikip, gazinoya gittiklerini, Arzu Hanim'in küçük bir oyun oynadigini, birbirlerini Mehmet Bey ile Sami Beyin sadece tanidiklarini ancak samimi bir hava hissetmedigini 15-20 dakika oturduktan sonra gazinodan ayrildiklarini,

Genelde Mehmet Bey, Arzu Hanim, Gonca Hanim ve kendisinin birlikte yemege gittiklerini, gezdiklerini, Mehmet Beyin sirdasi ya da dert ortagi falan olmadigini, kendi cep telefonunu Savci Bey'ede verdigini, cep telefonu, araç telefonu, sirket telefonu ve ev telefonunu hiçbirini degistirmedigini, telefon arama listesinden kendisini kaç defa aradiginin, kendisininde onu kaç defa aradiginin tespit edilmesini istedigini belirtmistir.(Ek:185)

13- Ekrem MARAKOGLU 30.01.1997 tarihli ifadesinde;

Kendisinin Ömer Lütfi Topal'i, 1964 yilinda avukatliga ilk basladigi zamanlarda bitirimhane tabir edilen bir kumarhane isletmecisi olarak müsterek tanidiklari kanaliyla tanidigini, o zamanin yeralti dünyasinin kaçakçilik-kabadayilik- kumarhanecilik temeli üzerine kurulu bulundugunu,

Ömer Lütfi Topal'in 1978 yilinda uyusturucu kaçakciligi suçlamasiyla tutuklanmasi olayinda kendisinin hukuki çabalarina ragmen Ömer Lütfi Topal'in Amerika'ya gönderildigini; 1985 yilinda tahliyesini takiben Türkiye'ye geldiginde yeralti dünyasinin temel felsefesinin de iktisadi kabadayiliga ihale-arazi- tahsilat üçgenine dönüsmüs bulundugunu,

Kumarhanecilige tekrar baslayan Ömer Lütfi Topal'in bir cinayet olayindan hapise düstügünü ancak mesru müdafa ve genel affin yardimiyla 50-55 gün sonra çiktigini ve sabika kaydinin olusmadigini,

Ömer Lütfi Topal'in casino isletmeciligine 1991 yilinda Adana Seyhan otellerinin casinolarini alarak basladigini, kendisininde emperyal Sirketleriyle iliskisinin 1993 Martinda Alanya da meydana gelen ölümlü bir avukatin malzeme takibiyle basladigini, 1994 yilinin sonlarinda sirketin vekaletini de aldigini,

1994 Araligindaki Akgün Otel Bülent Firat cinayetinde, Ömer Lütfi Topal'in casinolarini kumarhane gelenegi yöntemi ile çalistirdigini farkettigini; bu yöntem içinde kullanilip atilmis insanlarin Mart 1996 tarihindeki Hikmet Babatas cinayetinden sonra kendisine Ömer Lütfi Topal'in da hayatinin tehlike altinda oldugunu hissettirdiklerini ancak Ömer Lütfi Topal'in bunu ciddiye almadigi,

Ömer Lütfi Topal'in ölümünden sonra ayni marka ve benzer plakali arabasiyla olay mahalline endise içinde giderken hiçbir polis arabasina ve çevirmeye rastlamadigini, olaydan sonra sirket yöneticileriyle yaptiklari toplantilarda olayin failleri olarak akillarina Hikmet Babatas'in yakinlari, Dev-Yol ya da bir baska azmettirici kisinin geldigini,

Kendisinin olayin faillerinin ortaya çikarilmasi için çabalamasina ragmen Ömer Lütfi Topal'in ailesinin kendisine ve sorgulamasina karsi bir duvar ördüklerini, bunun nedeninin de Kusadasindaki Casino Müdürünün karistigi bir cinayet sonrasinda, bu müdürün Kusadasi emniyetine güvenlikli bir sekilde teslim edilmesi sirasinda Ömer Lütfi Topal kanaliyla tanidigi özel harekatçi Ercan Ersoy ile olan iliskisinin olabilecegi,

Ali Fevzi Bir, Sami Hostan gibi kisileri Emperyal grubu bünyesinde çalismaya basladiktan sonra tanidigini ve Sami Hostan'dan, Abdullah Çatli'nin ara sira yanlarina geldigini duydugunu, yine bu sekilde Ömer Lütfi Topal'in Kibris'ta bulundugu bir sirada Abdullah Çatli'nin da orada Ömer Lütfi Topal ile görüstügünü duydugunu,

Ömer Lütfi Topal cinayetinde, Emperyal sirketler grubunu çok büyük zarara sokacak bir maddi ihtilafin olmasi gerektigini, ancak ailenin kendisine karsi uzak durmasi nedeniyle sadece duyumlara dayanarak bazi öngörülerde bulunabildigini, örnegin, Ömer Lütfi Topal'in ölmeden bir gün önce Ispanya'dan arayan Ismail Tank adli birisiyle adet-i hilafina ragmen çok uzun ve sert bir tartisma yaptigini, geçmiste Ispanya'da uyusturucu kaçakçiligindan hapis yatmis bulunan Giresunlu bu adamin Ömer Lütfi Topal ile geçmise dayali çok özel bir hukuklarinin bulundugunu ama ailenin bu konulari saklamaya çalistigini,

Mehmet Agar ile Ömer Lütfi Topal'in iliskilerinin, 1986 da Mehmet Agar'in Ömer Lütfi Topal ile Alattin Çakici'nin ortaklasa çalistirdiklari klubü kapattirmasindan ibaret oldugu, çesitli vesilelerle örnegin Necati Kurmel kanaliyla Mehmet Agar Içisleri Bakani iken Ömer Lütfi Topal'in tanisma çabalarina karsi Mehmet Agar'in uzak durdugu, ancak israrlar karsisinda ``Dilkum sitesinde karsilasirsak bir merhabalasiriz herhangi bir sorunumuz yok'' ifadesini duydugunu,

Hüseyin Kocadag ile Ömer Lütfi Topal'in iliskilerinin ise çok daha yakin oldugunu, zaman zaman Ibrahim Polat'in da ortak oldugu Polat otelinin casinosunda sik sik beraberce oturduklarini, 1994 yilindaki Akgün oteli cinayetinden sonra araya bir sogukluk girdigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesinden bir ay önce Celal Dogan'in kendisine Fenerbahçe Klubünün yöneticilerinden Hüseyin Kocadag'i yolladigini, kendisinin de bunu ömer Lütfi Topal'a haber verdigini, bu toplantinin DGM ile de ilgisi bulundugunu çünkü teypten yaziya döktügü yazili ifadesini DGM ne de verdigini, konunun da Gaziantepli bir kaç isadaminin G.T.O. baskaninin adi arkasina siklanarak kumar borçlarinin hafifletilmesi yönünde bir ricadan ibaret oldugunu ancak konunun basina daha degisik sekilde yansitildigini, Hüseyin Kocadag'in sanki köske (Cumhurbaskanligi) yakin birisi tarafindan görevlendirilmis ve o kisi de bu isin halledilmesini istiyormus gibi bir intiba uyandirmaya çalistigini, bütün bu konularin da kendi mantigi açisindan ve tarih bakimindan Ömer Lütfi Topal'in da dahil edildigi söylenen 58 kisilik liste ile iliskili olmasi gerektigini,

Ömer Lütfi Topal'in haraç anlaminda birilerine hiçbir sey almadan para verecek bir yapisi olmadigini böyle bir isi ancak çok büyük ir baski karsisinda yapabilecegini,

Kendisinin 1994 Haziraninda Ömer Lütfi Topal ile birlikte Müdüriyet odasindayken VIP salonu monitöründen Necdet Menzir ile Hüseyin Kocadag'i gördügünü, bütün casinolarda video kayit sistemine bagli kameralarin bulundugunu, bunun herhangi bir itiraz durumunda kullanildigini; ancak Murat Topal tarafindan bu kasetlerden birisinin fotograflandigi ve bu fotograflardan birinin Hüseyin Kocadag'a gösterildigini, sonraki konusmalarinda Hüseyin Kocadag'in bu konudan ne kadar rahatsiz oldugunu belirttigini ve genelde Klasis'e giden Necdet Menzir'i sanki kendisi santaj yapmak istermisçesine oraya özellikle götürdügü gibi bir durumun ortaya çiktigini, ancak resmin kritik dönemlerde dahi ortaya çikmamasinin kendisine bir güvence verdigini söyledigini,

Ömer Lütfi Topal'i öldürenler ve azmettirenler arasindakti ihtilafin ve Kemal Yazicioglunun aldigi ihbarin netlestirilmesinin art oldugunu,

Ömer Lütfi Topal bir yerlere 10 milyon 17 milyon dolar gibi bir para gönderdiyse bunu sirket yetkililerinin, ölümünden sonra da ailesi ve yakinlarinin bilmesi gerektigini,

Kendisinin ``Ömer Lütfi Topal Ankara'ya gittim ismimi listeden sildirdim'' beyaninin ise cinayetten onbes gün önce Alanya Seven Seas tatil köyünde bir yemekte Ömer Lütfi Topal'dan sahsen duyduklarina dayandigini,

Bu tür konularda Ömer Lütfi Topal'in dostaliran ve yakinlarina basvurulmasi gerektigini, örnegin 1989 yilina kadar en yakin dostunun halen Ispanya'da bulunan Nail Akdeniz oldugu, bu tarihten soraki en yakinlarinin sirketinin Genel Müdürü, gazinolarinin genel müdürü ve Ünit Utku gibi kisiler oldugunu,

Ömer Lütfi Topal'in agzindan Sami Hostan ile Sedat Bucak'in tanistiklarini ve görüstüklerini duydugunu,

Ömer Lütfi Topal'in Türkmenistan da yaptigi yatirimlar nedeniyle kurdugu iliskiler kanaliyla Diplomatik Türkmenistan Pasaportu almis olabilecegini, yine Israilli ortagindan da bazi bilgilerin alinabilecegini,

Bir yandan mütevekkil, bir yandan da o dünyanin sartlarindan kaynaklanan kuskulu bir yasam tarzina sahip olan Ömer Lütfi Topal'in nasil bir koruma ve güvenlik sistemine sahip oldugu sorusuna cevaben; daha çok yeralti dünyasinin geleneklerine dayanan, emekli emniyet mensuplari ve fiziken güçlü insan kaynaklarini ve ruhsatsiz silahlari kullanan ve özellikle baslangiç safhasinda bizim gazinolarimizda herhangi bir olay olmasin diye çok asiri tepkiler gösteren bir güvenlik sistemi kuruldugunu, bu sisteminde rakipler tarafindan çok rahat bilinebilecegini ve içerden de destek alinabilecegini,

Ömer Lütfi Topal'in vefatindan sonra ilk esini bassagligi dilemek için ziyaret ettiklerinde tesadüfen televizyonda Susurlukla ilgili haberler geçtiginde ilk esinin ``kani yerde kalmadi'' ifadesi üzerine kendisinin ``Peki Sami'den, Aliço'dan bir süphe veya endiseniz var mi?'' sorusuna cevaben de ``Ama, Özer Çiller'den süphe ediyorum.'' dedigini, ancak kendisinin Sami Hostan ile merhabalastigini bildiklerinden bilerek de kendisine böyle denilmis olabilecegini, zaten kendisinin daha önceden Ömer Lütfi Topal veya çevresinin agzindan buna yönelik baska bir sey duymus olmadigini,

Ömer Lütfi Topal'a ait otellerin özellikle bayram tatillerine iliskin misafir listelerinde çok sayida yargi mensubuna rastlanabilecegini yine ayni sekilde Tepebasi Emperyal de sirf yargi mensuplarinin yemek ve ayni ihtiyacini karsilayan bir lokal olusturuldugunu,

Ali Fevzi Bir ve Sami Hostan'in 3 özel tim mensubuyla beraber Istanbul da gözetim altina alindiktan sonra Ankara'da serbest birakilmalarini takiben kendisinin istaanbul'da Sami Hostan ile görüstügünü ve hakkinda giyabi tutuklama karari çikarana kadar da isinin basinda oldugunu duydugunu ve giyabi tutuklama kararini takiben ortadan kayboldugunu,

Ömer Lütfi Topal'in kendisine Bodrum olayinda Ercan Ersoy'u yolladigina göre diger özel tim görevlilerini de taniyip tanimadigi sorusuna cevaben herhangi bir bilgisi bulunmadigini,

Ömer Lütfi Topal ile Cavit Çaglar arasinda herhangi bir çekisme bulunmadigini, Cavit Çaglar'in bir baskasindan alacagini alamadigi için bu alacagi Ömer Lütfi Topal'dan istediginin söylenildigini,

Ömer Lütfi Topal'in Hüseyin Kocadag ile görüsmedigini ve hatta Hüseyin Kocadag'in geçmiste böyle bir taleple geldiginde görevlinin ``sizin buraya girmeniz istenmiyor'' ifadesinde bulundugunu bunun da arkasinda geçmiste Ömer Lütfi Topal Mehmet Özcan ihtilafinda Alevi olmasi sebebiyle Hüseyin Kocadag'in Ömer Lütfi Topal'a karsi Mehmet Özcan'i tutmasinin olabilecegini,

Kendisinin Cavit Çaglar veya Necdet Menzir ile herhangi bir çekismesi veya iliskisinin olmadigi, disarida spekülasyon konusu yapilmak istenen kameralarin normal sistemi içerisinde çekilmis kaseti herhangi bir yanlisliga sebebiyet vermemek için sahsen aldigini ve bir resmin yirtilarak imha edildigini ancak kendisinde bir kaset ve birkaç fotografin halen mevcut bulundugunu, bunlari tutmasinin amacinin da kendisini korumak oldugunu, esasen bunlarin imha edilmesini istedigini,

Belçika'da iki Amerika'da bes sene olmak üzere toplam yedi yil hapiste yatan Ömer Lütfi Topal'in yeniliklere açik bir insan olarak bu senelerde kendisini yetistirdigini ancak kontrolsüzlükle baslayan gazino olayinda baslangiçta Turizm Bakanliginin herhangi bir düzenlemesinin olmayisinin düzeni tamamen bozdugunu, esasen gazinolarin kara para aklamak için uygun bir yer olmadigini, kar oranlarinin da uyusturucu isine göre çok daha iyi olmasi sebebiyle hiç bir gazino isletmecinin uyusturucu isine girmeyecegini,

HAVAS'i almak için Ömer Lütfi Topal'in her türlü organizasyonu yapmasina ve parasi da var iken alamamasina hatta diskalifiye edilmesine karsi tutumunun ne oldugu sorusunu cevaben, Ömer Lütfi Topal'in herhangi bir itirazda bulunmadigi bu konudaki bilgilerin sirketten alinabilecegi emniyetten-istihbarattan gelen uyarilar hakkinda bir bilgisinin bulunmadigini,

Sedat demir'in Istanbul Asayis Sube Müdürü olmasindan sonra Nihat Mete araciligi ile Ömer Lütfi Topal'dan Akgün otel cinayeti sanigi Çetin Gencer'in bulunmasini istedigi böylelikle Istanbul'da hiçbir faili mechul cinayetin kalmayacaginin söylenmesiyle, kendisinin Istanbul'da dünya kadar faili meçhul cinayet oldugunu bilerek, kardesi vasitasi ile Çetin Gencer'i buldurarak Fatih Cumhuriyet Savciligina teslim ettigini,

Ömer Lütfi Topal'in Kibris'taki Jasmine Cavit oteli yatirimlari, Israilli ortagi ve Kibris Türk Hava Yollarinin özellestirilmesi konularinda kendisinin bilgisinin olmadigini aileden saygi gördügünü ancak kendisine bilgi verilmedigini,

Süpheli konularda bilgi edinilmesi için sirketin yöneticilerinin ve aileden bazi kisilerin bir bütün olarak ele alinip dinlenmeleri gerektigini, kendisinin Ömer Lütfi Topal'in ve Emperyalin ceza davalari ile ilgilendigini, Ömer Lütfi Topal'in kiminde arandigi, kiminde giyabi tutuklama karari bulunan davalarinin sürdügünü, bunlara ragmen istanbul'da isinin basinda nasil serbestçe bulundugu ve dolastiginin da Istanbul emniyetinden sorulmasi gerektigini, Bodrum tahkikatinda istanbul savciligina sonradan talimat yazilarak polisin devre disi birakildigini, Antalya'daki aramanin da polis aramasindan savcilik aramasina dönüstürüldügünü,

Sami Hostan ile Abdullah Çatlinin tanismasi ve Ömer Lütfi Topal'i öldüren silahta da Abdullah Çatli'nin parmak izinin çikmasina ragmen kendisinin gözlemlerine göre Ömer Lütfi topal ile Sami Hostan'in arasinda herhangi bir itilaf bulunmadigini, zaten Sami Hostan'in olay esnasinda Marmaris'te oldugunu, ihtilafin Ömer Lütfi Topal'in esleri çevresinde mevcut bulundugunu,

Olayin sorusturmasinda savcinin kendisinin ifadesine basvurmamasinin yaninda kendisine olan tavrini da olumsuz buldugunu,

Abdullah Çatli'yi taniyan Sami Hostan'in da kesinlikle bazi islerinde onu veya özel tim görevlilerini kullanmadigini, Ömer Lütfi Topal Abdullah Çatli bulusmasinin arkasinda küçük günlük olaylardan çok HAVAS gibi büyük benzer olaylarin aranmasi gerektigini belirtmistir.(Ek:186)

14- Sedat BUCAK 21.01.1997 tarihli ifadesinde;

1960 Siverek dogumlu oldugunu, siyasete 1991 yilindaki seçimlerde katildigini, DEP milletvekillerinin, özellikle Abdullah Öcalan'in yanindan gelen elçiler vasitasiyla kendisiyle görüsmek istediklerini, kendisiyle görüserek ``Biz, Siverek'e, Urfa'ya örgüt olarak girecegi, yalniz tarafsiz kalacaksiniz, bize karismayacaksiniz, devletin yaninda yer almayacaksiniz'' demek istediklerini bildigini, devletiyle beraber oldugunu, Bekaa'dan gelen bazi insanlarla görüsmelerinin çogunu kasete aldigini ve bundan Ankara Emniyeti basta olmak üzere o zamanki tüm devlet yetkililerine bilgi verdigini, DEP'in kapatilmasi ve milletvekillerinin çogunun içeri alinmasinda Devlet Güvenlik Mahkemelerine verdigi ifadelerin büyük katkisinin olabilecegini, 1993'te bunlarin kendine karsi ve ailesine karsi bir tavir almak istediklerini ve Siverek'te örgütlü eylemlerin basladigini, Siverek'te Anavatan Partisi Ilçe Baskani ve kardesinin katledildigini, bazi köylülerin ve vatandaslarin katledildigini, Siverek halkinin bu olaylari istemedigini, Siverek halkinin tavir almasiyla beraber örgütün orada çökertildigini, halkla olan içtenligi ve devlete olan bagliligi nedeniyle kendisine karsi tavirlar oldugunu, kanunsuz bir is yaptigi zaman devletini çignemis olacagini, Istanbul'a giderken Mehmet Özbay'i aradigini, Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu çok sonralari ögrendigini, Istanbul'a dinlenmeye gittigini, Yalova'daki termale gittiklerini, o aksam yakin arkadasi Ali Aydinliktan'in oglunun kafasina kursun degdigine dair haber aldiklarini, durumunun kötü oldugunu ögrendiklerini, aksam bu durumu arkadaslarina söyledigini, Izmir'e gitmesi gerektigini söyledigini, Mehmet Özbay'in ``bende gelirim'' dedigini, yola çiktiklarini, Ören'de veya Altaylar'da bir arsa ofisi oldugunu, bu arsaya baktiktan sonra soförünün gelip ``Agabey, Ali Abinin oglu vefat etmis'' dedigini onun üzerine hemen harekat ettiklerini, hastaneye gittiklerini, fakat kimseyi bulamadiklarini, daha sonra evlerine gittiklerini, taziyelerini bildirdikten sonra ayrildiklarini, Princess'te yer ayirttiklarini, otele gittiklerinde bir bayanin Mehmet Özbay'in yaninda oturdugunu, onunda kendileriyle geldigini, Izmir'e gelirken Kocadag ile görüstüklerini, Kocadag'a Izmir'e gidiyorum dedigini, onunda ``bilsem bende gelirdim'' dedigini, daha sonra uçakla yarin gelecegini söyledigini, ertesi sabah uyandiklarinda Kocadag ile görüstüklerini ve onun gelecegini ögrendiklerini ``beni aldirabilirmisiniz?'' dedigini, bunun üzerine yanindaki koruma polisi Ercan Bey'i (daha önce Kocadag'in yaninda çalismis bir polis olan) Hüseyin Kocadag i arabayla almaya gönderdigini, koruma polislerinde ve soförün de huzursuzluk gördügünü, polis Ercan'in bir ara kendisini çagirip huzursuz olduklarini ve takip edildiklerini söyledigini, ``Izmir'den hemen ayrilalim'' dediklerini, Bunun üzerine Kusadasina gitmeye karar verdiklerini, o gün aksam üzeri çiktiklarini, Onura otel'de kaldiklarini, ertesi gün de orada kaldiklarini, polislerde rahatsizlik ve tedirginlik oldugunu görünce Ankara veya Istanbul'a gidelim dedigini, Hüseyin Kocadag'in Istanbul'da isi oldugu için Istanbul'a gidip oradan Ankara'ya geçmeyi düsündüklerini, o gün sabah en geç kendisinin kalktigini ve kahvaltisini yarim birakarak yola çiktiklarini, o bayan ile Mehmet Özbay'in arabanin arkasinda oturduklarini, Izmir'i geçtikten sonra Kocadag'in çok süratli gittigini gördügünü, arabanin ibresinin 230'u gösterdigini, birseyler söyledigini, Kocadag'in kendisine dönüp birseyler söyledigini ve güldügünü, kendisininde gülerek yolu görmemek için koltugun ucuna dogru geldigini, kaza'dan sonra Ankara'da ancak arabasini televizyonda görünce, kaza yaptiginin kesin olduguna emin oldugunu, arabada bulunan silahlarin Istanbul'a gelirken dahi olmadigini, o silahlardan bilgisinin olmadigini, kendisinin arabada bulunan Sig Sauter silahi oldugunu, onun disinda polislerinin hepsinin silahi oldugunu, eger takip ediliyorlarsa bu silahlarin kazadan sonra arabaya konulmus olabilecegini, digerlerinin çantasinda vardiysa silahlarin onlarin olabilecegini, arabada söylenildigi gibi gizli bölme olmadigini, Mehmet Özbay'in, köyüne 1 defa 1996 Kasim'inda geldigini, 1993 yili sonu veya 1994 yili basinda Siverek'e halka güven verebilmek için gittigini, Ankara'da babasinin vefat etmesi üzerine Siverek'e defnettiklerini ve taziyelerin 1,5-2 ay sürdügünü bu arada yorgun düstüklerini, 1994 ortasi veya sonunda dinlenebilmek amaciyla Ankara'ya geldigini, daha sonra Istanbul'a gittigini, Istanbul'da Mehmet Özbayi tanidigini, Abdullah Çatli adiyla tanimadigini, kalabalik bir ortamda ``siz, Sedat Bucak'siniz'' diyerek kendisiyle tanismak istedigini söyledigini, orada tahminen bir hafta kaldigini, Ankara'ya geldiginde kendisini telefonla aradigini, kendisinin tekrar Siverek'e döndügünü, 1995'te geldigini bir-iki defa Mehmet Özbay'in kendisini sordugunu, Ankara'ya yilda 2 ya da 3 defa geldigini, kendisinin disarida bürosu oldugunu, bürosuna gelip, oturup, sohbet edip gittigini, bu insanla (Abdullah Çatli) bir illegal ya da legal bir isinin, ya da baglantisinin olmadigini, Çatli nin kendisine ithalat-ihracat sirketi oldugunu ve ticaretle ugrastigini söyledigini. Abdullah Çatli ile Gonca Us arasinda bir gönül iliskisi oldugunu varsaydigini, hanimiyla bir-iki defa görüstügünü, ailece Istanbul'da olduklari bir zamanda Çatli'nin ailesini alarak bir-iki defa yanlarina geldigini, hatta bir keresinin de bir dügünde olabilecegini, Mehmet Özbay ile Kocadag'in kendi yaninda tanistiklarini varsaydigini, kendinden önce taniyip tanimadigini bilmedigini, Hüseyin Kocadag ile her zaman görüstüklerini, Mehmet Özbay'i vatansever biri olarak tanidigini, konusmalarinin hep bu yönde oldugunu, Hüseyin Kocadag in 1980 ihtilalinden hemen sonra Siverek'e emniyet amiri olarak verildigini, sonra tahminen Ankara'da Özel Harekatin kurulma asamasinda Ankara'ya geldigini, Siverek'te de Ankara'da da görüstüklerini, Diyarbakir Özel Harekat Sube Müdürlügü yaptigi siralarda da görüstüklerini, kendisinin bu siralarda Siverek'i tanimasindan dolayi arada bir geldigini, babasiyla Hüseyin Kocadag'in iliskilerinin çok samimi oldugunu, babasindan sonra bu iliskiyi kendisinin sürdürmek istedigini, Bucak Asireti olarak varsayilan toplulugun 40, 50 veya 60 aileden olustugunu, Siverek'te 70'i geçici olmak üzere 430 korucu oldugunu bildigini, Fatih Bucak'in amcaoglu oldugunu, Ankara'da oturdugunu, su anda insaat sirketi kurdugunu bildigini, aralarinda kopukluklar oldugunu, korumalarini istemesi konusunda; Koruma Sube Müdürlügünün kendilerini atadigini ve koruma vereceklerini söylediklerini, kendisinin ise koruma istemedigini, daha sonra aradiklarinda ``siz isim verebilirseniz de olur'' denildigini, bu korumalarin Özel Harekat Daire Baskani Ibrahim Sahin'in korumalari oldugunu, Ibrahim Sahin'le PKK'ya karsi tavir ortaya koymak için Emniyet Genel Müdürü, Pasalar, 7. Kolordu Komutani geldiginde Özel Harekat Daire Baskani olarak geldigi sirada konustugunu, daha sonra birbirlerini aradiklarini, Ibrahim Sahin'in doguya gittigi zaman, özellikle Siverek güzergahini seçtigini ve misafiri oldugunu Polis Ercan'a ``bana koruma verilmek isteniyor, korumalik yaparmisiniz?'' diye sordugunu, onun da ``benim bir arkadaslarla görüsmem gerekir'' dedigini, daha sonra ``evet'' cevabinin geldigini bunlarin 5 kisi oldugunu, oysa 6 koruma verilmek istendigini, 6'ncinin da bu bes koruma tarafindan önerildigini adinin da Mustafa oldugunu, Bakan Mehmet Agar'a bunlarin verilmesi için yazdigini ve kabul edildigini, hatta çok zaman sonra verildigini, Ömer Lütfi Topal cinayetinden daha sonra korumaligini yapan polislerin gözaltina alinmasindan sonra Istanbul valisi veya Emniyet Müdürünü aradigini, bu insanlari koruma olarak istedigi için bunlarin isledigi bir suç varsa bunlari bilme zorunlulugunu hissettigini, bu kisilerle (korumalarla) telefonla konusmadigini, Arnavut Sami yi (Sami Hostan) bir defa Çinar Otelinde baskalariyla birlikte olduklari sirada kendisine tanittiklarini, daha sonra onu görüp görmedigini hatirlamadigini, kendilerinin kumarla ya da kumarhanelerle hiç bir iliskilerinin olmadigini, bir gece kulubü ya da diskotege amcaoglunun da içinde bulundugu üç gencin girersin-giremezsiz tartismalari sonucu öldürüldügünü, bu olayin kumarla ilgili olmadigini, söylemezleri de bu olaydan sonra bildiklerini, daha sonra bunlardan iki tanesinin öldürülmesiyle kendilerinin hiç bir ilgisinin olmadigini, Mehmet Agar Genel Müdür olana kadar kendisini tanimadigini, öldüren kisilerden birinin lojmaninda kaldigi hususunda; o insanla konusmuslugunun olmadigini, tanimadigini, kendisinin evine gelen biriyle gelmisse gelmis olabilecegini , kalsa bile 1 geceden fazla kalamayacagini, Mehmet Ali Yaprak'i tanimadigini, televizyonunun da Gaziantep te oldugunu bilmedigini, Mehmet Ali Yaprak'in kaçirilmasinin ailesince yapilmis olamayacagini, Ridvan Kocaman diye birisini tanimadigini, 1979'da amcasinin bir suikastle yaralandigi ve akrabalarindan bir çogunun PKK tarafindan öldürülmesi ve kendilerinin PKK tarafindan tarafsiz kalmalarinin istenmesiyle birlikte ailelerinin PKK ile mücadelesinin basladigini, kendilerinin operasyonlara katilmadiklarini operasyonlari askerlerin yaptigini, halkin istihbarati çalismalari oldugunu, 1979 da PKK tarafindan kendilerinden 140-150 arasinda kisinin öldürüldügünü, bir çogunun kendilerinin yakini oldugunu, Korkut Eken ve digerlerinin kendi yerlerinin oldugunu onlarin oralarda kaldiklarini, Mehmet Agar'in hiç evine gelip kalmadigini, korucularin çatismaya gittiklerinde muhimmati onlarin kendilerinin aralarinda temin ettigini, HBB Televizyonunda yaptigi konusmanin 5 veya 10 dakikasini hatirladigini geri tarafini hatirlamadigini, daha sonra bu roportajin kasetini getirttigini, oradaki konusmalarini görünce tamamini bile izlemedigini, hükümetin güvenoyu almasindan önce Mehmet Özbay'in çok özel, gizli görüsmek istedigini söyledigini, o görüsmede Mehmet Özbay'in ``ben devletle çalisan gizli bir adamim; bunu da kimsenin bilmemesi lazim su kimligim, su yesil pasaportum, bu ehliyetim, bu silah ruhsatim, bu nüfus cüzdanim'' diyerek birseyler çikardigini, Terörde uzman yazan bir kagit gördügünü, onun söyledigi ismi bir lakap ve kod ismi zannettigini ve sonuna kadar bile onu Mehmet Özbay olduguna inandigini, o kimligin sahte mi yoksa gerçek mi oldugunu tespit edemedigini, Haluk Kirci ve Yasar Öz'ü tanimadigini, Drej Ali'yi tanidigini, onun taziyelerine geldigini kendininde Istanbul'daki yazihanesine birkaç defa gittigini, PKK'nin ölüm listesinde, birinci sirada oldugunu bildigini, Abdullah Çatli'yi 1980'den önce aranan biri olarak bilmedigini, ``Ben Abdullah Çatliyim'' dedikten sonra da bir arkadas olarak iliskilerinin devam ettigini, Korkut Eken'in , babasinin eski dostu oldugunu, babasinin yanina bir defa geldigini hatirladigini, kendilerine devletin her kademesinden insanlarin geldigini, istedikleri bilgileri bilebildikleri kadar hepsini verdiklerini, her zaman devletin yaninda olduklarini, PKK'nin Siverek'i yenemedigini, Med TV'de, Abdullah Öcalan'in söyledigi sözlerin kendisine o gün telefonla dinlettiklerini, HBB'ye Sayin Yilmaz'in kendisini Fransa'da dedigini duyunca ``Ben buradayim'' mesajini vermek için çiktigini, hastanede emar filmi çektirmek disinda bir yere gitmedigini, kaza aninda bu susturucu ve silahlar arabada olsaydi bunlarin korumalar tarafindan alinabilecegini, Meysu'nun sahibinden 300 bin marklik bir senet alma, bürolarinda kursunlama gibi bir olayin olmadigini, tahminen bu olayin faillerinin yakalanmis durumda oldugunu, arabada bulunan silahlarin arkada oturanlar tarafindan konulmus ya da baskalari tarafindan konulmus olabilecegini, kendisinin 130-140 milyar aldigi seklindeki ithamlarin yalan oldugunu, kumarhanelerden haraç almadigini, maasi disinda kimseden para almadigini belirtmistir.(Ek:187)

15- Hasan Celal Güzel Yeniden Dogus Partisi Genel Baskani 17.02.1997 tarihli ifadesinde;

1945 yilinda Gaziantep'te dogdugunu, 1975 yilinda Süleyman Demirel'in özel müsaviri olarak Basbakanlik'ta görev yaptigini,1977 yilinin ikinci yarisinda II MC Hükümeti sirasinda Korkut ÖZAL'in Içisleri Bakanligi döneminde Müstesar Yardimciligi, Turgut Özal'in Müstesarligi döneminde, onun yardimciligini yaptigini, 1980 yilinda 12 Eylül'den önce yayinlanan gizli bir genelge ile Devletin Güvenlik Koordinatörü yapildigini, Emekli Korgeneral Rüstü Naipoglu, Emekli Hava Korgenerali Refik Isitman ve Emekli Albay Kadir Bilgen'den olusan o tarihte artan terör olaylari ile mesgul olan bir güvenlik koordinasyon ekibi kurduklarini, MIT, Jandarma Genel Komutanligi ve Emniyet Istihbarat Dairesinden gelen bilgilerin bu kurulda degerlendirildigini ve o tarihte Basbakan olan Süleyman Demirel'e arz edildigini, o tarihte Basbakanlik Müstesari olan Turgut Özal'a da bilgi verildigini, Basbakanlik Müstesar Vekilligi ve Devlet Planlama Teskilati Müstesar Vekilligi görevlerinde bulundugunu,12 Eylülden sonra da 35 gün Basbakanlik Müstesarligina vekalet ettigini, Necdet Calp'in Basbakanlik Müstesarligina getirilmesi üzerine onunla 5 ay süre ile çalistigini, Subat 1981 ayinda Süleyman Demirel'i ziyarete gitmesi nedeniyle görevinden alindigini, görevinden istifa ederek Kayseri Erciyes Üniversitesinde ögretim elemani olarak çalistigini, 1983 yili sonunda Anavatan Partisinin iktidara geldiginde Basbakanlik Müstesarligina getirildigini, 1986 yilinin Agustos ayi basina kadar bu göreve devam ettigini,o tarihteki ara seçimlerde Gaziantep'ten Milletvekili adayi oldugunu, Milletvekili seçildigini, Devlet Bakani ve Hükümet Sözcüsü olarak göreve basladigini,1987 erken seçimlerinde Gaziantep Milletvekili olarak yeniden seçildigini, Milli Egitim Gençlik ve Spor Bakani oldugunu, Mart 1989 tarihinden itibaren de ANAP Gaziantep Milletvekili olarak devam ettigini,17 Haziran 1989 tarihinde ANAP'tan istifa ettigini, 20 Ekim 1991 seçimlerine istirak etmedigini, 23 Kasim 1992 tarihinde de Yeniden Dogus Partisini kurdugunu, halen Genel Baskanlik görevini yürüttügünü,

Babasinin Demokrat Parti yöneticilerinden, Dayisi Ali Ihsan Gögüs'ün de Halk Partisi Bakani oldugunu, kendisinin Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde iken Türkiye'de sag denilen ögrenci lideri olarak uzun süre çalistigini, bütün hadiselere istirak ettigini, Hür Düsünce Kulüplerinin merkez sag çizgide, demokrasiyi savunan, mesruiyetçi çizgide bir teskilat oldugunu, o tarihte Içisleri Bakani Faruk Sükan'in, hatta Adalet Partisi'nin bu teskilata müdahale etmek istedigini, zira iktidar partisi olmasina ragmen üniversitelere hiç giremedigini, müdahale etmelerini istemediklerini belirtmelerine ragmen dinlenmeyince Adalet Partisi gençlik kollarina el koyarak meseleyi çözdüklerini,

Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisinin bir bürosunu Siyasal Bilgiler Fakültesine kurmus oldugunu, Türkiye Isçi Partisinin tamamen ögrenci gençlige dayandigini, Hükümet olan Adalet Partisininde sagci gençligi solcu gençlige karsi kullanma staretejisi içerisine girdigini, Ismet Inönününde bunu hep dile getirip, sikayet ettigini, Fransada 1968 olaylarini baslatan meshur Kizil Rocky'nin Siyasal bilgiler Fakültesi yurdunda bir hafta kaldigini ve polis saldirisina karsi fakülteyi nasil koruyacaklari konusunda sosyalist, marksist ögrenci liderlerine taktik verdigini gözleriyle gördügünü,

MHP Ülkü Ocaklari Teskilatinin kendisinin de samimiyetle inandigi sekilde son derece vatansever, millîyetçi, millî ve manevi degerlere itibar eden gençlerden olustugunu, onlarin bu hislerini Emniyet Genel Müdürlügü ve Milli Istihbarat Teskilatina bagli kisilerin istismar ettigini, kullandigini, kendisinden de bu konuda destek istendigini ancak kendilerinin Türkiye de bir takim terörist olaylarin meydana gelmesine, dis müdahalelerin olmasina karsi olduklarini ve böyle bir kullanima karsi çiktigini,bu gençlerden bazilarinin resmen Milli Istihbarat Teskilatinda ve Emniyet Genel Müdürlügünde görev aldiklarini,belli seviyelere kadar da gelebildiklerini,

Devletin istihbarat ve güvenlik örgütlerinin teskilatlarin her kesiminden bilgi almasi lazim geldigini,bunun aksinin düsünülemiyecegini ancak bilgi toplarken bu kesimlerdeki kisileri bilginin ötesinde operasyonel faaliyetlere sokmalarinin fevkalade yanlis oldugunu,operasyonlarin bu teskilatlarin elemanlari vasitasiyla yapilmasi gerektigini, problemin bu oldugunu, Çatli hadisesinde de problemin bu nedenle ortaya çiktigini,

Gerek Süleyman Beyin Döneminde gerekse Turgut Beyin döneminde ``Sadece Sayin Basbakan tarafindan açilacaktir'' ibaresi bulunan zarflari onlarin verdikleri yetki ile açtigini,okudugunu ve özet bilgileri onlara aktardigini,devletin bu tip bilgilerine sahip 3-4 kisisinden birisi oldugunu,

Milli Istihbarat Teskilati ve Emniyet Genel Müdürlügü arasinda çok belirgin bir koordinasyonsuzluk,rekabet hatta zaman zaman sürtüsme ortaya çiktigini,MIT'in istihbarat görevinin kendilerinde oldugunu,Emniyetin sadece adli vakalarda istihbarat yapmasi,onun ötesine karismamasi gerektigini,Emniyet Genel Müdürlügünün de MIT'in iyi istihbarat yapamadigini,Türkiye genelinde birinci subelerce yapilan kendi istihbaratlarinin olmamasi halinde dagilacagini,hazira kondugunu,iyi çalismadigini iddia ettigini,bunun özellikle kaçakçilik istihbarati konusunda ortaya çiktigini,Emniyette Atilla Aytek'in çok kuvvetli bir polis müdürü oldugunu,gözüpek isinin ehli,uyusturucu kaçakçiligi isi ile çok etkin mücadele ettigini,ancak bu vasiflarini bilmesinden dolayi Genel Müdürünü bile takmayan,dedigi dedik bir müdür haline geldigini,onun dönemi MIT içerisinde o tarihe kadar kurulmamis kaçakçilik istihbarati adiyla bir birimin kuruldugunu, Emniyet MIT'in bu isin içerisine girmesinin gereksizligini savundugunu,MIT'inde kaçakçilik istihbaratininda kendi konularina girdigini ve kaçakçilik istihbaratinin siyasî konularla da iliskili hale geldigini bu nedenle yapmalari gerektigini savundugunu bunun uzun seneler tartisildigini,daha sonra Emniyetteki bu birim ile Mit'teki bu birim arasinda problemler çiktigini,Emniyetteki birimin gayriresmi sefligi daha sonra Istanbul Emniyet Müdür Muavini iken Mehmet Agar tarafindan üstlenildigini,

Mehmet Agar'in Özallarla yakin irtibatinin kurulmasinin bu olaylara rastladigini, Zeynep Özal'in Asim Ekren isimli bir müzisyenle münasebeti bulundugunu, Zeynep ve Semra Özalin gece eglencesini çok sevdiklerini,bu nedenle sik sik eglence yerlerine gecenin geç saatlerinde gitmelerinden dolayi koruma sorunu dogdugunu,Basbakanin kizinin ve esinin korunmasinin Devlet görevi oldugunu,bu nedenle Emniyet Müdürü Ünal Erkan ile muhatap olduklarini,onun ise politik yaninin bulunmamasi sebebiyle bu islerden hazzetmedigini, Mehmet Agar'in politikaya daha yatkin oldugunu,kibar nazik,zeki herkes tarafindan sevilen,çok süratli hareket edebilen iyi polis denecek özelliklere sahip oldugunu,sivil sektörle çok yakin iliskileri bulundugunu,kendiliginden koruma konularinda onun daha öne çiktigini, Zeynep Özal ve Asim Ekren'in Antalyaya kaçmalari ve evlenmelerine iliskin olaylarda Ekren'in Istanbuldaki aydinlik olmayan çevrelerle münasebetleri bilindiginden evlenme olayinin aile tarafindan hiç istenmedigini,bu nedenle polisin koruma görevi altinda Antalyaya gitmelerinin kontrol edildigini,bu olayin Mehmet Agarin Özallara yakin olmasini sagladigini, çünkü onu tanidiklarini,Semra ve Turgut Özal ile çok yakin samimi oldugunu,adeta onlarin emrinde,özel bir polis gibi oldugunu,Ankara Emniyet Müdürlügüne terfian getirilmek istenildiginde Bakanlar Kurulunda kendisinin karsi çiktigini,münasebetleri yönünden bu atamanin yanlisligini anlattigini,ancak Turgut beyin dedigini yaparak, Agari Ankara Emniyet Müdürlügüne getirdigini,sonrada Agar'in kendisine gelerek,kendisinin aleyhinde oldugunu bilmesine ragmen,'emriniz varmi sayin Bakanim' diye sordugunu,bu tavrinin da son derece hazimli son derece sempatik ve olgun bir insan oldugunu gösterdigini,

Hiram Abbas'a Emniyet Mit çekismesinin sebebini sordugunda,MIT'in bu mafyadan bilgi aldigini,hem uyusturucu kaçakçiligi bakimindan,hemde siyasî bakimlardan bilgi aldiklarini, Emniyetinde bilgi aldigini,Mafyanin dininin imaninin para oldugunu,baska birsey düsünmedigini,ve terörle beslendigini,silah kaçakçiliginin onlara kar getirdigini,onlarinda hem sag hem de sol teröriste silah temin edip,para kazandiklarini,bunlari bildiklerini,bilgi aldiklari gruplari da himaye ettiklerini,mafyaninda hem poliste çesitli guruplara,hem de istihbaratta çesitli guruplara dayanmak ihtiyacini hissettigini söyledigini,bunun kendisine çok ters geldigini,sonradan bunu emniyetteki kisilere de teyid ettirdigini,bunun sonucu olarak da Emniyet ve Mit arasindaki rekabetin dogurdugu baska bir platformun olusmus oldugunu,yani herkesin kendi mafyasini olusturdugunu anladigini,Hiram beye ve emniyetteki kisilere,'' siz ne yapiyorsunuz,adamlari uyusturucu ile yakalayinca görmüyormusunuz,iade mi ediyorsunuz?'' dediginde çok açik bilgi veremediklerini,biraz müsamahakar davrandiklarini söylediklerini, kendisinin de ''Mafyayi ikiye ayirdiniz,bilgi aldiklarinizi müsamahaa ediyorsunuz, emniyetin mafyasi ayri Mitin mafyasi ayri,emniyetin içinde falanin mafyasi var filanin mafyasi var ayni sekilde mitin içinde falanin mafyasi var filanin mafyasi var bu ne biçim is böyle kepazelik? `` dedigini, bunun üzerine konuyu Özal'a anlattigini,bilgi kaynaginin olabilecegini,belirli kisilerin korunabilecegini,ama ekipleri korumaya kadar isin götürülmesinin sakincalarini anlattigini,sonradan istihbarat raporunda da ,sorgulama raporunda da bunu teyid eder mahiyette Dündar Kiliç'in polisin bir kismini bu sekilde beslediginin ortaya çiktigini,bu nedenle isin ciddiyeti yönüyle ilgili kisilerle görüstügünü,bir müddet sonra mafya-polis, mafya-istihbaratçi iliskisi halinde devam eder,probleme sebebiyet verir dedigini, nitekim, Mehmet Eymür-Atilla Aytek,Mehmet Agar-Mehmet Eymür rekabeti halinde ortaya çiktigini,sonuçta 1987 tarihinde ki raporun ortaya çikmasina kadar da bu rekabeti getirdiklerini,raporlarin hepsinin dogru olmadigini,özel hayatina kadar çok yakindan tanidigi Saffet Arikan Bedük'e bile çamur atmalarinin bunu gösterdigini,bunu her tür rapora güvenmemek gerektigi için söyledigini,adamin kendine göre rapor yazdigini sonra da el altindan bunu herkese dagittigini,Çatli ile iliskisi olup olmadigini bilmedigini,

Milli Istihbarat Teskilatinin aslinda devletin en önemli ve gerekli bütün ülkelerde olan bir teskilati oldugunu,MIT'in 1960 yillarina kadar sivil kisiler tarafindan yönetildigini,27 Mayis ihtilalinden sonra asker kisilerin eline geçtigini, süreç içerisinde MIT Müstesarliginin Türk Silahli Kuvvetlerinin bir kadro ve tayin makami haline geldigini ve bunun fevkalade yanlis oldugunu,bu kadronun Korgenerallerin tayin yeri haline geldigini, tüm parti liderleriyle yaptigi konusmalarda MIT Müstesarliginin Basbakandan çok Genel Kurmay Baskanina bagli ve yakin oldugunu degerlendirdiklerini,12 Mart ve 12 Eylül istihbaratini özel olarak yapmadigini söylediklerini, 12 Eylül döneminde bir tesadüf sonucunda arkadasi olan bir kisinin bilgi vermesi üzerine ögrenmesine karsilik MIT'in tam bir sessizlik içerisinde oldugunu,buna karsilik,askeri sistemin bürokratik yapisinin çok iyi çalismasi sonucu kodlu olarak Basbakanliga ertesi gün ihtilal yapacaklarini bildirdiklerini,bu nedenlerle de ne kadar Basbakana bagli görülse de hiçbir sekilde Genel Kurmay'in disinda kullanilamayacagini, ilk sivillesme harekatinin buradan basladigini,Müstesarligin bosaldiginda önce Vecdi Gönül'ü, sonra Saffet Arikan Bedük'ü yani sivil birisini bu göreve getirmek istediklerini, olmadigini, daha sonra teskilattan olan Hiram Abbas'i önerdiklerini ancak uygun görülmedigini, o zaman Teoman Koman Pasanin getirilmesi söz konusu oldugunu,kendisinin emekli olmasini ve bu teskilatin basina getirilmesini istediklerini ancak onunla yapilan görüsmede asker olarak yükselmek istedigini,bunun içinde ordu komutani olmasi gerektigini ve kita hizmetine çikacagini,bu durumdu du en fazlaa 3 yil için orada kalmasinin söz konusu oldugunu ve atamanin yapildigini,sivillesme uzantisi olarak da Evren Pasa'dan Hiram Abbas'i Müstesar Yardimciligina atama tavizini aldiklarini,onun atanmasi ile birlikte Nuri Gündes'in kendisine gelerek ayrilmak istedigini söyledigini,ayrilmamasi için ikna edemedigini,onun emekli oldugunu bunun dea içeride hiziplesme oldugunu gösterdigini,Hiram Abbasin son derece gözüpek,dürüst ve namuslu ve canini feda etmekten çekinmeyen bir kisi oldugunu teskilatin böyle yetismis elemanlari varken,Çatlilara ya da benzeri kisilere ihtiyaci bulunmadigi düsüncesinde oldugunu, Mit'te Teoman Koman Pasanin Turgut Beyle dostlugu zaviyesinde iliskilerin yumusatilmasiyla devam ettigini,ancak istedikleri gibi sivillestiremediklerini, Sönmez Köksal ‘in gelmesi ile MIT'in sivillesebildigini,Disislerinde gerçekten kabiliyetli bir insan oldugunu, güvenlik dairesinden bilgisi bulundugunu,o sekilde geldigini ve gelmesinin de kendisince isabetli oldugunu,Sönmez beyin alt kadroda bir degisiklik yapmadigini aslinda hem Emniyet Teskilatinin hem de Mit teskilatinin yenilenmeye ihtiyaci bulundugunu,

Basbakanlik Teskilat Kanunu'nun bir maddesine göre Basbakanlik Güvenlik Baskanligi'ni kurduklarini, bu birimin tamamen bir degerlendirme ve istihbari bilgilerin koordine edildigi bir yer seklinde oldugunu, icrai,operatif hiç bir yönünün bulunmadigini, Basbakanlik Güvenlik Kurulunun basina Rüstü Pasa'nin getirilmesinin sivillesmeye mani bir durum olmadigini çünkü; onun antimilitarist bir kisi oldugunu burda Orduya karsi oldugu anlaminda degil, militarizmi bir anti demokratik rejim olarak alma konusunda dedigini ``The man on the horce back'' isimli kitabi tercüme eden kisi oldugunu bunun sivillerin bile yapamayacagi bir sey oldugunu, döneminin birincisi oldugunu, Genel Kurmay Baskani olmasi gerekir iken olamamis birisi oldugunu, bu sebepten bu ise getirildigini ,

Basbakanlik'ta ilk defa bir kripto servisi kurduklarini,çok gizli evraklarin Basbakanlikta toplanmasinin son derece tesadüfü olmasi sebebiyle 5-6 kisilik bir ekip kurduklarini,bunlarin degerlendirme yaptigini,gizli evraki muhafaza ettiklerini, arsivlediklerini,gerektiginde kendilerine verdiklerini,ayrica Basbakanlikta MIT tarafindan sifrelenen bir kasa bulundugunu,bunun içerisine çok gizli,kripto evraki,millî savunma ile ilgili evraklari özel olarak muhafaza ettiklerini,bundan Basbakanlik Güvenlik Islerinin bilgisi oldugunu,

Batili anlamda denetim ve teftis,arastirma islerinin yapilamamasi sebebiyle bu tür islerin ortaya çiktigi görüsüne aynen katildigini,Emniyet teskilatinda Teftis Kurulunun kizak yeri olarak kullanildigini,kariyer sisteminin kesinlikle bulunmadigini,öncelikle bunun kurulmasi gerektigini,birçok müfettisin fezleke yazmayi bile bilmedigini,orasinin bilindigi gibi bir teftis kurulu olmadigini,her devirin degismesinde korunanlarin teftis kuruluna, daha az korunanlarin APK.'na alindigini,Osmanli'dan bu yana Emniyet Genel Müdürlügüne getirilenlerin emniyet disindan oldugunu,emniyetçilerin Genel Müdürlüge son zamanlarda tam bir sistemle hakim olduklarini,Mülki idaareden koptuklarini,ancak hem mülki idareye hemde TBMM'ne belli dönemde lüzumundan fazla bir sekilde geldiklerini.Emniyetçinin Emniyet Genel Müdürü oldugu dönem, bu son zamanlarda oldugunu,kadrosunun bile büyük kavgalarla kendisi tarafindan Vali-Emniyet Müdürü olarak çikarttigini,Vali olmadan Emniyet Genel Müdürü olunmasinin önüne geçilmek istenildigini,ancak emniyetçi klikin bu defada Vali olarak onu kirdigi ve Genel Müdürlüge geldigini,su anda Genel Müdürlükte Alaattin Beyin bulunmasinin son derece güzel bir sans oldugunu,mülki idareden geldigini vce son derece dürüst oldugunu,dezavantajinin Emniyet hakkindaki genel bilgisizligi oldugunu,

Emniyette Pol-Der ve Pol-Bir kliklesmesinin Devlete faturasinin çok fazla pahaliya mal oldugunu,Emniyetin Mülki Idarenin kendisine müdahalesinden çok sikinti duydugunu,ve bunu hep dile getirdiklerini,polisin kirlenmesi durumlarinda Mülki Idareden takviye alinmak gerektigini, Mülki Idareden Emniyete gidenlerin hep dislandigini,bunlari korumak içinde sonradan bunlarin Vali yapilmasinin gerektigini ve hepsinin Vali yapildigini,Bu uygulamalarla karsilasilmamasi için orta bir sistem gerektigini,poliste kalitenin artmis oldugunu,polisin kalitesinin ve teçhizatlanmasinin gerektigini,polis müfettisinin meslekten yetismesinin saglanmasi,polisteki kadroyu kirmadan mülki idareden polise dogru gelme olmasi gerektigini,polisten mülki idareye eleman alinirken çok dikkatli ve cimri davranilmasi gerektigini,polisin hemen büyük bir il valisi olmasi halinde bir netice alinamayacagini,

Emniyette Narkotigin çok iyi isleyen bir teskilat oldugunu,dünyanin en iyi narkotikçilerinin Türkiyede oldugunu,interpolünde bunu kabul ettigini,Türkiyenin uyusturucu kaçakçiligini devlet çerçevesinde düsünmedigini,bunun Türkiyeye çok büyük bir haksizlik olacagini,Susurluk meselesinin istismar edilmesinin Türkiyeyi terörist devlet ilan edilmesi asamasina getirdigini,tabii ki Ermeni Anitini Abdullah Çatliya dinamitlettirildiginin söylenmesinin buna neden oldugunu,isi bu hale getirmenin ihanete varan bir yanlislik oldugunu,Türkiyenin bir mafya devleti olamiyacagini,hiç bir zamanda olmadigini,Türkiyenin sadece 12 eylül döneminde kendi içinde bir hesaplasmaya girdigini,yanlis yaptigini,su anda Türkiyenin bir hukuk devleti oldugunu ve iftiralara da karsi çikmaak lazim geldigini,

Türkiyenin bütün narkotik maddelerin uyusturucu maddelerin üzerinden geçtigi en büyük köprü oldugunu,buna ragmen Türkiyenin devamli olarak mücadele verdigini,eger Türkiye bir baska türlü devlet olsaydi,50 milyar dolardan fazla böyle bir avantajla çok daha degisik noktalara gelebilecek ekonomik güç saglayabilecegini söyledigini,arkotik polisinin sevkini kirmadan,polisle mafyanin iliskilerinin çok ciddi bir sekilde gözden geçirilmesi gerektigini,mafyadan bilgide,istihbaratta alinabilecegini,ancak korunmasinin yanlis bir sey oldugunu,mümkün mertebe öldürülmesi gerektigini,bu isin devletin üst kademelerine kadar gelmis veya belirli ideolojik görüsteki kisilerin çete seklinde kullaanilmasi haline dönüsmüsse,bunun da üzerine gidilmesi gerektigini,

Önce karsi çiktigi sonra kabul ettigi Aadnan Kahvecinin önerisi olarak gelen pismanlik yasasi kanununu çikardiklarini,bununla hem teröristin terörüne maani olunacagini,hem de onun istihbaratinin elde edilebilecegini düsündüklerini,bu sekilde hem sol hemde sag guruptan insanlarin bu konuda kullanildiklarini,bu kullanimin bir örgüt seklinde olmadigini,münferit olarak kullanildiklarini,istihbaratin alindigini ancak operasyonlara daahil edilmediklerini,sadece geçmiste yaptiklari islerin bilgisinin alindigini,sonradan bu kisilerin,pismanliktan yararlananlarin, emniyet ve istihbarat teskilatlarinin içlerinde de kullanilmadigini,

Örtülü ödenegin nasil kullanildigini biraz bildigini,belirli dönemlerde o dönemlerde de böyle özel kisilere operasyon yapsin diye örtülü ödenekten bir para verilmedigini,

Mit raporlarinin tüm gönderilen yerlere ayni nitelikte gönderildigine inandigini, Susurluk meselesinde esas bilgilerin MIT tarafindan verildiginin asikar oldugunu bir bakima Emniyet Genel Müdürlügünü karsisina aldigini ve kendisine göre bir maç kazandigini, bunlarin dis ülkelerde de oldugunu bu tür olaylarin asgariye indirmek gerektigini, Sayin Demirel'in son dönemi ve Sayin Özal'in Basbakanligi dönemlerinde bu sekilde bir mafya iliskisinin örgüt kuracak seviyede oldugu kanaatinde olup olmadigini, su anda ise böyle bir örgütün oldugu ve kullanildigi konusunda hiç bir bilgisinin bulunmadigini, son dönemde devletin disinda oldugunu,

1990 yilinda Nerden Buldun Kanunu diye bilinen 3628 Sayili Mal Bildirimi Rüsvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu çikarttiklarini, bu kanun sonradan Özal'in da biraz baskisi ile çok degistigini, zaten Özal'in da bunun çikmasini istemedigini, kanunun su anda güya yürürlükte oldugunu, ama hiç bir sekilde uygulanmadigini, bu kanun bütün Türkiye için isletilmesi gerektigini, kayit disi ekonominin Türkiyede çok büyük hudutlara vardigini, ekonominin neredeyse 3'te birine kadar uzandigini, ayrica Türkiyede mafya tipi olaylardan elde edilen bilhassa kumardan çok büyük kazançlar oldugunu, böyle bir paranin döndügü bir ekonomide polisi ne yaparsaniz yapin, bunun disinda tutmanin çok zor oldugunu, çünkü paralarin çok büyük paralar oldugunu, hiç degilse polise halen yürürlükte olan yasanin uygulanmasi gerektigini ve bu suretle servet degisiklikleri çok yakindan takip etmek gerektigini, çok ciddi bir denetleme sistemi getirmek sureti ile ekonominin kontrol altinda tutulmasi gerektigini,

Istanbul'un çok özel bir proje olarak masaya yatirmak gerektigini, polise verilen para ile orada dönen paralarin hiç bir irtibatinin bulunmadigini, yüksek para vermek ile de bunun halledilebilecegine inanmadigini, Gümrük konusunda bir bakanin istifasina neden olan konuda olanlarin herkes tarafindan bilindigini, büyük bir skandal patladigini, ama bu arada Kapikulenin de temizlendigini,

Turgut Özal'a suikast yapildiktan sonra konunun çok arastirildigini, en yakin akrabalarindan hatta arkadaslarindan bile süphelendigini yani bunu bir iktidar kavgasi olarak da degerlendirdigini, tabii sonunda yakinlari ile ilgili süphelerinden vazgeçtigini, bir kaç defa bu isin karini tikadigi bir takim çevrelerin mafya marifeti ile yaptirdigi bir is olarak gördügünü söyledigini, ancak onun da tam sonuca ermis bir halini görmedigini, kullanilma meselesi olabilecegini, bunun arkasinda polis yada herhangi bir güvenlik gücünün oldugu kanaatinde bulunmadigini, mafya birimi olabilecegini, bunlardan birisi menfaate haleldar olan birinin verdigi para ile bunu yapabilecegi, ama kendisinin böyle bir sey söylemedigini ve onunda kafasinda net bir sey bulunmadigini, Turgut bey'in ölümünden sonra öldürüldügüne iliskin iddialara inanmadigini, böyle bir seyin olmasinin mümkün olmadigini, bunlarin biraz komplo teorileri oldugunu,

Ergenekon Örgütü diye bir örgütten bilgisi olmadigini,

Ugur Mumcu öldürülüsünden birkaç gün önce, uyusturucu madde kaçakciligi artik tamamen PKK'ya kaydirildigini beyan ettigini, dolayisi ile kendisinin asker ve sivil Emniyet Mensuplarinin PKK'ya üst seviyede kaçakçilik için yardim ettigi kanaatinde olmadigini,

Sinir güvenligi konusu ile yillarca ugrastigini, Irak sinirini bir türlü çizemedigini, Suriye sinirini çok yanlis çizdiklerini, sinirin mayinlar ile doldurulup haritasini da kaybettikten sonra birçok insanin o yerlerde sakat kaldigini, aslinda bize ait milyonlarca dönüm arazinin birinci sinif tarim topraginin orada bombos durdugunu, Irak'taki fiziki zorluklarin sebebi ile sinir çizilmesinde çok büyük zorluklar çiktigini,

Türkiye de siyasî partilerin mali kaynaklarinin çok ciddi sekilde yeniden düzenlenmesi gerektigini, Türkiye de siyasal partilerin denetlenemedigini, Anayasa Mahkemesinin denetiminin çok yetersiz oldugunu, denetim bile sayilamayacagini, Mahkemenin denetim elemaninin da bulunmadigini, Yargitay Bassavciliginin ise bu konuda yani mali yönden denetim yaptirmadigini, siyasal partilerin hazineden bile aldiklari paranin trilyonlari buldugunu ancak, bunlarin tek olarak denetimi olmayan kuruluslar oldugunu, Vali ve Güvenlik Güçleri ile konustugunu, Güneydogu hadisesinin altinda çok büyük menfaatler yattigini, Parlementer Hükümete kadar uzanan menfaatler oldugunu, çok ciddi sekilde Güneydogu için kullanilmak üzere alinan silahlarin hangi kaynaklardan geldigini, nasil alindigini, kimlere ne sekilde verildiginin incelenmesi gerektigini, Güneydoguda olaylarin devam etmesinden menfaatlenen çok üst seviyeli kisiler oldugunu bildigini, mahalli olarak asiretler, seyhlikler, hakim siniflar sistemi ile menfaat baglari oldugunu, oylarin alinip satildigi, bunun da siyasî yozlasmayi yarattigini, çünkü bu isin ekonomik bir sektör haline geldigini, örnegin; Bakirköy Belediyesinde meclis üyeliklerinin ilk bes sirasina girmek için ödenmesi gereken paranin 3-5 milyar arasinda degistigini, seçildikten sonra da bunun on mislini, yüz mislini çikarttigi, siyasî partilerin artik Türkiyede en verimli isletmecilerinin bulundugu yerler oldugunu,

Siyasal ekonomik baglamdaki iliskilerin varligini ortadan kaldirmak için ANAP'ta bes yil bu isin mücadelesini yaptigini, mesela hayali ihracaatin cezasinin ekonomik suç oldugu için ekonomik olmasi gerektigine karsi çiktigini, bu kokusmuslugun basinin da ANAP oldugunu düsündügünü, ANAP'tan ayrilmasinin asil sebebinin de bu oldugunu ancak; ANAP'tan sonra gelenlerinde onu aratir olduklarini,

Bu komisyon üyelerinin hiç birinin bu islere karismamis olmasi, en az hakkinda saibeler olan kimseler olmasinin da bir teminat oldugunu, basta komisyon baskani olmak üzere bu olayin Türk devletinin kendisi ile hesaplasabilmesi oldugunu, Sayin Demirel'in de bu konuya girmesi gerektigini, Ancak koalisyon menfaatleri ve siyasî menfaatlerin buna mani oldugunu, siyasî menfaatlerin bir tarafa birakilmasi sözkonusu olmadan, bu isin tam üstüne gidilmesinin mümkün olamayacagini, herkesin kendine göre sorunlari oldugunu, o sorunun karsi tarafla dengelendigini, karsilikli anlasmalar oldugunu, bunun ihtilal idarelerinde hiç olmadigini, ihtilal yönetimlerinin en fazla yolsuzlugun oldugu dönemler oldugu, çünkü hesap soran kimsenin bulunmadigi, Millet Meclisine para kazanmak için degil, hizmet için girmeye baslanilmasi gerektigini, halbuki su anda parlamento dahil herkesin mali götürmek için bu isi diyet borcu ödemek için yaptiklari, onun için daha iyi bir sistem kurulmasi gerektigini, Emniyette yapilan operasyonun çok yerinde oldugunu, Meral Aksener'in dürüst bir insan olduguna inandigini, Koalisyon yikilmasin diye kimsenin kolay, kolay bu islere göz yummayacak hale geldigini, bunun da güzel bir sey oldugunu,

1986 Agustos ayinda Mardin Dargeçit'te çikan bir olayda güvenlik güçlerinin olayin üzerine gitmek için sabahi beklediklerini ve vazifelerini ihmal ettiklerini, konunun basina da bu sekilde geçtigini, bunu yapanlarin Jandarma oldugu, Turgut bey'in çok üzüldügünü ve bu tam bir rezalet buna bir sey yapmamiz lazim diyerek kendisini çagirdigini, Genel Kurmay Baskanina sorayim mi? dedigini, kendisinin de Genel Kurmay Baskanligina yazalim ve hesap soralim dedigini ve bu konuda yazilan yazida ``Basina intikal eden Mülki Idari ve Emniyet kaynaklarindan alinan degerlendirmelerde Türk Silahli Kuvvetlerine bagli birliklerin olay yerine zamaninda varmadigi, ulasmak için sabahi bekledikleri ve görevlerini ihmal ettikleri intibai uyanmistir, bu konuda sorusturma yapilarak sonucun bildirilmesine, olay sabit olmussa ilgililer hakkinda gereken cezalarin verilmesi ve bize bildirilmesi'' seklinde ifade kullanildigini, Genel Kurmay Baskani Necdet Urug Pasa'nin bu isi ele alip çok ciddi sekilde komisyon kurdugunu, arastirmayi yapip, sonucu bildirdigini, verilen cevabin daha çok sudan bir cevap oldugunu, ama ilk defa onlara sorumluluklarinin hatirlatildigi, PKK konusunda polisin bu isi karismasina sempati ile bakmadiklarini, halbuki kendilerine Jandarma bu konuda yeterli olmadigi kanaatinde olduklarini halen de ayni kanaatinin devam ettigini,

Teoman Pasa'ya göre özel timin bunlarla anlastigi hatta kendini sattigi bu yüzdende bu isin devam ettigini söyledigini, ancak kirsalin kontrolünün Silahli Kuvvetlerinin elinde olmasi sebebi ile Özel Tim'in operasyona çikabilmesinin ancak Asker tarafindan verilecek talimatla mümkün olabildigini,

Türkiye de Olaganüstü Hal Bölgesinin çok yanlis ilan edildigini Evren Pasa'ya çiktigini ve kendisine ``Kürt Haritasini çiziyorsunuz'' dedigini, Olaganüstü Hal Bölge Valiliginin çok yanlis bir sistem oldugunu, sömürge valiligi gibi anlasildigini, bunun son derece yanlis oldugunu, anlattigini, Turgut Bey'e de, Evren Pasa'ya da kabul ettiremedigini, ondan sonrada bu konunun müesseselestigini, Korucu sistemini dikkate alirsak 70 bin adamin dagdan daha sonra nasil asagi indirileceginin düsünülmesi gerektigini, kimin PKK'ya kimin Türkiye Cumhuriyetine çalistiginin belli olmadigini, bir sürü para aldiklarini, devletin silah ve mermisini kullandiklarini ancak, sistemin hemen kalkmasi halinde, oranin yine çökecegini,

Milli Istihbarat Teskilatinin kendi dönemlerinden önce, sadece Bütçe Ödenekleri sebebi ile Basbakanliga bütçesini getiren, onu onaylattirip kabulden sonra tesekkür eden teskilat oldugunu, Türkiyede Genel Kurmay Baskanligi ve Milli Savunma Bakanligi hesaplarinin Sayistay da incelenmedigini,

Silahli Kuvvetlere %72 oraninda zam yapilmasinin çok kötü bir rüsvet oldugunu, askerinde bu rüsveti Tank ile cevaplandirdigini, ancak Hükümetin tüm bürokrasiyi bozdugunu, ücret sisteminin ayni zamanda bürokrasinin yapisi ile çok yakindan ilgili oldugunu, 657 sayili kanunun rütbelere ve mevkilere göre hesaplanmis ve bunlarin fonksiyonu ile iliskilendirilmis bir yapida oldugunu, ihtilal sonrasi 1983'ten sonra en büyük sorunun Basbakanlik Müstesarligi ve diger Müstesarlarin asker bürokrasideki karsilarindaki kisilerin yerlerini tesbit etmekte çiktigini, hem protokol listesinde, hem de 657 de bunun böyle oldugunu, o zamanlar Basbakanlik Müstesarini, Tug Generallikten alip, Orgenerallige getirdiklerini, simdi yapilan bu isle, Basbakanlik Müstesarliginin, Yarbay seviyesine indirildigini, sadece onlarin degil Genel Müdürlerin, Valilerin de ona göre asagi dogru indigini,

Jandarmanin Devlette çok büyük bir problem oldugunu, bir yandan Türk Silahli Kuvvetlerinin, dördüncü kuvveti olarak telakki edilirken, diger taraftan da Içisleri Bakanligina bagli oldugunu, böyle bir seyin olamayacagini, Jandarmanin Silahli Kuvvetler olmaktan çikarilmasi gerektigini, sivil bürokrasinin magduriyetini süratli bir sekilde giderilmesi gerektigini,

Emniyet Genel Müdürü Saffet Arikan bey'in polise mümkün oldugu kadar daha fazla yetki almak istedigini, Özal'i da bu konuda ikna ettigini, polisin yetkisizligini, birçok problemlere sebebiyet verdigini bildigini, ancak, yetkilerin mümkün oldugu kadar daha darlastirici, daha demokratik bir çerçevede olmasina çalistigini, anti demokratik rejimlerde güvenlik güçlerinin çok daha rahat dolasacagini halbuki demokrasilerde polisin isinin çok zor oldugunu, burada önemli olanin, mümkün oldugu kadar az yetki ile, çok is basarmak oldugunu bunun da hukuk devletinin mesruiyet siniri oldugunu,

Mehmet Eymür ve Mehmet Agar'in konuta yakin 2 kisi olmalarina ragmen hesaplasmaya girmelerinden karisik bir durum ortaya çiktigini, Mehmet Eymür'ün bu olaylardan sonra görevden alinmasina ragmen, Sayin Çiller'in Basbakan oldugu dönemde Sönmez Köksal'a tavsiye edilerek, ayni yere getirilmis olmasinin da dikkat çekici oldugunu,

Türkiye de maalesef hakkinda yolsuzluk iddialari bulunan birçok kisinin bu husus bilinmesine ragmen, bazi göreve gelmeleri ve gelmeye de devam etmelerinin sözkonusu oldugunu, bunda birçok faktörün rol oynamasina karsilik, anlasildigi kadari ile bu kisilerin kulis yapma kabiliyetleri, hulul etme kabiliyetleri hatta kendisini o makama getirenlere bazi menfaatler saglamalarinin, bunda etkin oldugunu, bunun hissedilebildigini,

1984 yilinda ki Turgut bey ile 1987 yilindan sonraki Turgut bey'in farkli oldugunu, etrafinin sarilmis oldugunu, o tarihten sonra etrafindan kendisinin ayrildigini, dolayisi ile Ahmet'in arkadaslarinin piyasaya girdigini, Bülent Semiler hadisesinin bu konuda tam bir rezalet oldugunu, Coskun Ulusoy'un Ziraat Bankasi NewYork subesine sira memuru olarak girmek için müraacat ettigi sene 6 ay sonra Ziraat Bankasi Genel Müdürü yapildigi, 6 ay önce ehliyetsizliginden dolayi sira memuru olarak NewYork subesine alinmadigini, benzeri pek çok olay oldugunu, bürokratlarin da o dönemden sonra bu tür islere çok alistigini, 50 yasina kadar yanlis is yapmadigina rahatlikla yemin edebilecegi kisilerin, 50 yasindan sonra hirsiz olarak karsilarina çiktigini, 50 yasindan sonra Bakan olmus insanlarin gözlerinin önünde çalmaya basladiklarini,

Bürokratik atamalar konusunda, bir dönemde Sayin Çiller'in esi kendisine yakin ne kadar bürokrat var ise onlarin tayinini yaptirdigini, bunu arkadaslarindan duydugunu, buraya nasil geldin diye sordugunda, Özer bey ile oturduk konustuk, anlastik, geldim diye beyanda bulunduklarini, hiçbirisinin Sayin Çiller'den bahsetmedigini,

Hayali ihracat konusunda Özal ile birkaç defa münakasa ettigini, hayali ihracat'in bir bakima ele alindiginda Türkiye'ye döviz girmesi yönünden faydali oldugunu, ancak hayali ihracaat kadar, hayali ithalatin da meydana gelmeye basladigini, listenin basinda Mehmet Ali Yilmaz'in bulundugunu, konuyu Sayin Demirel'e arz ettiklerini, listenin basinda Mehmet Ali Yilmaz'i görünce onun baska bir Mehmet Ali Yilmaz oldugunun söylenmesi üzerine nüfus müdürlügünden konuyu ispat ettikleri, daha sonra Mahmut Öztürk'ün çalismalarindan sonra bunun etkisi ile Mehmet Ali Yilmaz'in kabine disi kaldigini, ancak Sayin Çiller'in Basbakan oldugunda Mehmet Ali Yilmaz'i tekrar bütün bu bilgiler çerçevesinde Bakan yapabildigini, Mehmet Ali Yilmaz'in aklanmadigi, Sirketi ile hayali ihracat suçu isledigini,

1990'li yillardan itibaren polisin elinde müthis bir kudret oldugunu, PKK ile mücadele oldugunu, kumarhanelerin kuruldugu, bu kepazeliginde ANAP döneminin yüz karasi oldugunu, maalesef Türkiyede kumarhanelerin kapatilacagi yerde, Turizm Bakanligi'nin CHP'nin elinde oldugu dönemde ayni temaüllerin devam ettigi, Refah Partisinin kumara karsi oldugu açik oldugu halde, ayni temaülünün oldugu, Türkiyede kumarhanelerin tamamen kapatilmasinin bir sey kaybettirmeyecegini, çünkü buralardan elde edilen paralarin büyük bir bölümünün disari kaçtigini, PKK'ya yardim ediyor diye Topal'i vurmanin geregi olmadigini , onu takip edip PKK'ya para transferine mani olundugunda gizliden gidilip, adamin vurulmasina ihtiyaç kalmayacagini, hukuk devletinde isin böyle yapilmasi gerektigini,

Ahmet Karaevli'nin Oral Çelik'in 1984 yilinda uyusturucu kaçakcisi olarak tutuklanmasi üzerine Isviçreye gidip,ilgili makamlarla görüserek ondan kurtaran kisi oldugu hususunda bir bilgisi bulunmadigini,ancak simdi soruldugunda ilk aklina gelen ismin o oldugunu,görevden alinma sebebinin Kemal Horzum ile Isviçrede bulustuklarinin tespiti,Antalyada hayali ihracaat yapan bir gemiye el konulmasi sebeblerine dayali olarak görevden alindigini,Turgut Beyin en büyük endisesinin hayali ihracaat sebebiyle ihracaatin durabilecegi ve ekonominin bozulabilecegi hususu oldugunu,

Kendisi ile iddia edilen hususun hukuk önünde ortaya çiktigini,ask iliskisinin ve kripto meselesinin olmadiginin yargi karari ile kesinlestigini,bu dava sonunda 3 DGM Baskaninin Yargitay üyesi olmayi basardigini,davayi uzatmalari karsiligi yargitay üyesi yapilacaklarinin taaahhüt edildigini ve yapildiklarini,son karari veren DGM Baskaninin da Konya Devlet Güvenlik Maahkemesine üye olarak sürüldügünü,Yargitaydan da bu konuda karar geldigini,bu konunun tamamen Türk siyasetinin,idaresinin hatta yargisinin bir yüzkarasi olarak tarihe geçtigini,

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterligine bagli Toplumla Iliskiler Baskanliginin yurtdisindaki isçi sorunlariyla ilgili Bakanlar seviyesinde bir koordinasyon komisyonunun oldugunu,Burada yurtdisindaki vatandaslara sahip çikma seklinde çalismalar yapildigini, TIB'in bundan baska Türkiye üzerinde Ermeni-Rum tezviratina karsi savunma konusundaki psikolojik Hareket Projesi ve benzeri projelerin bulundugunu,Türk vatandasi isçilerin diger dinlerin misyoner faaliyetlerine maruz kaldigi konusundaki ciddi iddialar üzerine Diyanet Isleri Baskanliginca DITIB teskilatlarinin kuruldugunu,bunun gizliligi olan bir proje oldugunu belirtmistir.(Ek:188)

16-Hanefi AVCI 4.2.1997 tarihli ifadesinde;

PKK'nin ciddi eylemleri üzerine, Devletin PKK mensuplarina ve PKK'ya büyük destek veren kisilere karsi hukuki olarak yeterince mücadele edemedigini düsünen bazi devlet görevlilerinin hukuk disi bir anlayisla görev yapmak gerektigine inanmaya basladiklarini ve ilk defa Güneydogu'da JITEM görevlisi Cem ERSEVER'in bu tür faaliyetler içerisine girdigini ve bunu takiben özellikle Istanbul da PKK'ya önemli ölçüde maddi yardimda bulunan finans çevreleri ve uyusturucu kaçakçilarina karsi yasal mücadele yapilamadigi anlayisi ile illegal çalisacak gruplar olusturulmasi ve illegal mücadele edilmesi düsüncesiyle Emniyet, MIT ve Jandarma içinde böyle gruplarin olusturuldugunu ve eylemlerin baslatildigini, neticede PKK'nin ve diger örgütlerin destekçisi aktif unsurlarin susturuldugunu, daha sonra faaliyet gösterilecek zemin kalmayinca resmi görevli ve sivil kisilerden tesekkül ettirilmis olan bu gruplarin kendilerine menfaat temini ugruna mafya türü birtakim yasadisi faaliyetlere giristiklerini,

Bu gruplarin Emniyet, Mit ve Jitem içerisinde ayri ayri olustugunu, Emniyet içerisinde Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'a bagli Özel Harekat Dairesi Baskan Vekili Ibrahim SAHIN'in baskanliginda özel harekatçilardan ve Korkut EKEN'e bagli sivillerden, MIT içinde Mehmet EYMÜR'e bagli özel harpten geçmis subaylar ile asiri ülkücü ve mafya denen insanlardan, JITEM içinde kendilerine bagli kisilerden tesekkül ettigini, Behçet CANTÜRK, Savas BULDAN ve beraberinde gelisen bes-on eylemin ve bazi bombalama eylemlerinin bunlar tarafindan yapildigini, bunlara normal Polis ve Jandarmanin müdahale edemedigini, bunlarin zengin isadamlarina müdahale ettiklerini ve haraca bagladiklarini, bir kisminin basina intikal ettigi halde çok büyük kisminin intikal etmedigi ve bu gruplarin denetlenemez hale geldigini, YESIL denilen kisinin önceleri Jandarma tarafindan Güneydogu'da eleman olarak kullanilirken daha sonra bu gruplar içinde en büyük para tahsilatçisina dönüstügünü, YESIL'in su anda MIT içinde Mehmet EYMÜR ve arkadaslari tarafindan resmen eleman olarak kullanildigini, Ege Bölgesinde JITEM'e bagli Yüzbasi Sinan YASAR ve bazi assubaylarin mafya islerine giristiklerini, bunlarin ve Ankara Jandarma Istihbarat görevlisi binbasi Ali YILDIZ'in mafya örgütleriyle de görüserek menfaat temin ettiklerini, Kocaeli Jandarma Alay Komutani Veli KÜÇÜK'ün mafyacilarla siki diyalogunun oldugunu, Nurullah Tevfik AGANSOY'un yurtdisina kaçirilisini MIT görevlisi Yavuz ATAÇ'in organize ettigini, Alaattin ÇAKICI ve adamlarina MIT tarafindan yardimci olundugunu,

Bursali isadami Erol EVCIL'in Alaattin ÇAKICI'yi birkaç defa kiralayarak eylemlerde kullandigini, son defa da banka açmak istemesine mani olanlari etkisiz hale getirmesi için iki milyon dolara anlastigini, ÇAKICI'nin durumu MIT görevlisi Yavuz'a anlatarak birlikte plan yaptiklarini, Kocaeli çetesi olarak basina yansiyan Hadi ÖZCAN'in sürekli MIT ile görüstügünü, MIT görevlisi assubay Duran FIRAT'in EYMÜR'ün temsilcisi ve kirli isleri ile ilgili olarak bütün mafyacilarla irtibatta oldugu ve ayak islerini yaptigini,

Tarik ÜMIT olayi ve Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmasi olaylarinda Mehmet AGAR ve Mehmet EYMÜR'e bagli gruplar arasinda anlasmazlik çiktigini,

Emniyet ile MIT arasinda aslinda bir çekisme olmadigini, olayin özünde Mehmet AGAR'la Mehmet EYMÜR'ün çeliskisi bulundugunu, ancak bunun kendilerine bagli mafya gruplarina yansidigini ve bunlarin birbirlerini öldürmeye çalistiklarini,

Itirafçi Mustafa DENIZ üzerinde çikan silah tasima belgesinin yapilan görüsmeler sonunda kendisine yardimci olmak amaciyla bir idari tasarruf olarak kendisi tarafindan düzenlendigini ve tabancanin Mustafa DENIZ'in Jandarma eri olarak görev yaptigi karargah bölügünün resmi tabancasi oldugunu, daha sonra kendisine tasima ruhsatli özel tabanca alip bu tabancayi iade ettigi halde düzenlenmis olan belgenin alinmamis oldugunu, Cem ERSEVER'in öldürülmesi olayinin o zamanki Habur Gümrük Müdürü Ali BALKAN'in Soförü KEMAL'in yakalanmasi halinde aydinlatilabilecegini,

Orhan TASANLAR'in Istanbul Emniyet Müdürlügüne gelirken bugün bilinen suçlardan ve rüsvet suçundan yakalanip yargilanmakta olan personeli beraberinde getirdigini, bunlarla Izmir Emniyet Müdürlügünde birlikte çalistigini, bunlari Izmir'den Ankara'ya ve Ankara'dan da Istanbul'a tayin ettirdigini, Istanbul'da bunlarin bu olaylara karistiklarini, Orhan beyin belli bir grup siyasî tarafindan Istanbul'a getirildigini, Istanbul'dan Bursa Valiligine gönderilmesinde kendi ifade ettigi gibi kumar mafyasinin rolü bulundugunu zannetmedigin belirtmistir.(Ek:189)

17- EMIN ASLAN 30.1.1997 tarihli ifadesinde;

Yasar ÖZ'ün pasaport islemlerinin çabuklastirilmasi için zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'in talimat verdigini, konunun basinda çiktiktan sonra kendisi ile görüstügünde ``gerektiginde ben onunla ilgili açiklamayi yapacagim, o talimati zamaninda ben size vermistim'' dedigini, Yasar ÖZ ve Tarik ÜMIT'i Emniyet Genel Müdürü Özel Kaleminde gördügünü belirtmistir. (Ek:190)

18- MEHMET AGAR 16.1.1997 tarihli ifadesinde;

Emniyet Genel Müdürlügü görevine tayin oldugu vakit Türkiye'nin en önemli meselesinin terörle mücadele oldugunu, turistik bölgelerimizdeki patlama eylemleri sonucu turizmde büyük çöküntü oldugunu, Güneydogunun disinda büyük sehirlerimizde öldürme ve patlama olaylarinin devam ettigini, yeni çalisma düzeni kurarak istihbarat ve terörle mücadele birimleri ile egitim çalismalarina agirlik verdiklerini, teçhizatlanmayi artirdiklarini ve bunlarin neticesinde de göreve baslamasindan bir yil kadar sonra terör ve önemli asayis olaylarinda yüzde 95 civarinda düsme oldugunu, bazi bölgelerde sifirlandigini,

Hakkinda ortaya çikan bazi kisilere usulsüz silah tasima belgesi, kimlik, yesil pasaport tanzim edilmesi gibi iddialarla ilgili olarak mahkemelere intikal etmis konular olmasi ve Anayasanin 138. maddesi geregi bilgi vermesinin mümkün olmadigini,

Ömer Lütfi Topal'in failleri olarak ihbar üzerine Istanbul emniyet Müdürlügünce alinan özel tim polislerinin Emniyet Müdürü tarafindan konunun kendisine anlatilip serbest birakacaklarini söylemesi ve bunlari bir de kendi Daire Baskanliginin tetkik etmesinin ve hassasiyetle üzerinde durulmasinin uygun olacagi görüsüne varmalari üzerine Ankara'ya getirttigini,

Uyusturucu kaçakçisi Hüseyin BAYBASIN'in 1983 yilinda Istanbul Ikinci Sube Müdürü iken zorla senet imzalatma ve gasp suçundan yakalayip tevkif ettirmesi yüzünden MED TV'de hakkinda iftiralarda bulundugunu,

1988 MIT Raporunda adinin geçmesi üzerine zamanin emniyet Genel Müdürüne ve Basbakanina hakkinda tahkikat açilmasi için müracaatta bulunmasina ragmen açilmadigini Basbakanlik Teftis Kurulunca yapilan tahkikat hitaminda da iddialarin asli çikmadigini belirtmistir. (Ek:191)

19- DOGU PERINÇEK 24.12.1996 tarihli ifadesinde;

1981 yilinda Abdullah ÇATLI ile MIT Müstesar Yardimcisi Hiram ABBAS'in bulustugunu ve kendisinin bunu çok anlamli buldugunu, çünkü Türkiye'nin 12 Eylül'e bir istikrarsizlastirma operasyonu ile getirildigini, 12 Eylül günü CIA Ortadogu Istasyon Sefi Paul HENZE'nin Amerika'ya, Genelkurmay Baskani ve kuvvet komutanlarimizi kastederek ``Our boys have done'' (bizin oglanlar bu isi becerdi) seklinde mesaj çekmesinin 12 Eylül'ün tamamen Amerikan Devleti tarafindan planlandigini gösterdigini, 12 Eylül öncesindeki olaylarda CIA ve Amerikan faaliyetlerini aramak gerektigini ve bunda Abdullah ÇATLI'nin özel bir rolünün gözüktügünü, Hiram ABBAS ve Mehmet EYMÜR'ün CIA'nin MIT içindeki elemanlari olduklarini, ÇATLI ve arkadaslarinin Amerika'ya götürülerek CIA'de egitimden geçirildiklerini, ÇATLI'nin Isviçre Bostadelle Cezaevinden eroin kaçakçiligindan mahkum oldugu ve infazi bitmedigi halde CIA tarafindan çikarildigi, ÇATLI ekibinin 1981'den sonra dogrudan dogruya Amerika'nin kontrolü altina girdiklerini ve buna bagli olarak da Tansu ÇILLER ve Özer ÇILLER ile irtibatlandiklarini, kendilerinin buna Çiller Özel Örgütü dediklerini, bu örgütün; birinci olarak Amerika Birlesik Devletlerinin bir yeralti faaliyeti olarak gördükleri Azerbaycan Darbesi olayina giristigini, halbuki Haydar Aliyev'i devirmekte Türkiye'nin hiçbir çikari bulunmadigini, o zamanki Basbakan Tansu ÇILLER'in bu darbe faaliyeti içinde yer aldigini ve bunun da ÇATLI'larla Tansu ÇILLER arasindaki baglantinin kanitlarindan oldugunu,

Özel bir görüsmede Haydar ALIYEV'in ÇILLER bu darbede var mi sorusuna ``ÇILLER bugün Türkiye'nin Basbakan Yardimcisi, bunu açiklayip Türkiye- Azerbaycan iliskilerini bir krize sokamam ki'' cevabini verdigini,

Ikinci olarak, Çeçenistan'a silah ve adam gönderdigini, bunun neticesinde Rusya Baskaninin Moskova'da basini toplayarak ``Türkiye Çeçenistan'a silah ve adam yolluyor, onlarin da kürt meselesi var, biz de onu mu karistiralim'' diyerek Türkiye'yi tehdit ettigini ve bundan sonra PKK'nin Moskova'da bürosunu kurdugunu, Türkiye'nin Çeçenistan'i, Rusya'nin da kürt meselesini karistirmasinin sadece Ameriya'ya yarayacagini, Amerika'nin böylece her iki devleti kontrol edecegini, bunun da Orta Asya dogalgaz ve petrol boru hatlariyla ilgili oldugunu, Rusya ile Türkiye'nin sürtüsmesiyle bu boru hatlarinin Amerika'nin tam denetimi altina girecegini,

Üçüncü olarak, Iran'la savasi kiskirtmak istedigini, Iran'in basinda kim olursa olsun, Türkiye'nin Iran'la dost olmaya mecbur oldugunu, Abdullah ÖCALAN ile görüsmesinde, kendisine ``biz Iran tarafindan korunuyoruz'' diye Iran tarafindan korunduklarini kendisine beyan ettigini, Amerika'nin Disisleri Bakanligi, Savunma Bakanligi, Pentagon ve CIA'ye yakin yari resmi organlardan izledigi tespitlere göre, sürekli bir Türkiye-Iran çatismasi senaryosunun bulundugunu, Türkiye ile Iran'in, birbirlerini, aleyhlerinde faaliyet gösteren PKK ve Halkin Mücahitleri örgütlerini himaye etmekle suçlayacaklarina dis ticaret hacmimizi nasil 10 milyar dolara çikartiriz, isbirligimizi gelistiririz, kürt meselesinin bölgede Amerika tarafindan kullanilmasini birlikte nasil önleriz diye kafa kafaya vermeleri gerektigini,

Dördüncü olarak, Çin'in Uygur bölgesine sabotaj timleri gönderildigini, kendisinin durumu Sayin Cumhurbaskanina mektupla bildirmesi üzerine Genelkurmay Baskanininbu faaliyeti dudurdugunu,

Besinci olarak, Kuzey Irak'taki CIA faaliyetlerine karistigini, bütün bunlarin Amerikan çikarlarina hizmet eden faaliyetler oldugunu,

Çiller Özel Örgütünün PKK ile ayni çanaktan beslendigini, PKK'nin Suriye'den getirdigi uyusturucuyu bunlarin alarak Ege güzergahi denen yol üzerinden Avrupa'ya sevkettiklerini, Abdullah ÇATLI'nin Hollanda, Hüseyin KOCADAG'in da Fransa baglantisi olduklarini, Hollanda ve Fransa'da ayaklari oldugunu, sol maskeli örgütleri de eroin isinin içine çekerek kontrol altina aldiklarini,

Amerika'nin PKK'ya müsamaha gösterdigini, çünkü, Türkiye'ye ``benim kriz bölgelerinde müdahale gücüm olacaksin'' dedigi ve ``Kuzey Irak'ta bir Kürdistan kurulacak, sen de bunu himayen altina alacaksin'' planini dayattigini, Turgut ÖZAL- ÇILLER çizgisinin, bu dayatma olan Kuzey Irak'ta bir kürt devleti kurulsun, biz de bunu himaye altina alalim, Musul-Kerkük petrollerinden de yüzde 5-yüzde 6 hisse alalim oldugunu, Amerika'nin ``Irak'i bölecegiz, ya siz geçin bu Kuzey Irak'taki kürt devletinin basina ve onu koruyun veyahut da biz bu isi Iran'a verecegiz. Siz yapmazsaniz Iran'a verecegim ve Türkiye bölünecek'' açikça ``ya büyüyeceksin ya küçüleceksin'' dedigini, bu Kürt devleti himaye altina alindigi takdirde Iran'la, Arap dünyasi ile Rusya ile hatta Avrupa'yla cephe cepheye gelinecegi, bir tek Amerika ile birlesilecegi, Amerika'ya bagli bir Kürdistan, ikinci bir Israil olusmasini Avrupa'nin iyi karsilamayacagini, Türkiye'nin Amerika'dan baska hiçbir seçenegi kalmayacagini,

Çekiç Güç'ün Kürt devletinin kurulmasi amaciyla Kuzey Irak'a yerlestirildigini, Irak'in bölünmesine hizmet ettigini, gida yardimi ve insani yardim adi altinda Kuzey Irak'a birtakim silahlar götürdügünü, Esref BITLIS'in bu ve benzeri durumlari tespit ederek Genelkurmay Baskanligina raporlar halinde bildirdigini, Dogan GÜRES'in Amerika'nin kriz bölgelerine müdahale gücünü benimsedigini, Esref BITLIS'in ise ``Biz Amerika'nin kriz bölgelerine müdahale gücü olursak parçalaniriz'' dedigini,

Irak'a ambargonun boslugunu Türkiye devletinin eroin ticaretiyle doldurdugunu, resmi makamlara göre Irak'a ambargo yüzünden 40-50 milyar dolar kaybettigimizi, Türkiye'nin disa satimiyla dis alimi arasinda 20 milyar dolar fark oldugunu, yilda 8 ila 15 milyar dolar eroinden girdigini, Irak'a fasulye, mercimek, buzdolabi satmaktan kaybetmis oldugumuz kazanci eroin satarak doldurdugumuzu, Türkiye ekonomisinin eroine bagimli hale geldigini, Amerika'ya bagimliligin Türkiye'yi bu hale getirdigini,

Esref BITLIS'in uçaginin buzlanmadan, pilot hatasindan ve uçak yapim hatasindan düsmedigi gerçeklerinin teknik ve bilimsel açiklamalarla tespit edildigini, Dogan GÜRES'in uçaginin düstügünün ertesi günü alelacele hiçbir ciddi arastirma yaptirmadan ve uzman olmayan subaylardan bir heyet kurdurarak rapor tanzim ettirdigini ve buzlanma oldu diye kendi arkadasinin ortadan kaldirilmasi hakkinda yalan beyanda bulundugunu, Esref BITLIS'in Cem ERSEVER ve çevresindeki 20 kadar subay tarafindan ortadan kaldirildigini, Cem ERSEVER'in büyük suçlar isledigi ve büyük açiklari bulundugundan üzerine gidilmesi söz konusu iken ordudan istifa ettigini, Aydinlik'a gelerek yaptigi açiklamalar arasinda ``Esref BITLIS suikasti'ni açiklarsam yer yerinden oynar'' dedigini, daha sonra da Abdullah ÇATLI'lar tarafindan Basbakanlik Poligonunda sorguya çekildigini ve Esref BITLIS suikastindeki rolü nedeniyle ortadan kaldirildigini,

Ugur MUMCU'nun öldürülmesinde Iran'in MOD adli yeralti kurulusunun önemli rolü bulundugunu, MOD'u ABD'nin büyük ölçüde kontrol ettigini, eroin isine girdigini ve içinde Sah döneminden kalma SAVAK ajanlarinin çalistigini, Lazim ESMAELI ve Asgar SIMITKOV'u öldüren Iranlilarin da bu örgütten olduklarini, Iran Disisleri Bakani Mumcu suikastinden sonra Türkiye'ye geldiginde konunun sorulmasi üzerine ``Biz, 25 milyar dolari kapsayan bir dogalgaz ve petrol anlasmasi yapmak için Türkiye'ye geliyoruz, tam geldigimizden bir gün önce böyle bir suikast yapip Türkiye ile iliskilerimizi berhava etmenin hangi mantiga sigdigini açiklamak lazim'' dedigini ve kendilerinin de bunun dogru oldugu kanisinda olduklarini, burada Iran'in bir çikari olmadigini,

ABD'nin raporlarinda ``Kemalizmin modasi geçti, Türkiye'ye ilimli Islam gerekli, Türkiye'nin kimligi ilimli Islam olmali'' dendigini, bizim kültürel kimligimizi Amerika'nin belirledigini ve bunun da ``Ilimli Islam'' oldugunu, bu sebeple Amerika'nin, Kemalizmin bugünkü temsilcileri ve savunuculari olan Ugur MUMCU, Bahriye ÜÇOK ve Muammer AKSOY'u öldürterek Kemalizmi savunanlara gözdagi operasyonu yürüttügünü,

Disisleri Bakanligini CIA'nin kontrolüne alamayacagi için ÇILLER tarafindan bir CIA istasyonu kuruldugunu ve arkasindan Disisleri Bakanliginin by-pass edildigini, ÇILLER'in Basbakan olunca dis Türkler arasinda koordinasyonu saglamak için bir Basbakanlik Müsavirligi kurdugunu ve basina kayinpederi CIA ajani olan, Amerika baglantilari bilinen kayinpederi emekli Deniz Yüzbasi Kamil YÜCEORAL'i getirdigini ve bunun eline muazzam devlet imkânlari verdigini, 500 milyar liralik örtülü ödenegi de bunun üzerinden kullandigini, Rasit DOSTUM'la da iliskileri bulundugunu, Rasit DOSTUM'a 3 milyon dolar gönderdiklerini, gönderilen 4 milyon dolarin da kayip oldugunu,

Kamil YÜCEORAL'in da bir CIA istasyonu olarak ve MIT'teki Özer ÇILLER'in adami Tolga ATIK ile beraber çalistigini, bunlarin Gaziosmanpasa Koz Sokak ve Hosdere Caddesinde yerleri oldugunu, buralarda olaganüstü donatim ve dinleme araçlari bulundugunu, Mesut YILMAZ'in evi dahil çesitli yerlerin dinlenmesinin bu istasyon tarafindan yürütüldügünü,

ÇILLER'in Amerikan vatandasi olup, 1971 yilindan beri ABD Disisleri Bakanligina hizmet veren ``çagrili görevli'' oldugunu, sözlesmeli ya da kadrolu olmayip davet üzerine görev yaptigini, ``güvenilir eleman'' olarak nitelendirildigi için ihtiyaç halinde görevlendirildigini, resmi görevinin Kuzey Afrika ve Ortadogu Dairesi Savunma Sanayiinden Sorumlu Sekreteryada görevli Davetli Personel oldugunu, ABD Adana Konsolosu Elizabeth SHELTON ile baglantili oldugunu,

GAP Bölgesinde Israil ile iliskili olarak Sedat BUCAK'lar tarafindan genis araziler kapatilmakta oldugunu ve bu faaliyetin Shelton tarafindan denetlendigini, uyusturucu trafiginde de etkin bir rol oynayan BUCAK'larin bu faaliyet sirasinda Israil ile de isbirligi içinde olduklarini,

ÇILLER ve AGAR'in Türk Hava Yollari araciligi ile eroin ticareti yaptiklarini ve bu iste HAVAS'i kullandiklarini, HAVAS'in simdiki ortaklarindan birinin Mehmet AGAR'in kardesi Yunus AGAR oldugunu ve Yunus AGAR'in eroin isinde kilit bir insan oldugunu, Almanya'da eroin ile yakalandigini, Turgay CINER ile yakin iliskisi oldugunu, eroin kaçakçisi Baybasin'in, Mehmet AGAR ile birlikte eroin kaçakçiligi yaptigini çok ayrintili bir sekilde ince ayrintilarina kadar Aydinlik Gazetesinde anlattigini ve bunun ses kaydinin yapildigini,

Özer ÇILLER'in eroin isinde oldugunu gösteren bilgi ve belgelerin önümüzdeki dönemde çikacagini, nükleer madde kaçakçiliginda Özer ÇILLER'in oldugunu, Almanya'da, Lakoza adinda Deguza denen Alman Kimya Sanayi tekelinin paravan sirketiyle anlasmalar yaptiklarini, Osmiyum, Uranyum gibi nükleer maddeleri sattiklarini, Iran'a da bu maddeleri sattiklari, Iran'a satistaki iliskilerin öldürülmüs olan Esmaili ve Simitkov adindaki MOD ajanlari üzerinden oldugunu,

Abdullah ÖCALAN'in Körfez Savasindan sonra ``Mesut Barzani ve Talabani Amerika'nin destegiyle bir kürt devletçiligi kurdular, demek ki Amerikan destegiyle bu is oluyor ve Amerika gelip Ortadoguya büyük bir güç olarak oturdu, ben de Amerika'ya ve Bati'ya yaslanarak ve insan haklari gibi heyetleri tahrik ederek bir durum yaratabilir miyim'' politikasina girdigini, Öcalan'in Suriye'nin elinde rehin oldugunu, hiçbir yere çikamayacagini, Suriye devletinin resmi politikalarinin disinda hiçbir sey yapamayacagini ve Suriye ile baglantisinin memurluk düzeyinde oldugunu belirtmistir.(Ek192):

20- NECDET MENZIR 23.01.1997 tarihli ifadesinde;

Istanbul Emniyet Müdürü iken, Emniyet Müdür Yardimcisi Mestan SENER'in telefon ederek, bir evde yapilan aramada iki yesil pasaport, iki silah ve bu silahlarin ilgili tarafindan tasinabilecegini ifade eden yazili emir bulundugunu, daha sonra da Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in bunlarin Emniyet Genel Müdürlügüne gönderilmesi talimatini verdigini bildirdigini, kendisinin de ``madem talep ediliyor sahsin aranip aranmadigina, silahlarin bir olayda kullanilip kullanilmadigina bakin ve mutlaka mevcut bu evraklari kurye marifetiyle gönderin'' dedigini, iddialarin kendisine bildirildigine göre, pasaportlarin devlet tarafindan verildigini ve belgelerin de yine devlet tarafindan düzenlendigini, bu durumda sahteliklerinin söz konusu olamayacagini, ancak, sahte bir evrakin düzenlenmesinin söz konusu olacagini, Adliye'ye müteallik bir islemin olmasina cevap verecek bir durumun da olmadigini,

Sonradan arastirdiginda Adana havaalaninda bir kisinin sahte pasaport veya sahte vizeyle ele geçirildigini ve bu kisinin bunu Yasar Öz'den temin ettigini, onun marifetiyle aldigini söyledigini, Adana Emniyet Müdürlügünün de Istanbul Emniyet müdürlügüne ``Yasar Öz'ün bir olaya katildigi, böyle bir seyi tanzim ettigi iddia olunmaktadir, sahsin yakalanarak ifadesinin alinmasini ve nüfus cüzdan suretinin gönderilmesini, baska bir suç unsuru var ise adliyeye sevki'' seklinde yazi gönderdigini, yapilan arastirmada Yasar Öz'ün Interpol ile Emniyet ve Adalet makamlari tarafindan aranmadiginin anlasilmasi üzerine silahlarin incelenmesi ve gerekli zabitlarin düzenlenmesinden sonra Emniyet Genel Müdürüne hitaben ``yapilacak sorusturmaya esas olmak üzere, degerlendirilmek maksadiyla evraklar ve silahlar ilisikte gönderilmistir'' seklinde yazilip gönderildigini, sonradan yaptigi incelemede pasaportlarin devlet tarafindan verildigi ve belgelerin de yetkililer tarafindan düzenlendiginin, Yasar Öz'ün yapilacak olan bir istihbarat operasyonunda devlet tarafindan kullanilacaginin söylendigini ögrendigini, daha sonra zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar ile karsilastiginda konuyu sorunca ``büyük bir operasyon hazirlaniyor bu istihbarat ile ilgili, bunlardan da istifade edilmesi için biz bu hazirligi yapmistik, çalisma devam ediyor'' seklinde cevap aldigini,

Ömer Lütfi Topal'i tanimadigini, kendi Istanbul Emniyet Müdürlügü zamaninda o alemin ve yeralti dünyasinin zapturapt altina girdigini,

Yurtiçinde ve yurtdisinda birkisim insanlarin devlete hizmet için çalismalarinin yasal bir zemine oturtulmasi gerektigini, ihtisas mahkemeleri kurulmasinin, savci ve hakimlerin de belirli konularda uzmanlasmalarinin faydali olacagini, suçlarin takibinde teknolojik gelismelerden mutlaka istifade edilmesi gerektigini belirtmistir. (Ek:193)

21-NURI GÜNDES 28.01.1997 tarihli ifadesinde;

1965-1984 yillari arasinda Istanbul'da MIT Bölge Daire Baskanligi'nda Sube Müdürü, Bölge Daire Baskan Yardimcisi ve Bölge Daire Baskani, 1984-1986 yillari arasinda da Ankara'da MIT Müstesarliginda Yurtdisi Istihbarat Baskani, 1993-1994 yillarinda da Basbakanlik Istihbarat Basdanismani olarak görev yaptigini,

Abdullah Çatli'nin 1977 yilindan beri hedefleri oldugunu, kullanilip kullanilmadigini bilmedigini, istihbarat için Ermeni olanlari da kullandiklarini belirtmistir. (Ek:194)

22- DENIZ GÖKÇETIN 2.03.1997 tarihli ifadesinde;

1995 yili Kasim ayinda asayisten sorumlu Emniyet Müdür Yardimcisi olarak Istanbul Emniyet Müdürlügünde göreve basladigini ve basarili bir çalisma sürdürdüklerini,

Ahmet Çetinsaya'nin yegeni Ömer Çetinsayan'in Don Petro Disco'daki hisselerini tehdit etmek suretiyle Söylemezler'in aldigini, Ömer Çetinsaya'nin gösterecegi adreslerde sanik aramasi yaparken Kiziltoprak'taki büroyu tespit ettiklerini ve buraya tesadüfen komiser muavini ile Ömer Çetinsaya'nin gittiklerini, büroya önce komiser muavininin girdigini, içerdeki sahislarin komiser muavininin silahini alip yere yatirarak etkisiz hale getirdiklerini, içeriden gelen sesleri duyan Ömer Çetinsaya'nin içeriye girip bu durumu görmesi üzerine silahini çekip çatismaya girdigi ve bu sirada SÖYLEMEZLER'in adami olup daha önce Ankara'da Rumork Disco önünde Sedat Bucak'in yegenlerini öldüren saniklardan Sait Aydin'in öldügünü, olayin tahkikatini yaparak ele geçen saniklari adliyeye gönderdiklerini ve firarda olan aralarinda Faysal Söylemez ve Sena Söylemez'in de bulundugu saniklari yakalamak için ekipler olusturduklarini, ancak, bu sirada Il Emniyet Müdürlügüne getirilen Kemal Yazicioglu'nun kendisinin görev yerini degistirdigini, bunun üzerine yillik izne ayrildigini, izinde iken de kendi görevlendirdigi ekiplerin Adana otoyolunda Söylemez Kardesleri yakaladiklari, bunlardan Faysal Söylemez'in ifadesinde, Baskomiser Halim Apaydin araciligi ile kendisine para verdigini söyledigini, bunun yalan oldugunu ve Faysal Söylemez ile Halim Apaydin'in Mahkemede `` biz polisteki ifademizi iskence sonucunda verdik, böyle birsey söylemedik'' diyerek yalanladiklarini, rüsvetin olusabilmesi için bir isin yapilmis olmasi gerektigini, halbuki Söylemezler tahkikatinda yaptiklari bir usulsüzlügün bulunmadigini, iskenceden suçlandiklarini, hem iskence yapmanin hem de rüsvet almanin mümkün olamayacagini,

Suçsuz oldugu ve cezaevinde can güvenligini düsündügü için teslim olmadigini, agir ceza mahkemesinin delil toplama safhasinin uzun olmasinin da bunda etkili oldugunu, birinci durusmada teslim olundugu takdirde alti durusma süresince cezaevinde yatilacagini,

Çok basarili bir meslek hayati oldugunu, 40 takdirname aldigini, medyanin iddia ettigi gibi Söylemezler Çetesinin üyesi olmadigini, hiçbir endisesi olmadigini ve gerçegin çikacagini, kaçmasinin sebebinin de bu oldugunu belirtmistir. (Ek:195)

23- SEDAT DEMIR 2.03.1997 tarihli ifadesinde;

Istanbul Emniyet Müdürlügünde Asayis Sube Müdürü olarak görev yaparken Il Emniyet Müdürü'nün degistigini, Emniyet Müdürlügü emrine alindigini, daha sonra da Kars iline tayininin çiktigini,

Söylemezler'le ilgili çalismalari kendilerinin baslattigi halde yeni gelen yöneticilerin, bunlarin kendileri tarafindan korundugu seklinde yanlis bilgiler verdigini, Söylemezler ile ilgili olarak Polis, Savcilik ve Mahkeme asamasinda herhangi bir suçlamanin bulunmadigini, arkadasina sattigi evi, o arkadasini irtikap ederek sattigindan dolayi tutuklandigini,

Ruhsatsiz olan kumarhaneleri ve gazinolari büyük baskilara ragmen Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununa göre re'sen kapattiklarini, Ömer Lütfi Topal'i giyaben tanidigini, giyabi tutuklamasinin kendilerine gelmedigini, kendisine ve kumarhanelerine müsamaha göstermediklerini, komploya kurban gittiklerini, Söylemezler'i korumadiklarini belirtmistir. (Ek:196)

24- AYHAN ÇARKIN 28.02.1997 tarihli ifadesinde;

1986 yilinda gittigi Diyarbakir Özel Harekat Sube Müdürlügündeki görevinden 1990 yilinda Istanbul Terörle Mücadele Sube Müdürlügü operasyon grubuna geldigini ve yasadisi örgütlerin operasyonlarina bilfiil katildigini, bu operasyonlardan dolayi halen sekiz davasinin devam ettigini, 8 Agustos 1995 tarihinde de Sanliurfa Milletvekili sayin Sedat Bucak'i korumak üzere görevlendirildigini,

Kamuoyunda Susurluk diye adlandirilan olaydan dolayi çete suçlamasiyla tutuklu bulundugunu, Abdullah Çatli'yla münasebetlerini ve Ömer Lütfi topal cinayeti ile ilgili Cumhuriyet Savciligina ve Devlet Güvenlik Mahkemesine ifade verdigini ve bu ifadelerin aynen geçerli oldugunu,

Sedat Bucak'in ismini yapmis oldugu görevler dolayisiyla Diyarbakir'da duydugunu, PKK'ya karsi verdigi mücadeleyi ve bu ugurda kayiplar vermis oldugunu bildigini ve buradan bir gönül bagi dogdugunu, Ankara'da Daire Baskanligina geldiginde de tanistiklarini, biribirlerini sevdiklerini, koruma konusu gündeme geldiginde kendisine teklifte bulundugunu ve seve seve kabul edecegi cevabini verdigini, sonra da Sedat Bucak'a koruma olarak görevlendirildigini, görevlendirilmeden önce de Ankaradaki bürosuna gittigini, ibrahim Sahin'in de gidip geldigini, Abdullah Çatli'yi da Mehmet Özbay olarak ikibuçuk yil önce bu büroda tanidigini, çok iyi dostça iliskileri oldugunu, kazaya kadar Mehmet Özbay'in abdullah Çatli oldugunu bilmedigini,

Mehmet Özbay'in 1994 sonlarinda kendi gözü önünde TBMM'ne kimligini vererek girdigini, Anavatan Partisinin Balgat'taki binasina da iki sefer girdigini,

Mehmet Özbay vasitasi ile Haluk Kirci, Sami Hostan ve Fevzi Bir ile de tanistigini, Ömer Lütfi Topal ile hiçbir iliskileri olmadigini, Hüseyin Kocadag ile Diyarbakir'da Özel Harekat Sube Müdürü iken operasyonlarda defalarca yan yana ölümü paylastiklarini,

Hüseyin Kocadag'i Mehmet Özbay ile birlikte görmedigini, Drej Ali ile Mehmet Özbay'in beraber olduklarini,

Kanal D TV kanalinda kendisi ile ilgili "Istanbul Emniyet Müdürlügü Asayis Subesinde eroin krizine girip infiale kapilarak devlet için cinayetler isledigi" seklindeki yayin üzerine kendisini savunmak için Hürriyet Gazetesinin binasina giderek Rahmi Turan'a "benim kisilik haklarima, benim aileme saldiriyorsunuz, bu hakki size kim veriyor, sizi çocuklarinizi öldürürüm, size evlat acisi yasatirim, çünkü benim de evladim var, bana eroinman, bana katil, bana serefsiz dediniz, aylardir Kemal Yazicioglu müdürümle, polisin, birbirimizin arasini açtiniz.." dedigini, Rahmi Turan'in odasinda kendisine "canli yayina çikarmisin, 10 milyar lira para verelim" teklifinde bulunuldugunu, "ben kendimi parayla satmam, Özel Harekatciyi satin alacak para daha basilmadi" cevabini verdigini, oradan HBB'ye giderek Behiç beyle görüsüp programa çiktigini, bundan amacinin ailesine karsi olan sorumlulugu oldugunu,

Yasar Okuyan ve Agah Oktay Güner'in kendisini Almanya'ya Mesut Yilmaz'in kardesinin yanina göndereceklerini, kendileri ile dolayli temasi oldugunu ve bu durumu mahkeme safhasinda ispat edecegini, Yalova'da sayin Okuyan ile görüsen veya ikili iliskileri olan bazi sahislar tarafindan bu teklifin kendisine iletildigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesi olayinin, Topal'in ortagi Sami Hostan'i Mehmet Özbay vasitasi ile tanimis olmalarindan dolayi kendilerine yüklenilmek istendigini, sürekli olarak kendilerinin yapabilecegi imajinin islendigini, katil olmadigini, bu olaydan dolayi 17 milyon dolar aldiginin söylendigini,

Ömer Lütfi Topal'i öldürmediklerini, görmediklerini, tanimadigini ve hiçbir sekilde hiçbir iliskilerinin olmadigini,

ANAP Genel Baskani'nca ve Sayin Eyüp Asik'in kamuoyuna "kaset var, belge var, itiraf var, bunu Istanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazicioglu'ndan ögrendik, netlestirdik" seklindeki beyanlari üzerine "kaset var ve ne konustugum ortada" dedigini,

Hakkindaki ihbardan sonra Asayis Subesine kendisinin gittigini ve gözaltina alindigini, Topal olayi konusunda sorgulandigini, neticede "bu konuyla ilgili subemizce gözaltina alinan bu sahislar anilan öldürme olayi ile ilgileri olmadigi anlasildigindan, fakat konunun önemine binaen bagli bulunduklari Daire Baskanligi bünyesinde tetkik edilmesi" seklinde tutanak tanzim edildigini, orada da bir müddet sorgulama ve arastirma yapildigini, herhangi bir suçlari bulunamayinca konunun kapandigini,

Üç bes tane özel timcinin üzerinden polis teskilatinin yipratilmaya çalisildigini, bir suç islemisse yalniz kendisinin yargilanmasi gerektigini, kendi yüzünden müdürlerini ve bütün teskilati kimsenin yargilamaya hakki olmadigini,

Kendilerini çete olarak nitelendirenlerin bunu belgelendirmeleri gerektigini, bu suçlamada bulunan kisi ile bütün operasyonlari beraber yaptiklarini, Mahkemelerdeki illegal örgütlerle ilgili davalarda kendisinin yargisiz infaz suçlamalari ile yargilanmakta oldugunu,

Ömer Lütfi Topal'in oglunun, babasinin katillerini bulana büyük miktarda para ödülü verecegini vaadettigini ve bu paranin Kadiköy'de bir yerde emniyet mensubu kisiler tarafindan paylasildiginin konusuldugunu, bu konunun arastirilmasi gerektigini belirtmistir. (Ek:197)

25- Oguz YORULMAZ 28.02.1997 tarihli ifadesinde;

Ömer Lütfi Topal'in öldürüldügü tarih olan 28 Temmuz'daki olay esnasinda Bakirköy'de Rifat Usta isimli restorantta yemekte oldugunu, masasinda bir komiser arkadasinin da bulundugunu, lokanta sahibinin de bir ara polis masasi diye gelerek bir süre oturdugunu, kendisinin onu sahit göstermedigini,

PKK'yi ve Dev-Sol'u belli bir ideolojisi olan, bir lideri olan, uyusturucu kaçakçiligiyla ya da silah kaçakçiligiyla finanse olan örgüt gibi gördüklerini, fakat öyle olmadigini, bunlarin sempatizanlari, köse yazarlari ve medya spikerlerinin bulundugunu, "siz gidin dagda tetik çekin, biz buradan baska sekilde sizi destekleyelim" dediklerini,

Dev-Sol'un cezaevinde kendilerini öldürmeleri için IBDA-C'ye 300 bin dolar teklif ettigini, bunun gerçeklesmesi halinde, 5-6 özel timcinin öldürülmesi halinde örgütün güzel bir yere gelecegini, çünkü kendilerinin mahkemelerde yargisiz infaz iddiasi ile yargilanmakta olduklarini,

Ziya Bandirmalioglu ve Ayhan Çarkin'in çocuklarinin sünnet dügününe katildigini, bu dügüne Sedat Bucak'in gelemedigi için kendisini temsilen asiretinden 3- 4 kisiyi gönderdigini, Mehmet Özbay'in da gelerek Ziya'nin çocugunun kirvesi oldugunu, Sedat Bucak ile Siverek'e gittiginde bir defa Mehmet Özbay'i orada gördügünü belirtmistir. (Ek:198)

26- Ercan ERSOY 28.2.1997 tarihli ifadesinde;

1977 yilinda Polis Kolejini bitirdigini, 1980 yilinda ise simdiki adi Polis Akademisi olan Polis Enstitüsü son sinif ögrencisi iken disiplin puanlarinin yükselmesi yüzünden mezun olamadan okuldan atildigini ve Polis Memuru olarak Merzifon'da göreve basladigini, daha sonra meslekten de ihraç edildigini ancak Danistay'a açtigi davayi kazanarak döndügünü, Özel Harekat kursunu bitirdigini, Siirt ve Izmir'de çalistiktan sonra Özel Harekat Daire Baskanligina tayininin çiktigini, kendi istegi ile tekrar Izmir'e döndügünü, Özel Harekat Subesinde çalisirken kendi istegi ile 1995 yilinda ayrilarak karakolda çalismaya basladigini, emekli olmayi düsündügünü Güneydoguda görevli iken korumaligini yaptigi, tanisip dost oldugu Sedat Bucak'a söylediginde ``eger çalismaya niyetim varsa, bana koruma verecekler gelir misin'' diyerek korumasi olmasini teklif ettigini, teklifi kabul ettigini ve daha sonra da tayini çikinca Sedat Bucak'in yaninda koruma olarak göreve basladigini ve kazadan sonra açiga alinincaya kadar bu görevinin devam ettigini, olay günü de birlikte olduklarini,

Kazadan önceki pazar sabahi, kaza yapan mercedes oto ile Sedat Bucak, kendisi, Gani, Mustafa ve Enver Istanbul'a giderek Hilton Oteline yerlestiklerini, o gece otelden çikmadiklarini, otele kendi asiretinden Seyit Ahmet ile Fevzi beyin bir emlakçiyla beraber geldigini, bunlarin beraberlerinde Altinoluk tarafinda Burhaniye Dalköy denilen yerdeki bir arazinin tapu ve benzeri belgelerini getirerek gösterdiklerini, Istanbul'a vardiklarinin ikinci günü taziye için Ali YASAK'in sirketine gidip otele döndüklerini, sabahleyin Ankara'da Sedat Bucak'in yazihanesinde tanistigi Mehmet Özbay'in da otele geldigini, kahvaltidan sonra Sedat Bucak'in kendisine anahtar uzatarak ``Ercan, Gani'yle beraber inin, bir araba daha geldi, sizin esyalari ona koy, Mehmet bey de bizle beraber gelecek'' dedigini, bahsedilen arsaya bakmaya gideceklerini, emlakçi Fevzi'yi de Sedat beyin ``sen git bizi orada bekle'' diye bir gün önceden gönderdigini, kendisinin yeni gelen Mercedes otonun, Gani'nin de Sedat beyin 600 Mercedesin direksiyonuna geçerek hareket ettiklerini, gece Yalova- Termal'de kaldiklarini, ertesi günü saat 14.30-15.00 gibi yola çiktiklarini, bu defa Sedat beyin Mercedesini Mehmet beyin kullanmaya basladigini, Gani'nin de kendisinin yanina geçtigini ve arkadan onlari takip ettiklerini, Burhaniye'de Fevzi ile bulusup araziyi gezdiklerini, ertesi günü bir taziye için Izmir'e hareket ettiklerini, Mehmet Özbay'i Prenses Otele birakarak kendilerinin taziye için gittiklerini, otele döndüklerinde Sedat beyden ``Yasemin Agar için burada korumalar var, Enver'in de benim de evlerimiz Izmir'de'' diyerek izin alip Enver'le birlikte sabah dönmek üzere Izmir'e gittigini,

Taziyeden otele dönerken kendilerini yolcu eden asiret mensuplarinin otosunun ``polisiz, yol kontrolu yapiyoruz'' diye durduruldugunu ve yapilan aramada ruhsatsiz silahlar çikmis olmasina ragmen Bucak asiretinden olduklari için kimliklerinin tespit edilerek silahlarin da alinmadan birakilmis olduklarinin kendisine söylenmesi üzerine yaptigi arastirmada polis tarafindan böyle bir uygulama yapilmadigini ögrendigini ve bu durumdan kuskulandigini, bunun üzerine Sedat Bucak'a burada fazla kalmayalim, gidelim dedigini ve Sedat Bucak'in da ``Kusadasi'nda benim yazligim var, yapildigi günden beri hiç görmedim. Gidip orayi bir göreyim. Kusadasi'nda Onur Otel var orada kaliriz'' cevabini verdigini ve Onur Otele gittiklerini,

Izmir'de kaldiklarinin ikinci günü sabah kahvaltisinda Gonca Us'u Mehmet Özbay'la beraber gördügünü, Gonca'nin Izmir'de oldugunu gece veya sabah telefon ederek gelmis olabilecegini, o gün Izmir'de gezdiklerini, Sedat Bucak'in ``Hüseyin bey geliyor, havaalanina git, Hüseyin beyi al gel'' dedigini, Hüseyin beyi karsiladigini, yolda Hüseyin Kocadag'in emekli Emniyet Müdürü Tamer Kirklar ile görüstügünü ve Tamer Kirklar'in da kendilerinin yemek için bulustugu Deniz Restoranta geldigini, yemekten sonra Tamer beyin ayrildigini, kendilerinin de otele döndüklerini, ertesi günü aksam saatlerinde Kusadasi'na giderek otele yerlestiklerini, iki gün orada kaldiklarini, Sedat beyin Davutlar'daki evini gördügünü, müteahhit ile görüstügünü, baska bir araziye baktiklarini, saat 16.30 siralarinda Kusadasi'ndan hareket edip Selçuk'ta yemek yediklerini, Manisa'da benzinlikte kahve içtiklerini, Sedat beyin bulundugu otoyu Hüseyin Kocadag'in kullandigini ve Manisa'ya kadar önde gittigini, yolda takip edilmediklerini, Susurluk'a 20 km. kalincaya kadar kendisinin öne geçtigini, Susurluk'ta kamyon konvoyuna takilinca Mercedes 600'ün kendisini geçtigini ve kendisinin bir daha yetisemedigini, saat 19.30 siralarinda öndeki otolarda dörtlü sinyallerin yandigini ve arabalarin durmus oldugunu görünce sollayarak geçtigini ve kazayi gördügünü, kamyon soförü ve birkaç kisinin otonun basinda oldugunu, hepsi ölmüsler dediklerini, otonun yarisinin yok oldugunu, sag arka kapiyi açarak Mehmet Özbay'i çikarip yere uzattiklarini, agzindan kan geldigini, yüzünün, kolunun, gögsünün kirik oldugunu, ``Allah'' dedigini duydugunu, kendi kullandigi arabaya tasidigini, Hüseyin Kocadag'in vurma aninda ölmüs oldugunu, torpido gözünün alt kismina sikismis olan Sedat beyi güçlükle çikarabildiklerini, Sedat beyle Gonca Us'u bir steysin oto ile Mehmet Özbay'i da kendi kullandigi Mercedes ile Susurluk'a götürdügünü, yolda Mehmet Özbay'in nabzinin durdugunu ve öldügünü, gözünü ve çenesini kapattigini, hastanede Hüseyin Kocadag, Gonca Us ve Mehmet Özbay'in öldügünün, Sedat Bucak'in ise yasama sansinin fazla oldugunun anlasildigini, Sedat beyi oradan Balikesir'e ve Balikesir'den de uçakla Istanbul'a götürdüklerini, Enver'i kaza yapan oto ve cenazelerle ilgilenmek üzere biraktiklarini,

Otoda bulunan çanta denilen beyaz naylon torbayi Gani'nin aldigini, içinde para bulundugunu, Gani'nin harcamalari bu çantadan para alarak yaptigini, kendisine de kazadan sonra gereken masraflari karsilamak üzere 230-240 milyon verdigini, Istanbul'da bu parayi Sedat Bucak'in esi Saadet hanima iade ettigini,

Otoda bulundugu söylenen silahlarla ilgili bilgisi olmadigini, bildigi Sedat Bucak'in zigzaver, Mehmet Özbay'in beyaz renkte ve büyük Baretta tabancasinin oldugunu, kaza yapan arabaya 3-5 dakika sonra ulastiklarini, arabayi birakip gittiklerini, kimsenin kalmadigini, jandarmanin da olay yerine en az yarim saat sonra gelmis olabilecegini,

Sedat Bucak'i arabanin içinden çikarirlarken iddia edildigi sekilde koltugun üzerinde MP-5 silah görmedigini, olsa idi eline ayagina çarpmasi, takilmasi gerektigini, o halde de alip öbür arabaya koyabilecegini,

Ömer Lütfi Topal Cinayeti ile ilgili olarak Izmir'de Istanbul'dan gelen ekibe teslim edildigini, Istanbul'a Asayis Subesi Cinayet Büro Amirligine getirilerek sorgulandigini, sorgulama esnasinda tutanak tutulmadigi gibi ses kaydi da yapilmadigini, iki gün sonra Ankara'ya gönderildiklerini, iki gün de Ankara'da kaldiktan sonra birakildiklarini, Ömer Lütfi Topal'i tanimadigini ve hiç görmedigini belirtmistir.(Ek:199)

27- Tuncay Yilmaz Emniyet Genel Müdürlügü Kaçakcilik, Istihbarat ve

Harekat Dairesi Eski Baskani 4.02.1997 tarihli ifadesinde;

1993 Temmuz ayindan bu yana Kaçakcilik Istihbarat ve Harekat daire Baskani olarak görev yaptigini, bu süre içerisinde tabii olarak kaçikcilikla mücadele ettigini, arastirma konusuyla ilgili olarak sadece Tarik Ümit'i tanidigini ve onunla temaslari oldugunu, bu nu da Afyonun eroine dönüstürülmesinde kullanilan 150 ton asetik asit anhedid yakalanmistir onunla ilgili bilgi getirdiginde tanistigini ve 3-4 kez yüzyüze bir okadar da telefonla temasi oldugunu, ilk defa zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in odasinda görüstügünü ve Ankara ve Istanbul Emniyet Müdürlüklerine güvenmedigi için asetit asit anhedid ile ilgili olarak Türkiye'ye giris yollarini hangi vasitalardan geldigi hususunda bilgi verdigi, ne zaman mal sevkiyati yapilacagi hususunda bilgi verecegini söyleyerek ayrildiklarini, daha sonra mal sevkiyatinda bilgi verdigini ve bunun üzerine degisik partilerde 5 ton, 30 ton ve 30 tonluk partiler halinde asetik asit anhedid yakaladiklarini, 15 ton malin 7,5 ton eroine esdeger oldugunu bu miktari Türkiye'de bir ailenin yapmasi mümkün olmadigindan degisik ailelerin bu ise girdigini, Dünyada yakalanan asetik asit anhedid'in % 90'nin Türkiye'de yakalandigini, bunun gelismis Avrupa ülkelerinde imal edildigini, Türkiyenin ülke olarak asetit asit anhedid'in imalinin kontrol altina alinmasi için 1994'den bu yana Birlesmis Milletler nezdinde çalistigini, 1995 yilindaki sözlesmeye ragmen Avrupa'nin asetik asit anhedidin kontrol altinda satisina riza göstermedigini, eroin'in bitmesi için asetit asit anhedid'in mutlaka kontrol altina alinmasi gerektigi, çesitli sebeplerle de Avrupanin bu asit'i kontrol'e yanasmadigini, sinirlama yapilirsa Çin'in piyasaya hakim olacagini ve Avrupa'da kimya sanayinin zarar görecegini söylediklerini,

Susurluk olayinda adi geçenlerin, hiçbir zaman uyusturucu kaçakciligi konusunda pazar elde etme düsüncesinde olmadigini, zaten bilgisi de bulunmadigini, uyusturucu kaçakciligina adi karisanlardan öldürülenlerin kaçakci olabilecegini, ancak öldürenler konusunda kanaat belirtemeyecegini, Abdullah Çatli ile Hüseyin Kocadag'in birarada olabilecegine anlam veremedigini, Abdullah Çatli'nin uyusturucu kaçakciligindan dolayi bir defa mahkumiyet karari olmasina ragmen kaçakci denebilmesi için onunla ilgili diger Avrupa ülkelerinden de bilgi akmasi gerektigini, oysa Avrupa'nin herhangi bir ülkesinden böyle bir bilgi akimi gelmedigine göre uyusturucu kaçikcisi olarak degerlendirmedigini,

Karapara transferi konusunda hazirladiklari tasariyi Adalet Bakanligi kanaliyla Meclis'e gönderdiklerini ve 1996 mayis ayinda çikarildigini, Türkiye'de malin 1 kilo fiyati 15 bin mark, Almanya'da 150 bin mark oldugu, evsafina yerine ve perakende pazarlanmasina göre 1 milyon marka kadar fiyatin yükselebildigini, Dilek Örnek hadisesinde paranin nakit olarak yurda girdigini, Türkiye'de özellikle yatirim yapan büyük insaat firmalari, turizm bürolari, oteller, Kumarhanelerin, otobüs firmalari ve akaryakit bayilerinin devletin kredi sisteminden kaynaklanmayan ancak normal olmayan yöntemlerle temin edilmis paralarin kullanildigina inandigini, kendilerinin baslattigi ve ``Asena'' adi verilen proje ile Türkiye'deki kaçakci ailelerin üç göbek öncesi ve sonrasinin tesbit edildigini, Almanlarin da buna karsi ``Anadolu'' projelerinin oldugu, 40 örgütün organizasyonunun belirlendigini, bunlarin Avrupadaki ayaklarinin da Avrupalilar tarafindan belirlenmesi için çaba sarfettiklerini,

Türkiye'de alti laboratuvar yakaladiklarini ancak çok fazla mal olmadigini, Baybasinlerle irtibatli Konuklu ve Ay aileleriyle ilgili Yalovada Jandarma tarafindan yakalamalar oldugunu, ancak yakalanan malin degerinin fazla sayilacak miktarda olmadigini,

Baybasin ile ilgili Lake S hadisesi oldugunda kendisinin görevde olmadigini, hadise olunca Baybasin'in yurtdisina kaçtigini, olaydan sonra ilk defa kendisine gelen Aydinlik Gazetesine, Baybasin'in uyusturucu dünyasini daha iyi bildigini söyledigini, Lake S'in açik denizde Bakanlar Kurulu Karari ile yakalandigini, Kismetim 1'de yakalanmak üzereyken son derece güç sartlarda gemiye çikilamadigini, o hadiselerde arkadaslarindan birinin Baybasin ile ortaklik yaptigina inanmadigini, öyle olsaydi gemiler yakalanamazdi, Lake S'in Karaçiden gelirken tayfalardan birinin ailesini telefonla aramis sonucu bulunabildigini,

Kaçakcilarin güvenliklerine gelince; bunlarin kendi korumalarini kendilerinin yaptigini, kimseye ihale etmedikleri, Türkiyede çek-senet mafyasi olarak bilinen adamlarin oldugunu, ancak bu konuda fazla bilgi sahibi olmadigini, Emniyetten ayrilan bazi sivil arkadaslarinin birçok yerde koruma görevi yaptiklarini, bunlardan Gaziantepte Sube Müdürü olan Güven Oktay emekli olduktan sonra Burdur'da yakalandigini, ancak kimin kiminle uyusturucu baglantisi oldugunu bilmedigini,

Istihbarat temininde MIT'in fonksiyonuna gelince; MIT'in zaman zaman aldigi bilgiyi sadece uyusturucuya bagli kalmaksizin, resmi yaziyla degil klasik bir bilgi notuyla gönderdigi, kendisinin de ilgili subeye göre degerlendirmesini yapip o teskilata bilgi verdigi, bütün istihbarat kaynaginin da sadece o teskilat olmadigini, informal denen bazi insanlarin devlet adina kullanilmasina rastlamadigini, Afganistandan Ingiltereye kadar her ülkede bir adam oldugunu ve bu insanlar da rant'dan kazanç elde ettiklerini, uyusturucu ile mücadelede; PKK'den bahsedildiginde Avrupa ülkelerinin Türkiyenin politikasindaki degisiklikleri hissettikleri, Türkiyenin bu suçtan zarari olmadigi halde neden mücadele içinde bulundugunu, Türkiye PKK'nin uyusturucu kaçakciligi içinde oldugundan bahsedince yani 1994'den sonra çocuklari da kullanmaya baslayinca Türkiye'nin mücadeledeki yerini kavradiklari, Kürt mafyasi ile Laz mafyasinin uyusturucu ticaretinde önemli gruplar oldugunu,

Hakkari Yüksekova'daki uyusturucu fidye baglantisi ve Kahraman Bilgiç hadisesinde sorusturmanin asker tarafindan yapildigini, onun için detayini tam bilmedigini, ancak içerisinde polisin de yer aldigini hatta Hakkari, Istanbul ve Tuzla da 8 memur hakkinda islem yapildigini, ancak ayrintisini hatirlamadigini, Hakkari gibi bir yerin helikopterle bile % 20'sinin kontrolünün zor saglandigini, bu bölgede yerlesik alan ve polis bölgesinin az olmasi, uyusturucunun girip çiktigi asiretlerin hakim oldugu bölgelerin polis bölgesi olmamasi nedeniyle mücadeleyi etkiledigi, Dünyada uyusturucu mücadelesinin genellikle gümrükçüyle ve Jandarmayla yapildigini, ancak Türkiye'de polisin bu isle yüzyüze bulunmasi nedeniyle çarpiklik olusturdugu, bölgede çalisan personelin mahalli olmasindan ve gece harekat imkâninin kisitli olmasindan kaynaklanan sikintilar oldugunu,

Narkotik disinda silah kaçakciligi konusuna gelince; Türkiye'ye daha çok Kuzey Irak'tan terörist refakatinde gelmis kaçak silahlar oldugunu, yoksa sistematik olarak baska silah ticaretinin sözkonusu olmadigi, menseine bakilmaksizin silahlara ruhsat verilmesi hususundaki yasal düzenlemenin kendi mücadelelerini olumsuz etkiledigini, kendilerinin daha çok ruhsata baglanmadan yakalanan silahlarla ugrastiklarini,

Daha önce konu edilen Cantürk olayi ile ilgili olarak, burada uyusturucu pazarini ele geçirme kavgasindan ziyade, bu pazari yürüten insanlar arasinda haraç alma kavgasi oldugu, Yaprak, Captagon kaçakcisi oldugu halde yakalayamadiklarini, hatta sabika kaydi ve belge bulunmamasi kendilerinin harekat sahasini daralttigini, Mehmet Kasar, Leyla Zana'nin evindeyken operasyon yapildigini, hem narkotik hem de PKK konusu oldugu için iki koldan operasyon yapildigini ancak terörcüler önce baskin yaptigi için eroinin Kasar tarafindan döküldügünü dolayisiyla narkotikcilerin amacina ulasamadiklarini,

Tarik Ümit'in Abdullah Çatli ve arkadaslari tarafindan öldürüldügüne dair bilgim yok, ancak Tarik Ümit'in öldürüldügüne inanmadigi, O'nun asil hedefinin Dursun Karatas oldugunu kendisine söyledigini, Tarik Ümit'i Mehmet Eymür ve Atilla Aytek ile çalistigini söyledigi için MIT'in asil ajani intibainin olustugunu,

Hüseyin Kocadag'i tanidigini, onun meslekten ihraci, içki ve kadina zaafiyeti oldugunu ve bu zaafiyetten yeralti dünyasinin yararlanabilecegini, kendisi ise basladiktan sonra Dündar Kiliç ve Avukati Burhan Apaydin'in görüsme taleplerini kabul etmedigini, Hadi Özcan'i da tanimadigini ve onlarin operasyonlarini da kendilerinin yapmadigini, 1984 operasyonunda Dündar Kiliç'i Tarik Ümit'in ihbar edip, sorguladigini,

Uyusturucu kaçakciligi ile mücadelede spesifik bir hadise oldugunda bilgi teafisi yapildigini, ancak bu teafi sirasinda da bazi sikintilar yasandigini; herhangi bir Avrupa ülkesine kendisi istemeden veya hakim karari olmadan bilgi geçildiginde Avrupa Insan Haklari Sözlesmesine aykiri davranilmis oldugunu, bu nedenle o ülkeler Türkiye'ye bilgi verdikleri takdirde kendilerinin de bilgi verdigini, yani mütekabiliyet esasina göre çalisildigini, Kanada'da yakalanan uyusturucu kaçakcisinin üzerinde çikan telefonlarla ilgili hem kanada'da hem de Türkiye'de arastirma yaptiklarini, telefonun Basbakanliga ait oldugunu ögrendiklerini, bununla ilgili Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügü ve Turizm Müstesarligi ile yazisma yaptiklarini, Kanadalinin da cezalandirildigini ögrendigini, Yasar Öz'ün uyusturucu ticareti yaptigina dair herhangi bir kayit olmadigini, uyusturucu kaçikcisi Baybasin'in 1995 martinda Türkiye'ye iade karari vardi ancak Hollanda yargitayinin aralik ayinda susurluk olaylarini da bahane ederek karar verdigini, asit disindaki uyusturucu maddelerin % 60'inin Türkiye'de yakalandigini, bu konuda Türkiye'nin en duyarli ülke oldugunu, Bati da ise, asitle mücadele edilmeyip Türkiye'ye gelmeyen efedin ile mücadele edildigini, bir baska özellik te; Avrupa ve Amerika da asli unsurlardan ziyade göçmen ve siginmaci statüsündeki gelir seviyesi düsük insanlarla zencilerin daha çok uyusturucu kullandiklarini, bu durumun da bati devletlerinin uyusturucu ile mücadele politikasini etkiledigini,

Uyusturucu ile mücadelede görevli insanlarin bu kesimde çok para döndügü için, sistem de müsait oldugundan uyusturucu organizasyonuna veya korumasina meylettiklerini, bunun sistemden kaynaklandigini,

Türkiye'de çek-senet mafyasi denen grupla ülkücü mafyanin gelistigini, aslinda mafya degilde organize suç çeteleri demenin daha uygun olacagini, Alaaddin Çaciki, Ümit Ölmez geçmiste çek-senet yapan kesim oldugundan ülkücü mafya diye bir kavram gelistigini, ancak bunlarin uyusturucu kaçakciligi içerisinde görmediklerini, ancak Hollanda da bir kahvehanede hem ülkücülerin hem de PKK'lilarin ayni anda uyusturucu ticaretini yaptiklarini duydugunu, Abdullah Çatli'nin üzerinde çikan kokain'in onun satici degil kullanici oldugunu gösterdigini, uyusturucuyla ilgili mücadelede Gümrüklerdeki sikintinin asil Gümrük ile Gümrük Muhafaza arasindaki kavgadan kaynaklandigini, önemli kapilarda ve Istanbul ve Ankara havaalanlarinda müsterek bir tim kurmak için gayret sarfettiklerini ancak gümrük idaresinin karsi çiktigini, fakat Gümrük muhafaza ile iyi bir diyalog içinde olduklarini, bununla ilgili 1992 yilinda iki bakanlik arasinda bakanlar düzeyinde protokol imzalandigini, gümrük kapilarinda geçis yapan bayanlarin üst aramalarini yapabilecek bayan elemanin istihdam edilmesi gerektigini, bunun da Türkiye'deki istihdam sorunundan kaynaklandigini, narkotik subelerin normalde il seviyesinde örgütlendigi ancak Yüksekova'da da kurulmasi yönünde yetkililerle görüsmelerinin oldugunu,

Narkotikle mücadelede yillar itibariyle artan seviyede basari saglandigini 1993 yilinda 2.2 ton, 1994'de 3,5 ton, 1995 yilinda da 4,5 ton yakalandigini, Jandarmanin da mücadeleye katkida bulunmasinin sevindirici oldugunu belirtmistir. (Ek:200)

28- Metin Günyol 2.03.1997 tarihli ifadesinde;

1965 senesinde servise girip, inkitali olarak 22 mart 1981 tarihine kadar çalistigi, 1982 Ekim ayinda tekrar servise dönüp 1986 yili Ocak ayina kadar serviste çalistiktan sonra istifa ederek özel sektörde çalismaya basladigini, Serviste istihbarat bölümünde degerlendirmeci olarak çalistigi için Devlet'in bazi kisileri ASALA veya PKK'ya karsi kullandigini bilmedigini,

Abdullah Çatli, Oral Çelik, Haluk Kirci, Yasar Öz, Tarik Ümit gibi kisilerin yurt disina çikista kullandiklari pasaportlarin sahte oldugu hususunda bilgilerin intikal etmesi üzerine tahkiki için yazilar geldiginde tahkik ettirilerek bölge müdürlükleri vasitalariyla arsiv arastirmasi yapilip, kaldirildigini, MIT'in bu tip insanlari operasyonlarda kullandigini tahmin etmedigini, yukarida adi geçenlerin yurtdisina gönderilisini organize ettigi söylenen Mete beyi de tanimadigini, kendisinin kasitli olarak Mete bey diye lanse edildigini,

Abdi Ipekçi öldürüldügünde ve Agca hapisten kaçirildiginda teskilatin kendisini görevlendirdigini ve Agca ile ilk röportaji da kendisinin yaptigini, faili meçhul olayi çözmek için çok çaba sarfettiklerini, Ugur Mumcu yazilarinda Mayorka'ya gidisinin Agca takikatiyla ilgili oldugunu iddia etse de kendisinin servisten ayrilip Mayorka'da Otoban diye bir sirketin genel müdürlügünü yaptigini, bu tür konulari gündeme tasiyan medyanin kendisiyle görüsme yapmamalarina ragmen aleyhinde çok seyler söylendigini,

Ipekçi davasinda asil suçlunun Agca oldugunu, Agcayi, ülkü ocaklarina kayitli sempatizan biri olan Bünyaminin O'na asker elbisesi giydirerek kaçirdigini, Agca Istanbul'da bir süre kaldiktan sonra Erzurum üzeri iran'a götürüldügünü, Iran'dan kaçis yolu bulamayinca tekrar istanbul'a gelip kendisine verilen sahte bir pasaportla Bulgaristan'a çiktigini oradan da Viyana veya Isviçreye gittigini, kaçirilis olayinda rol oynayanlarin cinayete azmettirenler oldugunu ancak onlarin kim oldugunu bilmedigini, arastirmalarinda Agca'nin konusmadigini ve Agca'nin bu olayi para karsiligiyaptigini, Agca'nin Beyazitta bir kahvehaneden alinarak kendilerince sorgulandigini ve sonunda Agca'nin; megolomani içinde, yaptigi isten gurur duyan kendisine yapilan saygidan mütehassis bir haleti ruhiyyesi oldugunu Agca çiktiktan sonra gazeteye mektup yazarak papayi vuracagini söylemisse de, kimsenin buna inanmadigini, Agca'yi buna hükmettirenin kim oldugunu da bilmediklerini, zaten dönemin Içisleri Bakani Hasan Fehmi Günes'in verdigi ikinci bir emirle Agca'nin MIT'le görüstürülmesi de yasaklandigindan sorgulama imkâni bulamadiklari,

Ugur Mumcu ile görüstügünde Albay Turan Çaglar konusunun gündeme geldigini, Asker orijinli albay Turan Çaglar'in kendilerini Dogu Perinçek ve Aydinlik Gazetesine sattigini ve 6 arkadasinin resminin Aydinlikta yayinlandigini ve bunun sonucu 6 arkadaslarinin öldürüldügünü, Turan Çaglar'in Amerikalilarla da temasi oldugundan CIA servisinin mensubuyla is üstünde yakalanmasi sonucu cezaevine konuldugunu, bütün bu olaylarda Dogu Perinçek'in düzenleyici ve organizatör durumda oldugunu,

Abdullah Çatli, Oral Çelik ve Ibrahim Ural'i da tanimadigini, MIT, Jandarma emniyet ve Genelkurmayin istihbarat örgütler arasinda kendi zamaninda bir çatisma olmasa da Özal döneminde MIT'e karsi kampanya baslatildigini, Cumhurbaskanlari ve Basbakanlar yapilan darbelerin kendilerine haber verilmemesinden kaynaklanan rahatsizlikla yeni istihbarat örgütlerinin kurulmasinin gündeme geldigini, Jandarma istihbarati olarak JITEM'i bildigini, emniyet içinde böyle bir birim olusturuldugunu bilmedigini, Cumhurbaskanligindaki Erkan Gürvit'in de; operasyonculuk sifati, istihbarat nosyonu olmayip sadece irtibat memurlugu yaptigini, MIT'in espeyonel ve Kontraespenenol görevlerde çalisip, bilgileri derleyip degerlendirip ilgili birime verdiklerini ve baska konuya girmediklerini, babalar konusunun kendi ihtisas alani disinda ve servis olarak ta ilgilenmediklerini, 1986 yilinda servisten ayrilisinin nedeninin Özal'in tasarrufundan kaynaklandigini, servisi sivillestirme gayesiyle haksiz tasarruf ve iltimasin servise sokuldugunu özellikle 1986 MIT raporundan rahatsizlik duydugunu, raporlarin mecliste, sagda-solda dagitilip Ecevit'e dahi verildigini, Ecevit'in Basbakanligi döneminde Turan Çaglar'in alinmasina kizma nedeninin de; bir albayin bu sekilde itile-kakila arabaya bindirilip getirilmesi oldugunu, Ecevit'in bundan duydugu rahatsizlikla kendisinin MIT'den alinmasini talep ettigini ancak görevden alinmadigini,

1980 ihtilali öncesinde hergün 15-20 kisinin öldürüldügünü, Devlet'de çürüklük ve otoritesizlik nedeniyle terörün ön plana çiktigini, halen de Gaziosmanpasa olaylarinda oldugu gibi olaylarin devat ettigini,

Bazi devletin görevlisi olmayanlarin ASALA'nin bitirilmesi gibi iylemlerde kullanilmasina gelince; MIT'in yurtdisinda çalismalarini, legal rezer olarak insanlarla temas kurup ajanlandigini, bunun MIT'in görevi oldugunu, bütün dünya servislerinin bu sekilde çalistiklarini,

MIT teskilatinin da simdiki müstesari ile sivillesme hareketinde olabilecek en iyi müstesara sahip oldugunu ve hiçbir beklentisinin de bulunmadigini, MIT'in yipratilmasinin tek nedeninin içinin bilinmemesinden kaynaklandigini, kendisi görevdeyken herhangi bir konuda MIT gündeme geldiginde açiklama yapmak üzere profesyonel bir basin temsilcisinin istihdaminin yararli olacagina inandigini, MIT kapali kaldigindan ithamlarin arttigini, bunun giderilmesi için görev yapmis bütün müstesarlarla görüsüp, çok fazla gayret sarfettigini,

Mete ile Metin Günyol'un Özdestirilmelerine gelince, kendisinin Agca ile ilgili tahkikatindan, kaçisini ve cinayetini takip etmesinden ve bunun sonucu basina konu olmasindan kaynaklandigini, Agca'dan Çatli'ya baglanti kuruldugunu, kendisinin afise olmasini istemedigini,

12 Eylül'den önce olaylara karisanlarin kendilerine fikir babaligi yapanlarin masasi oldugunu, ancak bunlarin topluma kazandirilacagi ümidiyle birakildigini,

MIT'in personeli sayi olarak tahmin edildigi gibi olmayip, teknik, kisiler ve istihbarat olarak mükemmel oldugunu, bünyesinde bütün kurumlarinin olustugunu, bir kisinin servisten hiçbir dökümani çikarma olasiliginin olmadigi gibi hiyerarsik yapinin askeriyeden daha disiplinli oldugunu, MIT müstesarinin Basbakan ile muhatap olan bir sembol oldugunu ve Basbakan istediginde Müstesar'in bilgiyi Basbakana sundugunu,

Türkiye'de mafyaciligin ayaga düstügünü, polisin karsisinda mafyanin birsey yapamayacagi gibi, mafya denilenlerden sag ve sol örgütlerin rahatlikla geçmiste haraç alabildikleri, mafyanin aslinda bu kadar büyütülmemesi gerektigi, Türkiyede kurumlarin fazlasiyla yipratilmasi nedeniyle gelecegin riske edilmesinin, Askere, polise, Mahkemelere saldirilmasinin mafyadan daha fazla zararli oldugunu belirtmistir. (Ek:201)

29- M.Emin Yurdakul Yüksekova Tabur Komutani Binbasi 18.02.1997 tarihli ifadesinde;

Kendisinin 18 yillik meslek hayatinin 10 yilinin Diyarbakir, Siirt ve Hakkari illerinde geçtigini, Yüksekova'da da 1985 ve 1994-1996 yillarinda komando birliklerinde görev yaptigini,

Itirafçi olarak bilinen Kahraman Bilgiç'le ilgili olarak; bu sahsin PKK saflarinda bölük komutani görevindeyken kaçip teslim oldugunu, bölgeyi, terör unsurlarinin harekat tarzini ve barinma yerlerini bilmesi nedeniyle Tabur Komutanlaginca organize edilen operasyonlarda klavuz olarak kullanilmak üzere verildigini, bu sahsin, kendi ismini kullanarak bazi yasal olmayan eylemlere giristigi iddiasinin ise kendi bilgisi disinda oldugunu, haraç alma ve infaz islemlerinin de kendi taburunun görev sahasinda olmasinin mümkün olmadigini, zaten böyle birsey yapacak olsa üst komutanlarinca bilinecegini ve hakkinda islem yapilacagini buna ragmen mesleki hayatinda ihtar dahi almadigini, Kahraman Bilgiç'i bagimsiz herhangi bir görevde kullanmadigini kendisi as birlik komutani oldugundan Tugay komutaninin emri olmadan zaten kullanmasinin da mümkün olmadigini, normalde de silahli kuvvetlerin böyle bir seye ihtiyacinin olmadigini, Ancak Kahraman Bilgiç'in baslangiçta faydali olmakla birlikte, Taburun mintikasi disinda iyi niyeti suistimal eden kisisel davranislara girdigini duydugunu, bunu ögrenince de taburuna almadigini, ancak detayi konusunda bilgi sahibi olmadigini, olumsuzluklarini tugay karargahina ve ilgili arkadaslarina da söyleyerek uzaklastirdigini,

Tabur olarak yapilan operasyonlarin 1-2 gün, tugay olarak yapilan operasyonlarin da hava sartlarina göre 3-4 gün veya daha fazla sürdügünü, bu operasyonlarda hangi birlik komutani arazideki operasyondaki hedef durumuna göre riskli sayilabilecek yerdeyse Kahraman Bilgiç'in o birlik emrinde çalistirildigi, yani Tugay'a bagli bütün taburlarin Kahraman Bilgiçten yararlandigini, Tabur da kaldigi süre içerisinde kendisinden habersiz yemek yemeye dahi gitmedigini,

Kahraman Bilgiç'in cezaevinde yatip yatmadigini hangi statüyle maas aldigini, itirafçilarin da çalistirilma ve istihdam sekillerini tam olarak bilmedigini,

Tabur Komutanliginin çalismasi ve halkla iliskiler bakimindan da; Jandarma ve Polis gibi vatandasla içiçe olmayip Tugay tarafindan kendilerine verilen operasyon görevlerini icra edip döndükleri,, ferden ve tabur olarak operasyon planlama yetkilerinin dahi olmadigini, uyusturucu, toz ve kaçakçilik gibi konulara yönelik görevlerinin bulunmayip sadece teröre yönelik görev ifa ettiklerini,

Karadag operasyonundaki toz ve silah iddialarina gelince; özel harekat timleri tarafindan kendilerine intikal eden duyumu Tugay'a bilgi vererek köye gittigi halde birsey bulunamadigini ancak dönüste askerlerin bir torba toz eroini çikardiklari ve bunun özel harekat timine teslim edildigini, tutanaklarinin da Cumhuriyet Savciliginda mevcut oldugunu, tozla kendisinin kesinlikle alakasinin olmadigini, Yüksekova Belediye Baskaninin karisina da silah vermedigini, zaten onlarin silaha da ihtiyaçlarinin olmadigini,

Izmirde yakalanan Ali isimli levazim Astsubayinin iddialarinin da dogru olmayip, o'nun gençligi nedeniyle kandirildigini zannettigini, O'nun iddia ettigi uyusturucu kayitlarinin savcilikta mevcut oldugu, çünkü kendilerinin operasyonda ferden çalismayip bölük komutani, S-3 subayi ve bütün askerlerin orada bulundugunu, Ali Ihsan Zeydan'in gösterdigi kisilerin yakalanip kendisi tarafindan para karsiligi birakildigi ve 5 milyar karsiligi seçimlerde kazandirma garantisi ile ilgili iddialarin da asilsiz oldugunu, bunlarin silahli kuvvetleri yipratmak için söylendigini,

Milletvekillerince hazirlanan rapor ve Abdullah Canan'in kaçirilip öldürülmesi ile ilgili olarak; bölgede asiretler arasi bir kargasa oldugunu, zaten o adamin çikma saatinde askerlerinden hiçbirisinin disarida olmadigini, bölgenin özelligi nedenyile bu tip olaylarin zaman-zaman ortaya çiktigini, Kahraman Bilgiç'in kendisinin adini vererek cananlarla kisisel iliskiye girdigini ve bir miktar para aldigini duydugunu ancak detayini bilmedigini, Abdullah Canan'in asiretine bagli Karli ve yanindaki Çatma köyünde siginak oldugu seklinde duyum gelince Emniyet ve MIT ile çalismalar yapildigini, özel harekatla birlikte amirlerinin ve komutanlarinin bilgisi dahilinde yapilan operasyonda 4 teröristin öldürüldügünü, siginaklar tesbit edilerek bir miktar malzeme ve erzak temin edildigini, o operasyon sonunda kapali bir evin asker tarafindan kurcalandigini ancak iddia edildigi gibi fazla miktarda tahribat yapilmadigini, bununla ilgili sikayet konusuna gelince: Mehmet Yüzbasi'nin kendisine, sikayetten vazgeçeceklerini ve konusma talepleri oldugunu söyleyince, kendisinin de bu konuda tedirginliklerini olmadigini, istedikleri kadar sikayette bulunabileceklerini söyledigini, köyde arama yapan komutanlari da çagirarak aramayi yapanlarin onlar oldugunu belirtip tokalasip ayrildiklarini, herhangi bir tehdit olayi olmadigini, Abdullah Canan'in kendisiyle ilgili sikayette Yüoksekovada olmadigini ve Abdullah Canan namina baskasi tarafindan yazildigini ögrendigini, bu hususta Savci Ayhan Kocabas'i da tehdit etmedigini o savcinin bazi hareketleri nedeniyle ilçeden tayinen ayrildigini, Abdullah Canan olayinda isi tezgahlayan ve parayi alanin Kahraman Bilgiç oldugunu tahmin ettigini, bunu Tugay Komutaninin da söyledigini, Abdullah Canan'in öldürüldükten 7 gün sonra bulundugu halde cesedinin bozulmamasini da kis sartlarina bagladigini,

Tabur Komutani olarak kendisinin Yüksekovada görev yaptigi sürece okul aile birligi toplantilarina katildigini, ihtiyaç sahibi olan kisilere Belediye Baskani ve Kaymakam tarafindan tesbit edilenlerle birlikte Tugay'in da bilgisi dahilinde her türlü yardim yaptigini, okul açilislarinda birçok çocugu giydirdigini, Yüksekova'da kendisine fahrihemserilik berati verildigini, saibeli kisilerle konusmadigi gibi tabura da aldirmadigini,

Tabur'un seçim döneminde sehir merkezinde herhangi bir görev üstlenmeyip sadece Mustafa Zeydan'in köylerinin bölgesinde seçim güvenligini sagladigi,

Kahraman Bilgiç disinda, Tugay'in bilgisi dahilinde kullanilan herhangi bir itirafçiyi da Yesil'i de tanimadigini, ancak sinirötesi operasyonda iki tane itirafçidan yararlandiktan sonra onlarin da operasyon sonunda helikopterle ayrildiklarini, Kahraman Bilgiç'in, Canan'lar la iliskiye girdigi dönemde Van'da otelde kaldigini ve çok fazla da para harcadigini komando taburunca kendisine söylendigini,

Agaçli köyünde yapilan operasyonda 73 yasindaki Semsettin Yurtsever ile o anda köyde agaç toplayan 18 yasindaki Modat Özeken ve 13 yasindaki Münir Saritas'in alinmasiyla ilgili kendi birliginin herhangi bir girisimi olmadigini, o dönemde kendisinin sorumluluk sahasi disinda sifir noktasinda olan o köyde operasyonu olmadigini,

Kurmay Baskani Albay Hamdi Poyraz ile emir komuta baglantisinin olmadigini, JITEM hakkinda da bilgisinin olmadigini,

Bölgedeki sikintilardan kurtulmak için öncelikle ayri-ayri görev yapan ünitelerin tek bir noktada, bir koordinasyon merkeziyle yönlendirilmeleri, sinir güvenligiyle birlikte ekonomik kalkinmanin da gerekli oldugu, Yüksekovadaki terör, kaçakçilik ve esrar olayi bitirildigi takdirde Türkiye'deki terörün bitecegini belirtmistir.(Ek:202)

30- Mehmet Ali YAPRAK 14.1.1997 tarihli ifadesinde;

``1996 yili 24-25 Mayis gecesi polis oldugunu söyleyen kisilerce evinin önünden bir araca bindirilerek kaçirildigini, kendisinin ``kaçakçilik yapmak, seks hapi satmak ve devlete vergi vermemekle suçlandigini, serbest birakilmasi karsiliginda 15 milyon mark fidye istenildigini, kendisinin bu kadar parayi vermesinin mümkün olmadigini, ancak 3 milyon mark ödeyebilecegini, bunun da l milyon markini serbest birakildiktan itibaren 15 gün içerisinde, 2 milyon markin da 1 milyonunu 2 ay sonra 1 milyonunu da ondan sonraki ayda ödeyebilecegini, kaçirilma sirasinda gözlerinin bagli oldugunu, cebindeki paralarin, kolundaki saatinin, cep telefonunun ve kredi kartlari ile ehliyetinin de alindigini, kaçirildigi sirada üzerinde 65-70 bin marki ve 20-30 milyon TL. civarinda Türk Lirasi oldugunu, kaçirildiktan 6 gün sonra Hilvan girisinde serbest birakildigini, Gaziantep'te isadamlarindan haraç toplayan bir çetenin bulundugunu, bu çete içerisinde Yahya Efe, Turgay Marasli, Tuncay Marasli, Müfit Sament gibi kisiler bulundugunu, Turgay Marasli'nin Abdullah Çatli'nin ortagi oldugunu, kendisini kaçiranlarin 11 kisi oldugunu ve Yahya Efe, Turgay Marasli, Tuncay Marasli, Müfit Sament gibi sahislarin da bu 11 kisinin içinde bulundugunu, kendisini kaçiranlardan hiçbirisinin Gaziantep'ten olmadigini ve hepsinin Istanbul tarafindan geldigini, Gaziantep'te bu kisilere yardimci olanlarin Abdullah Sabri Kocaman, Mehmet Öztürk ve Mehmet Öztekin oldugunu, Müfit Sament'in Devlete çalistigini, konusmamasi için zaman zaman tehdit telefonlari aldigini, kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak ilgili Cumhuriyet Savciliginca takipsizlik karari verildigini, Adalet Bakani Sevket Kazan'in talimati ile Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginca tekrar ifadesinin alindigini ve yeniden dosya tanzim edildigini,

Kendisinden istenilen 3 milyon mark fidyeyi ödemedigini, kaçirildiginda birakilmadan önce videoya kaçakçi oldugunu belirten ifadeler kullanarak kendisinin videoya kaydedildigini, kaçirilma sirasinda gelenlerin polis olduklarini ve Kaçakçilik Daire Baskanligindan geliyoruz dediklerini ve kendisini götürdüklerini, 1973 yilindan beri Gaziantep'te tibbi malzeme ticareti ile mesgul oldugunu, kendisini kaçiran ve otoyu kullanan kisinin Haluk Kirci olup olmadigini bilmedigini, Haluk Kirci ile karsi karsiya getirildigi zaman kendisinin, kaçiranin Haluk Kirci olup olmadigi konusunda bir kanaate varabilecegini, kendisinin ruhsatli 2-3 tane silahinin bulundugunu, 3 milyon mark fidyeyi ödemeyisinin sebebinin bir defa ödeyince bunun arkasinin gelecek olmasindan endise duymasi oldugunu, çocuklarinin kaçirilabilecegi yolunda duyumlar aldigini; kaçiracak kisiler arasinda Özel Harekattan 2 memur oldugu seklinde duyumlar oldugunu, birakilmasinin tek sebebinin Yahya Efe isminin ile Müfit Samet isminin konusulmaya baslanmasi oldugunu, Müfit Samet'in MIT'e çalistigini, Müfit Samet'in kendisini kaçiranlardan birisi oldugunu ve Istanbul'da kaldigini, evinin önünden kaçirilmasindan itibaren içinden 2500 sayi saydigini ve bunun da Siverek Ilçesine götürülecek kadar bir mesafe oldugunu, mali durumunun 15 milyon mark fidyeyi ödemeye müsait olmadigini, 3 milyon marki ise arazilerini satmak suretiyle ödeyebilecek durumda oldugunu, kendisini kaçiranlarin, serbest birakildiktan sonra 2 kez aradiklarini ve kendilerine telefonda muhatap olmadigini, kendisini kaçiranlari birbirine düsürmek amaciyla 1 milyon mark fidye ödedigi seklinde Gaziantep'te dedikodu yaydiklarini ve bunu bilerek yaptigini,

Çatli'ya bagli 7-8 grup oldugunu ve her grubun basinda birisinin bulundugunu, bütün gruplarda toplam 700 kisi kadar çete üyesi oldugunu tahmin ettigini; Turgay Marasli'nin Abdullah Çatli'yla Istanbul'daki bir tekstil firmasina ortak oldugunu, Turgay Marasli'nin ayni zamanda BOTAS'in petrol dagitim isini yürüttügünü, Müfit Samet'in de tekstilci oldugunu söyledigini, Kibris'ta bulunan Emperyal Otel'den Abdullah Çatli'nin Turgay Marasli ile görüstügüne dair elinde belge oldugunu, Abdullah Çatli'nin 424 numarali odada kaldigini ve 28 Nisanda kimlerle ne kadar görüstügünün elindeki belgede mevcut oldugunu ve bunu Komisyona verebilecegini, kendisini kaçiran insanlarin korunup, kollandiklarini, Korkut Eken'in bu isimlerden birisi oldugunu, Ibrahim Sahin'i tanimadigini, Mehmet Agar ve Sedat Bucak'i da tanimadigini ve kendileriyle bir görüsmesinin olmadigini,''belirtmistir.(Ek:203)

31- Avsar KEDEROGLU 14.01.1997 tarihli ifadesinde;

Istanbul'da ticaretle ugrastigini, Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak evinden jandarma istihbaratta görevli oldugunu belirten bir kisi tarafindan alinarak Maslakta bulunan Jandarma Alayina götürüldügünü, Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak en son kendisinin telefonu ile görüsme yapildigi, belirtilerek Jandarma Alayina götürüldügünü, Tarik Ümit'i tanimadigini ancak onu taniyan özel harekatçi arkadaslarinin oldugunu, Ziye isimli özel harekatçinin evindeki telefonu kullandigini, Ibrahim Sahin'i de tanidigini, Ayhan Akçay'i da tanidigini, Ibrahim Sahin'i 1979 dan Kozaklida Baskomiserliginden tanidigini, polis memurlari Ziya ve Ayhan'i da Ibrahim Sahin'in korumasi olarak tanidigini, Oguz'un da bunlarla birlikte oldugunu, ve Oguzu'da tanidigini, Çarkin'i tanimadigini, Abdullah Çatli'yi ise tanimadigini, bu polis memurlarinin zaman zaman evine geldiklerini ve kendisinden araba ve telefon talebinde bulunduklarini, kendisinin de arabasini ve telefonunu polislere verdigini; bu polis memurlarini 1992-1993 yillarinda tanidigini Maslakta Jandarma Alayinda tutuldugu sirada Ayhan Akçan'in kendisini telefonla aradigini, Jandarmaya Ayhan Akçanin evini gösterdigini, Ayhan Akçanin Halkalida polis lojmanlarinda oturdugunu, ismi Ahmet olan bir Astsubay tarafindan evinden bir araçla alindigini, sivil aracin ise bir bayan tarafindan kullanildigini, sivil bayani tanimadigini, Tarik Ümit'in kizini hiç görmedigini ve tanimadigini, Istanbul'da Gazi olaylarinin basladigi gün kendisinin serbest birakildigini, Jandarma Alayinda tutuldugu süre zarfinda kendisine bir baski yapilmadigini, Ruhsatli silahinin alindigini ve saliverildikten 4-5 gün sonra iade edildigini, Ibrahim Sahin'in agabeyisinin yakin arkadasi ve aile dostlari oldugunu, ancak polislerin yakin dostlari olmadigini, zaman zaman geldiklerini,

Kendisine ait telefonu en son kullanan kisinin Ziya Bandirmalioglu oldugunu,

Maslaktaki Jandarma Alayina götürüldügünü daha sonra Ibrahim Sahin'e anlattigini ve onunda bu ise hayret ettigini, polis memurlarini Ibrahim Sahin'in korumalari olmasi nedeniyle tanidigini, cep telefonunu ve arabasini da Ibrahim Sahin'in hatirina bu polis memurlarina verdigini, Maslakta Jandarma Alayinda tutulup serbest birakildiktan sonra da ara sira polis memurlari Ziya ve Ayhan ile görüsmelerinin oldugunu, Tarik Ümit'in kim oldugunu birkaç defa bu polis memurlarina sordugunu ve arkadasimiz, onu taniyoruz diye cevap aldigini, Ayhan Akça'nin adi en son kurye Dilek olayinda duyulmasindan sonra agabeylerinin kendisine nasihat ettigini ve bu polis memurlari ile görüsmesini azaltmasini istedigini, bir agabeyisinin önceleri Istanbul Ülkü Ocaklari Baskanligi yaptigini, simdi ise DYP Istanbul Yönetim Kurulu üyesi oldugunu, Ziya ve Ayhan'in Ankara'da görevli polis memurlari oldugu ancak Istanbul'da oturduklari, polis memurlari Ziya ve Ayhan'in Abdullah Çatli'dan ve ülkü ocaklarindan bazi kisilerle konusmalar yaptigina tanik olmadigini, agabeyisinin Abdullah Çatli'yi tanimasi gerektigini, kendisinin kanunsuz bir isi olmadigini, hayatinda ilk defa JITEM'e gittigini, ikinci kez de komisyona geldigini, Ankara'da görevli olan ve genellikle hafta sonlarinda Istanbula gelen polis memurlari Ayhan ve Ziya'nin Karayolu ile Istanbul'a geldiklerini, Kibrisla bir iliskisinin olmadigini, Azerbaycan, Bulgaristan, Tunus ve Italya'ya birer defa turistik gezi amaciyla gittigini'' belirtmistir.(Ek:204)

32- Seyit Ahmet ALTINTAS 14 Ocak 1997 tarihli ifadesinde;

``Istanbul Il Jandarma Komutanligi Istihbarat Subesinde istihbarat elemani olarak görev yaptigini, halen Diyarbakir Il Jandarma Komutanligi Istihbarat Sube Müdürlügü emrinde görevli oldugunu, Tarik Ümit'in kaybolma durumundan sonra olayla ilgilenmeye basladigini, Tarik Ümit'in kirmizi renkli otosunun Silivri Ilçesi Kiliçli Köyü yakinlarinda bulundugunu, Silivri Büyükkiliçli Karakolunun gereken tahkikati yapip evraklari Silivri Cumhuriyet Savciligina gönderdigini, Tarik Ümit'le ilgili çalisma yapmasini Istanbul Il Jandarma Alay Komutaninin istedigini, Tarik Ümit'le ilgili çalismaya baslar baslamaz Mehmet Eymür'ün sik sik Tarik Ümit'in kizi Hande Ümit Binici'yi aradigini ve buna tanik oldugunu, Tarik Ümit ile Mehmet eymür'ün çok samimi olduklarini, Mehmet Eymür'ün Hande'ye telefon ederek babani Abdullah Çatli ve adamlari kaçirdi, gazetelere ilan ver yoksa öldürürler dedigini, Mehmet Eymür'ün 3 elemanini Istanbul'a göndererek Tarik Ümit Olayi'nda Jandarmanin bilgilendirilmesini sagladigni, Tarik Ümit'in en son görüsme yaptigi kisilerden yola çiktigini ve Tarik Ümit'in cep telefonundan yola çikarak, Tarik Ümit'in en son telefonla görüsme yaptigi kisinin Avsar KEDEROGLU oldugunu, Avsar KEDEROGLU adina kayitli telefonun 1 gün önce alinmis telefon oldugunu ve henüz kullanilmaya baslandigini, Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak kendisinin sadece istihbari bir çalisma yaptigini, adam alma, tutma, gözaltina alma gibi bir yetkisinin bulunmadigini, Avsar KEDEROGLU üzerine telefon kayitli ise de bu telefonla Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'nun görüsme yaptiklarini, Avsar KEDEROGLU'ndan ögrendigini,

Avsar KEDEROGLU ile sadece bir mülakat yaptigini, bu mülakat sirasinda polis memurlarindan Ayhan Akça'nin Avsar Kederoglu'nu telefonla aradigini ve Avsar Kederoglu'na Yalova'dan geldiklerini söyledigini, daha sonra Ayhan Akça ve Ayhan Çarkin ile Ataköy Polis Karakolunda bir görüsme yaptiklarini, polis memurlarini görüsme yapmak üzere Karakola davet ettigini, ancak polis memurlari Ayhan Akça ve Ayhan Çarkin'in bu davetini reddettiklerini, Ataköy Polis Karakolunda görüsme önerisinin kabulü üzerine Ataköy Polis Karakoluna gittiklerini, Karakolda iken Ibrahim Sahin'in Ayhan Akça'yi cep telefonundan aradigini ve kendisiyle görüsmek istedigini ancak kendisinin karakolda bulunan sabit telefondan görüsebilecegini söyledigini, Ataköy Polis Karakolunun Gazi olaylari nedeniyle kalabalik oldugunu, nöbetçi Emniyet Müdürünün de karakolda bulundugunu ve kendisine hitaben polis bölgesine habersiz giremiyecegini söylediklerini, Ibrahim Sahin'in de kendisi ile telefonla görüstügünü ve polis memurlarini alamiyacagini söyledigini,

Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Emniyetten Jandarmaya bilgi gelmedigini, oysa Tarik Ümit'in kaçirildigi mahallin Istanbul Kadiköy polis mintikasi oldugunu, Kadiköy polisinin bu olayla hiç ilgilenmedigini, sadece jandarmanin bu olayla ilgilendigini, Tarik Ümit'in aracinin plakasinin güvenlik nedeniyle Mehmet Agar tarafindan verilen bir tahsis plakasi oldugunu ve bunu da kendisine MIT'in ve Tarik Ümit'in kizinin söyledigini, olayin baslangicinda Tarik Ümit'in MIT ajani oldugunu bilmedigini, bunu sonradan ögrendigini, Ataköy Polis Karakolunda polis memurlari Ayhan Akça ve Ayhan Çarkin ile yaptigi görüsmede Ayhan Akça'nin Tarik Ümit'i tanidigini kendisine söyledigini, Tarik Ümit'in kaçirilmadan önce yaptigi son görüsmenin 0 532 ve son rakamlari 2175 olan ve Avsar KEDEROGLU'na ait olan telefonla yaptiginin belirlendigini, Tarik Ümit'in telefon numarasini Tarik Ümit'in kizi Hande'den aldigini, Tarik Ümit'in Tuzla'daki evinde de bir çalisma yaptiklarini ancak herhangi bir parmak izine rastlamadiklarini, Mehmet Eymür ile hiç görüsmesi olmadigini, sadece Eymür'ün üç elemani ile görüstügünü, Tarik Ümit'in Silivri'de terkedilmis aracini gördügünü, araçta parmak izlerine rastlayamadiklarini,

Abdullah Çatli, Sami Hostan ve Haluk Kirci ile ilgili bir çalisma içerisine girmedigini, Tarik Ümit'in Kibris'ta bir bankasi oldugunu, Tarik Ümit'in kizi Hande'den isittigini, yine Tarik Ümit'in Kibris'ta bir bankada ortak oldugunu ve bu bankanin ortaklarindan birisinin de Mehmet Agar'in soförünün kardesi Ömür Özçelik oldugunu ve % 25 hissesi oldugunu, bunu da Tarik Ümit'in kizi Hande'den isittigini, Mehmet Eymür'ün adamlari ile Tarik Ümit'in yakin çevresinde 4 milyon dolarlik bir paradan bahsedildigini, ancak paranin kaynaginin belli olmadigi, Tarik Ümit ve Mehmet Eymür'ün adamlarinin bu paranin uyusturucudan gelen bir para oldugunu tahmin ettiklerini, Tarik Ümit, Mehmet Eymür ve Korkut Eken'in son derece samimi olduklarini bildigini, kara para aklanmasiyla ilgili olarak Tarik Ümit'in ailesinin beyanina göre, Kazakistan, Pakistan, Afganistan tarafindan gelen uyusturucunun, Kazakistan, Azerbeycan'dan Nahçivan kanaliyla Türkiye'ye girdigi, Türkiye'den eroinin yurtdisina, Hollanda ve Almanya'ya çiktigi, birkisim paranin Kazakistan'da aklandigi, Kazakistan'da 450 milyon dolarlik bir paranin oldugu, bu paranin da Kibris'taki bankada aklandigi, Tarik Ümit'in de bu isin içinde oldugunun söylendigini,

Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Hayri Kozakçioglu'na rapor ve bilgi vermedigini, Hayri Kozakçioglu ile hiçbir görüsmesi olmadigini,'' belirtmistir. (Ek:205)

33- SENAR ER 13.1.1997 tarihli ifadesinde;

``Asil adinin Senar Keremoglu oldugunu, Soyadini ``ER'' olarak degistirdigini, Van Tur otobüs isletmesi sahibi oldugunu; öz babasi Kadir Keremoglu'nun 15.4.1995 günü evinden ayrildigini ve o günden bu yana babasindan haber alamadigini, babasinin Sehmuz DURAK isimli sahis tarafindan götürülmüs olabilecegini, 10 Temmuz 1994 de Ahmet Demir isminde birisinin kendisini arayip 100 bin Mark para istedigini, kendisinin de bu sahsi tanimadigini söylemesi üzerine Zinnar kod adli kisi oldugunu söyledigini ve bu sahsin Alaaddin Kanat oldugunu daha sonra yakalandiginda ögrendigini ve bu sahsin tehlikeli bir insan oldugunun ifade edildigini ögrendigini, 15 Nisan 1995 de babasinin Van'da kaçirildigini, Van'da bütün resmi kuruluslara müracaat ettigini, ancak bir sonuç alamadigini, babasinin kaçirilmasinda rol aldigini tahmin ettigi Sehmuz Durak'in ifadesi alindiktan sonra serbest birakildigini, babasini kaçiranlarin daha sonra istedikleri fidye miktarini 750 bin Mark'a çikardiklarini, bunu verdigi takdirde babasini sag olarak iade edeceklerini söylediklerini, kendisinin de 100 bin Mark verebilecegini söyledigini, daha sonra durumu milletvekili Mustafa Zeydan'a anlattigini, onun da zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'dan randevu alarak Agar'la görüstüklerini, Agar'in yardimci olacagini söyledigini ve hemen Ibrahim Sahin'i telefonla aradigini ve konu ile ilgili olarak haberdar edilmesi talimatini verdigini, ancak Emniyete yaptigi basvurulardan da bir sonuç alamadigini, bu arada babasinin kurtarilmasi için Yarbay Nevres Özatli ile de görüstügünü, bundan da bir sonuç çikmadigini, kendisinden istenilen fidyeyi vermedigi ve Alaattin Kanat'i yakalattigi için iki otobüsünün yakildigini, iki otobüsünün de silahla tarandigini, Alaattin Kanat olayindan sonra bu islerin basina geldigini, babasinin serbest birakilmasi için 80 milyon Nazif Karacan'a, 200 milyon lira da Lokman Çetin'e verdigini, bunlari babasinin bakim masrafi alarak verdigini, Alaattin Kanat'in dayisinin polis oldugunu ve Narkotikte çalistigini, Nizamettin Dagdelen, Alaattin Kanat ve Mehmet Yaziciogullari adli sahislarin kendisini tek tek tehdit ettiklerini ve 100 bin mark istediklerini, vermedigi takdirde kendisini öldüreceklerini söylediklerini, Alaattin Kanat'i tutuklandiktan sonra Van'da gördügünü, babasini kaçiran araçlarin 34 ALL 82, 06 FH 600, 65 ER 279, 01 EA 600 plakali araçlar oldugunu, plakalarin da sahte oldugunu, babasinin kaçirildiktan sonra Jandarmada oldugunu ancak korkusundan isteyemedigini, babasinin para için kaçirildigini, 1994'den beri para toplama, fidye isteme isinin yogunlastigini, Yüksekova'da herkesten para toplandigini, kendisinden de sabika kaydi için 5 bin mark istenildigini, en çok para alma isini korucularin yaptigini, Yüksekova'da insanlarin kendisini güvenlik içerisinde hissetmediklerini, her an evden alinip götürme korkusu içinde olduklarini, insanlarin bu nedenle isteyen herkese para vermek zorunda olduklarini, kendisinin fidye vermedigini buna mukabil babasinin kaçirildigini ve otobüslerinin yakilip, kursunlandigini, Yesil, Ahmet Demir, Mehmet Yildirim adlari ile dolasan sahsin askerlerin içinde oldugunu ve Jitemci olarak bilindigini, fakat bu sahsin sivil oldugunu, ancak yaninda birkaç kisi ve elinde telsiziyle dolastigini, devamli askerlerle birlikte oldugunu, bugüne kadar Yüksekova'da çok fidye alindigini, ....................... adli uyusturucu kaçakçisindan da 750 bin mark fidye aldiklarini,

.....................'in Istanbul'da ikamet ettigini, ancak Yüksekova'li oldugunu, YESIL'in askerden güç aldigini, bunu Doguda herkesin bildigini, insanlarin bu sahsi sesinden tanidigini çünkü pekçok kisiyle telefonla konustugunu, kendisi ile de YESIL'in birkaç kez konustugunu ve bir defasinda kendisini ölümle tehdit ettigini, Yüksekova'lilarin babasi Kadir Keremoglu'nun basina gelenleri duyduklari için fidye istendiginde gidip gizlice verdiklerini ve insanlarin korku içerisinde olduklarini,'' belirtmistir. (Ek:206)

34- MIT Müstesari Sönmez KÖKSAL 9.01.1997 tarihli ifadesinde;

``MIT'in yasal bir örgüt oldugunu, 2937 Sayi ve bu Kanunun 27.maddesinin bilgi istihsali ve bilgi verme konusu ile ilgili oldugunu, yasal zorunlulukdan dolayi bazi sorulara cevap vermek durumunda olmadigini, 1992 Kasim ayinda MIT Müstesarligi görevine basladigini, susurluk olayinin hiç birlikte olmayacak bazi kimselerin beraberligini açiga vurma açisindan çok önemli oldugunu, yarginin islevini yaptigi takdirde muhtemelen bu iddialardan bir kisminin dogru oldugunun ortaya çikacagini, bu iddialarla ilgili her organin, her kurumun kendi açisindan yürütmesi gereken birtakim tahkikatlar oldugunu, MIT'in görev alaninin disinda yürüttügü bir çalismasinin olmadigini, MIT'in uyusturucu konusuna yaklasabilmesi için geçtigimiz yildan itibaren bir birim olusturdugunu, daha çok bu olaylara stratejik açidan yaklasma egiliminde oldugunu, MIT'in uyusturucu konusunda yaklasiminin sadece uyusturucunun Uluslararasi terörle, uyusturucunun organize suç denilen kavramlarla isbirligini ortaya çikarmak oldugunu,

1988 de yazilmis bir MIT RAPORU oldugunu ve bunun da ilgilisi tarafindan üstlenildigini ve Komisyona ifade verdigini, bunun disinda MIT tarafindan ortaya atilmis herhangibir rapor olmadigini, Abdullah Çatli ile ilgili olarak arsivlerinde bilgi olabilecegini, talep edilmesi halinde iletebileceklerini Sedat Bucak'in legal bir milletvekili oldugunu ve bu sahisla ilgili bir çalisma yapmadiklarini, istihbarat neredeyse orada olduklarini, gerektiginde herkesi istihbarat islerinde kullanabildiklerini, Susurluk kazasindan sonra Basbakanlikça iddialar hakkinda MIT'in bir inceleme yapmasinin istenildigini, MIT'in de bu incelemeyi yaptigini ve sonuçlarini Sayin Basbakan'a sundugunu, bu incelemede devlet içinde kontrolsüz bazi güçlerin varliginin bu olayla ortaya çiktiginin ifade edildigini, gayri kanuni belgelerin temini, pasaport vs. seylerin ortaya çiktigi, yapilan bazi operasyonlarda merkezi kontrolün tam olmadigi hususunda vurgulandigini bunlarin MIT tarafindan yapilan ilk incelemelerden sonra ortaya çikan emareler oldugunu, istihbarat konusunda yogun bir sekilde çok basliliktan bahsedildigini, burada sinirlarin iyi çizilmesinin lazim geldigini, geçici köy koruculugunun yeniden yapilanmasinin ihtiyaç olarak ortaya çiktiginin ifade edildigini,

Devletin dis itibari açisindan bazi sakincali durumlarda yaratildigina dikkat çekildigini, MIT'in istihbarat çarkina takilmis oldugu kadariyla kisiler hakkinda bilgi sunduklarini, 59 kisinin adinin geçtigini, uyusturucu ticaretinin devlet himayesinde yürütüldügü konusunda bilgisi olmadigini, yürütülen büyük bir terör mücadelesi oldugunu, MIT'le, Emniyet ve Jandarma arasinda çekisme ve kargasa olmadigini, böyle bir kavga olsa terörle mücadelenin bu sekliyle yürütülemiyecegini, MIT'in, yeralti dünyasi ile güvenlik güçlerinin iliskisi konusunda bir arastirmasinin olmadigini, Tarik Ümit'in, MIT'in haber toplayici elemani oldugunu, Tarik Ümit olayinin Jandarma ve savciliga yansidigini, olay icraya yansiyinca MIT'in yapacak birseyi olmadigini, Mesut Yilmaz'a Budapestede yapilan saldiri ile ilgili olarak özellikle bir bilgilerinin olmadigini, ancak diger ülkelerdeki bazi yapilanmalar hakkinda bilgileri oldugunu, Özdemir Sabancinin öldürülmesinin DHKP-C'nin bir operasyonu oldugunu ve Sabanci ailesinin seçildigini, bunun daha önceden planlanmis bir operasyon oldugunu, Güneydogu Anadolu raporu konusunda bir siyasî parti genel baskani ile aralarinda Sabancinin da bulunmasi nedeniyle operasyonun yanlis izlenim vermemesi amaciyla ertelenmis oldugunu, türkiyed telefon hat sayisinin 15 milyonu buldugunu, hepsinin dinlenebilmesi için 15 milyon ek hat kurulmasi gerektigini, bütün telefonlarin dinlenmesinin gerçek disi oldugunu, MIT'in bu konuda töhmet altinda birakildigini,

Ömer Lütfü Topal cinayetiyle ilgili MIT'in bir çalismasi olmadigini,

Tarik Ümit'in MIT kadrolarinda yer alan birisi olmadigini, Tarik Ümit'in sadece disaridan haber getiren birisi oldugunu, buna haber toplayicisi dediklerini, MIT olarak PKK'ya finansman temini noktasinda veya degisik tarzdaki lojistik destekler noktasinda çalisma yapilmasi konusunda bilgi vermesinin güç oldugunu, olayin tahmin edilenden daha kapsamli bir olay oldugunu, hem Türkiye'de hem Avrupa'da zorla para toplama olayinin varoldugunu, bir bütün olarak yürütülen terörle mücadelede geçici köy korucularinin fevkalade olumlu bir islev gördügünü, birtakim ortadan kaldirilan insanlar PKK'ya yardim ettikleri amaciyla kaldirildiysa bunu komisyon üyelerinin de kendisinin de basindan ögrendigini, bunun disinda söyleyecek bir seyi olmadigini,

MIT'te yeralti dünyasi diye bir bilgi havuzu olmadigini, isim soruldugu takdirde bilgi verebileceklerini,

Türkiye gibi bir ülkede istihbarat yapmanin fevkalade zor oldugunu, sartlarin zor, iç dinamiklerinin çok hareketli, bir sürü iç problemleri, dis problemleri oldugunu, böyle bir ülkede istihbaratin hiçbir zaman yeterli olamayacagini, hiçbir ülkede hiçbir yöneticinin istihbaratin yeterli oldugunu söyliyemiyecegini, MIT olarak hem insan kalitesi hem de teknik imkânin artirilmasi konusunda olumlu adimlar attiklarini,

Bu alanda güçlendikleri ölçüde istihbaratin kalitesinin de artacagini, MIT'in ajanlariyla olan iliskisini ajanlarin haber getirme niteligi ortadan kalktigi zaman kestigini, Haluk Kirci ile MIT'in bir iliskisinin olmadigini,

Abdi Ipekçi, Ugur Mumcu gibi suikastlerle ilgili dosyalarin kapanmamis oldugunu, üzerinde çalisildigini,

Kontrespionaj konusunda MIT'in sorgulama yetkisinin bulundugunu, Özdemir Sabanci cinayeti sanigi Mustafa Duyar'in da kontrespionaj kapsaminda sorgulandigini,

MIT olarak, Abdullah Çatli'yi kullanmadiklarini, Gonca Us, Hüseyin Kocadag, Abdullah Çatli ve Sedat Bucak ile ilgili bir çalisma yapmadiklarini, basbakanlikta özel istihbarat bürosu olmadigini,

Ugur Mumcu suikastinde kullanilan patlayici konusu üzerinde MIT olarak hassasiyetle durduklarini, bunun üzerinde çalisildigini,'' belirtmistir. (Ek:207)

35- Alaaddin YÜKSEL Emniyet Genel Müdürü 9.01.1997 tarihli ifadesinde;

`` 14 Nisan 1996 tarihinde Emniyet Genel Müdürlügü görevine basladigini, Susurlukta meydana gelen kazanin Jandarma Genel Komutanliginin tasra teskilatinin sorumluluk alani içerisinde meydana geldigini, kaza mahallinde yapilmasi gereken her türlü islemlerin Jandarma Genel Komutanliginin tasra teskilati tarafindan yapildigini, araçta bulunan meslektaslarinin ne amaçla orada bulundugunun kendilerini ilgilendirdigini, bunun aydinlatilmasi için derhal Müfettis görevlendirildigini, Susurluk Cumhuriyet Savciligi'nca kazadan hemen sonra Emniyet Genel Müdürlügüne çekilen faksta olay mahallinde 7 silahin bulundugu; genel nitelikleri itibariyle kimler adina kayitli oldugunun bildirilmesinin istenildigini, buna ilave olarak birtakim belgelerin Emniyet Genel Müdürlügü tarafindan verilip verilmediginin soruldugunu,

Hüseyin Kocadag ile ilgili yaptirilan inceleme sonucunda; Hüseyin Kocadag'in Istanbul'da bir polis okulu müdürü oldugunu, Hüseyin Kocadag'in görev yerinden izinsiz olarak ayrildigi, Havayolu ile Izmir'e gittigi, Hüseyin Kocadag'i Izmirde otelde kaldiklari, Ege'de bazi geziler yaptiklari, dönüste de malum kazanin meydana geldiginin anlasildigini,

Kazada bulunan 7 silahtan; 3 silahin bir tanesinin Hüseyin Kocadag'in zati silahi oldugu, bir tanesinin Sedat Bucak tarafindan Makina Kimya Endüstrisi Kurumundan satin alinmis ruhsatli silah oldugu, yine bir tanesinin Abdullah Çatli tarafindan devir suretiyle alinan silah oldugu ve Istanbul Valiligi tarafindan yapilan sorusturmalara dayali olarak silah ruhsati almis oldugunu geriye kalan 4 silahin Il Emniyet Müdürlüklerinde kaydinin çikmadigini, Interpol araciligiyla silahlarin üretildigi fabrikalara sorduklarini,

Özellikle Italyan Baretta fabrikasina soruldugunda, bunlarin Israil'e satilmis oldugunu ve nihayet bu silahlarin Türkiye'ye satilabileceginden bahsedildigini,

Sadece Baretta Silahin Israil'e satildiginin ifade edildigi, digerlerinin ise kayitlarinin bulunamadigini, Emniyet Genel Müdürlügünün tüm depo kayitlarinin incelendigini ve bu silahlarin kayitlarina rastlanilmadigini,

Abdullah Çatli'nin Türkiye'ye 10 degisik pasaport ve isimle giris-çikis yaptiginin tesbit edildigini, özellikle 1994 den günümüze kadar 122 kez yurtdisina çiktiginin belirlendigini, Sahin Ekli adina bir tek Yesil Pasaport çiktigi, sadece hususi pasaportu Emniyet Genel Müdürlügünden almis oldugu, bu pasaportuna dayanarak teskil eden belgelerde Maliye Bakanliginda 1.sinif müfettis ünvani belirtilerek pasaport alindiginin belirlendigi, diger pasaportlarin Londra Büyükelçiliginden alinmis oldugu,

Emniyet Genel Müdürlügünden 1. sinif Maliye Müfettisi ünvaniyla almis oldugu pasaporta ait belgelerde Maliye Bakanliginda görevli Daire Baskani Çetin Karci'nin imzasinin taklit edilerek atilmis oldugunu pasaporta dayanarak teskil eden evraklarin sahte oldugunu,

Emniyet Genel Müdürlügünde bütün Bakanliklarin yesil pasaport talebine iliskin belgeleri imzalamaya yetkili kisilerin imza sirkülerlerinin bulundugunu, çok dikkatli bakildiginda belki bu sahte belgelerin tesbit edilmesinin mümkün olabilecegini,

Abdullah Çatli'nin gerek Interpol ve gerekse Emniyet kayitlarina bakildiginda yurtdisinda çok degisik isimler kullandigini, 1980'li yillardan sonra Fransa'da uyusturucudan yakalandigini, Fransa'da 5 yil hapse mahkum oldugunu, 5-5,5 yil cezaevinde yattigini, Isviçre'ye iade edildigi ve Isviçre cezaevinden kaçtigini, Ali Kurdoglu, Ahmet Kurdoglu gibi degisik isimler kullandigini,

DGM Savciligindan, Emniyet Genel Müdürlügünde silah uzmani kadrosunun bulunup bulunmadiginin ve bu tür belge verilip verilmediginin soruldugunu, Emniyet kadrolarinda silah uzmani adiyla bir kadronun bulunmadigini, kayitlarinda da böyle bir belge tanzim edildigine dair hiçbir kayda rastlanilmadigini, Silah ruhsatlarinda yasaya göre bir standart oldugunu, görev ve ünvani kim olursa olsun herkesin ayni silah ruhsatini tasiyacagini, bunun disinda bir ruhsat örnegi olmadigini,

1996 yili basinda Sedat Bucak için korunma karari alindigini, ancak Sedat Bucak'in koruma istemedigini, bu nedenle kararin dosyasinda muhafaza edildigini, Söylemez Çetesinin yakalanmasindan sonra özellikle Söylemezlerin Milletvekilleri Sedat Bucak ve Necmettin Dede'yi ortadan kaldirmak istedikleri ve bu amaçla planlar hazirladiklarinin anlasilmasindan sonra Sedat Bucak'in Içisleri Bakanligina ve Meclis Baskanligina yazili müracaatinin oldugunu ve bu müracaatindan da korumasina istedigi polis memurlarinin isim listesini belirttigi, bunun üzerine derhal koruma karari alinmasi zaruretinin ortaya çiktigini ve koruma olarak istedigi polis memurlarinin Ankara Valiligi emrine atandigini ve Valilik onayi ile Sedat Bucak'a korumalarin verildigini,

Koruma altinda tutulan 1028 kisi oldugunu ve genellikle korumalarin ismen korunan kisilerce talep edildigini,

Özel harekatta görevli polislerin zaruret halinde diger islerde de görevlendirilebildiklerini ,Sayin Basbakan ve Basbakan Yardimcisinin emrinde 20 civarinda özel harekat görevlisinin çalistigini,

Emniyet Genel Müdürlügünün adli görevlere münbahis bir görevi bulunmadigini, Emniyet Genel Müdürlügünün belli olaylarda, kisileri alalim, sorgulayalim gibi görevi bulunmadigini, Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile ilgili olarak Istanbul Emniyet Müdürlügünden derhal bir yaziyla bilgi istediklerini, alinan cevapta, Istanbul Emniyet Müdürlügü santralina bir ihbarin geldigi, bu ihbar üzerine 3 polisin ve 2 sivil vatandasin Istanbul Emniyet Müdürlügü tarafindan alindigi, konunun incelendigi ve olayla hiçbir irtibatinin olmadigi anlasildigindan herhangibir islem yapilmamistir seklinde ifade edildigini,

Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim Sahin'in Istanbul Çamlica turnikelerinde özel harekatçi 3 polis memurunu teslim aldigini, Içisleri Bakani'nin emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'a talimat verdigini, Halil Tug'un da bu talimati sadece Ibrahim Sahin'e ilettigi ve Emniyet Genel Müdürü olarak kendisine bilgi vermedigini, bu nedenle ilgililer hakkinda tahkikat baslattigini, Emniyet Genel Müdürlügü olarak baska bir yerden adam alma yetkilerinin olmadigini, ancak illerin talebi halinde silah uzmani, sorgulama uzmani gibi yardim yapabileceklerini, Kamusal gücü kötüye kullanan hiç kimsenin bu teskilatta barinmamasi gerektigini,

3201 ve 2559 sayili yasalarda polise istihbarat yapma imkâni veren hükümler oldugunu,

Bu amaçla bütün Il Emniyet Müdürlükleri bünyesinde istihbarat birimleri oldugunu ve Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde de Istihbarat Daire Baskanligi bulundugunu, bu birimin dogrudan Emniyet Genel Müdürüne bagli oldugunu, 1980'li yillardan sonra emniyet Genel Müdürlügünün özellikle terör, uyusturucu ve organize suçlarla ilgili olarak istihbarat çalismalari yaptigini,

Türkiye'de istihbaratin patronunun MIT oldugunu ve Emniyet Genel Müdürlügünce yapilan istihbaratin sadece asayis istihbarati oldugunu, PKK'ya yönelik yapilan nokta operasyonlarin MIT tarafindan verilen bilgilere dayali oldugunu ve MIT ile aralarinda bir uyumsuzluk olmadigini, ne MIT ile ne de baskasiyla bir çatismalari olmadigini, 3200 civarinda istihbarat elemanlari oldugunu, bunun kendi personelleri oldugu ve bu nedenle polisin disaridan adam kullanmalarina gerek bulunmadigini, Yüksekova, Ankara, Içel, gibi yerlerde polislerin de aralarinda yer aldigi organize suç örgütlerinin ortaya çikarildigini, bunun içinde uyusturucu grubunun çiktigini, hatta Söylemet Çetesinde 5'e yakin emniyet mensubunun oldugunu,

50 ilde Özel Harekat biriminin bulundugunu, toplam görevli sayisinin 6700 civarinda oldugunu, bati illerimizde görev alan özel harekat elemanlarindan bazilarinda psikolojik problemler çiktigini, ciddi problemleri yasandigini, bu elemanlarin rehabilite edilmelerinin sart oldugunu bu amaçla Balikesirde bir rehabilitasyon merkezi açmak için çalismalarinin oldugunu,

Abdullah Çatli ile ilgili olarak Istanbul DGM Bassavciliginin bir çalisma yaptigini,

Mesut Yilmaz'a Budapeste'de yapilan saldiri ile ilgili olarak, Dis Iliskiler Daire Baskani ile Disisleri Bakanligindan konu ile alakali bir büyükelçinin Macaristan'a gittiklerini ve Macar polisi ile bir çalisma yaptiklarini, olayda 3 kisinin oldugunun ifade edildigini, macar polisinin 3 kisi hakkinda tutuklama karari verdigini ancak bu kisilerin Macaristani terk ettiklerini Macar polisince, ifade edilmis oldugunu, bu kisilerle ilgili Interpol kanaliyla kirmizi bülten çikardiklarini ve takibin devam ettigini,

Susurluk kazasindan sonra Emniyet Teskilati olarak çok zor günler geçirdiklerini, kim yasalara aykiri bir sey yapmissa elbette bunun sonuçlarina da katlanmasi gerektigini, Söylemezler çetesi dahil hiçbir çete sorusturmasinda yarim birakilan bir husus olmadigini ve herseyin gayet iyi gittigini,

Devlet içerisinde suç isleyen insanlar, münferit olarak her zaman çiktigini, bunun örneklerinin dünyanin her yerinde görüldügünü, devlet içinde bir çete örgütlenmesinin sözkonusu olmadigini, Türkiyede mafya tarifi içerisinde bir mafya olmadigini, türkiye'de organize suç sebekeleri oldugunu, mafyanin tarifinde en önemli konunun ülkenin bir bölümünde tüm ekonomik ve sosyal faaliyetlerin o grubun elinde tutmasinin geldigini, orada kamu ve özel birtakim seylerden rant alma, gibi Türkiyede böyle bir seyin olmadigini, birtakim organizasyonlar, suç gruplari içerisinde, devletin içinde yeralmis münferit kisilerin zaman zaman olabildigini, bunu devletin mafya ile ilintisi olarak nitelemenin mümkün olmadigini, organize suçlar içerisinde suç isleme itiyadinda olan, potansiyel nitelikli kamu görevlileri olabilecegini, Emniyet teskilatinin da acele olarak yeniden yapilandirilmasi gerektigini, polis okullarini 2 yillik polis meslek yüksek okullari haline getirmeyi düsündüklerini,

Abdullah Çatli'nin Emniyet Teskilatinca kullanildigi yolunda bir tesbitinin olmadigini, Emniyet Genel Müdürlügünde kendi kadrosu disinda insanlarin çalistirildigina dair de herhangibir bilgi ve belge bulunmadigini, Susurluk kazasinda bulunan silahlarin balistik incelemelerinin Jandarmada ve sonra da Jandarma tarafindan Emniyet Genel Müdürlügü laboratuvarlarinda yaptirildigini ve silahlarin hepsinin temiz çiktigini,

1996'nin ilk ayinda Haluk Kirci'nin Istanbul polisi tarafindan hakkinda Bahçelievler katliami ve Istanbul Büyükçekmece Mahkemeleri tarafindan verilmis giyabi tutuklama karari nedeniyle yakalandigini ve Istanbul Emniyetinden kaçtigini, Istanbul Emniyet Müdürlügünün bir sorusturma açtigini, bu sorusturmayi bir baskomiserin yaptigini, sorusturma sonucunun yargiya intikal ettigini ve bir polis memurunun tutuklandigini ve digerinin serbest birakildigini, bundan sonra polis memurunun da beraat ettigini, sonradan Istanbul Cumhuriyet Bassavciliginin konu ile ilgili tekrar sorusturma açtigini,

Emniyet Müdürü Statüsünde bir özel harekatçi olmadigi için Ibrahim Sahin'in Özel Harekat Daire Baskanligina vekaleten baktigini'' belirtmistir. (Ek:208)

36- Hande BIRINCI 7.01.1997 tarihli ifadesinde;

``Tarik Ümit'in kizi oldugunu, babasinin en son 2 Mart 1995 de Yaman Hakki ile görüstügünü, Yaman Hakki'nin Kibris Bankasindaki Müdür oldugunu ve babasi ile bu bankaya ortak olduklarini, bankanin baska ortaklari olup olmadigini bilmedigini, Babasi Tarik Ümit'in 3 Mart 1995'te Istanbul Erenköy Divan Pastanesine gitmis oldugunu, babasinin bu pastaneye gittigini orada çalisan garsonlardan ögrendigini, babasinin burada Ziya ve Ayhan isimli iki polis memuru ile bulustugunu, bunu da Jandarmada Jitem'ci Assubay Ahmet Alatintas'tan ögrendigini, bu iki polis memurunun Ibrahim Agabey seni evde bekliyor oraya gidecegiz dediklerini ögrendigini, Ibrahim'in Ibrahim Sahin olup olmadigini bilemedigini, 4 Mart 1995 günü saat 13.30 siralarinda babasinin otomobilinin Silivride bulundugu yere gittigini, Jandarmanin arastirmaya basladigini ve aracin plakasinin sahte olmasi üzerine Jandarmada bir süre alikonulduklarini, daha sonra Kadiköy Cumhuriyet Savciligina giderek babasinin hayatindan endise duydugu için müracaatta bulundugunu, babasinin serbest ticaretle mesgul oldugunu, Kibristaki bir bankanin ortagi oldugunu, son zamanlarda tek ugrastigi isin bu oldugunu, Almanyada yasiyan bir ablasinin bulundugunu, babasi Tarik Ümit'in kaybolmasindan hemen sonra Mehmet Eymür'ün kendisini telefonla aradigini ve iki arkadasini da Istanbul'a gönderdigini, babasinin kaybolmasinda Korkut Eken'in rolü bulundugunu, ifadeye gittigine bunu belirtmesini söyledigini, Mehmet Eymür'ün de, Korkut Eken'in de babasinin arkadasi olduklarini, Jandarma JITEM'den assubay Ahmet Altintas'in Tarik Ümit ile ilgili bir çalisma yaptigini ve Avsar kederoglu ismini sordugunu, böyle bir sahsi o ana kadar hiç duymadigini, kendi duyumlarina göre babasinin iki polis memuru ve ibrahim Sahin tarafindan Abdullah Çatli'ya teslim edildigi ve bir daha Tarik Ümit'in piyasaya çikmadigini; Korkut Eken ile Istanbul Feneryolunda 10 dakika kadar görüstügünü ve bu görüsmede Eken'in kendisine babasinin yurtdisinda bir görev yollandigini, söyledigini,

Mehmet Eymür'ün yolladigi kisilerin kendisine babasinin Korkut Eken'in istegi üzerine özel harekatçilarca kaçirildigini ve sorgulandigini söylediklerini, bu konu ile ilgili olarak Mehmet Agar'in da isminin geçtigini, Eymür'ün kendisinin de babasinin kaçirilmasinda Korkut Eken ve Mehmet Agar'in ilgisinin oldugunu ve bu isimleri Cumhuriyet Savciligina vermesini söyledigini, ancak bu isimleri Savciliga vermedigini, Tarik Ümit'in son aylarda ortaligin epeyce karisik oldugunu, zamani gelince bazi seyleri anlatacagini ancak henüz vakti gelmedigini kendisine söyledigini, arada laf çikartan insanlar var dedigini babasindan isittigini, Tarik Ümit'in Cihangirde yazihanesinin Korkut Eken tarafindan telefonla arandigini ve Korkut Eken'in telefona cevap veren çocuga, o bizi satti biz de onu satacagiz deyip telefonu kapattigini, bunu yazihanedeki çocuktan isittigini, bu telefon olayinin babasinin kaybolmasindan önce oldugunu, korkut Eken ve Mehmet Agar'in mal vaarliklarinin arastirilmasi gerektigini,

Babasinin kaybolmasinin Silivri Jandarmasinca yapilan bir sorusturma ile kaldigini, Abdullah Çatliyi Mehmet Özbay ismiyle tanimadigini, Mehmet Agar'i da sahsen tanimadigini, Emniyetten Hiram Abas, Mehmet Eymür ve Korkut Eken'i tanidigini, Assubay Ahmet Altintas'i, Jitem mensubu olarak tanidigini ve ilk defa babasinin kaybolmasi olayinda tanistigini, Kibris Bankasindaki ortak Yaman Hakkinin kendisine babasi Tarik Ümit'in bankada hissesi olmadigini söyledigini ancak elinde hisse dagilimi olan evrak bulundugunu ve babasinin bankaya ortak oldugunu ve kaybolmadan evvel en son gündüz Tarik Ümit'in Divam Pastanesinde Hakki beyle görüsmüs oldugunu, Babasi Tarik Ümit'in son zamanlarda emniyet tarafina ters düsmüs olabilecegi seklinde kuskularinin oldugunu,

Ibrahim Sahin ile sahsen hiçbir tanisikligi olmadigini bildigi kadariyla babasi Tarik Ümit'in uyusturucu ticaretiyle bir alakasinin bulunmadigini, dündar Kiliç isminden babasinin hiç bir zaman bahsetmedigini, Alaattin Çakici, Tevfik Agansoy, Behçet Cantürk, Ömer Lütfü Topal, Sami Hostan ile Tarik Ümit arasinda direkt ya da endirekt iliskiler konusunda herhangi bir duyumunun olmadigini zaten kendisinin son 2 yildir Istanbul'da oturmadigini, Yasar Öz'ün Düzceden babasi Tarik Ümit'in çocukluk arkadasi oldugunu, Yasar Öz ile Tarik Ümit'in bir is iliskisinin olmadigini, Tarik Ümit'i uyusturucuya karsi bir insan olarak bildigini, Yasar Öz'ün uyusturucu ticareti ile ilgisinin olup olmadigini bilmedigini,'' belirtmistir. (Ek:209)

37- Ibrahim Sahin Özel Harekat Dairesi Eski Baskan Vekili 7.01.1997 tarihli ifadesinde;

``1956 Tokat dogumlu oldugunu ve 1982'nin sonunda Özel Harekatin Kurucularindan birisi oldugunu, Tarik Ümit ile Istanbul Emniyet Müdürlügünde çalisirken tanistigini, Tarik Ümit ile dost olduklarini; Tarik Ümit'in kendisinin iki kez ziyaretine geldigini, Tarik Ümit'in kayboldugu 1995 yili 2 Mart'inda kendisinin polis Memuru Ayhan Akça ve Mehmet Agar ile birlikte Diyarbakir'da olduklarini,

Tarik Ümit'in öldürülüp öldürülmedigini bilmedigini, ancak Tarik Ümit'in uyusturucu kaçakçilarini polise ve devlete yakalattigini, bunun için ajanlik yaptigini, Tarik Ümit ile 1991-1992 yillarinda tanistigini ve o günden beri devamli ölüm korkusu içinde oldugunu, bu durumu Tarik Ümit'in kendisinden duydugunu, bir de Tarik Ümit'in Kibrista banka açtigini kendisine söyledigini, Tarik Ümit'in bu bankaya ortak oldugunun söylendigini,

Topal Cinayeti ile ilgili olarak polis memurlari Ayhan Akça, Oguz Yorulmaz ve Ercan Ersoy'un evvelce Özel Harekat daire Baskanligi emrinde çalistiklarini 1995 yili Nisan ayinda ayrildiklarini, Ercan Ersoy'un Izmir'e, Ayhan Çarkin ile Oguz Yorulmaz'in da istanbul'a tayin olduklarini, su anda Ercan Ersoy'un özel harekatçi olmadigini, diger ikisinin Özel Harekatçi oldugunu, Oguz Yorulmaz'in 1996 yili Ocak Subat aylarinda Ankara'dan ayrildigini, bu polis memurlari, ayrildiktan sonra hiçbir sekilde görüsmesinin olmadigini, hele Ercan Ersoy'la hiç olmadigini, zaten Ercan Ersoy'un özel harekattan çikarildigini, 28 Agustos 1996 da Emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'un kendisini çagirdigini ve Istanbul'da alinan bu memurlari alip getirmesini kendisine köyledigini, Içisleri Bakani Mehmet Agar'in da kendisini telefonla aradigini ve bu talimati verdigini, istanbul Çamlica turnikelerinde memurlari teslim aldiklarini ve Ankara'ya döndüklerini,

Döndükten sonra Halil Tug ve Içisleri Bakanina bilgi verdiklerini, getirilen sahislarin ifadelerini aldiktan sonra serbest biraktiklarini, Istanbuldan tutanakla teslim aldiklarini, tutanakta sahislarin bir ihbar neticesi alindiklarini ve herhangibir illiyet bagina rastlanmadigi ve olayla ilgileri olmadigindan bahsedilerek teslim edildiginin belirtildigi, Ankara'da bu sahislarin yazili ifadelerinin ve gösterdikleri sahitlerin de ifadelerinin alinarak saliverildiklerini,

Bu polis memurlari ile birlikte iki sivil Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir'in de teslim alindigini ve ifadelerinin alinmasindan sonra bunlarin da serbest birakildiklarini,

Mehmet Ali Yaprak ile bir iliskisinin bulunmadigini ve bu sahsi tanimadigini, Tarik Ümit'in kizi Handeyi de tanimadigini ve hiç görüsmedigini, Tarik Ümit olayinin sousturmasini yapan Jandarma Assubayi ile telefonla görüstügünü ve özel harekatçi Ayhan Akça'nin alinmasinin yanlis oldugunu ve bikarilmasini söyledigini, Resmi olarak istenildigi takdirde Ayhan Akçay'i verebileceklerini de söyledigini, Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Mehmet Eymür'ün kendisine telefon ettigini ve Tarik Ümit'in kendilerince alindigini söyledigini, kendisinin de mümkün olmadigini, almalari için sebep olmadigini söyledigini, Abdullah Çatli'yi tanimadigini, Özel harekatta görevli polis memurlari nereye tayin olurlarsa olsunlar mutlaka Özel Harekat daire Baskanliginin görüsünün alinmasi gerektigini, Sedat Bucak'a koruma olarak verilen memurlarla ilgili olarak kendilerinden bir görüs sorulmadigini, normalde sorulmasi gerektigini, Ayhan Akça'nin evvelce kendisine korumalik yaptigini, Ayhan Akça ile kurye Dilek Örnek iliskisini Ayhan Akça'nin açiga alinmasindan sonra ögrendigini, 1988 den beri Ayhan Akça ile birlikte çalistiklarini ve hem kendisinin hem de Ayhan Akçanin Tokat'li oldugunu ve hemsehri olduklarini ve güvendigi bir elemani oldugunu,

Doguda, zaman zaman operasyonlar, bölgedeki MIT sorumlusu personel ile bilgi alisverisi yaptiklarini, operasyon öncesi MIT yetkililerinden bilgi aldiklarini,

Operasyona katilan özel tim'in en az 20 kisiden olustugunu, ve iki timle operasyona gidildigini,

Özel tim'in kirsal alana tek basina gitme yetkisinin bulunmadigini, mutlak surette yanlarinda askeri birlik olmasi gerektigini, Narkotikle özel harekatin bir baglantisi olmadigini, kendisinin 25 yillik polis olarak sadece esrari tanidigini, digerlerini bilmedigini, narkotik subelerin kirsal alanda operasyon tecrübelerinin bulunmamasi nedeniyle kendilerinden yardim istediklerini ve kirsal alanda pusu atma islerini yaparak Narkotike yardimci olduklarini,

Uyusturucu sevkiyati ile PKK'nin baglantisinin oldugunu, nihai olarak kendilerinin operasyon mensubu olduklarini,

1993 yilindan beri Özel Harekat daire Baskanligi görevini vekaleten yürüttügünü, Özel Harekatta 7 bin civarinda personel oldugunu, özel harekatin lekelenmemesi için elden gelen gayretin gösterildigini ve uygunsuz hali görülenlerin hemen özel harekattan çikarildigini, özel harekatin yipratilmasi için memurlarinin MHP'lilerden seçildigi yolunda söylentiler yayildigini ve bunun gerçekle bir ilgisi olmadigini, PKK ile mücadelede özel harekatin basarili oldugunu ve bu nedenle PKK örgütünce kendilerine saldirildigini,

Bu güne kadar 6700 kisilik özel harekat kadrosundan, isledikleri suçlar nedeniyle sadece 28 kisinin meslekten ihraç edildigini, özel harekatin kurulusunun Genel Kurmay'in Özel Harp Dairesine dayandigini, ilk kuruldugunda Özel Harp Dairesinin kendilerine kurslar verdigini, PKK ile yürütülen mücadelenin bir gerilla savasi oldugunu, Askerlerin operasyonlara giderken yanlarinda polis timi istediklerini,

özel timci polisleri Ankara'ya getirdigi için açiga alindigini, Sedat Bucak'in kaza geçirmesi üzerine Istanbul'u telefonla aradigini ve Sedat Bucak'in durumunu sordugunu, Sedat Bucak'i tanidigini ayrica Güneydoguda bütün asiret reisleriyle yakin iliskilerinin bulundugunu bu insanlarin özel harekata yardimci olduklarini Sedat Bucak'i sagligini merak ettigi için aradigini, Istanbul Emniyet Müdürlügünü de aradigini ancak Balikesir'i aramadigini, Behcet Cantürk öldügü zaman sevindiklerini, Behcet Cantürk'ün Özgür Gündem Gazetesinin % 30 hissedari oldugunu, PKK'ya en büyük mali ve lojistik destegi sagladiginin söylendigini, bu operasyonu kimin yaptigini bilmedigini, Savas Buldan'in da PKK'ya destek verdigi kanaatinde oldugunu, Buldan'larin doguda asiret olarak bu örgüte yardim ettiklerini, Ömer Lütfü Topal hakkinda böyle bir duyumu olmadigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesinde para ve menfaat iliskilerinin bulunabilecegi kanaatinde oldugunu, Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile Özel Harekatin karalanmaya çalisildigini, Uzi silahinin özel harekatta kullanildigini, profosyonelce islenmis olan bu cinayette uzi silahi birakilarak adeta bir mesaj verilmek istenildigini, bu uzi silahin özel harekattaki silahlardan olmadigini zaten numarasinin da silinmis oldugunu, Abdullah Çatliyi tanimadigini, 1995 yilinda Çatli ile oturup konustuklarini ancak Çatli olarak degil Mehmet Özbay olarak tanidigini, hatta soyadini bile bilmedigini, kazadan sonra ögrendigini, Ankara'da Sedat Bucak'in yazihanesinde gördügünü ve isadami ve tekstilci oldugunu kendisine söyledigini, bir-iki defa da Istanbul'da görüstüklerini,

Emniyette silah uzmani sertifikasi verilmesi gibi bir uygulama aolmadigini,

Korkut Eken'in Balikesir ve Mentes kurslarinda özel harekata ögretmenlik yaptigini, bunun disinda özel harekatla hiçbir sekilde iliskisinin bulunmadigini,

Hüseyin Kocadag ile ilk Özel Harekat subesinde beraber çalistiklarini, bir kadinla iliskisi oldugu gerekçesiyle meslekten ihraç edildigini ve Danistay Karariyla tekrar meslege döndügünü ve Hakkari Özel Harekat Sube Müdürü olarak tekrar basladigini,

Ömer Lütfü Topal cinayeti ile ilgili Istanbulda polisce alinan 3 özel timciyi almak üzere Istanbul'a gidisinde Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel'in Ankara'da olmadigini ve görevi Emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'dan aldigini,

Özel harekatin, istihbarat için adam kullanmadigini, özel harekatta da böyle bir istihbarat birimi olmadigini,

Bucak asiretinin tamaminin gönüllü köy korucusu olduklarini ve para almadiklarini, devletten para alan Bucak asireti ile ilgili korucu sayisinin 50'yi geçmedigini, operasyon bölgelerinde arazi sartlarini iyi bilen 3-5 koruyucu da beraberlerine alabildiklerini, bunlarin sadece yol gösterici olduklarini,

Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak, Mehmet Eymür'ün kendisini telefonla aramadigini, kendisinin Yenimahalleye giderek Mehmet eymür ile yemek yiyip görüstügünü, Mehmet Agar'in bu konuda kendisine bir sey söylemedigini, Mehmet Eymür ile Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayini da konustuklarini, Mehmet eymür'ün kendisine Tarik Ümit'i Ayhan Akça ve Ziya Bandirmalioglunun götürdügünü ve Abdullah Çatli'in elinde oldugunu söyledigini, kendisinin de Ayhan Akçanin Diyarbakir da o gece yaninda oldugunu ve Genel Müdür ile birlikte Diyarbakirda bulunduklarini, Diyarbakirda olan bir insanin Istanbul'da Divan Pastanesinden Tarik Ümit'i kaçirmanin mantik disi olduguu söyledigini,

Mehmet Eymür ile yaptigi görüsmede Mehmet Eymür'ün ``Tarik Ümit'i Abdullah Çatli biraksin, ya da biraktirin, ben teminat veriyorum, bir daha Tarik Ümit Abdullah Çatli'nin islerine karismayacak yahut o alana girmeyecek'' dedigini, kendisinin de Tarik Ümit'in nerede oldugunu bilmedigini söyledigini,

Özel Harekat Daire Baskanliginin herhangibir kisiyi alip sorusturma hakkinin bulunmadigini,

Özel Çiller ile bir münasebetinin bulunmadigini, ömrü hayatinda Özer Çiller'i görmedigini,'' belirtmistir. (Ek:210)

38- Bilgi ÜNAL Istanbul Eski Emniyet Müdür Yardimcisi 7.01.1997 tarihli ifadesinde:

''1952 Balikesir Manyas dogumlu oldugunu, Ömer Lütfü Topal, cinayetinde olay yerinde 2 tane kalesnikof tüfek birakilmis oldugunu ve bu tüfeklere ait bos kovanlar ile Istinye tarafindan çalinti oldugu anlasilan bir arabada ameliyat eldivenleri bulundugunu, teknik büronun yaptigi çalisma sonucu tüfeklerin bir tanesinin Sarjörü üzerinde ``Taramaya müsait degil, ancak mukayese müsait yarim bir parmak izi bulundugu'' seklinde tesbit yapildigi, bu olayi Bodrum Torba'da Regata Oteli ortaklarinin öldürülmesi olayinin bir misillemesi olarak degerlendirildigini, Ömer Lütfü Topal'in Regata Oteline ortak oldugunu, bu otelin ortaklarindan birisinin Ömer Lütfü Topal tarafindan öldürüldügü seklinde kamuoyunda konusmalar oldugunu, hatta konu ile ilgili olarak Mugladan bir ekibin gelerek Istanbulda 15 gün çalistiklarini, Cinayet bürosuna gelen bir ihbarda özel harekatçi memurlarin isimlerinin verildigini ve bunun degerlendirilmesi lazim geldigi yolunda olusturulan ekipte bir kanaat uyandigini, bu durumu Il Emniyet Müdürü Kemal Yaziciogluna da aktardigini, ve olumlu görüsünü aldiklarini, bunun üzerine bir memurun Istanbuldan birisinin de Izmir'den alindigini, üçüncüsü olan Ayhan'in da arkadaslarini sormak için Subeye geldiginde alindigini,

Ömer Lütfü Topal Cinayetini arastirmakla görevli bir grup olusturduklarini, Asayis Subesi Müdür Yardimcisi, Cinayet Büro Amiri ve Cinayet Büro Amir Yardimcisindan bu grubun olustugunu,

Grubun yaptigi çalismada alinan özel harekatçi memurlardan kesinlikle bu olaya yanasmadiklarini, bu cinayetle ilgilerinin olmadigini,olay gecesi bir memurun Istanbulda C bölgesi diye bilinen Kadiköy Bölgesinde görevli oldugu, bir tanesinin Bakirköyde arkadaslariyla yemekte oldugu, diger birinin de Izmir'de oldugunu,

Alinan polis memurlarinin ve eldeki diger sivil kisilerin Ankara'dan gelecek ekibe teslim edilmesi için Içisleri Bakani Mehmet Agar'in Istanbul Emniyet Müdürü Kemal Yaziciogluna talimat verdigini, bunu Kemal Beyin kendisine aktardigini,

Ankara da Özel Harekat dairesi Baskan Vekili Ibrahim Sahin in Istanbul'a gelerek Çamlica turnikelerinde memurlari ve sivilleri teslim alarak götürdügünü, teslim isleminde tutanak düzenlendigini,

Memurlarin teslim saati itibariyle 29 saat gözaltinda kaldiklari, bu sürenin uzamis olmasinin, Sayin Içisleri Bakaninin talimati üzerine Ankara'dan gelecek ekibin beklenmesinden kaynaklandigini, yoksa yasal süre içerisinde ilgililerin saliverilmis olacaklarini, alinan sahislarin sorgulanmadiklarini, isnat edilen suçla ilgili olarak kendilerine bilgi verildigi ve kagida yazmalarinin istenildigi, bunun bir uygulama oldugunu ve bu sahislarin olayla ilgili olmadiklarina dair el yazilarinin oldugunu, bunun ifade niteligini tasimadigi, kendisinin bu kisilerle yapilan mülakatta bulunmadigini,

Ömer Lütfü Topal'in olay günü aksami casinodan evine giderken müdiresi ile ortagi Ali Fevzi Bir tarafindan yolcu edildigini, olay günü diger ortagi Sami Hostan'in il disinda oldugunu,

Emniyetle ilgili ünitelerde hiçbir zaman video ile kayit yapmadiklarini, böyle bir tesbit yapmalarinin sözkonusu olmadigini, alinan polis memurlari ile yapilan mülakata yabanci kisilerin girmedigini,

Memurlarin, mülakatta bulunan bütün görevlileri tanimalarinin mümkün olmadigini, Istanbul Emniyetinde bile qekçok memurun Il Emniyet Müdürü olarak sahsen kendisini bile tanimadiklarini, ancak ismen taniyabileceklerini,

Ömer Lütfü Topal Cinayeti sorusturmasi ile ilgili olarak kendilerine herhangibir telkin yada esgeçin seklinde bir zorlama yapilmadigini,

Alinan 3 polis memuru ile ilgili olarak kendilerine resmi yada gayriresmi sahislardan kimsenin muhatap olmadigini, ve bu konuda bir haber de duymadigini,

Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile ilgili olarak yönlendirilmelerinin sözkonusu olmadigini, böyle bir sey hissetmedigini,

Abdullah Çatliyi tanimadigini, ancak isim olarak tanidigini, Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu bilmedigini, Susurluk kazasindan sonra ögrendigini,

Ömer Lütfü Topal cinayetinde kullanilan silahlardan birisinde Abdullah Çatlinin Sahin ekli ismi ile 1992 yilinda yurtdisina çikista sahte isim ve pasaportla yakalanmasinda alinan parmak izi ile benzerlik gösterdigini ve bunun da ilgili memurlarin kendi islerinde dikkatli davranmis olduklarinin bir sonucu oldugunu,

Asayis Subesinin bu konuda yaptigi çalismalarla MIT ile direkt bir iliskisinin olmadigini eldeki mevcut bilgilere göre Ömer Lütfü Topal cinayetinin aydinlatilmasinin mümkün olmadigini,

Tevfik Agansoy'un öldürülmeden önce de iki kez öldürmeye tesebbüs oldugunu, olayin 2 sanigini aldiklarini, olaya fiilen karisan 6 kisi oldugunu ve digerlerinin de isimlerini belirlediklerini, ölenlerden birisinin cinayeti islemeye gelen sahislardan birisi oldugunu,

Arnavut Sami olarak bilinen Sami Hostan'in Almanyada esrarla yakalanmak ve kumar oynatmak suçlarindan hakkinda fis düzenlenmis olamsina ragmen, kendisine silah ruhsati verilmesi ile ilgili olarak bir bilgisinin olmadigini ve bu kounda bir yorum yapamayacagini,

Haluk Kirci hakkinda bir bilgisinin olmadigini, basinda yansidigi kadariyla bildigini,

Topal cinayeti gibi profesyonelce islenen cinayetlerde, suçta kullanilan tabanca, tüfek neyse, özellikle hadise yerinde birakildigini, çünkü birakilmadigi takdirde baska bir hadisede kullanildigi zaman yakalanma ihtimali olacagindan o hadisenin de akabinde çözülmesini getirecegini bu nedenle silahlarin birakilmis olabilecegi, kanaatinde oldugunu,

Özel tim mensuplarindan Oguz'un Hüseyin Kocadag'in korumaligini yaptigi konusunda bir bilgisi olmadigini,

Ömer Lütfü Topal'in daha önceleri uyusturucu kaçakçiligi yaptigi seklinde duyumu oldugunu, bugün için uyusturucu kaçakçiligindan çok daha fazla paranin mevcut gazinolarindan kazandigini, Ömer Lütfü Topal'in gazinocular alemi içerisinde sevilmeyen bir kisi oldugunu, bu kadar çok düsmani olan bir kisinin olay günü silahsiz ve tekbasina olmasinin dikkat çekici oldugunu,

Alinan 3 özel tim görevlisi ile Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir'in iliskileri hakkinda bilgisi olmadigini, Sami Hostan'i hiç tanimadigini ve görmedigini, Ali Fevci Bir'i de tebligat için Ömer Lütfü Topal'in ogluyla birlikte geldiklerinde bir defa gördügünü,

Ayhan Akça'yi tanimadigini ve Ibrahim Sahin'in özel korumasi olup olmadigini bilmedigini,'' belirtmistir. (Ek:211)

39- Habip ASLANTÜRK 28.01.1997 tarihli ifadesinde;

``1971 Istanbul dogumlu oldugunu ve Ilkokul mezunu oldugunu, Abdullah Çatli'nin Sultan Tekstil firmasinin muhasebe islerinde çalistigini, Abdullah Çatli'yi, Mehmet Özbay olarak bildigini, Sultan Tekstil'e 1994 yili Agustos ayinda girdigini, Subat ayina kadar burada çalistigini ve daha sonra BAYSA Sirketinde çalismak üzere kendisinin Botas'a gidip-gelmekle görevlendirildigini, kendisi ile birlikte Turgay Maraslinin da bulundugunu, Mehmet Özbay'in soförlügünü de yaptigini, ancak devamli sahsi soförü olmadigini, simdi Baysa'da çalistigini,

Mehmet Özbay (Abdullah Çatli)'in Bati Trakyada Türk asilli milletvekili Sadik Ahmet ile samimi oldugunu, ayrica Sedat Bucak ile de Çatli'nin gelip-gittiklerini, Mehmet Özbay ile 3-4 defa Ankara'ya geldiklerini, yüksek insaata ve Sedat Bucak'a bir defasinda ugradiklarini, Mehmet Özbay'a çevresindekilerin Büyük Reis diye hitap ettiklerini, Haluk Kirci'nin da Çatli ile birlikte oldugunu, Sultan Tekstilde Haluk Kirci'nin ithalat-ihracat müdürlügü yaptigini, Mehmet Özbay'in Botastan aldigi iste Ahmet Baydar ile ortak oldugunu, Mehmet Hadi Özcan'i da Botas'ta bir kez gördügünü, Haluk Kirci'nin da 2 kez Botas'a geldigini gördügünü, Korkut Eken'i Botas'ta hiç görmedigini, Botasta çalistigini sonradan gazetelerden ögrendigini,

Mehmet Özbay (Abdullah Çatli)'in Istanbul Floryada evi oldugunu, kendisinin BMW otomobile bindigini, Haniminin Honda kizinin da suzuki otomobili oldugunu, sirketleri bulundugunu bu genç yasta bu serveti nasil elde ettigini zaman zaman kendi aralarinda arkadaslari ile düsünüp konustuklarinin vaki oldugunu,

Mehmet Özbay'in saza, söze, eglenceye düskünlügünün oldugunu, Istanbul Yesilköyde Balikçi Hasan'a Orfoz restaurant'a, Etilerdeki barlara ve benzeri yerlere gittiklerini, Mehmet Özbay'in zaman zaman yurtdisina gittigini, Mehmet Özbay'in iki tane telefonu oldugunu ve 5-6 tane de karti oldugunu, kendi üzerine Mehmet Özbay'in 2 kart aldirdigini, ayrica soför Çetin Babayigit adina aldirmis oldugu iki tane de telefonun oldugunu, bu telefonlari da kendi üzerine devraldigini, ancak telefonlardan birisinin devamli Mehmet Özbay tarafindan kullanildigini, kendisinde olan telefonun da Mehmet Özbay ile irtibat saglamak için bulundugunu, Mehmet Özbayin sirketlerinden Sultan Tekstil'in durumunun iyi oldugunu, Ticaret Odasinca verilmis olan basari belgesinin oldugunu, hatta bir ara kredi almak istediklerini ancak ithalat-ihracat kosullarina uymadigi için alamadiklarini,

Haluk Kirci'nin Sultan Tekstilde çalistigi zaman baska bir isim kullanmadigini ve herkesin onu Haluk Kirci olarak bildigini,

Abdullah Çatli ile Gonca Us'un birlikte yasadiklarini,

Abdullah Çatli ile Sami Hostan'i bir kez birlikte gördügünü hatirladigini, ancak Sami Hostan'in Abdullah Çatli'yi telefonla arayip aramadigini bilmedigini, onu sekretere sormak gerektigini, Abdullah Çatli ile Ömer Lütfi Topal'i birlikte hiç görmedigini ve bilmedigini,'' belirtmistir.(Ek:212)

40- Abdullah ÇETIN 28.01.1997 tarihli ifadesinde;

``1962 Tokat dogumlu oldugunu, 1983 yili Mart ayinda Abdullah Çatli ile Almanya'da tanistigini, kendisinin parali asker (lejyoner) oldugunu, Nijerya, Fas, Etiyopya, Çat gibi ülkelerde parali askerlik yaptigini, Fransiz ordusu emrinde de çalistigini ve oraya kendisini Abdullah Çatli'nin gönderdigini, Çatli ile tanismasinin tesadüf oldugunu, Çatli'nin çevresindekilerin Çatli'ya reis diye hitap ettiklerini, Almanyada Düseldorf, Köln, Özerlon sehirlerinde bazi kahvehaneler oldugunu ve buralara kurye olarak evrak götürüp-getirdigini ve Çatli'nin bu suretle güvenini kazandigini, Abdullah Çatli'yi enson 1991 yilinda Ankara'da Mülkiyeliler Birliginin arkasinda bulunan Karadeniz Kahvesinde gördügünü, 1991 den 1993 yilina kadar Güneydogu Anadoluda çalistigini, Cem Ersever'in komutasindaki birliklere destek saglamakla görevli olduklarini ve 15'er kisilik gruplar halinde görev yaptiklarini, dagdaki görevlerinin istihbarat çalismasi yapmak oldugunu, dogrudan JITEM ile baglarinin olmadigini kendilerine yöredeki köy halkindan bilgi toplamak bilgi toplamak görevinin verildigini, Ahmet Cem Ersever'i bir kez gördügünü, Güneydogudaki bu göreve kendisini Çatli'nin, gönderdigini, 1992 yilinin Mayis ayinda Azerbaycan'a gittigini ve Gence'deki kampta kaldigini C-4 plastik patlayici konusunda egitildiklerini ve C-4'ün kendisinin uzmanlik alani oldugunu, Azerbaycan'daki egitimleri sirasinda C4 plastik patlayicilarin Hors Greenmayer adli sahistan temin edildigini, bu sahsin Azerbaycan da etkisinin çok oldugunu, Ugur Mumcu suikastini gerçeklestirenlerinde Azerbaycan'daki kampta egitildiklerini, ancak bu sahislari ismen taniyamiyacagini, bunlardan birisinin Cefi Kamhi'ye suikast düzenleyenlerden birisi oldugunu ve bu kisiyi teshis edebildigini, Bunun 1,78 boyunda, esmer, dalgali saçli, sakalli bir insan oldugunu, ancak ismini bilemiyecegini, Azerbaycandaki kampa egitim amaciyla gelenlerin isim vermediklerini,

Azerbaycan da ayrica kenevir tarlalarinin korunmasinda da görev aldigini,

27 Eylül 1995 te Manukyan olayinda da C4 plastik patlayicinin kullanildigini, bildigini,

Abdullah Çatli'nin kendilerini kullandigini, Çatli ile yurtdisi operasyonlarda bulunmadigini, Haluk Kirci'yi tanimadigini,

Ugur Mumcu'nun evinin bulundugu mahalle ile ilgili olarak istihbarat çalismasinin kendisi tarafindan yapildigini ancak eylemi kendisinin yapmadigini, ancak eylemi yapanlarin egitim verdikleri sahislardan oldugunu, araç altinda egitim verilen 3 kisi oldugunu ve bunlardan birisinin Jefi Kamhiye suikast düzenliyenlerden birisi oldugunu teshis ettigini,

Güneydogudan geçen uyusturucunun büyük çogunlugunun Azerbaycan'dan geldigini, çünkü buralarda dönümlerce kenevir tarlalarinin oldugunu,'' belirtmistir. (Ek:213)

41- ARZU YAMAN 22.01.1997 tarihli ifadesinde özetle;

21 Ocak 1968 Kusadasi dogumlu oldugunu, Susurlukta meydana gelen kazada ölen Gonca Us'un üvey kardesi oldugunu, bu nedenle bilgisine basvuruldugunu,

Kazada ölen Abdullah Çatli'yi halen resmen evlenmek üzere oldugu ve dört yildir birlikte yasadigi erkek arkadasi Ahmet Baydar vasitasiyla 3,5 sene evvel ve Mehmet Özbay olarak tanidigini, bundan 1-2 ay sonra Mehmet Özbay ile kiz kardesi Gonca Us'un tanistiklarini, birlikte dörtlü olarak yemege çiktiklarini, gezdiklerini, Abdullah Çatli oldugunu bilmediklerini, bir süre sonra kardesinin Can Apa ile evlendigini ve Mehmet Özbay'dan ayrildigini, evliligi bozulunca tekrar Mehmet Özbay ile birlikte oldugunu kendilerine duyurmadigini, gizli tuttugunu,

Arkadasi Ahmet Baydar'in Mehmet Özbay ile sadece arkadas oldugunu, ortakliklarini kendisinin bilmedigini, kendisinin Mehmet'i medyada tanitilandan çok farkli bir sekilde tanidigini iyi bir dost, arkadas olarak taniyip sevdigini, çok para harcamadigini. Mehmet'i Sultan tekstilin sahibi olarak tanidigini, Meral Hanimla evli oldugunu bildigini, kardesini son gün evden kimin aldigini bilmedigini, annesinin de bilmedigini çünkü annesinin iki gün için Çesmeye gittigini ve kardesinin evde yalniz oldugunu belirtmistir.(Ek:214)

42- ABDULLAH KEDEROGLU 23.01.1997 tarihli ifadesinde;

1951 Nevsehir dogumlu oldugunu, jeofizik mühendisi olmasina karsin, 3 ay MTA'da stajyerlik disinda, 1977 yilindan beri Istanbulda ticaretle ugrastigini, Istanbula 1969 yilinda ögrenci olarak geldigini, ögrencilik yillarinda çesitli derneklerde görev aldigini, halen Istanbulda bulunan Nevsehirle ilgili dernegin 2. baskani, Nevsehir Spor'un yönetim kurulu üyesi, Kadiköy Diyanet Vakfinin yönetim kurulu üyesi ve Taksim Camii yaptirma Vakfinin üyesi oldugunu, Siyasi parti olarak önceleri MHP'de, 12 Eylülden sonra uzun süre ANAP'ta aktif görev aldigini, simdi ise DYP Istanbul Il Yönetim Kurulu Üyesi oldugunu,

Son olaylarda ismi geçenlerden iki kisiyi: Abdullah Çatli ve Ibrahim Sahin'i yakindan tanidigini Abdullah Çatli'yi hem Nevsehirli olmasi, hem de 12 Eylül Öncesinde kendisinin Nevsehir Ögrenci yurdu Müdürü oldugu sirada Çatli'nin Ankara Ülkü Ocaklari Dernegi Baskani olarak Istanbul'a geldiginde yurda ugramasi sebebiyle tanidigini, Ibrahim Sahin'i de memleketi olan Kozakli ilçesinde uzun süre görev yaptigi için tanidigini, bir diger ismi geçen Avsar Kederoglu'nun ise en küçük erkek kardesi oldugunu, Bunlarla ilgili bildiklerini kronolojik siraya göre anlatacagini,

Çatli, 12 Eylülden sonra kaçak durumunda oldugunu, 12 Eylül öncesinde Ocak baskanligini birakinca Istanbula geldigini, kaçak oldugunu gazeteler yazincaya kadar bir süre Istanbulda Sirkeci de ticaretle mesgul oldugunu, kaçak oldugu duyuluncaa ortadan kayboldugunu, yurtdisina gitti dendigini, bir süre sonra kendisini yurtdisindan aradigini, ``Türkiyede ne var, ne yok?'' gibi sorular sordugunu. Ondan sonra da bir daha aramadigi için irtibatlarinin koptugunu, yaklasik 4-5 yil önce tekrar telefonla kendisini aradigini, Türkiyeye gelip gittigini söyledigini, kendisinin onu arayabilecegi bir numarasi olup olmadigini sordugunda yok, ben seni ararim dedigini, ondan sonra yaklasik (1) yil aramadigini, bir gün hatirlayamadigi bir tarihte yapilan Yozgatlilar veya Kirsehirliler gecesinde otururken yanina geldigini, o gün Çatli'nin gözlükleri oldugunu, kendisinin sasirip heyecanlandigini, sohbet ettiklerini, Türkiyeye gelip gittigini, bir gün temelli gelecegini kendisine söyledigini, ondan sonra bir yada iki kere daha kendisini telefonla aradigini, son iki yildir ise hiç aramadigindan emin oldugunu, çünkü bu iki yilda kendisinin Hacca ve Umreye gittigini ve gidis ve dönüslerinde arar diye umdugunu, aramadigini, eger arasaydi mutlaka hatirlayacagini, Çatli'nin bir huyununda sevdigi insanlara yük olmayi sevmemek oldugunu, belkide o yüzden kendisini sevdigi için çok aramadigini, yüzyüze görüstükleri gecede kendisini biraz tedirgin gördügünü, ne is yaptigini sordugunda, sadece ticaret yaptigini söyledigini, fazla açiklama yapmadigini, Çatli ile Ibrahim Sahin'in tanistiklarini gazeteler yazinca ögrendigini, daha önce bilmedigini;

Ibrahim Sahin'in Kozakli'dan sonra tayinen Istanbul'a geldigini ve kendisini aradigini 2. Subede görev yaptigini söyledigini, kendisinin Sahin'i ziyaret ettigini, Ibrahim Sahin'in de kendisine ziyarete geldigini, kendilerinin Istanbulda, 3 erkek kardes ve 2 amcaoglu olarak Halkali Gümrügünün içinde bir Tir garajlarinin oldugunu, garajin içinde lokanta, kahvehane, büfe vs. tesisleri bulundugunu, iki tane sigorta acenteliklerinin ise Avcilardaki bürolarinda oldugunu, Kederoglu Ticaret adinda faaliyet gösteren ve Procter and Gamble'n hammaddelerini temin eden, asit borik ve sodyum perborat satan bir firmalari oldugunu, yine Istanbul Avcilar Ambarlida (10) dönümlük bir çaybahçesi islettiklerini, kendisi Kadiköy-Suadiyede oturdugu için orada da kendisine ait bir bürosu oldugunu, bu büroda bir arkadasiyla beraber hurda ithalati yaptiklarini, Ibrahim Sahin'in bir müddet sonra telefonla kendisini arayarak, görevinin degistigini, Özel Harekat Daire Baskani oldugunu o nedenle Istanbuldan ayrilacagini söyledigini ve kendilerine polisleriyle beraber ve ziyaretine geldigini, kendisiyle yaklasik 8-10 kez telefon görüsmesi ve bir kaç yüzyüze görüsmeleri oldugunu, son olaylardan sonra kendisinin Sahin'e telefon ederek neler oluyor diye sordugunda, Sahin'in kendisine birileri bizimle ugrasiyor, bizim veremiyecegimiz hesabimiz yok, bizde ugrasiyoruz dedigini, daha sonra aradiginda yerinde bulamadigini, görevinden alinmis oldugunu ögrendigini,

Yine senesini hatirlayamadigi bir gün is yerlerinde otururken, kendisinin bir küçügü amcaoglunun kendisine ``Avsar'i polisler sik sik ariyor, bir sey var herhalde'' dedigini. Bir baska gün Halkalidaki isyerine gittiginde genç birisinin amcaogluyla yemek yedigini gördügünü, kim oldugunu sordugunda amcaoglunun kendisine ``bu Avsar'i alip birakmis, simdi de her hafta geliyor ve Avsar'i soruyor'' dedigini. Adamla tanistigini ve sohbet ettiklerini, o kisinin kendisinin istihbaratçi oldugunu ve Avsari arama sebebinin: Kaybolan Tarik Ümit'in telefonunda son numara Avsar'in cep telefonu çikmasi oldugunu, Tarik Ümit'in son kez Avsarin cep telefonundan aranmis oldugunu, bunun üzerine kendilerinin onlari takibe aldiklarini, bir hafta on gün telefonlarini dinlenmis oldugunu ancak sonunda onlarin temiz insanlar olduguna kanaat getirdiklerini, Avsari 2-3 gün götürüp tuttuklarini, Avsar'in kendilerine yardimci oldugunu, telefonuyla kimlerin konustugunu söyledigini; bu istihbaratçi basçavusun giderken ``benden size tavsiye: bu adamlarla fazla içli disli olmayin, bunlar hakkinda dedikodular var. Bende onu arastiriyorum'' dedigini. Ayrica ne yapayim diye sordugunda basçavusun kendisine ``kardesin Ataköyde bekar evinde kaliyor, hiç olmazsa bir süre yanina evine götür'' dedigini, bunun üzerine kardesini sikistirdigini, kardesinin kendisine ``Agabey polis ziya telefonu istedi, bende verdim, sonra jandarma beni gözaltina aldi'' dedigini, Halkalidaki isyerinin kalabalik bir yer oldugunu, oraya sik sik istihbaratçi ve narkotikçi polislerin geldigini, onlara telefon hususunda yardimci olduklarini, bundan sonra kardesini bir ay kendi evine götürdügünü ve ikaz ettigini, Ayhan Akça isimli polisin kendi kiracisi olmadigini, gazeteler yazinca arastirdigini ve Ayhan Akça'nin 2-3 ay önce kiz kardesinin kiracisi oldugunu ögrendigini, ayrica; isyerine gelen basçavus'un resmi degil sivil giyimli oldugunu yaninda sivil giyimli bir asker oldugunu hatirladigini, son olaylarda ismi geçen Haluk Kirci'yi tanimadigini, sadece ismini duydugunu, Korkut Eken'i de tanimadigini, Ibrahim Sahin'e Istanbul'a geldigi zamanlarda araba verdiklerini belirtmistir.(Ek:215)

43- CEMALETTIN ÜMIT 30.01.1997 tarihinde ifadesinde;

1929 Düzce dogumlu oldugunu, Operatör doktor olarak Istanbul Alman hastanesinde çalistigini,

1995 yilinda 3 Marti 4 Mart'a baglayan gece saat 1,5'ta kendisine bir telefon geldigini, Yegeni Tarik Ümit'in arabasinin Trakya Çerkezköy civarinda bir yerde terkedilmis olarak bulundugunun o telefonla kendisine bildirildigini, bunun üzerine olay mahalline gittigini, arabayi hiç hasar görmemis, terk edilmis ve kapisinin açik olarak buldugunu ve hemen durumu Jandarmaya haber verdigini, Jandarmayla birlikte olay yerine tekrar gelindigini, zabitlarin tutuldugunu, arabayi ertesi gün gelip almasini, bu arada jandarmanin arabanin Tarik Ümit'e ait olup olmadigini tespit etmesi, kendisinin de anahtar bulmasi gerektigini, yapilan arastirmada aracin plakasinin sahte oldugunun meydana çiktigini, o yüzden arabayi orada birakmak zorunda kaldigini. daha sonra Kadiköy Cumhuriyet Savciligina müracaaat ettiklerini, o sirada Jandarmanin bir basçavusu olayi sorusturmakla görevlendirmis oldugunu ögrendigini,

Özel bir yolla ulastigi Istanbul Cumhuriyet Bassavcisi Avni Bilgin vasitasiyla gittigi ilgili bir bassavcinin ``bunlardan birsey çikmaz, bosuna ugrasma mademki geldin, bir dilekçe yazin bakalim'' dedigini,

Kendisinin konuyu özel olarak arastirdigini, bu tespitlerine göre; Tarik Ümit'in son kez Divan pastanesinde görüldügünü, orada yemek yerken, ertesi gün Düzce'ye gidecegi için 3 kutu çikolata aldigini, o sirada, ertesi gün bayram oldugundan dolayi çikolata almaya gelen müsterek aile dostlari, Baha Sen'in Tarik Ümit'i orada görüp konustugunu, onlarin konustugu sirada Tarik Ümit'in tanidigi iki beyin daha geldigi ve dörtlü grup olarak sohbete devam ettiklerini, otururken Baha Sen'le Tarik Ümit'in karsi karsiya diger beylerinde onlarin yanina oturdugu, Baha Sen'in karsisinda oturan beyi teshis edebilirim dedigini, sorusturmayi yapan basçavusunda Baha Sen'i dinledigini, Baha Sen'in anlatimina göre Tarik Ümit ile yeni gelen beylerden birinin agizlarini kapatarak fiskos yaptiklarini ama ne konustuklarini anliyamadigini, ancak Tarik Ümit'in ``O niye gelmedi'' diye sordugunu, digerinin de ``O evde bekliyor'' dedigini duydugunu, jandarmanin tespitlerine ve bilahare bu konuda Mit'in de bir raporu oldugu tespitlerine göre; Tarik Ümit'in ertesi gün bayram sabahi Düzceye gitmek niyetindeyken, Divan Pastanesine geldikten sonra, cep telefonuyla arandigini ve orada kararini degistirip, Adapazarindaki kizina ve Düzcedeki annesine telefon ederek bayrama gelemiyecegini bildirdigini, Tarik Ümit'i cep telefonundan son arayan telefonun Avsar Kederogluna ait oldugunu, Basçavus Ahmet'in sorgulamasi sonucu Avsar Kederoglunun telefonunun özel harekatta görevli polis memuru Ziya'da oldugunu söyledigini, Basçavus Ahmet'in o siralar kendisine ben meseleyi çözdüm, sonuna kadar geldim, ancak rapor hazirlamam lazim, bu da (15) gün alir dedigini, sonra birgün Ahmet Basçavustan sorusturmanin bittigini ögrendigini, özel arastirmalari sonucunda; Ahmet Basçavusun anilan iki polis memurunu Ataköy tarafinda bulup sorgulamasindan sonra Ankaradan Ibrahim Sahin kendisini ariyarak benim memurlarimi sikistirma, çok fazla üzerlerine gitme, ne soracaksan sor, sonra da birak; aslinda senin onlari sorgulamaya yetkin yok dedigini, Ahmet Basçavusunda ona; ``benim listem de senin de adin var, seni çagirip ifadeni alacagim'' dedigini, ancak ertesi gün bir yerlerden geldigini sandigi bir emirle Ahmet Basçavus'un bu isi biraktigini,

Bu arada Tarik Ümit'in evinde Mehmet Agar'in imzasini tasiyan bir belge bulduklarini, Hande Ümit'in bu belgeyi Komisyona ulastirdigini sandigini, bu asamada daha önceki duyumlari ile bunu birlestirdiginde Mehmet Agar'a ulastigini, son zamanlarda Tarik Ümit'in huzursuz oldugunu, bu huzursuzlugun Özel Harekat Timiyle ilgili oldugunu, son günlerde Korkut Ekenden tehdit telefonlarinin geldigini, Tarik Ümit'in Cihangirdeki bürosunda çalisan Ali Vasitasiyla Korkut Ekenin ``Tarik bize bir oyunlar etti; ayagini denk alsin, yakinda onun hesabini görecegiz.'' diye haber gönderdigini, Tarik Ümit'in Özel Harekat Birligine lanse ettigi, kot adi Cavit olan beyin bir gün Tarik Ümite gelerek ``beni bu insanlara sen lanse ettin, ancak; bunlar seni öldürmem için para ve silah verdiler, hakkinda böyle düsünüyorlar, ayagini denk al.'' dedigini, ancak bunlari kimden duydugunu hatirliyamadigini, bu duyumlari alinca Korkut Eken'i arastirdigini, Mehmet Agarin danismani oldugunu ögrenince Mehmet Agardan bazi seyler ögrenebilecegini düsündügünü ve Agar'a bir mektup yazdigini, kendisiyle görüsmek istedigini yazdigini, Agar'in o zaman Adalet Bakani oldugunu ve kendisine uygun bir zamanda görüsürüz diye cevap verdigini. Hükümet degisiminde Agar'in Içisleri Bakani oldugunu ve kendisinin gidip onunla görüstügünü, yanina vardiginda Agar'in galiba mektubunuzu kaybettim, yenisi varmi dedigini, yaninda bulunan yenisini çikarip verdigini ve birlikte okuduklarini, mektupta ``yardimciniz olan K.E.'nin yönlendirmesi, I.S'nin yürütmesi, Iki P.M. isimleri belli dedigini, Ayhan Akça ve Ziya Bandirmalioglunun pastaneye gelerek Tarik Ümit'i alip götürdüler, o gün bu gündür yok. Bu konuda bana ne yardim yapabilirsiniz'' diye yazdigini, Jandarma Basçavusundan sasirtma olarak Tarik'in Yalova tarafina, arabasinin Trakya tarafina götürüldügünü duydugunu, bunu Agar'a söylediginde, Agar'in ayaga firlayip bunu nereden ögrendigini sordugunu, ayrica bunlari arastirarak, iki haftaya kadar bir cevap verecegini söyledigini, aradan geçen bir yila yakin sürede bir cevap vermedigini,

Tarik Ümit'in bir bankaya ortak oldugu yolunda ki haberleri okudugunu, ancak bankanin kendilerine verdigi cevapta ``kendisi para yatirmadigindan hisselerinin iptal edildigini'' bildirdigini,

Tarik Ümit'in niçin öldürüldügü yolundaki duyumlarinin ise; devlete zararli bazi insanlarin yok edilisinde, özel olarak Savas Buldan'in yok edilisinde Tarik'in isin içinde oldugunu sandigini, çünkü Savas Buldan'in cesedinin bulundugu yeri (yigilca civarinda) Tarik'tan baska bir polisin bilebilecegini sanmadigini, Tarik'in son zamanlarda bazi arkadaslarina ``ben bu insanlarin arasindayim, ama, daha fazla bunlarla çalismam mümkün degil, yedikleri halt bini geçti, ciddi olarak uyusturucu kaçakçiligi yapiyorlar, bütün ikazlarima, israrlarima ragmen mani olamadim, notere gidip bütün bu bildiklerimi tespit ettirecegim ve ben bu insanlari kamuoyuna deklere edecegim'' dedigini, bu sözlerden sonra demin söyledigi tehditlerin gelmeye basladigini, Tarik'in korkunç derecede zeki ve cesur oldugunu, kendine güveninin fazla oldugunu bu yüzden arkadaslari ikaz ettiginde ``kimse bana bir sey yapamaz'' dedigini, Tarik'in kaçirilisindan bir hafta evvel Korkut Eken'in özel timden birkaç polis memuruna Tarik'in kaldigi evin tespit edilmesini söyledigi Tarik'in bu tehlikeleri sezince evine ugramadigi, Tarik'i evinde kistiramayinca bastan anlattigi sekilde pastaneden alindigini

belirtmistir.(Ek:216)

44- ORAL ÇELIK 29.01.1997 tarihli ifadesinde;

1959 Malatya Hekimhan dogumlu oldugunu, Egitim enstitüsünü bitirdigini, 1980 öncesinde Türkiyedeki sag-sol olaylarina katildigini, sagda Milliyetçi kanatta yer aldigini, katilmadigi olaylarda kendisine isnat edilen suçlar oldugundan 12 eylül 1980'den sonra yurtdisina çiktigini, yurtdisina çikarken ayni görüsü paylayan insanlarin yardimini gördügünü, Harun Çelik adina düzenlenmis bir sahte pasaportla ve yalniz olarak Türkiyeden ayrildigini, giderken Tren yolculugu yaptigini, Bulgaristan, Yugoslavya, Italya, Isviçre yoluyla Avusturyaya direk olarak vardigini, orada Abdullah Çatli ile bulustugunu, Çatli'nin kendisinden 2-3 gün önce uçakla Ingiltereye gittigini, Ingiltereye alinmadigi için oradan Avusturyaya geldigini, Çatlinin Hasan Kurdoglu adina düzenlenmis sahte pasaportla Türkiyeden ayrildigini, Avusturyada oturma izni alabilmek için Üniversitenin dil kursuna kayit olduklarini, yurtdisindaki akraba ve tanidiklarin yardimiyla geçindiklerini, Papa olayi oldugu zaman Avusturyadan Fransaya geçtiklerini, Papa isinde bir rolü olmadigini, ancak basinda isminin rolü varmis gibi geçtigini, Fransaya geçtikleri tarihin 1982'nin son aylari oldugunu, Fransada Poitiers sehrinde ki Üniversiteye Çatli ve Esi ile birlikte kayit yaptirdiklarini, Çatli'nin esinin uçakla Avusturya'ya oradan da Isviçreye ve Fransaya geldigini, oraya varinca herseyin Türk Milleti ve Devletinin aleyhinde oldugunu gördüklerini, kendilerinin orada Türkiye'nin turizm büyükelçisi gibi olduklarini, o sirada kendilerine ``Türk Devletinin Milletinin aleyhinde çalisan mesela Asala gibi örgütlerle mücadele edermisiniz, nasil ve ne takdiklerle mücadele edersiniz?" seklinde teklifler geldigini, bu teklifin devletimizin üst düzeydeki yetkililerinden geldigini, ancak onlarin ismini söyleyemeyecegini, bu teklifi alinca kendilerinin de, oralardaki devlet temsilcilerinin, diplomatlarin degil Türklükle, insanlikla bagdasmayacak seyler yaptiklarini söyleyerek degistirilmesini istediklerini, kendilerine teklif getiren kisilerin "biz bunlari degistiremeyiz; bunlar bizim ülkemize mal olmus kisiler; fakat, bizim devletimiz ve milletimiz sözkonusu, ortada olan bu" dediklerini, o zaman da kendilerinin Milliyetçi ve Vatanseverler olarak bu teklifi gönüllü olarak kabul ettiklerini, bu arada suçsuz olarak cezaevinde yatan arkadaslari ve bazi taninmis politikacilarin serbest birakilmasini istediklerini ve olumlu cevap aldiklarini, bunun üzerine (12) kisilik bir liste verdiklerini, bu isimlerden birisinin Mehmet IRMAK oldugunu, Ancak bu 12 kisinin hiç birisinin bu islerden yararlanmadigini, bu teklifin kendilerine 1981 yilinda kendilerinin Fransada olduklari zaman yapildigini, aslinda bu tekliflerin o zaman Avrupadaki Türk federasyonundan tutun da herkese kadar yapildigini, en sonunda kendilerine Çatli ile birlikte teklif geldigini, teklifi kabul ettikten sonra Fransada (18), Hollanda da (2), Kanadada, Amerikada, Yugoslavya da Beyrutta, Yunanistanda, akla gelen pekçok eylem yaptiklarini, bu eylemleri Oral çelik, Abdullah Çatli ve diger iki kisiden olusan (4) kisilik grubun yaptigi ya da yaptirdigini, bu arkadaslarindan birisinin mahkemeye geçtigini, gizli celse oldugunu, yaptiklarini orada anlatarak kendilerine, önceden söz verildigi gibi ceza indirimi uygulanmasini, yada kanuni takibattan muaf tutulmalarini istedigini, ancak taleplerinin kabul olmadigini, 10-12 sene mahkumiyet verildigini duydugunu, 4 arkadasinin da Türkiye'ye döndügünü, onun cezasinin zaman asimina ugradigini, kendisine de yurt disinda yaptigi hizmetlerden dolayi kolaylik gösterilmedigini, yurda döner dönmez cezaevine kondugunu ve bos yere (4) ay hapis yattigini, yurt disinda oldugu yillarda bir kere 1983 yilinda yurda giris-çikis yaptigini, onun da istihbaratin kontrolü altinda gerçeklestigini, yurtdisinda olduklari sirada istedikleri pasaportu, istedikleri yerden alabildiklerini, Türkiye konsolosunun da kendilerine pasaport verdigini; çünkü, Türk Basini ve Türkiyedeki güya aydinlarin kendilerini ihbar etmeye basladiklarini, Isviçrede yakalanan bir adamin kendilerinin eylemleri ile ilgili bilgiler verdigini, bu adamin Nevzat Bilican oldugunu, bu kisinin birgün Isviçre Polisine giderek yalan yere ben Abdullah Çatli, Oral Çelik, Mehmet Sener ile eroin isi yaptim dedigini, daha bir kaç isim daha söyledigini, kendilerinin Ermenileri öldürdügünü söyledigini, Isviçrenin durumu Türkiye'ye bildirmesi üzerine Türkiye'den ilgili kimselerin kendilerine-ki o zaman Fransada Çatli ile bir evde oturduklarini bildirdigini, kendilerinin de oradan kaçtiklarini, bunun üzerine Türkiye-Isviçre arasinda problem çiktigini, bu olayin 1984 yilinda cerayan ettigini. Bunun üzerine Türkiyeden bir Devlet Bakaninin Isviçreye gelerek ortami yatistirdigini, Mesut Yilmaz'in da o sirada bakan oldugunu, daha sonralari da Isviçrenin kendilerine (Oral Çelik, Çatli ve arkadaslari) ambargo koydugunu, Mesut Yilmaz'in da Disisleri Bakani olarak kendileri için Isviçre nezdinde tesebbüsleri oldugunu, duyumlarina göre Mesut Yilmaz'in Çatli ile temasa geçerek bir kulube olan kumar borcunu sildirdigini, Çatli'nin 1991 yilinda Isviçreden hapisten kaçinca Türkiyeye döndügünü, Çatlinin bu mahkumiyetinin Nevzat Bilican iftirasi ile oldugunu, ayni davada kendisi ve Mehmet Sener'in de yargilandigini ve beraat ettiklerini, çünkü Nevzat Bilican'in daha sonra Isviçre Makamlarina giderek "ben yalan söyledim, ben PKK'yim, bunlar Milliyetçi bana öyle ifade vermem söylendi bende öyle söylemistim. Ben Oral Çelik ve Çatli'yi tanimiyorum bile" dedigini. Fransadaki mahkumiyetlerinin de ayni sekilde Fransiz Istihbaratinin yaptiklari faaliyetleri anlamasi üzerine hazirladigi düzmece bir senaryo ile oldugunu, kendilerinin katiyen eroin ile ugrasmadigini, eger ugrassalardi 100 gr degil 10 ton eroin yükleyip satardik. Çatli'nin Isviçrede ceza evinden kaçmasinin da çok normal bir sey oldugunu, çünkü orada hüküm verildikten sonra mahkumlarin baska bir sehir ve cezaevine nakledildigini ve orada Türkiyedeki yari açik cezaevi sartlarinin oldugunu, yani kolayca kaçilabildigini, Isviçre cezaevlerindeki yabancilarin % 75'inin kaçtigini, buna Isviçrenin belkide bilerek göz yumdugunu, böylece yabancilardan kurtuldugunu, kendileriyle ilgilenenlerden birisinin METE kod isimli üst düzey MIT yetkilisi oldugunu ancak ismini vermeyecegini, M.Ali Agca ile fazla bir ilgisi olmadigini, Agca'ya Türkiyede hapisten kaçinca yardim ettigini, Avrupaya yeni geldigi zamanda biraz yardim ettigini, onun disinda irtibati olmadigini, son zamanlarda Çatli ile ilgili basinda yer alan iddialari Çatli ile bagdastiramadigini, Çatli'nin iyi, temiz, saf, politikadan anlamayan, sözünü söyleyen birisi oldugunu, böyle tiplerin de pek sevilmedigini, Çatli'dan duyduguna göre Mesut Yilmaz'in kumar borcunu sildirme isi için Çatli ile Yilmaz Belçika'da yüzyüze görüsmüsler. Ayni yil Çatli'nin, 85 yilina 2,5 ay kala yani 1984'ün 9. ayinda Fransa hapise girdigini, kendisinin de Fransada 86'nin 11. ayindan 93'ün 11. ayina kadar hapis yattigini ayrica (30) ayda Fransada görülmemis sürgün cezasi verildigini, o sirada Çatli'nin da Isviçre cezaevinde oldugunu, Meral Çatli'nin kendisini cezaevinde ziyaret ettigini, 1986 yilinda Fransa Belçika sinirinda Fransiz polisinin düzmece iddialari ile tutuklandiginda Bedri Ates kimligini kullandigini, çünkü; eger kendi ismini verseydi yaptiklari eylemlerinin ortaya çikacagini, belkide Türkiye'ye zarari olabilecegini, o yüzden baska bir isim kullandigini, kendisini savunan avukatlarinin MHP'li olmasinin normal oldugunu, çünkü 80 öncesinden tanidigi arkadaslari oldugunu, Özer Çiller ve Mehmet Agar ile hiç bir yerde ve hiçbir sekilde görüsmedigini, yurtdisinda bulunduklari sirada liderin Çatli oldugunu, simdi Çatli öldügü için kendisinin lider sayilabilecegini, çünkü yurtdisinda Çatli ile ayni evi paylasip, ayni bardaktan su içtigini, yurtdisinda eylemler yaparken devletten sadece 10 bin dolar para aldiklarini, Çatli yurda döndükten sonraki zamanlarda kendisinin Fransa, Italya ve Içviçrede ayni suçtan cezaevinde oldugunu, Çatli ile mektuplastiklarini, kendisi yurda dönünce Çatli'nin kendisini ziyaret etmedigini, haber gönderdigini, Bedri Ates kimligi ile yakalandiginda PKK'liyim, PKK'ya hizmet ediyorum dedigini, çünkü kart alabilmek için ne yaparsan yap Türkiye aleyhine bir sey yapmak gerektigini, Çatli'nin 1991 yilindaki ANAP kongresinde önce Yildirim Akbulut'u sonra Mesut Yilmaz'i destekledigini, Yasar Okuyan ve Agah Oktay'in Çatli'yi iyi tanidiklarini, seçim zamani biz kahramaniz, ASALA'yi yok ettik, yok bilmem Fransizlari söyle yaptik dediklerini, simdi ise Çatli'yi kötülediklerini, kendilerinin mücadele ettikleri ASALA'nin belki 500 militaninin oldugunu, fakat bütün ülkelerin istihbarat birimlerinin bunlara yardimci oldugunu, ASALA kendi içinde anlasmazliga düstügü için dagildi diyenlerin yalan söyledigini, eger böyle seyler kendiliginden oluyorsa bu memlekete zararli olan örgütlerin oldugunu ve onlarin niye kendi kendine dagilmadiginin sorulmasi gerektigini, yurtdisinda hizmet yürütürken kendilerine MIT'in üst düzeyde yetkililerinin yardim ettigini ve yönlendirdigini, Çatli'nin Muhsin Yazicioglu ile telefon görüsmeleri yaptigini, Türkes'le Çatli'nin arasinin hos olmadigini, çünkü Çatli'nin Türkes hakkinda MIT'e bir rapor yazdigini ve Türkes'in bundan haberi oldugunu, Çatli'nin Türkiyedeki ticari faaliyetlerinden haberdar olmadigini, Mehmet Özbay ismini kullandigini bilmedigini, Hüseyin Kocadagi tanimadigini, Haluk Kirci'yi çok önceden tanidigini, son yillarda görmedigini belirtmistir.(Ek:217)

45- Mesut YILMAZ'IN 24.12.1996 tarihli ifadesinde;

Topal Cinayeti ile ilgili olarak :

3 Kasim 1996 tarihinde Susurluk Kazasi henüz olmadan devletin Istihbarat kurulusunda ve Emniyette önemli görevlerde çalisan ve partisi ile baglantili olan, ancak isimlerini açiklayamiyacagi özel kaynaklarindan edindigi bilgiye göre;

28 Temmuz 1996 tarihinde Istanbulda meydana gelen Topal Cinayetinin TOPAL'in ortagi olan Ali Fevzi BIR ve Sami HOSVER (Balikesir ve Susurluk Emniyetine gelen bir telefonda bu kisinin Gözcü Gazetesi Muhabiri Mehmet YENISEHIRLI ile birlikte Abdullah ÇATLI' nin cenazesini almaya geldigi ihbar edilmistir.) ile 3 özel tim mensubu tarafindan islendigi, 29 Temmuzda bu kisilerin Istanbul Emniyet Müdürlügünce gözaltina alindigi, Emniyet Müdürü ve Müd. Yard.'nin da bulundugu 6 kisi tarafindan 36 saat süreyle sorgulandigi, bunlardan Ayhan ismindeki özel tim mensubunun ;

``Sadece Topal cinayetinin degil, daha önce 10'dan fazla cinayeti dogrudan dogruya Özel Harekat Daire Baskani (Ibrahim SAHIN)'in talimati ve Emniyet Genel Müdürü (Mehmet AGAR'in) ve o zamanki Basbakan'in (Çiller'in) esinin bilgisi dahilinde islediklerini'' itiraf ettigini, bu itiraflarin banta alindigini,(3 Özel Tim Mensubunun Emniyet Genel Müdürlügüne Getirilmesi)

Istanbul Emniyet Müdürünün bu durumdan (Topal Cinayeti ile ilgili olarak 3 Özel Tim Mensubunun gözaltina alindigindan) zamanin Içisleri Bakanini haberdar ettigini, Bakanin Em.Gn.Md. Yard. Halil TUG'u Istanbul'a göndererek bu Özel Tim mensuplarinin Genel Müdürlüge teslimini talep ettigini, Istanbul Em.Md.'nün bunu reddetmesi üzerine bizzat Bakanin Istanbul'a gelerek Em.Md. ile Havaalaninda görüstügünü ve adi geçen saniklarin Genel Müdürlüge teslimini istedigini, Em.Md.'nün de ancak Resmi Tutanakla vermeyi kabul ettigini ve Özel Harekat Daire Baskan V. Ibrahim SAHIN'in Istanbul'a gelerek düzenlenen bir tutanakla bu kisileri Ankara'ya aldigini, Daha sonra görüstügü Emniyet Genel Müdürü Alaattin YÜKSEL'in 3 özel tim mensubunun sorgulanmak üzere Ankara'ya getirilmesi konusuda hiçbir bilgisinin olmadigini,

Susurluk Kazasindan bir hafta sonra 10 Kasim 1996 günü kendisine bilgi veren kisileri Ankara'ya çagirarak bu bilgilerin dogru oldugunu teyit ettirdigini, ayni gün Istanbul Emniyet Müdürü (Kemal YAZCIOGLU) ile de görüstügünü ve bu konuyu sordugunu, ancak Em. Md.'nün ``Bu bilgileri kendisine verirse suç islemis olacagini, bunlardan bir kisminin devlet sirri oldugunu, kamuoyuna açiklanmasini dogru bulmadigini, ancak Cumhurbaskani isterse bu bilgileri verebilecegini'' belirttigini,

Kendisinin 12 Kasim günü Cumhurbaskani ile görüserek Istanbul Em.Md.'nü dinlemesini tavsiye ettigini, C.Baskaninin da 14 Kasim günü Istanbul Valisi ile birlikte Kemal YAZICIOGLU ile görüstügünü,

Kemal YAZICIOGLU'nun Cumhurbaskani'na ``Özel Tim mensuplarini sorguladiklarini, bunlardan bir tanesinin bu olayi ve diger olaylari itiraf ettigini, bu isi devlet için ve yukaridan gelen talimat ile yaptiklarini, bu nedenle sorumlu olamiyacaklarini ifade ettiklerini, ancak ellerinde kaset vs. gibi maddi bir delil bulunmadigini, ancak kisilerin, tekrar sorgulanabileceklerini , Içisleri Bakaninin sifahi talimati ile bunlari Em.Gn.Müdürüne verdigini, ancak Genel Müdürlügün hiç bir sey yapmiyarak bunlari saliverdigini, hatta Sedat BUCAK'a koruma olarak verildigini'' belirttigini, C. Baskaninin bunu kendisine ifade ettigini,

Hatta Cumhurbaskani'nin YAZICIOGLU'nun özel tim mensubunun itiraflarini içeren kaset veya zabitlari kendisine vermemesinden dolayi sitem ettigini, ''devleti düsünmek gerekiyorsa bir Emniyet müdüründen önce kendisinin devleti düsünecegini, bunu devlet sirri falan diye sakliyorsa bunun yanlis oldugunu'' kendisine söyledigini,

Kemal YAZICIOGLU'nun elinde ses bandi vs. bulunduguna inandigini, ancak bunlari Cumhurbaskani'na, Basbakan''a ve kendisine neden vermedigini bilemiyecegini, bir sebebininin; bu kasetlerde Sn. Özer ÇILLER'in, Sn. Mehmet AGAR'in isimlerinin geçtigini, Mehmet AGAR'in o sirada kendi bakani oldugunu, bir baska sebebin; bu kasetleri zamaninda C.Savciligina bildirmedigi için kendisi hakkindab takibat yapilacagindan endise ederek gizlemis olabilecegini, ayrica bazi devlet sirlarinin açiga çikmasini istememis olabilecegini,

C.Baskaninin kendisiyle görüsmeden bir gün sonra Basbakan'a mektup yazarak kendisinin iddialarinin arastirilmasini istedigini, Basbakan'in da Teftis Kurulu'na bu hususta görev verdigini, ayrica MIT Müstesarligindan bilgi istedigini, daha sonra Cumhurbaskani'nin 24 Kasim'da Basbakan'la 2 saat görüstügünü, bu ise hükümetin ciddiyetle egilmesi gerektigini söyledigini,

Kemal YAZICIOGLU'nun daha sonra Basbakanla görüstügünü, Cumhurbaskani'na söyledigi husulari teyit ettigini, ilaveten kendisine görev verilirse Topal Cinayeti ve diger baglantilari kisa bir zamanda ortaya çikarabilecegini, bunu Basbakan'a söyledigini,

YAZICIOGLU, Basbakana ``bu özel tim elemanlarinin A.ÇATLI ve Ali Fevzi BIR arasindaki telefon irtibatlarini tesbit etmis oldugunu, bunun kayitlarinin elinde oldugunu'' söyledigini, daha sonra bunlari Basbakanlik Teftis Kuruluna verdigini, bu telefon kayitlarinin çok önemli deliller oldugunu söyledigini,

Em.Md. Istanbul'a dönerken Içisleri Bakaninin kendisini Ankara'ya çagirdigini ve kendisine Cumhurbaskani ve Basbakan'a verdigi bilgileri vermedigi gerekçesiyle görevden uzaklastirdigini,

Istanbul Sariyer C.Savciligi'na sunulan bir ihbar mektubunda yer alan; Ugur BALIK, Soner TEPEKULE, Ridvan KOCAMAN, Kemal DEMIRAT'in Kusadasi'ndaki Tuana Kafe'de bulustuklarina dair bir bilgisi olmadigini, ancak bu kafenin bu üç özel tim mensubuna ait olduguna dair bir bilgi geldigini,

Topal Cinayetinden sonra tutulan tutanakta Topal'a verilen Türkmenistan pasaportunun bulunmadiginin da ilgisini çektigini,

AYRICA; Sedat BUCAK'in amca oglu olan Fatih BUCAK'in bir ay kadar önce MIT'e basvurarak ifade vermek istedigini, ifadesinde;

``Topal Cinayeti ile ilgili olarak kendisine iletilen, Emniyet Müdürü tarafindan Cumhurbaskani'na, Basbakan'a anlatilan bilgileri dogruladigini, ifadesinde Sedat BUCAK'in Topal Cinayetini azmettirdigini, bunun arkasinda o kumarhane sahibinden alinacak 6 milyon dolarlik haracin etkili oldugunu, 3 özel tim mensubunu Sedat Bucak'in önceden tanidigini, korumasi için bunlari görevlendirttigini, Abdullah ÇATLI'nin da bu olayin bizzat içinde oldugunu'' belirttigini, MIT'te alinan bu ifadeyi kendisinin okudugunu, ancak kendisine zaptini vermediklerini, Basbakan'a da vermediklerini ögrendigini,

Kendisinin hiç bir zaman elinde video kaset, ses bandi var demedigini, buraya da olayi çok açik, çok net ispatlayacak materyal ortaya koyacagi iddiasiyla gelmedigini, ama devletin karistigi iddia edilen bu olayda, Cumhurbaskani'nin, Basbakan'in beyanlarinin beyanlarinin önemli oldugunu, bunlarin arastirilmasi gerektigini,

Resmi Mercilerce düzenlenen Sahte Kimlik Belgeleri :

Bu olayla ilgili olarak kendisine intikal eden delillerden bir kisminin basinda yayinlandigini ve kamuoyunun malumu oldugunu, bunlardan bir kisminin; Abdullah ÇATLI'ya Müstesar isimle Emniyet Genel Müdürü imzasiyla yetki belgesi, silah tasima izni, kimlik karti, sürücü belgesi ve pasaport oldugunu,

Emniyet Genel Müdürünün imzasiyla Yasar ÖZ ve Tarik ÜMIT isimli uyusturucu kaçakçilari adina düzenlenmis yesil pasaport, kimlik belgeleri, markasi, çapi, seri numarasi yazilmayan bir silah tasima izni oldugu, bunlarin Emniyette Teknik Danisman, uzman olarak görev yaptiklari, kendilerine yardimci olunmasina dair yazilar oldugunu, nitekim Yasar ÖZ'ün Istanbul'da yakalandigini, üzerinde Smith Wesson marka bir silah çiktigini, oysa Silah Ruhsatinda bu silahin markasi, çapi ve seri numarasinin bulunmadigini, ancak bu belgeleri göstererek serbest kaldigini, bunun da bu kisilerle devlet adina görev yapan kisiler arasinda organik bag bulundugunu gösterdigini, bu kisilerin takibata ugramalarinin engelledigini,

(Mesut YILMAZ ifadesindeki bu konuyla ilgili olarak; 1- Em.Gn.Müdürü Mehmet AGAR imzasiyla Yasar ÖZ adina düzenlenmis, Silah Tasima izni (Ek: /1 ),

2- Yasar ÖZ adina Daire Baskani olarak düzenlenmis 228576 No'lu Yesil Pasaport (Ek: /2, 2/a,b,c),

3- Yasar ÖZ adina düzenlenmis Nüfus Cüzdani ve Sürücü Belgesi (Ek: / 3, 3- a,b),

4- Yasar ÖZ'ün silahlari, pasaport ve kimliklerini belirten Üst Arama ve Geçici Zaptetme Tutanaklari ve buna iliskin yazismalar ‘Ek: /4, 4/a)

5- Tarik ÜMIT adina düzenlenmis 220307 No'lu pasaport (Ek: /5, 5/a,b,c) fotokopilerini Komisyon'a elden teslim etmistir.)

Bu belgelerden 50 tane oldugunu, Em.Gn.Md. Istihbarat Daire Baskani Emin ASLAN'in bu belgeleri imzalamaktan imtina etmesi üzerine bizzat Em. Gn. Müdürünün imzaladigini, bunlarin 30 küsur kisiye verildigini,

Sn. Basbakan'in ifade ettigi MIT Raporunda adi geçen 58 kisiden biri olan Hüseyin BAYBASIN isimli sahsin Hollanda'da doldurdugu ses bantlari oldugunu, bu bantlarda bu sahis; ``Emniyet tarafindan kendisine kimlik karti, yetki belgesi, pasaport düzenlendigini, daha sonra kendisini kullanan kisilerin kendisini öldürmek istedigi için Türkiye'den kaçtigini, halen Hollanda'da hapishanede bulundugunu, istendigi takdirde Türk adli makamlarina ifade vermeye hazir oldugunu'', ayrica bu bantlarda birçok iddiaya yer verdigini, birçok isimlerin geçtigini, ayrica ayni kisinin Alman Televizyonuna verdigi beyanatta da ``Eski Içisleri Bakani'nin kardesi ve kayinbiraderinin kendisi ile temas kurdugunu, bazi taleplerde bulundugunu'', bunlarin hangilerinin dogru olup olmadiginin arastirilmasi gerektigini, anilan bantlari istenirse Komisyona verebilecegini,

Bütün ifadelerde geçen Eski Içisleri Bakanindan kastin Mehmet AGAR oldugunu, sözkonusu sahte belgeleri Emniyet Genel Müdürü sifatiyle imzaladigini,

Bazi Devlet Görevlilerinin Suça Karismasi :

Cumhurbaskanina verdigi bilgide devlette suça karisan 100-120 kisi bulundugunu söyledigini, burada kastedilen sayinin belli bir suç için degil, daha genis anlamda oldugunu; 80 kadar Özel Harekat mensubu oldugunu, 30-40 kadar da yeralti dünyasina mensup kisinin bulundugunu,

Isim olarak Basbakan'in dosyasinda bulunan Mehmet AGAR, Sedat BUCAK, Korkut EKEN, Abdullah ÇATLI, Tarik ÜMIT, Yasar ÖZ, Hüseyin BAYBASIN, Ibrahim SAHIN ve bazi Özel Tim mensuplari,

Ayrica Ölmüs Olanlar; Behcet CANTÜRK, Tarik ÜMIT, Savas BULDAN, Medar SERHAT gibi.

Bunlardan Mehmet AGAR ve Sedat BUCAK disinda bildigi siyasî olmadigini,

Cumhurbaskanina verdigi bilgide ``Bunlarin ortaya çikarilmasi halinde devletin zarar göreceginden endise ederim'' dedigini, bundan kastinin devlet adina, devlet menfaati için yapilan birtakim hukuka aykiri örtülü operasyonlarin daha sonra bir takim adi, sahsi menfaatler için kalkan olarak kullanildiklari kanaati tasidigini, Istanbul Emniyet Müdürünün elinde kaset ve ifade oldugu halde, bunlari Cumhurbaskanina ve Basbakana vermekten kaçinmasinin asil sebebinin de devletin zarar görecegi korkusu oldugunu sandigini, bazi beyanlarinda bunu ihsas ettigini,

Basbakan'in ``PKK ile mücadele gerekçesi ile dahi devlet içerisinde bu nevi çetelerin varligina müsamaha gösteremeyiz'' ifadesinin de bu açidan önem arzettigini,

Bu konuda Milli güvenlik Kurulunun herhangi bir görüsm ve kararinin olmadigini,

Cumhurbaskani ``kendisinin Cumhurbaskani veya Basbakan olarak hiçbir yargisiz infaza, hiçbir hukuk disi tasarrufa onayinin olmadigini'' söyledigini, kendisinin de Eski bir Bakan ve Basbakan olarak ayni seyi teyit ettigini, demek ki birtakim kisilerin devlet katinda verilmemis bir karari uygulama yetkisini kendilerinde gördüklerini, baslangiçta 1994 basina kadar bu islerin kisisel çikar olmaksizin devlet menfaatleri için, terörle mücadele için, terörün lojistik desteklerini kesmek için yapilmis olabildigini,

Ancak 1994 basindan beri bu isin devlet kontrolünden, devlet sorumlulugundan, devlet ciddiyetinden çiktigini, bu isi yapan kisilerin kendi kisisel menfaatlerine hizmet edecek sekle dönüstügünü, bu ayirimin iyi yapilmasi gerektigini , Çiller'in 1993 yili sonunda Istanbul'da Holiday In Hotel'de yaptigi bir konusmada ``PKK'ya yardim eden bütün isadamlarinin (ki sayilari 60 kadardir) listesinin ellerinde oldugunu, devletin bunlarin üstüne gitmeye karar verdigini'' söyledigini, bu konusmanin incelenmesi gerektigini, Çiller'in de israrla yasadisi olaylarin bireysel oldugunu, bireysel sorusturma yapmak gerektigini belirttigini, Oysa bu olaylarin planli, organize oldugunu, ancak bunun devlet katinda alinmis bir kararin uygulamasi olmadigini, birtakim isgüzarlarin devleti alet ederek bu isi örgütlü biçimde yürüttüklerini, sahsen bu iste çok büyük menfaatler döndügüne inandigini,

Uyusturucu ticaretinin bizzat devletin himayesinde yürütüldügü, kumarhanelerden haraç alindiginin vs. sözkonusu oldugu,

Söylemezler Çetesi :

Devletin, özellikle Em. Gn.Md.nün yasadisi birtakim çevrelerle isbirligi yaptigi, PKK'ya lojistik destek saglayan bazi kisileri önce kullanip sonra bunlari birbirlerine vurdurttugu,

Devlet içerisindeki , emniyetteki bazi görevlilerin yasadisi islere bulastiklari, kumarhanelerden, diskoteklerden haraç, uyusturucu ticaretinden pay aldiklari konusunda duyumlar geldigini, hükümet olduklari dönemde bunlarin üzerine gitmek istediklerini, bu nedenle Kemal YAZICIOGLU'nu Emniyet Genel Müdürü yapmak istediklerini, ancak ortagi ile anlasamadiklari için O'nu Istanbul Emniyet Müdürlügüne getirdiklerini,

Kemal YAZICIOGLU Istanbul'a atandiktan sonra sik sik biraraya geldiklerini, kendisinden yukarid anlattigi hususlarin üzerine gitmesini istedigini, bir müddet sonra bu konuda olumlu gelismeler oldugunu,

Ilk olayin Söylemezler Çetesi oldugunu, Istanbul Emniyet Müdür-lügündeki bazi Müdür Yardimcilarinin, baskomiserlerin bu çeteyle isbirligi yaptiklarini tesbit ettiklerini, devlet içerisindeki çok sayida kamu görevlisinin bu çetelerle isbirligi yaptiklarini, daha sonra Söylemez Çetesi ile ilgili tahkikatin derinlestirildigini , bazilari hakkinda yargi yoluna gidildigini, Basbakan'in söyledigine göre Söylemez Çetesiyle ilgili Istanbul Küçük-çekmece Savciligindaki adli sorusturmanin savciya müdahale nedeniyle savci tarafindan örtbas edildigini, yeni Adalet Bakaninin bu konuda sorusturmanin yeniden baslatilmasi için talimat verdigini, Ayrica Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde bu isle ilgili kisilerin ortaya çikarilmasi için idari sorusturma yapmak üzere 2 mülkiye müfettisi, 2 polis müfettisi görevlendirdiklerini, bu sorusturmada yeni birtakim bulgularin ortaya çikarildigini, olaylara karisan 2 Em. Müdürü ile 1 baskomiserin firar ettigini, fakat kendileri hükümeti devrettikten sonra sorusturmanin ayni kararlilikla sürdürülmedigini, görev verilen 2 polis müfettisine idari görev verildigini, bir anlamda idari tahkikatin askiya alindigini,

Söylemez olayinda üçbes kisinin hapiste oldugunu, gerisinin kaçak oldugunu, aslinda devlet içindeki üst düzeydeki asil baglantilarin ortaya çikmadigini, siyasî baglantilarin kurulamadigini, o kaçak adamlar yakalanip sorgulansa belki bu baglantilarin ortaya çikarilabilecegini, bunun için de himaye edildigini, olayin bundan daha genis boyutlu oldugunu,

``Söylemez Dosyasinda adi geçen Hakan FINDIK'in Anavatan Partisinden ÇETINSAYA'nin bir alacagi nedeniyle Söylemezlerin isyerini basip orada silahini düsürdügü, ancak halen Emniyet görevlisi olarak görevinin basinda oldugu'' hususunda herhangi bir bilgisinin olmadigini,

M.Ali YAPRAK'in kaçirilmasi :

Gaziantep'te Mehmet Ali Yaprak isimli sahsin kendilerine basvurarak kendisinin 3 sivil polis tarafindan kaçirildigini, Sedat BUCAK'in bir köyüne götürüldügünü, onun asiretine mensup kisiler tarafindan sorgulandigini, kendisinden 20 milyon mark haraç istediklerini, vadeli olmak kosuluyla 3 milyon marka anlastiklarini, Bu konuyla ilgili olarak Emniyete verdigi ifadede faillerin ortaya çikarilmadigini ,

Daha sonra Basbakan'in Liderler toplantisinda kendisine ``Yaprak olayinin savcilik tarafindan örtbas edilmek istendigini, Yeni Adalet Bakaninin çeteyle baglantisi nedeniyle bu olayin da yeniden sorusturulmasini istedigini, bu kisinin Sedat BUCAK'in adamlari tarfindan alikonuldugunu'' ifade ettigini,

Vedat AYDIN olayi :

16 Haziran 1991'de Basbakan olduktan 15-20 gün sonra Diyarbakir'da DEP Il Baskani Vedat AYDIN'in öldürüldügünü, karisinin ifadesine göre ``Emniyet mensubu oldugunu söyleyen ve kimlik gösteren kisiler tarafindan evinden alindigini'', sonra da cesedinin bulundugunu, kendisinin de Basbakan olarak MIT Müstesarini ve Emniyet Genel Müdürünü çagirdigini ve ne olursa olsun bu olayin faillerinin bulunmasini istedigini, ancak bugüne kadar bu olayin da açikliga kavusmadigini,

Mehmet AGAR Konusu :

Mehmet AGAR'in ÖZAL zamaninda Ankara Emniyet Müdürü oldugunu, Özal'in kendisine çok güvendigini, Rahmetli ÖZAL'in Cumhurbaskanligi, AKBULUT'un Basbakanligi zamaninda Istanbul Emniyet Müdürü oldugunu, bu sirada kendisinin dogrudan bir temasinin olmadigini, Kendi Basbakanligi döneminde Ünal ERKAN'i Emniyet Genel Müdürlügüne getirdiklerini, O'nun isine karismak istemediklerini, Ünal ERKAN'in da daha önce Istanbul Emniyet Müdürü iken AGAR da Müdür yardimcisi oldugu için O'nu muhafaza etmek istedigini, Kendisi hükümetten ayrildiktan sonra da 1992 yilinda Erzurum Valisi oldugunu, kendi hükümetinde Adalet Bakani oluncaya kadar özel bir diyalogu olmadigini, daha sonra da Içisleri Bakani oldugunu, bu sirada kendisine ``Emniyet'in kendisini (Mesut YILMAZ'in evini) dinlemedigini'' söylemek için partiye ziyarete geldigini, kendi Basbakanligi döneminde sikayetçi oldugu tek konunun Emniyet Genel Müdürlügünde (özellikle Özel Harekat ve Istihbarat Daire Baskanliklarinda) yapmak istedikleri tasarruflara engel oldugunu,

Mehmet AGAR'in kardesi Yunus AGAR'in Havas'in ortaklarindan oldugunu,

BMW Araba Konusu :

1995 Ocak ayinda Kocaelinde Osman GÜRBÜZ adinda sol illegal örgüte mensup bir kisinin yakalandigini, üzerinde A.ÇATLI'nin üzerinden çikan evragin çiktigini, ancak Emniyet Genel Müdürünün devreye girerek bu kisiyi serbest biraktirdigini, bu sahsin altinda BMW marka bir araba bulundugunu, bu arabanin Genel Kurmaya ait oldugu ve Ankara'ya istendigi, bu arabanin 3 ay öncesine kadar Mehmet AGAR tarafindan kullanildigini, önce seçimlerde Elazig'da, Bakan olduktan sonra da esi tarafindan kullanildigini, bu arabanin motor ve sasi numarasi olmadigini, 3 ay önce Izmit'e geri gönderildigini,

Abdullah ÇATLI ve Susurluk Konusu :

A.ÇATLI ile Sedat BUCAK'in Istanbul'dan uçakla gelen Hüseyin KOCADAG ile Izmir'de bulusarak Kusadasi' nda arazi satin almak için oradaki Mal Müdürlügü ve Tapu Sicil Muhafizligiyla 2-3 gün temas halinde olduklari,

Susurlukta Abdullah ÇATLI'nin üzerinden çikan yerli ve yabanci kredi kartlari çiktigini, bunun jandarma tutanaklarinda yer aldigini bildigini, ancak bunun, banka hesap numaralarinin nereye kadar uzandigina dair bir duyumu olmadigini, bu konunun arastirilmasi gerektigini,

Susurluk kazasini müteakip Jandarma tarfindan tutulan tutanakta A. ÇATLI'ya Mehmet ÖZBAY adina düzenlenen belgenin yer almamasinin dikkatini çektigi,

Abdullah ÇATLI'nin Topal cinayetindeki silahlardan birinde parmak izinin çikmasi Istanbul Emniyetinin çalismasi ile ortaya çikmistir. A.ÇATLI 1992 yilinda Sahin EKLI ismiyle yurt disina çikarken yakalandiginda alinan parmak izleri ile cesedinden alinan parmak izlerinin karsilastirilmasi sonucu anlasildigini,

Su anda Izmitte hapiste bulunan Hadi ÖZCAN; ``Emniyet tarafindan kendisne bazi görevler verildigini, bunlardan birinin de Abdullah ÇATLI'yi öldürmek oldugunu, bunu reddettigini'' söyledigini, ancak ifadesini imzalamadigini,

Kendisinin Haluk KIRCI'yi hiç tanimadigini, yalniz ``Abdullah ÇATLI'nin ölümünden sonra sansasyonel bir eylem gerçeklestirip O'nun yerine geçmeyi planladigina bu eylemin de kendisini öldürmek olduguna'' dair bir ihbar mektubu aldigini,

Abdullah ÇATLI ile iliskileri :

Baskanin ``Abdullah ÇATLI ile kendisinin Genel Baskan seçildigi kongrede iliski içerisinde oldugu, hatta yardim ettigi iddialari'' ile ilgili sorusu üzerine;

Kendisinin hayatinda A.ÇATLI'yi hiç görmedigini, Bahçelievler katliamindan hakkinda giyabi tevkif karari oldugunu, devletle iliski içinde oldugunu ve birtakim kanunsuz islere karistigini bilerek, ne Abdullah ÇATLI ne de Mehmet ÖZBAY adiyla hiç kimse ile, ne kongreden önce, ne de sonra hiçbir temasinin olmadigini ,

Abdullah ÇATLI'nin 1996 yilinin 4. ayinda Drej Ali vasitasiyla Silah Ruhsati'nin Meslegi hanesinde ``Anavatan Il Delegesi'' yazili Gölbasili Mehmet ÇAKIR'dan bir silah aldigini bilmedigini,

Hüseyin KOCADAG Konusu :

Basta Anavatan Il Baskani olarak Hüseyin KOCADAG'in herhangi bir Il'e Emniyet Müdürü olmasi için pekçok tavassut geldigini, kendisinin de bunu Kemal YAZICIOGLU'na sordugunu, O'nun da ``Katiyen olmaz, fevkalade mahzurludur'' dedigini, neden mahzurlu oldugunu sormadigini, Susurluk Kazasindan sonra Hüseyin KOCADAG'in Mehmet ÖZBAY adina düzenlenen silah ruhsati için tezkiye veren kisi oldugunu ögrendigini,

Vali Atamalarinda Mafya'nin Etkisi :

Orhan Tasanlar'in böyle bir iddiasinin oldugunu, ancak daha sonra tahkikat açilinca bunu inkar ettigini, sayet kimin etkili oldugunu açiklasa idi kendilerine yardimci olmus olacagini, kendi dönemlerinde özellikle Emniyet ve Vali atamalarinda titiz davrandiklarini, bazi milletvekillerini kirma pahasina bu türlü etkilerden kaçindiklarini,

Sedat BUCAK hakkindaki Iddialar :

Sedat BUCAK'in amca oglu olan Fatih BUCAK Topal Cinayeti Konusunda belirtildigi gibi, MIT'e verdigi ifadesinde;

``Sedat BUCAK'in Topal Cinayetini azmettirdigini, bunun arkasinda o kumarhane sahibinden alinacak 6 milyon dolarlik haracin etkili oldugunu,

Ayrica, Sedat BUCAK'in Ankara'daki Milletvekili lojmaninda ve özel bürosunda 100'den fazla kalasnikof tüfegin bulundugunu, milletvekili dokunulmazligindan istifade ederek bu mahalleri silah deposu haline getirdigini,''

Susurluk Olayinda, Abdullah ÇATLI ile Sedat BUCAK'in Istanbul'dan uçakla gelen Hüseyin KOCADAG ile Izmir'de bulusarak Kusadasi' nda arazi satin almak için oradaki Mal Müdürlügü ve Tapu Sicil Muhafizligiyla 2-3 gün temas halinde olduklari,

Ayrica Sedat BUCAK'in Ankara'daki bazi kumarhanelerden haraç aldiginin Sn. Basbakan tarafindan Pazar günü ifade edildigi,

Koruculuk Sistemi ve Sedat BUCAK :

Koruculuk Sisteminin iyi niyetle getirildigini, zaman içinde deforme ve dejenere oldugunu, bu sistemin islah edilmesi gerektigini, ancak bu konuda dikkatli olunmasi gerektigini, akilli olunmazsa devlet adina PKK kadar riskli bir operasyon olabilecegini,

Sedat BUCAK'in Koruculuk Sistemindeki yerinin özel oldugunu, devletin Sedat BUCAK'in asiret mensuplarina ( 700 ila 10 bin kadar oldugu söylenen) silah verdigini, ancak maas vermedigini, o zaman bu kisilerin ihtiyaçlarinin nasil karsilandigini, maddi finansmaninin nasil saglandigini sormak gerektigini, kendisine gelen bilgilerin bunun yasadisi yollardan saglandigi seklinde oldugunu, bu konuda ciddi emareler oldugunu,

MIT Raporlari :

1988 yilinda gazetelere de yansiyan bir MIT Raporu oldugunu, ancak o zaman bunun öneminin anlasilmadigini, kendisinin de bunu, bazi üst düzey kisilerin ahlakî zaaflarini anlatiyor diye degerlendirdigini, 1991'de Basbakan oldugu sirada Raporu hazirlayan ve bir kismi MIT'ten uzaklastirilmis bulunan kisileri dinledigini, ``Neden kisileri tahkir ettiklerini'' sordugunu, ancak bu kisilerin;

``Bu Raporu kisileri tahkir etmek için hazirlamadiklarini, Mafya'nin birkisim üst düzey devlet görevlilerinin bazi kisisel ve ahlakî zaaflarini kullanarak devletle organik bir bag kurmaya çalistigini, Raporla buna dikkat çekmek istediklerini'' söylediklerini,

1993 yilindan sonra bunun sonuçlarini gördüklerini, Devletle Mafya'nin iç içe girdigini, örnegin Susurluk Kazasinda bulunan A.ÇATLI'nin çantasinda çikan resimlerde devletin Emniyet Müdürü ile bir asiret reisi ve Abdullah ÇATLI'nin tatilde , Bucak'in evinde beraber olduklarinin görüldüklerini, yani 1993'ten sonra bu iliskinin sistematik bir isbirligine dönüstügünü, birlikte operasyonlar yapildigini, haraçlarin paylasildigini,

Kendi Basbakanligi döneminde bu konularda kendisine herhangi bir MIT Raporu sunulmadigini, bir MIT Raporu olayi yasanmadigini,

1996 yilinda hükümet kuruldugu zaman 1988 tarihli MIT Raporunda adi geçen Mehmet AGAR ve Ünal ERKAN''in kabinede görev almalarina itiraz etmedigini, çünkü o tarihte, devletin emniyetinin, gücünün seferber edildigini bilmedigini, bu nedenle bu kisileri suçlamasinin mümkün olmadigini, Hatta bizzat Sn.Çiller'in bu islerle ilgili olduguna, örtülü ödenegin bu maksatla kullanildigina dair iddialar oldugunu, ancak Basbakan olarak Istanbul Emniyet Müdürü ile iliskileri sonucu bu bilgilere ulastigini, meger 1993'ten bu yana devlet imkânlarinin, görevlilerinin, gücünün, yetkilerinin parasinin kullanilarak hukukdisi iliskilerin sistematik bir sekilde kuruldugunu anladigini,

Bu islerin tesadüfi olmadigini, Emniyet Genel Müdürünün Içisleri Bakani olmasinin, Emniyette birtakim kadrolasmalarin olmasinin tesadüfi olmadigini, sistematik oldugunu, bu nedenle normal hükümet yetkileriyle olayin üzerine gitmenin mümkün olmadigini, her an engellendigini, bu islerin üzerine gidilememesinin tek sebebinin siyasî oldugunu ,

Basbakanin, elindeki MIT Raporlarina dayanarak Istanbul'da tanidigi hemsehrisi bir Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcisi ile yaptigi telefon görüsmesini dogru olarak söyledigini, iki kisinin arasinda geçen bir konusmanin MIT Raporuyla Basbakan'a verilmesinin manidar oldugunu, bundan sonra güveninin kalmadigini,

Özel Harp Dairesi - MIT - Özel Harekat Dairesi :

Genelkurmay bünyesinde Özel Harp Dairesi ismiyle bir dairenin kuruldugunu, daha sonra NATO'nun aldigi bir karar çerçevesinde GLADIO denilen bütün NATO ülkelerinde uygulanan bir sisteme dönüstürüldügünü, 1981'de de Italya'da oldugu gibi birtakim kanunsuz islere kalkismalari, Mafya ile isbirligine girmeleri nedeniyle bütün NATO ülkeleriyle birlikte yürürlükten kaldirildigini,

Daha sonra bu birimde çalisan bazi elemanlarin MIT'te ve Emniyette olusturulan Özel Harekat Timinde egitici ve uygulayici olarak görev aldigini bildigini, Korkut EKEN' in bu kisilerden birisi oldugunu, önce Özel Harp Dairesinde, sonra MIT'te, daha sonra da Içisleri Bakanliginda Emniyet Müsaviri olarak görev aldigini, birçok operasyonlarda görev aldigini, yani bu üç kurum arasinda böyle iliskiler ve geçisler oldugunu, (Bu kisinin Susurluk olayinda kilit adamlardan biri oldugunu, ancak henüz görevlerden uzaklastirilmadigini, hala Emniyetteki görevine devam ettigini, ayrica bu kisi MIT'teki görevinden ayrilip, henüz Emniyetteki görevine baslamadan Botas'ta müsavirlik yaptigi dönemde Mersin'de bir Botas ihalesinde Çatli'nin paravan bir sirketine ihalenin verildigini, bu firmanin da bir anlasmayla isi ikinci gelen firmaya devrettigini, yani bu kisilerin bu tür ihale islerine de bulastiklarinia dair bilgi geldigini),

Zamaninda Özel Harp dairesinde birlikte görev yapan kisilerin sonradan birbirleriyle ters düstüklerini, birbirleri hakkinda kamuoyuna bilgiler sizdirdiklarini, birbirleri aleyhine rapor hazirladiklarini, JITEM'in basinda görev yapan Cem ERSEVER'in öldürülme olayinda oldugu gibi birbirleriyle hesaplasmaya dönüstügünü, bunun da faili mechul cinayetlerden birisi oldugunu, Sayin Cumhurbaskaninin bu olaydan sonra MIT yetkililerini çagirarak bu olayi çözmelerini istedigini, fakat bugüne kadar bunun ortaya çikarilamadigini,

MIT'in devlet içinde hesaplasma niteliginde gördükleri islerden uzak durmaya egiliminde oldugunu, hatta zaman zaman devlete gerekli bilgileri vermeme egiliminde oldugunu, Komisyona karsi da, bagli oldugu makamlara karsi da bilgi sakladigini, MIT'in buna hakki olmadigini, Özal'in da MIT'in bu tutumundan rahatsiz oldugunu, özellikle terörle mücadelede MIT'in çalismalarini yetersiz buldugunu, bu nedenle de Emniyet'in istihbarat birimini güçlendirmeye çalistigini, terörle mücadelede Özel Harekat Biriminin kuruldugunu,

Her birimin , Emniyetin, Jandarmanin, Genelkurmay'in kendi istihbarat birimlerini kurduklarini, bunun devlet içinde bir istihbarat kargasasi meydana getirdigini, bu birimlerin kendi aralarinda rekabete, hatta çatismaya girdiklerini, istihbarat konusunda yeni bir yapilanmaya ihtiyaç oldugunu, istihbarat konusunda devletin çok pahali çalistigini, çok para harcadigini, ancak çok az verim aldigini,

Devletin Istihbarat birimlerinin 1993'den sonra gerek Emniyet istihbaratinin, gerekse MIT'in iç politika amaçlariyla kullanildigini, Tansu ÇILLER döneminde MIT içinde Kontrterör birimi olarak yeni bir birimin olusturuldugunu, Mehmet EYMÜR'ün MIT'e döndügünü ve bu birimin basina getirildigini, bu birimin de iç politika amaciyla kullanildigini, bunun da büyük bir zafiyet oldugunu,

1993 yilinda önemli gelismeler oldugunu; Tansu ÇILLER'in Basbakan oldugunu, Mehmet AGAR'in Emniyet Genel Müdürü oldugunu, Içisleri Bakanligi bünyesindeki istihbarat biriminin güçlendirildigini, teknolojik donanim alindigini, Sn. Cumhurbaskaninin ``Milli Güvenlik Kurulunda bu hususta alinmis bir karar yok'' demesine ragmen Tansu ÇILLER'in ``Biz PKK'nin lojistik destegini kesecegiz. Bu destegi saglayan isadamlarinin listesi elimizde, bunlari biliyoruz'' seklinde beyaninin oldugunu, 1993 sonrasindan itibaren sistematik bir sekilde Mafya seylerinin öldürüldügünü, bunlarin bazilarinin katillerinin bulundugunu, bazilarinin bulunamadigini,

MIT'te Tolga ATIK'le birlikte çalisan Basbakanlikta Dis Türklerle ilgili Müsavir Kamil YÜCEORAN'in ellerindeki dinleme cihazlariyla kendi evini dinlediklerine dair bir bilgisi olmadigini, yani evini kimin dinledigini bilmedigini, Mehmet AGAR'in da kendisine evini kesinlikle Emniyet'in dinlemedigini söyledigini,

Örtülü Ödenek Konusu :

Muhalefetteyken Örtülü ödenegin siyasî amaçla, iç politika amaciyla kullanildigi duyumunu aldiklarini, Basbakan oldugu zaman bu konuyu arastirdigini, bilhassa hükümeti devralmadan 15 gün önce bir hafta içinde çekilen 500 milyar liranin nereye harcandigini arastirdigini, Genelkurmay Baskanini çagirdigini, bu ödenegin Bosna'da, Kuzey Irak operasyonunda kullanilip kullanilmadigini sordugunu, ``Kesinlikle böyle bir ödenek kullanmadiklari'' cevabini aldigini, MIT'e, Emniyet'' de sordugunu, 15-20 Subat arasi bu kuruluslara da böyle bir ödeme yapilmadigini ögrendigini, Vakiflar Bankasi Genel Müdürüne Örtülü Ödenek hesabini getirttigini,

Sonra Çiller'e bu parayi nerede kullandigini sordugunu, Çiller'in ``Bunlari açiklamaya mecbur olmadigini, açiklarsa savas çikacagini, kendisine de güvenmedigini'' söyledigini, Cumhurbaskanina da söylemedigini,

Abdullah ÇATLI'ya Sedat BUCAK'la birlikte APO'yu öldürmek üzere örtülü ödenekten 250 milyar lira verilecegi, Genelkurmay ve Emniyetin bilgisi noktasinda durduruldugu iddiasini gazetelerden okudugunu, bu konuda net bilgisinin olmadigini,

Bu paranin iç politikada kullanilmasina da gerek olmadigini, çünkü ortada seçim vs bulunmadigini, bu paranin izahinin olmadigini, bunu ancak ÇILLER'in açiklayabilecegini,

Budapeste Saldirisi :

Almanyadaki bir toplantidan dönerken yakit ikmali için Budapesteye indiklerini, hanimlarin da arzusuna uyarak orada gece kaldiklarini, ertesi gün otelden ayrilacaklari sirada lobide kahve içerken bir sahsin gülerek kendisine yaklastigini ve kendisine yumruk attigini, korumalarinin müdahale ettigini, sonradan kendisini arka odaya götürdüklerini, o sirada saldirganin yaninda 3 kisi ile beraber bir Mercedesle kaçtigini,

Buraya geldikten sonra MIT'ten kendisine verilen bilgiye göre; Saldiriyi Istanbul Halkali'da Sultan Tekstil'in ortagi olan, Abdullah ÇATLI'nin da ortagi olan Aydin DILEK isimli sahsin Macaristan'daki Ismail HOSKAYA, Veysel ÖZERDEM ve Erol isimli bir sahisla birlikte 100 bin dolar karsiligi organize ettiklerini, amaçlarinin siyasî sansasyon veya gözdagi vermek oldugunu,

MIT'in bildirdigine göre saldiriyi gerçeklestiren sahislarin önce Slovakya'ya daha sonra da Hollanda'ya geçtiklerini, asil saldirida bulunan sahsin da Hollanda'dan Mersin'e, oradan da Beyrut'a gittigini,

Saldiri'dan önce Türkiye Gazetesinde Ibrahim ÇIFTÇI isimli sahsin Haber Müdür Yardimcisi Yusuf SANCAK'in odasina girerek Budapeste ile görüstügünü, bunun dogruluk ve olayla baglantisini bilmedigini,

Uçagin gidis-dönüs programinin belli oldugunu, giderken Prag'da gelirken Budapeste'de ihtiyaten otelde rezerv yaptirildigini, rezervasyonda yabanci isim kullanildigini, ayrica Cumartesi aksam oraya vardigini, olayin Pazar sabahi oldugunu, saldirganlarin kendisini otelde tanimis olabileceklerini,

ÇÖZÜM ÖNERILERI :

Normal devlet teskilatinin hiyerarsik sistemi içerisinde, savcilarla, müfettislerle devletle organik baga girmis çete olayini çözmelerinin mümkün olmadigini, birçok engellerle karsilasilacagini, örnegin, ``Bu isi 15 gün içerisinde çözerim'' diyen Emniyet Müdürünün ertesi günü görevden alindigini,

Cumhurbaskani ve Basbakan'a da önerdigi çözümün;

Devlet Denetleme Kurulu'nun Kamu kurumlarindaki uzmanlardan (örnegin Istanbul Eski Emniyet Müdürü Kemal YAZICIOGLU ‘dan ) da yararlanarak sorusturma yapmasinin gerektigini,

Kendisinin Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcilariyla da görüstügünü, onlarin da kendisine; ``Bu olaylarin bir çete isi oldugunu ,birbirleriyle baglantili oldugunu, münferit olaylar olmadigini, bu nedenle bütün bu olaylari tek bir mahkemeye verin, tek bir savcilik sorustursun.Bu Istanbul veya Ankara DGM olabilir `` dediklerini,

Adalet Bakanliginin Topal Cinayetini, Susurluk olayini, Yaprak olayini tek bir DGM'de birlestirebilecegini, kendisinin de bunu teklif ettigini, ancak reddedildigini,

Sonuç Olarak :

Bu konunun çözülmesi için sayet Basbakan'in ``Koalisyon bozulur, siyasî bosluk olur'' gibi endiselerle olaya ciddiyetle yaklasmazsa, hükümet kurulmasi için bu meseleden bagimsiz olarak üzerlerine düseni yapacaklarini söylediklerini,

Bu meselenin sorusturulmasinda geç kalindigini, olay 3 Kasimda olmussa, 4 Kasimda Jandarma tutanagina dayanilarak sorusturmanin baslamasi gerektigini, çünkü burada aranan bir sahisla bir Emniyet Müdürünün ayni arabanin içinde birlikte çiktigini, bunun nedeni, bu evraklari kimin düzenlediginin sorusturulmasinin gerektigini, meydana gelen gecikmede suçlulara delilleri yok etme imkâni tanindigini, ne adli sorusturmanin, ne de idari sorusturmanin ciddi yürütülmedigini,

Ifade etmistir.

Basbakanligin Fax Telefonu :

Mesut YILMAZ'in komisyona sundugu ``Belgeler Dosyasi''nda; Kanada'nin Toronto bölgesinde bir posta kutusunda yakalanan esrardan hareketle tutuklanan Bert Samuel DAVISON'in ifadesinden David DINGWALL isimli sahsin esrar sevkiyatini idare ettigi, bu sahsin telefon irtibatlari arasinda Türkiye'de (90-312-417 04 76) numarali telefonun da bulundugu, bu telefondan MICHAEL isimli bir kisi ile bir kaç kere görüstügünün anlasildigi ve Kanada polisi tarafindan bu telefon abonesinin kim oldugunun soruldugu, yapilan tetkikte bu numaranin Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügünün Fax numarasi oldugunun tesbit edildigi, ancak Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügü bu telefondan kesinlikle böyle bir görüsme yapilmadigini belirttigi, yapilan görüsmelerin tarihlerinin de tesbit edilemedigi, telefon faturalarindaki dökümün de bulunamadigi'' anlasilmistir. (Ek: 218)

46- Trabzon Milletvekili Eyüp Asik 29.01.1997 tarihli ifadesinde;

1994-1995 yillarinda TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetler Hakkinda Arastirma Komisyonunda çalistigini ve pekçok faili meçhul siyasi cinayetler üzerinde durduklarini, Ugur Mumcu cinayetini çözdüklerini, ne zaman bir yere el atsalar ellerinin geri itildigini, devletin bazi makamlarinin bu isi bildigini, Devlet Güvenlik Mahkemesi Bassavcisinin, bu isle ugrasmayin dedigini, netice itibariyle devlette bazi adamlarin bu islerinin önünü kestigini,

Komisyonun net bir yere varamayacagini, mahkemelerin de varamayacagini, Türkiyede bir seyin netlestigini ve Türkiyede bu islerle ilgili çete olusumunun var oldugunu, bunun da son susurluk kazasindan sonra ortaya çikan belgelerle de kanitlanmis oldugunu, çete kurmakla ilgili Türk Ceza Kanununun 313 ve 314. maddelerinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alani disina çikarilmaya çalisildigini, DGM'den bu yetkilerin alinmasi halinde bu çalismalardan bir sonuç alinamiyacagini, bunun demokratiklesme adina yapildigi söylense de dogru olmadigini, DGM'nin bu yetkileri elinden alinmaz ise bu mahkemelerin çeteleri çözebilecek yeterli bilgi ve belgelere sahip oldugunu,

Bu komisyonun çalismalarinin da bir sonuç dogurmayacagini,

Ancak bir tesbitten ibaret kalacagini,

Topal cinayeti ile ilgili olarak Kemal Yazicioglu ile ilk defa görüsenin kendisi oldugunu, ilk görüsmelerinde Kemal Yazicioglunun Topal Cinayeti faillerinin tarafindan bilindigini kendisine söyledigini, bunun Susurlukla da baglantili oldugunu söyledigini, Özel timcilerin itiraflarda bulunduklarini, iyi bir arastirmayla oyain çözülebilecegini kendisine söyledigini, kaset gibi, itiraf tutanagi gibi, telefon baglantilari, parmak izi gibi birtakim bulgular oldugunu söyledigini,

12 Aralik 1994 tarihinde Kocaeli-Gebze'de Osman Gürbüz isimli THKP-C'ye mensup asiri sol görüslü bir militanin polisle silahli çatisma sonrasinda yakalandigini, bu sahsin evinde 3,5 milyarlik çek-senet, Istanbul'da polislik yapan Ahmet Tecer adli polise ait bir kimlik, iki silah, cep telefonu ve 5.25 BMW araç ele geçirildigini, ancak bu isin üzerine gidilmemesi için Genel Müdürlükten Kocaeline talimat verilerek adamlarin birakilmasinin istenildigi, yakalanan sahsin itirafçi oldugunun ve Jitem'de görevli Assubay Ahmet'in adami olabileceginin söylenildigini, BMW otomobilin Genel Kurmaya ait oldugunun ifade edilerek korkut Eken tarafindan Kocaeliden alinarak Ankara'ya getirildigini, bu aracin kmotor ve sasi numaralarinin hiç olmadigini, PKK itirafçilarinin da bazi islerde kullanildigini, BMW Genelkurmay'a ait ise neden oraya verilmedigini,

Istanbul Sultanbeyli'de bir arazi mafyasinin oldugunu, bu çete içerisinde bir komiser, 1 Emniyet Müdürü, 2-3 polis memuru ile Ziya Baycan, Saziye Barin, Ibrahim Genç ve halen cezaevinde bulunan Abdullah Sülük gibi sahislarin oldugunu, ancak mahkeme kayitlarinda bu sahislarin birbirleriyle baglantisinin pek gözükmedigini, oysa burada 17 cinayetin oldugunu, 2 yil içinde bu cinayetlerin islenmis oldugunu, olaylarin adliye'ye intikal ettigini ancak münferit olaylar seklinde intikal etmis oldugunu, Ziya Baycan çetesinin isadami Mehmet koçaslan'dan 200 milyar lira aldigini Ibrahim Genç'in de Ziya Baycan çetesinin bir elemani oldugunu, bu sahsin Istanbul da döviz bürosunun oldugunu, çetenin paralarinin aklanmasi isiyle ugrastigini, ancak su anda Ibrahim Genç'in suçlu durumda gözükmedigini, Ibrahim Genç'in Sedat demir'e para verdigini,

Çete faaliyetleri ile ilgili suçlarin sorusturulmasinda polise verilen gözalti süresinin yeterli olmadigini ve 7-15 gün arasinda tam çözülemese de evraklarin adli mercilere intikal ettirilmek zorunda oldugunu, bu nedenle daha uzun zaman alabilecek çete sorusturmalarinin bu süre içinde çözülmesi mümkün olmadigindan sorusturmanin nihai amacina ulasamadigini ve bunun yapisal bir sorun oldugunu, hukukta, yargida bu sorunlarin çözülmesi gerektigini,

Mehmet Agar, Ibrahim Sahin,Korkut Eken ve Abdullah Çatli arasinda geçen yil mart ayindan bu yana bir çekisme basladigini, birbirlerini yok etme planlari yapmaya dogru gittiklerini,

Hadi Özcan'in poliste alinan bir ifadesinde kendisinden Abdullah Çatli, Yesil ve Kürsat Yilmaz'in öldürülmesinin istenildigini belirttigini ancak bu ifadesini Savcilikta reddettigini, Ayrica Türkiye de Milli Istihbarat, Jitem ve Emniyet arasinda bir yaris oldugunu,

Sami Hostan'in Topal cinayeti içinde bulundugunun söylendigini, bu sahsin ayni zamanda Topal'in ortagi oldugunu, Sami Hostan'in telefon baglantilarinin, kayitlarinin elde edilmesi halinde devlette önemli kisilerle görüstügünün anlasilacagini,

Ömer lütfi Topal Cinayeti ile suçlanan polislerin sorgulamalarinin 5 kisi tarafindan yapildigini, ifade tutanaklari ve ses kasetinin oldugunu Kemal Yazicioglunun kendisine söyledigini, Kemal Yazicioglunun bu bilgiyi sorusturmayi yürüten Sentürk Demiral'den aldigini, oysa böyle bir kasetin olmadigini Sentürk Demiral'in daha sonra kendisine söyledigini, ifade tutanagi da kaset de yok dedigini, ayrica yapilan isin bir sorgulama da olmadigini kendisine söyledigini,

Ömer Lütfi Topal'in öldürülmeden evvel Yesil Kod adli Ahmet Demir'e bazi havaleler gönderdigini, Yesil'in Jitem'e bagli bir haberci oldugunu, ``Yesil'' kod adi ile dolasan sahis oldugunu, paranin miktarinin 10 milyon dolar oldugunu ve Ömer Lütfi Topal'in bu parayi verdigini, yine Is Bankasi araciligi ile Van iline gidip gelen bir para oldugunu da bildigini,

Ömer Lütfi Topal'in yakinlarina ``10 milyon dolari verdik havaleyi yaptik, kelleyi kurtardik, dolayisiyle artik benu koruyacaklar, beni öldürmeyecekler'' dedigininin söylendigini,

Devlet içindeki özel örgütlenmede bunlarin sayisinin 50-100 kisiyi geçmedigini, Ugur Mumcu Cinayetinin de devlet içindeki bu olusumun bilgisi dahilinde yapilmis olabilecegini,

Devlette bir görevliden destek almayan çetenin, mafyanin bir gün bile ayakta durmasinin mümkün olmadigini,

Bugün ise devlette birisine haraç vermeyen pavyoncu, devlette birisine haraç vermeyen kumarhane sahibi, devlette birisine ortak olmayan çek-senet mafyasi olmadigini,

Susurluk kazasi olmasaydi yakin bir gelecekte belki siyasetin akibetini de bu çetelerin tayin edecegini, mafyanin tayin edecegini,

Mehmet Agar ile Sedat Bucak'in ayni kategori içinde olacagini zannetmedigini, Mehmet Agar'in bu isleri hazir buldugunu, Çatli'nin Mehmet Agar'dan çok evvel bu isin içinde oldugunu Mehmet Agar'in Çatli'yi hazir buldugunu ve görevi geregi onunla iliski kurdugunu, Yasar Öz ile kimligi dolayisiyla Mehmet Agar'in iliskisinin ortaya çiktigini, hukuk nizaminda böyle seylerin olamiyacagini ve hesabinin sorulmasi gerektigini,

Sedat Bucak'in birçok olayin içinde oldugunu bu sahsin adam öldürmeye tesbbüs, yara alma, büroda tehdit gibi islerinin oldugunu,

Hakkari, Batman, Van üçgeninde eroin isinin hala devam ettigini ve dönen paranin Türkiyenin milli ekonomisinde dönen para kadar oldugunu, uyusturucu isine karisan asker, polis her kim olursa olsun suçlulari ortaya çikarmak ve bu isi durdurmak gerektigini,

Yasar öz, dosyasinin en önemli dosyalardan birisi oldugunu, bu dosyada hem sahte belge bulundugunu hem de sahte belgenin devlet tarafindan kabul edildigini ve Emniyet Genel müdürünün de bu sahsin serbest birakilmasini istedigini,'' beyan etmistir.(Ek:219)

47- MEHMET SENA SÖYLEMEZ 2 Mart 1997 tarihli ifadesinde;

Aslen Mus'lu, Kürt kökenli, 1961 dogumlu, doktor, genel cerrah oludugunu, Esinin Mus Eski Milletvekili Mehmet Emin SEVER'in yegeni ve doktor oldugu, 1995 yilina kadar Ankara Numune hastanesinde çalistigini, 6 kardes olduklarini, kardeslerinden birinin baskomiser, birinin astsubay, birinin emekli polis, birinin de emekli isçi oldugu,

1994 yilinda bir araba parki meselesi yüzünden Bucak ailesinden Sedat BUCAK'in yegeni uyusturucu, alkol bagimlisi Sultan Memduh BUCAK tarafindan vuruldugunu, (kardesinin de O'nu öldürdügünü), bu tarihe kadar Bucak ailesini hiç tanimadigini, bundan sonra aralarinda kan davasi basladigini, vurulan insan olmasina ragmen Ankara'da gözaltina alindigini ve sorgulandigini, bu sorgulamada Ankara Asayis Müdür Yard. Ali Ihsan SARIKAVAK'in kendisine ``Biz Bucaklarin dostuyuz. Seni ve ailenden herkesi öldürecegiz'' dedigini, (Bu kisinin daha sonra abisi ve yegenini öldürenlerle birlikte oturup kalktigini,)

Sedat BUCAK'in Mehmet AGAR ile ortakligi, karanlik islere eraber girip çikmalari yüzünden kendisine bagli polisleri kendi üzerlerine saldirttigini, kendilerine saldiranlarin daima polisler oldugunu,

Bir oaydan dolayi Bilkent Üniversitesinde okuyan yegeninin tutuklandigini, iskence gördügünü ve o zaman Adalet Bakani olan Mehmet AGAR'in emri ile özellikle Eskisehir Hapishanesine gönderildigini, yegeni yem olarak kullanilarak O'na elbise, çamasir, para vs. götüren agabeyi ve diger yegeninin orada Savcidan izin alma bahanesi ile bekletildigini, bu sirada ziyaret günü olmamasina ragmen oraya gelen Ülkücü Mafyasindan bazi kimselerin güya ziyaret amaci ile oraya gelerek agabeyi ve yegenini teshis ederek dönüs yolunda pusu kurduklarini ve (13 Mart 1996 günü) agabeyi ve yegenini öldürdüklerini, onlara ates edenlerin polisler oldugunu, bu olayin maddi delillerinin arastirilmadigini, örnegin Orada bulunan Mercedesin içinde vurulan insanlarin saç killari, parmak izleri, tükürük ve kanlarinin oldugunu, yillar geçse de DNA testi ile bunlarin kime ait oldugunun tesbitinin mümkün oldugunu, ayrica Fatih BUCAK adina kayitli bir cep telefonu bulundugunu, bu telefondan kimlerle görüsüldügünün tesbit edilebildigini, Daha sonra bu öldürme olayinin çig köfte partisi ile kutlandigini, bu partiye; Mehmet AGAR'in, Yalim EREZ'in, Sedat BUCAK'in ve Necmeddin Dedenin katildigini, ancak bu davanin kapatildigini,

Sedat DEMIR ve Deniz GÖKÇETIN'in kendi taraftarlari olmadigini, bu kisilerin yine Mehmet AGAR'in adamlari oldugunu, agabeyini pusuya düsürtüp öldürmek için bu insanlarin kullanildigini, bu müdürlerle beraber olan Baskomiser Halim APAYDIN'in agabeyine arabasinin vererek Eskisehir'e gönderdigini, ancak ne zaman gidecegini (katillere) haber vererek karsiliginda çek aldigini, eylemin sonucunda agabeyinin öldügünü,

Kendisinin 11 Haziran 199'da Adana'da bulunan agabeyini ziyaretten dönerken Pozanti'da vuruldugunu, kendisini vuran insanlarin Istanbul Polisi oldugunu, güya operasyon yaptiklarini, bundan Adana polisinin haberi olmadigini, bu kisilerin Istanbul disinda operasyon yapmak için görev belgelerinin olmadigini, oraya gelmek için bir gerekçelerinin de olmadigini, kendisi orada ölseydi olayin faili mechul olacagini, trafik polislerinin, kamyoncularin, vatandaslarin gelerek kendisini kurtardigini, bunun üzerine isi resmilestirdiklerini, kendisini vurmalarina bir bahane bulmak için kendisini ÇETE olmarak suçladiklarini, kendi arabasinda silah oldugunu iddia ettiklerini, bunun kesinlikle yalan oldugunu, Orada ( POZANTI'da) yakalandiklari , Adana'da hastanede yarali iken Adana Terörle Mücadele ekipleri tarafindan ifadesi alindigi halde Istanbul'da yakalanmis gibi tutanak tutuldugunu, Pozanti'da hiçbir islem yapilmadigini, olayin Pozanti Savcisindan gizlendigini, daha sonra Istanbul'a götürüldügünü, burada hiçbir ifade vermedigini, hiçbir seye de imza atmadigini, ancak kendi ifadesi olarak sahte bir ifadenin düzenlendigini, mahkemeye aleyhine delil olarak sunulan tek seyin bu ifade oldugunu, kendisinin bir sey itiraf edecekse bunu Adana'da itiraf edecegini, oysa Adana'da verdigi ifadede ``Hiç bir sey yapmadim'' dedigini, o ifadenin kesinlikle kendi ifade olmadigini,

Ayrica kardeslerine de çesitli uydurma seyler imzalatildigini, kardesinin tutuklama karari oldugu halde, kardesinin savcinin, hakimin karsisina çikarilmadigini, 4 yil gezdirildigini, iskenceden geçirildigini, bunun arkasinda da Mehmet AGAR'in oldugunu,

Kendisi tutuklandigi zaman, memur oldugu için memur kogusuna konulmasi gerekirken, Adalet Bakani Mehmet AGAR'in imzasiyla Kütahya Cezaevine gönderildigini, çünkü burada abisini öldürmekten zanli insanlarin bulundugunu, 50 kadar Urfa'li bulundugunu, Sedat BUCAK'la yakin iliskisi olan Müslüm BAKAN adinda birinin kardesinin oldugunu, bu cezaevine konulursa kendisinin muhakkak öldürülecegini, bunu da M.AGAR'in kendisini öldürsünler diye Adalet Bakani olarak yetkisini kullanarak bilerek yaptigini, orada vicdan sahibi bir savcinin durumu farkederek kendisini koymadigini, buradan sevkinin itirafçilarin bulundugu Kirklareli cezaevine çiktigini,

Eminönü Belediye Baskani Ahmet ÇETINSAYA'nin yegeninin öldürülmesi olayi ile hiç bir ilgisinin olmadigini, orada beraber yargilandiklari insanlarin sonradan kendilerine polis tarafindan aldatildiklarini söylediklerini belirtmistir.(Ek:220)

48- ABDÜLGANI KIZILKAYA 28.02.1997 tarihli ifadesinde;

1966 Urfa-Siverek dogumlu, ilkokul mezunu, Asiret içinde resmi korucu, Sedat BUCAK'in da yakin akrabasi ve özel korumasi oldugunu, 4 yildir beraber olduklarini,

Susurluk kazasi oldugunda Sedat BUCAK'i arkadan takip ettiklerini, kazadan 4-5 dakika sonra olay mahalline vardiklarinda, arabanin kamyonun altinda oldugunu, halatla vatandasin yardimi ile 15 dakikalik bir ugrastan sonra arabayi kamyonun altindan çikardiklarini, Sedat Beyi ve cesetleri de ancak ondan sonra çikarabildiklerini, hatta Sedat Beyin öldügünü sandigini, asfaltin üzerine uzattigini, Sedat Beyin burada konusmasina imkân olmadigini, ``Silahimi verin, tabancami verin'' sözünü hastanede söyledigini,

ARENA'da yayinlanan resimde ise arabanin kamyonun altinda oldugunu, demekki birilerinin kendilerinden önce olay yerine vararak resimleri çektiklerini, silahlari da arabanin arka koltuguna onlarin koymus olabilecegini, (bunlar üzerindeki parmak izlerinin rahatlikla kontrol edilebilecegini ve kime ait oldugunun anlasilabilecegini) çünkü arabayi kendisinin hazirladigini, arka koltukta silah görmedigini, yalniz arabanin arkasindan milletvekillerine verilen Sedat BUCAK'a ait çantanin düstügünü, bu çantayi aldigini, Balikesire giderken ve Istanbul'da havaalaninda da bu çantanin elinde oldugunu, bunun resimlerde de göründügünü, bu çantada Sedat Beyin kimligi ile 230 milyon liranin bulundugunu, zaten bu parayi çantaya beyaz bir poset içinde kendisinin koydugunu, çantadan baska bir sey almadigini,

Sedat BUCAK'in M-16 ve MP-5 marka ve baska hertürlü silahinin oldugunu, bunlarin devletin verdigini, arabada bu silahlarin mermilerinin de oldugunun söylendigini, peki mermileri varsa, susturucu varsa da silahlarin nerede oldugunu, Eger Sedat BUCAK'a ait silah oldugunu bilseydi rahatlikla kendisine ait oldugunu söyliyecegini, 4 yil yatip çikacagini, ancak kesinlikle böyle bir sey olmadigini, kendisinin silah, susturucu falan görmedigini,

Mehmet ÖZBAY'i 1,5 yildir Sedat BUCAK'in yanina gelip gittigi için tanidigini, ancak Abdullah ÇATLI olarak bilmedigini, esasen Abdullah ÇATLI'nin kim oldugunu da bilmedigini, bu kisinin Siverek'e, Ankara'ya Sedat Beyin yanina geldigini, Istanbul'da da görüstüklerini, kendisinin bol içki kullandigini, ancak kokain falan kullanmadigini, daha dogrusu bilmedigini,

Hüseyin KOCADAG'in cebinden okunmus toprak çiktigini, bunun toz esrar olarak kamuoyuna sunuldugunu,

Sami HOSTAN'i tanidigini, Kazadan önce Istanbul'da görüstüklerini ve yurt disina Galatasaray'in maçina gittigini, kendilerini takip etmesinin mümkün olmadigini, ancak telefonla görüstüklerini ,

Kendilerini kimsenin takip ettiklerinden süphelenmediklerini, ancak Izmirde Otelde kendisine ``Gani Dikkatli olun'' dedigini, oradan Kusadasina geçtiklerini, genelde yolda her arabadan süphelendiklerini,

Ali ÇÖRÜ'yü de tanidigini, maça gelirken görüstüklerini, ancak Ankara'ya Sedat Beyin yanina gelmedigini,

Gonca US'u Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü,

Ahmet BAYDAR'i tanimadigini,

Sedat BUCAK'in Susurluk Kazasinda beraber oldugu kisilerle daha önce hep birlikte beraber olduklarini görmedigini belirtmistir.(Ek:221)

49- MUSTAFA ALTINOK 28. 02.1997 tarihli ifadesinde;

1960 Yozgat dogumlu, Sorgun Lisesi mezunu, 1985'de Sorgun Lisesi mezunu, evli, 3 çocuklu oldugunu, okuldan mezun olduktan sonra 1985 sonundan itibaren Basbakanlik'da koruma memuru olarak göreve basladigini, 1987 yilinda Gölbasina Özel Harekat kursuna gittigini, kurstan sonra 1987 onuncu ayinda Sanliurfa'ya gittigini, 1990'a kadar burada kaldigini, sark dönüsü Istanbul Terörle Mücadele Müdürlügünde göreve basladigini, 6 ay öncesine kadar burada görev yaptigini, 28 Agustos 1996'Da Sedat BUCAK'in koruma görevine atandigini,

Susurluk Kazasi öncesi Ankara'dan Istanbul'a gittiklerini, kendisinin 15 gün evinde kaldigini, buradan Yalova'ya geçtiklerini, maç seyrettiklerini, sonra Burhaniye'ye gittiklerini, bir arsaya baktiklarini, oradan Izmir'e gittiklerini, Izmir'de 2 gün, Kusadasinda 2 gün kaldiklarini, dönüste malum kazanin oldugunu,

Gidis ve dönüste kendilerini takip eden kimseyi görmedigini, hissetmedigini, arkadaslarinin da hissetmediklerini,

Kazadan 5 dakika sonra olay yerine geldiklerini, yarali ve ölüleri çikarmaya çikarmaya çalistiklarini, bu sirada arabadan Sedat BUCAK'in, Mehmet ÖZBAY'in ve Hüseyin KOCADAG'in zati silahlari disinda bir silah çikmadigini, baska hiç bir silah ve mermi görmedigini, arabadan hiçbir sey almadigini, para çantasini Gani'nin almis olabilecegini, kaza yerine vardiklarinda arka bagajin açik oldugunu, ama silah falan görmedigini, yaralilari kurtardiktan sonra arabanin yaninda Enver'in kaldigini,

Abdullah ÇATLI'yi bir yil kadar önce Ayhan ÇARKIN'in yaninda Mehmet ÖZBAY olarak tanidigini, kendisinden hiç süphelenmedigini, çünkü adamin tasima ruhsatli silahi oldugunu, uçaklara bindigini, büyük adamlarla, mesela milletvekilleri ile görüstügünü, kendisini Emniyet Müdürlügünde, Müdür odasinda, koridorda, bahçede, yolda gördügünü,

Sami HOSTAN'i da Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü,

Ali Fevzi BIR'in ismini bu olaylardan sonra duydugunu,

Ömer Lütfi TOPAL'i hiç tanimadigini, TOPAL cinayetinde sanik olmadigini, o gün nöbetçi ekiple görevde oldugunu, arkadaslarina da çok güvendigini, onlara kefil oldugunu, onlarin böyle bir cinayeti isleyceklerine ihtimal vermedigini, buna inanmadigini,

Mehmet ÖZBAY'in kokain kullandigini sanmadigini, çok düzenli, kibar, efendi, iyi bir insan oldugunu, O'nun tetik çekecek bir insan olduguna inanmadigini, duyunca çok sasirdigini, is sahibi oldugunu, is yerine bir defa gittigini, orada ortagi Ahmet BAYDAR'i da gördügünü,

Kendilerinin çete kurmakla suçlandigini, Sedat BUCAK'in yanina gideli 3 ay oldugunu, 3 ayda çete kurulamiyacagini, Ayhan ÇARKIN'la beraber, ama ayri ayri timlerde çalistiklarini, bazi nokta operasyonlarda müsterek görev yaptiklarini, bu operasyonlarda kesinlikle sivil kisilerin bulunmadigini, Güneydoguda da Jandarma bölgesinde görev yaptiklarini, yüzlerini de kapatmadiklarini, faili mechul olaylarda ölenlerin bu operasyonlarda ölmedigini, bu operasyonlar yüzünden DEV-SOL tarafindan evine gelindigini, öldürülmek istendigini,

Ibrahim SAHIN'in Sami ile, yahut Ömer Lütfi TOPAL'la bir iliskisinin olamiyacagini, I.SAHIN ve Korkut EKEN'in Özel Harekat Kursunda hocalari oldugunu, onlari çok iyi ve dürüst olarak bildigini,

1991 yilinda Hasan Pasa olayindan dolayi Avrupa Insan Haklari Mahkemesinde yargilandiklarini, bu olayda içeridekilere teslim olun dediklerini, ancak ``Biz fasistlere teslim olmayiz'' dediklerini, slogan attiklarini, silahli çatisma oldugunu, bir arkadaslarinin yaralandigini, içerde beraat ettiklerini, daha sonra Insan Haklari Mahkemesinde dava açildigini ve devam ettigini belirtmistir.(Ek:222)

50- ENVER ULU 28. 02. 1997 tarihli ifadesinde;

1963 Trabzon dogumlu oldugunu, ilkokulu babasinin memuriyeti dolayisiyle Diyarbakir, Ankara ve Çankiri'da okudugunu, Ortatahsilini Trabzon'da tamamladigini, 1983'te askere gittigini, asker dönüsü 1986'da polislik imtihanini kazanarak 100. yil Polis Okuluna gittigini, buradan mezun olarak ayni yil Ankara Hassas Bölgeler Sb. Md.'de göreve basladigini, 1987 Mayisinda Özel Harekat kursuna katildigini, ayni yil Siirt'e sark hizmetine gittigini, 1990'da sark hizmetini bitirerek Ankara'ya Özel Harekat Subesine geldigini, 1991'de Istanbul'a gittigini, 1993'te tekrar Ankara'ya geldigini, 1994'te Sedat BUCAK'in korumasina verildigini, 1995'de kendi istegiyle Izmir'e tayin oldugunu, burada 1996'da Özel Harekat'tan ayrildigini, Korumalar Subesine geçtigini, sonra terörde çalistigini, Daha sonra tekrar Sedat BUCAK'in korumaligina verildigini,

Susurluk Kazasi'ndan önce Sedat Beyle önce Istanbul'a, oradan Mehmet ÖZBAY'la birlikte Izmir'e gittiklerini, buradan Sedat Beyin Kusadasinda bulunan yazligina gittiklerini, Izmir'de Prensis Otelde kaldiklarini, burada Mehmet AGAR'in kizinin bulundugunu, Sedat BUCAK Mehmet ÖZBAY'la birlikte M.AGAR'in kizina geçmis olsun ziyaretinde bulunduklarini, Mehmet AGAR'in orada olmadigini, Sedat BUCAK'in dostu olan Hüseyin KOCADAG'in Izmir'de kendilerine katildigini,

Yolda araya kamyon konvoyunun girmesi nedeniyle Sedat Beylerden koptuklarini ve malum kazanin oldugunu, kazayi görünce durduklarini, Mehmet Bey ve yanindaki bayandan iniltiler geldigini, kimsenin yardimci olmadigini, önce arabayi çekip çikardiklarini, korumasi oldugu için Mustafa ALTINOK'la birlikte Sedat Beyi kurtarmaya çalistiklarini, bir arabaya atarak Balikesir'e gittiklerini, Hüseyin Bey'i ve digerlerini diger arkadaslarinin çikardigini,

Kaza mahalline vardiklarinda arabanin bagajinin açik oldugunu, kapilarinin da açik olabilecegini, arabada zati silahlar disinda uzun namlulu silah filan görmedigini, görselerdi toparliyacaklarini, Sedat Beyin içinde para bulunan çantasini kendi korumasinin almis olabilecegini, kendisinin almadigini,

Abdullah ÇATLI'yi Mehmet ÖZBAY olarak 1,5-2 sene önce 1995 yilinda, Sedat Beyden önce bir arkadas toplantisinda tanidigini, daha sonraSedat Beyin yanina gelip giderken gördügünü, kisi olarak tanimaya basladigini, beraber yemege çiktiklarini, ancak bildigi simalardan birileriyle beraber olmadiklarini, Çatli'yi Ibrahim SAHIN'in makaminda görmedigini, Çatli'nin kokain kullandigini bilmedigini, sanmadigini,

Sami HOSTAN'i Sedat BUCAK'in yaninda bir-iki defa gördügünü,

Ali Fevzi BIR'i de ALIÇO olarak bir defa yine Sedat Beyin yaninda gördügünü,

Hüseyin KOCADAG'i Özel Harekatçi oldugu için 1987'denberi Diyarbakir'dan tanidigini,

1988'de arkadasini kazaen yaralamaktan 6 ay bir disiplin cezasi aldigini, kendisinin Ömer Lütfi TOPAL cinayeti ile ilgisi olmadigini, halen ÇETE kurmaktan yargilandigini belirtmistir. (Ek:223)

51- BURHANETTIN BIGALI 02.03. 1997 tarihli ifadesinde;

1927 Bergama'nin Göçbeyli nahiyesinde dogdugunu, 13 yasinda Konya askeri Ortaokulu'na gittigini, 1947'de Harbiye'yi, 1959'da Harp Akademisini bitirdigini, 1972 yilinda General oldugunu, Istanbul Garnizon Kurmay Baskanligi, Harp Akademileri Kurmay Baskanligi, Erzurum'da Tümen Komutanligi, Kara Kuvvetleri Istihbarat Baskanligi, Genelkurmay Sikiyönetim ve Koordinasyon Baskanligi ve 6. Kolordu Komutanligi görevlerinden sonra

1981 yilinda MIT müstesari oldugunu 1986 yili Agustos ayina kadar 5 yil bu görevde kaldigini,Orgenaral olarak 2. Ordu Komutanligi ve arkasindan da Jandarma Genel Komutanligi görevlerinde bulunduktan sonra 1990 yilinda emekli oldugunu,

MIT Kanununa göre; ``MIT'in görevinin, T.C.'nin ülkesiyle, milletiyle bütünlügüne, varligina, bagimsizligina, güvenligine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlara karsi, içten ve distan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkinda millî güvenlik istihbaratinidevlet çapinda olusturmak, bunlari Cumhurbaskani, Basbakan, Genelkurmay Baskani ve Milli Güvenlik Kurulu ile gerekli kuruluslara bildirmek'' oldugunu,

Çesitli Kamu kurum ve kuruluslarinin yukaridaki baglamda elde ettikleri bilgileri MIT'e bildirmelerinin gerekli oldugunu, bu bilgilerin bir havuzda toplanmasinin gerektigini,

MIT Kanununa göre; `` MIT müstesarinin baskanliginda Bakanliklar ve diger kurum ve kuruluslar arasinda yukarida belirtilen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyon saglanmasi ve istihbarat çalismalarinin yönetilmesinde temel görüsler olusturmak üzere Milli Istihbarat Koordinasyon Kurulu'nun olusturuldugunu, bu kurulun her üç ayda bir toplanmasi gerektigini'',

Kendi döneminde Koordinasyon Kurulunu hep topladigini, Oysa bugün bunun saglikli sekilde yapilamadigini, kurumlar arasinda, özellikle Emniyet, Jandarma ve MIT arasinda kopukluk oldugunu, MIT'in gelen bilgileri degerlendirerek icra etmek üzere yine emniyete verdigini,

MIT'in öcü olmadigini, millî bir kurulusumuz oldugunu, Basbakanin, bakanlarin bu kurulustan brifing almasi gerektigini, bu kurumu tanimalari ve yardimci olmalari gerektigini, MIT'in disariya gidecek büyükelçilere brifing verdigini, onlarin teröre karsi, mesela Asala eylemlerine karsi nasil hareket edeceklerini anlattigini, dis temsilciliklerimizin korunmasi için gerekli tedbirleri aldigini, ayrica dis temsilciliklerimizin sik sik kontrol edildigini, bir sürü dinleme cihazi vs. bulundugunu, MIT'in ihtiyaç duydugu elekronik, teknik cihazlarla donatilmasi gerektigini, Avrupa'daki Türk varligini, dis temsilciliklerimizi korumak için çevre kusak ülkelere dikkat etmek, istihbarati daima güncel tutmak gerektigini,

30 Kasim 1983 tarihi itibariyle 195 Asala eylemi oldugunu, 56 kisinin hayatini kaybettigini, bunlardan 39'unun Türk oldugunu,

Bu Asala eylemlerine karsi siyaseten dost ülkelerin istihbarat teskilatlari ile isbirligi yaptiklarini, ayrica bu devletlere bir gün bu eylemlerin kendilerine zarar verecegini anlattiklarini, nitekim ölen insanlarin 17'sinin çesitli yabanci ülke vatandaslari oldugunu, bu ülkelerin zarar gördügünü, ayrica Türkiye ile ticari münasebeti olan ülkelerin bunlari desteklememeleri için uyardiklarini, ayrica Ermeniler içinde de bu eylemlerden rahatsiz olan insanlar oldugunu, siyasî platformda da bunlarin hakliliklarini isbat edemediklerini, ve sonuçta Ermeni terörünün sona erdigini, kismen de bu isi PKK'nin sürdürdügünü,

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teröre terörle mukabele etmedigini, Abdullah ÇATLI ismini MIT müstesari oldugu dönemde hiç duymadigini, böyle bir kisinin MIT tarafindan Asala'ya karsi kullanilmasinin asla sözkonusu olmadigini, Müstesarin bilgisi olmadan alt düzeyde birilerinin de böyle bir sey yapmalarinin mümkün olmadigini, MIT'in kisilere pasaport verme görevi olmadigini, dolayisiyle bu kisilere pasaport falan vermedigini, kendilerinin Asala terörüne karsi dis temsilciliklerde sadece pasif koruma tedbirleri aldiklarini,

Kendi döneminde ne disarida, ne de içeride bir takim sag ve sol militanlarin, Abdullah ÇATLI gibi, Oral ÇELIK gibi kimselerin tetikçi olarak kullanilmadigini, istihbarat haricinde herhangi bir operasyonda sivil kisilerin kullanilmadigini, bunun mümkün olmadigini, bu kisilerin kendileri tarafindan korunmadigini,

MIT Müstesari iken MIT bünyesinde silah kaçakçiligi, uyusturucu kaçakçiligi gibi teröre destek veren islerle ilgilenmek üzere Kaçakçilik Dairesinin kuruldugunu, bunun sebebinin 12 Eylül'de çok sayida silah yakalandigini, yani terörü silah kaçakçiliginin destekledigini, O'nu da uyusturucu kaçakçiliginin destekledigini belirlediklerini, bunun sonucunda 1984 yilinda uyusturucu kaçakçiligina bulasan Mafya Babalari operasyonu yaptiklarini, Dündar KILIÇ, Behçet CANTÜRK gibi insanlarin sorgulandiklarini, haklarinda fezleke düzenlendigini ve adli makamlara sevkedildigini, sonucunun ne oldugunu bilmedigini, Mehmet EYMÜR'ün bu Kaçakçilik Dairesinin basina getirildigini, bu kisinin çok çaliskan birisi oldugunu, konusu ile ilgili sorgulamalara katildigini,

Dündar KILIÇ ve benzeri babalarin MIT içindeki, kamudaki insanlarla, (Örnegin iddia edildigi gibi, MIT Istanbul Bölge Eski Müdürü Nuri GÜNDES ile yahut Istanbul Emniyet Eski Müdürü Sükrü BALCI ile ) iliski içinde olduklarina dair bir bilgisi olmadigini, buna inanmanin da mümkün olmadigini,

Mehmet EYMÜR'ün 1987 yilinda yayinladigi çesitli devlet görevlileri hakkindaki Raporun kendisinden sonra oldugunu, sonucunda da MIT'ten ihraç edildigini, sonradan nedenini bilmedigi bir sekilde geri alindigini,

Korkut EKEN'in kendi zamaninda MIT'te olmadigini, sonra yarbay olarak bir dönem Mehmet EYMÜR'le birlikte MIT'te çalistigini, bu rapor dolayi sonra ikisinin birlikte uzaklastirildigini, halen Emniyet Genel Müdürlügü danismani olarak çalistigini duydugunu,

Kendi MIT Müstesarligi döneminde Nuri GÜNDES hakkinda Dündar KILIÇ'la iliskisi olduguna dair bazi iddialar oldugunu, daha üst görevli kimselerden olusan bir komisyonla hakkinda tahkikat yaptirdigini, katiyen böyle bir sey olmadigina dair rapor verdiklerini, iddialarin tamamen yanlis oldugunu, Mehmet EYMÜR'ün Nuri GÜNDES hakkindaki iddialarinin birtakim sahsi husumetlerden kaynaklandigini, Nuri GÜNDES'le ilgili olarak Dündar KILIÇ'in verdigi bilgilerin ortadan kaldirildigi iddialarinin dogru olmadigini,

JITEM diye bir kurulusun kendi Jandarma Komutanligi döneminde kurulmadigini, kendisinin 1990 yilinda emekli oldugunu, bunun 1993 yilindan sonra ortaya çiktigini, arkadaslarina sordugu zaman da böyle bir seyin olmadigini ifade ettiklerini,

Mehmet Ali AGCA'nin 1982 yilinda askeri cezaevinden kaçirilmasi sirasinda MIT'te görevli olduklarini, ancak o günlerde islerinin çok yogun oldugunu, bu nedenle Basbakanliktan özel bir emir de verilmedigi için bu konu ile ilgilenmediklerini, bu tip cezaevi firarlarinin herzaman oldugunu, hapishanelerin iç ve dis güvenliklerinin ayri ayri Bakanliklarda olmasinin bunda rolü oldugunu,

PKK'nin Ankara'daki Istanbul'daki örgütlenmesine karsi istihbari çalismalarin ve diger tedbirlerin iyi oldugu kanaatinda oldugunu,

Istihbarat Teskilatinin kanuni prosedür içinde alelusul sunu bunu dinleme yetkisinin olmadigini, önemli bir hedefi,bir örgüt mensubunun ancak savciligin müsaadesi alinarak dinlenebilecegini, ancak simdi birçok kisinin elinde dinleme cihazinin olabilecegini, buna karsi tedbir alinmasi gerektigini, örnegin bu komisyonun dinlenmemesi için MIT'ten uzman çagrilarak kontrol yaptirilabilecegini, bir parti lideri dinlendigini iddia ediyorsa, O'nun da çagirip uzmanlara kontrol ettirebilecegini,

MIT'te görev yapan kisilerin siyasî görüslerinin, ideolojilerinin görevlerini etkilememesi gerektigini, bazi siyasî kisilerin MIT elemanlarini MIT Müstesarinin bilgisi disinda ayri bir yapilanma içinde, mesela Asala'ya karsi kullanmalarinin kendi döneminde olmadigini, siyasîlerden böyle bir direktif almadigini, simdi de olmamasi gerektigini, varsa bilemiyecegini,

MIT'in Tarik ÜMIT gibi yasadisi islere bulasmis, uyusturucu kaçakçilarini istihbari amaçla kullanmasinin, istihbarat alinmasi karsiliginda onlarin yasadisi eylemlerine göz yumulmasinin, hatta yardimci olunmasinin asla dogru olmadigini, bunun mümkün de olmadigini, kendi zamaninda da sureti katiyede böyle bir seyin olmadigini,

MIT'in sivillesmesini, yani basina sivil bir insanin gelmsini dogru bulmadigini, çünkü yabanci birisinin teskilati taniyincaya kadar uzun zaman geçecegini, oysa askeri birimlerde benzeri istihbari birimler oldugundan asker kisilerin konuya yabanci olmadigini, örnegin kendisinin Kara Kuvvetleri Istihbarat Baskanligi yaptigini,

MIT'in bazi bilgileri bagli oldugu siyasî kisilere vermedigi iddiasina katilmadigini, Basbakanlar ne zaman isterlerse MIT'ten bilgi alabileceklerini, Milletvekillerinin de Basbakan'in izniyle brifing alabilecegini, ABD'de CIA Baskaninin hergün konutundan çikarken Disisleri Bakaninin arabasina binerek isyerine varincaya kadar son 24 saat içinde dünyada olan gelismeleri bildirdigini, bunun bizde de olabilecegini,

Çesitli basin organlarinda zaman zaman MIT kaynakli oldugu iddia edilen rapor, etüd veya bilgi notlarinin çogu zaman gerçegi yansitmadigini, ancak MIT'in kendini tanitmak amaciyla kamuoyunu aydinlatmasini dogru buldugunu, herkesin bu millî kurulusumuzu tanimasi gerektigini,

PKK terörüne karsi askerin yetersiz oldugu iddiasiyla Özel Harekat Polisinin asiri derecede güçlendirilmesine karsi oldugunu, bunun zaman içinde kontrolden çikabilecegini, askerdeki disiplini bunlarda saglamanin çok zor oldugunu, yalnizca askerin yaptigi çevirme harekatindan sonra yakin operasyon için özel komando egitimi almis sinirli sayida Özel Harekat Timinin bulundurulmasinin yeterli olacagini belirtmistir.(Ek:224)

52- HÜSEYIN OGUZ 18.02.1997 tarihli ifadesinde;

1959 Edirne Ipsala dogumlu oldugunu, daha sonra nüfusunu Izmir Karaburun Merkez Mahallesine aldirdigini, Baba adi Mehmet, ana adi Havva oldugunu, halen Elazig Il Jandarma Komutanligi Merkez Bölügü personel Islem Astsubayi olarak çalistigini,

1977 yilinda Astsubay Okulunu bitirdigini, 1977-1981 arasinda Diyarbakirda görev yaptigini, önce 1977-1979 arasinda Kulp'ta, 1979-1981 arasinda Ergani'de çalistigini,

1981 yilinda Ergani Kesantas Köyü matematik ögretmeni, Afyon Kirali Kasabasi'ndan babasi Adalet Partisi Ilçe Baskani olan ve okulda kürtçe konusulmasina, sarki söylenmesine karsi olan Kadir ismindeki ögretmenin Ergani-Afyon yolunda otobüs içinde biçaklanarak öldürüldügünü, bunun Kesantas Köyünden Saban ismindeki failini kendisinin buldugunu,

1981-1983 arasinda Bursa'da 6 ay komando'da çalistigini, 1982'de Sorgu'ya geçtigini,

1983-1986 yillarinda Kars'ta çalistigini, bu sirada 1984 yilinda 3 ay 10 gün faili mechullerle ilgili sorgu kursuna katildigini (Babasi Faili Mechul gittigi için bu konuda hobisi oldugunu), burada herhangi bir terör ya da faili mechul olayi hatirlamadigini,

1986-1993 yillarinda Usak Il Jandarma'da sorgu kisim amiri olarak çalistigini, narkotik sorumluluguna baktigini, burada Dev-Sol içindeki bir hesaplasma dolayisiyla Ulubey Ilçesinin Büyükkayali köyüne atilan 1 ceset disinda önemli bir olay olmadigini,

1993-1996 yillarinda (1 Temmuz 1996 tarihine kadar) Malatya Il Jandarma'da sorgu görevinde çalistigini,

Malatya'da görev yaparken 1996 yilinda Elazig-Malatya arasindaki Kömürhan Köprüsünün yakininda 20-25 yaslarinda genç bir erkekle genç bir bayan cesedinin bulundugunu, her ikisinin de ellerinin arkadan bagli oldugunu ve enselerinden vuruldugunu, olay yerinde 9 mm. Makina Kimya Mermileri oldugunu, erkegin ayaklarinin çiplak oldugunu, ayakkabilarinin kendine ait olmadigini tesbit ettiklerini, her ikisinin de temiz giyimli, erkegin ttrasli oldugunu, bayanin da bakire kiz oldugunu ve iç çamasirlarinin dahi çok temiz oldugunu, bunlardan hareketle bu olayin baskasi tarafindan degil, kesinlikle güvenlik güçleri tarafindan gerçeklestirilmis bir INFAZ oldugu kanaatine vardiklarini, örgüt isi olsaydi, örgütün maktülün ayagina ``Ajan veya provakatörün sonu budur'' gibi bir bildiri birakacagini,

Maktullerin kimliklerini tesbit etmek için olay yerinde çektigi resimleri basina verdigini, kizin babasinin resmi gazetede görerek kendilerini aradigini ve Malatya'ya geldigini, cesedi morgta teshis ettigini, adamin Mersin Gülnar ilçesinde ayakkabi tamircisi ve fakir bir aile oludugunu, kizin Dicle Üniversitesi Yabanci Diller bölümünde ögrenci oldugunu, herhangi bir olayla ilgisinin olmadigini,

Erkegin ise; Diyarbakir Silvan nüfusuna kayitli olup Sivas'ta 2 yillik yüksek okulu bitirdigini, Diyarbakir'da is ararken kizla tanistiklarini, güvenlik güçlerince gözaltina alindigina dair bir kaydinin olmadigini,

Diyarbakir'daki sistemi bildigini, buna göre bir kisinin bu sekilde öldürülmesi için kürt kökenli olmasi ve PKK'ya MÜZAHIR olmasinin (yani PKK'ya hafif bir sempatisinin olmasinin) yeterli oldugunu, kendini devlet yanlisi tanitan birinin ``Falan PKK yanlisidir'' gibi bir ihbari üzerine adamin özel harekatçi kiyafetiyle evinden alindigini ve 2-3 kisilik infaz ekibi (Tetik Timi) tarafindan infaz yapildigini, buna Istihbarat biriminin karar verdigini, ancak son zamanlarda infazlarin durdugunu,

Bu kisinin de bu sisteme göre tahminen müzahir olmasi nedeniyle yanindaki kizla beraber Diyarbakir ekiplerince gözaltina alindigini, onlar gözaltindayken baska bir infaz olayina tanik olduklarindan bu taniklari yok etmek için infaz edilmis olabilirler diye degerlendirdigini, çünkü o sirada 5 kisinin daha Diyarbakir'da atildigini bildigini, ayrica bu kisileri polisin gözaltina aldiginin da kesin oldugunu, kizin bir arkadasinin ailesine telefon ederek yurda gelmedigini bildirdigini,

Ayrica Diyarbakir'la cesetlerin bulundugu yer arasinda 11-12 tane kontrol noktasinin bulundugunu, güvenlik güçlerinden baska kimsenin bu noktalari yanindaki bu kisilerle veya cesetlerle geçmesinin mümkün olmadigini, ceset birakilan yerin güvenlik amirinin de normalden bu isten haberdar olmasinin gerektigini, ancak Malatya'da fazla güvenlik görevlisi olmadigini da düsünerek cesetleri Malatya'ya, Jandarma bölgesine biraktiklarini,

Olayi arastirmak üzere Il Merkez Bölük Komutani Üstegmen Abdullah KAYA ile Kriminalci Uzman Çavus Ergun KAYAKAYA ve Ali Basçavusun Diyarbakir'a gittiklerini, kendisinin gitmek istemedigini ve gitmedigini, bu ekibin polis ve jandarmaya ugradiklarini, adi geçen kisilerin (maktüllerin) poliste gözaltina alindiklarini ögrendiklerini, ancak burada kendilerine; ``Sizin ne isinize geliyor, bunun sizinle alakasi yok, çekin gidin görevinize'' dendigini, böylece hiç bir evrak almadan ,hiç bir islem yapmadan geri geldiklerini, onlara ``Iyi ki sizi de infaz etmemisler'' dedigini, olayin böylece kaldigini,

Yesil ve Veli KÜÇÜK :

YESIL'in aslen Bingöl Solhan Asmakaya Köyü nüfusuna kayitli, 1953 dogumlu Salih oglu Mahmut YILDIRIM oldugunu, Sakalli diye anilan isinin de ayni sahis oldugunu, çocuklugunun Elazig'da geçtigini, 1982 yilinda Ülkü Ocaklari davasindan Elazig Polisince gözaltina alindigini, ``Devletin manevi sahsiyetine hakaret ve Polis Memuruna hakaret''ten 2 fisi bulundugunu, kendisini gördügünü, uzun boylu, 1,85 boyunda, esmer bir sahis oldugunu, çok zengin oldugunu,

Yesil'in önce polisle birlikte çalistigini, daha sonra Cem ERSEVER'le tanisarak JITEM'de çalismaya basladigini, O'nunla birlikte Suriye'ye gidip geldigini, Jandarma istihbarat birimlerinden herkesin yesili tanidigini, Yesil'in Emniyet ve Jandarma teskilatlarina rahat girip çiktigini, hatta bazan kapida karsilandigini, Kürtçe bildigi için herkesle rahat dialog kurdugunu, Çatli'dan da önemli ve üstte bir adam oldugunu, bilhassa Jandarma'da çok önemli oldugunu, Çatli ile de ülkücülükten dolayi birbirlerini tanidigini, ayrica Jandarma'da da ülkücü olanlarin oldugunu, bunlar arasinda da iliski oldugunu, Yesil'in Korkuut EKEN'i de Sedat BUCAK'i da, hatta Mehmet AGAR'i da tanidigini, hatta Mehmet AGAR'in ``Bu adami öldürün'' diye emir de verdigini,

Yesil'le irtibati olanlarin Ankara'da Cinnah Caddesinde Kumarhane veya Birahane gibi herkesin girip çikmadigi bir yerde bulustuklarini,

Tuggeneral Veli KÜÇÜK'ün de Yesil'i çok iyi tanidigini, beraber çalistiklarini, Yesil'in Veli KÜÇÜK'ün sözünden çikmadigini, Veli KÜÇÜK bir zamanlar JITEM'in en kidemli, en sözü geçen kisisi oldugunu, bu kisiyi tutan kötü insanlar çogunlukta olduklari için general oldugunu, Kocaeli Jandarma Komutaniyken birkaç sorusturma geçirdigini, ancak bunlarin kapatildigini, Veli KÜÇÜK'ün dogudan ayrildiktan sonra da telefonla dogudaki bazi seyleri yaptigini, Kocaeli Jandarma Komutani olduktan sonra Yesil'in de Istanbul tarafina kaydigini, bu tarafta da infazlarin basladigini, faili mechullerin arttigini,

1993 yilinda Diyarbakir'da birtakim infazlar yapildigi zaman Yesil'in de orada oldugunu, tetikçi olarak görev yaptigini, Diyarbakirda Vedat AYDIN'i Yesil'in iki kisiyle Özel Harekatçi elbisesi giyerek evine gidip, ``Polis'' diyerek kaçirdigini, sonra da infaz ettigini, yanindakilerden birinin Alaattin KANAT olabilecegini, bu kisinin de PKK itirafçisi ve tetikçi oldugunu, Ankara açik cezaevinden konusmasin diye kaçirildigini, belki de infaz edilecegini, Yesil'in Malatya'ya da girmek istedigini, ancak o zamanki Jandarma Alay Komutani Yasar ERCAN'in buna izin vermedigini, bir defa Malatya Alay Komutanligina geldigini, Alay Komutanini sordugunu, ancak Yasar Albay'in kendisini kabul etmedigini, kendisinin de orada gördügünü,

Yesil'in Alaattin ÇAKICI'yi çok iyi tanidigini, bir zamanlar Istanbul'da çikan çek-senet mafyasinda da oldugunu, çünkü Yesil'in parasiz is yapmadigini, çok parasi oldugunu, çok para harcadigini, bekar oldugunu, kadina düskünlügü bulundugunu,

Yesil'in uyusturucu olayini en iyi yönlendiren kisi oldugunu, TORBACI tabir edilen tasiyici oldugunu, arabasiyla getirip götürdügünü, Uyusturucu'nun Yüksekova'da imal edildigini, sevk yolunun VAN oldugunu ve oradan ayarlandigini, Istanbul'da da pazarlanip satildigini, Güvenlik güçlerinden zaafi olanlarin, menfaati olanlarin bu olaya yardimci oldugunu, bütün bu irtibatlari Yesil'in sagladigini, nerede ne kadar güvenlik gücü olduguna dair istihbarati da Yesil'in sagladigini, Yesil'in bankaya yatirdigi 300 bin mark, 50 bin dolari Urfa Suruç (veya Siverek) nüfusuna kayitli Ahmet DEMIR'in çektigini,

Yesil'in halen MIT'te çalistigini sandigini, üç gün önce Istanbul'da MIT tarafindan sorgulandigini, Sabanci Suikastinin tetikçisi DHKP'li Ismail AKKOL'u Suriye'den Yesil'in getirip MIT'e teslim ettigini, Çünkü Yesil'in Cem ERSEVER'le birlikte Suriye'ye gidip geldigini, Suriye istihbarati ile irtibati oldugunu,

Bütün bu bilgileri Jandarma Genel Komutanliginda istihbaratçi olarak çalisan samimi arkadaslarindan sifahi olarak aldigini,

Dogan ERSAHIN :

Malatya Pötürge Tosunlu Köyü'nden Dogan ERSAHIN adinda Mafyanin çok önemli bir adami oldugunu, bu kisinin halen cezaevinde bulunan Israilli MOSSAD ajani Gülbahar ATES'in kocasi (ve Pötürgeli) olan Celal ATES'in ve Izzet Avni ÖZTÜRK'ün de arkadasi oldugunu, (Celal ATES'in de Hollanda'da öldürüldügünü)

Dogan ERSAHIN'in Veli KÜÇÜK Kocaeli Jandarma Komutani oldugu sirada Kocaeli Jandarmasinin elinden firar ettigini, Malatya nüfusuna kayitli oldugu için olayla ilgilendigini, Kocaeli Jandarmasini telefonla arayarak Erdogan EMELCE adinda bir astsubayla görüstügünü, O'na ``Sizin pisliginizi biz mi temizleyecegiz, 800 milyon para almissiniz'' dedigini, Dogan ERSAHIN'in adami Mehmet ATES'in annesinden para alinip sevk sirasinda yemekte kaçtiginin açik oldugunu, Veli KÜÇÜK'ün bu yüzden sorusturma geçirmis olabilecegini,

Kocaeli Jandarma Komutani Veli KÜÇÜK'ün kendilerine Dogan ERSAHIN'in Malatya'ya geldigini, Gülbahar ATES'le konustugunu söyledigini ve bu kadinin telefonunu verdigini, kendisinin de Gülbahar ATES'le konustugunu, kadinin kendisine ``Evladim Dogan ERSAHIN'i Veli KÜÇÜK koruyor, nerede oldugunu onlar çok iyi biliyor, O Malatya'da degil, bana sorma'' dedigini,

Dogan ERSAHIN'in bir tetikçi oldugunu, ilk icraatinin bir vatandasin kafasini kesip kahvede masanin üzerine koymak oldugunu, Kocaelinden firar ettikten sonra da Yüzbasi elbisesi ile Malatya'ya gelerek Battalgazi'de evi olan Tekin COSKUN ile görüstügünü, (Tekin'i polisin çok iyi tanidigini, çek senet mafyasi ile ugrastigini, Alaattin ÇAKICI'nin da arkadasi oldugunu, kendisinin bu adamla tanistigini, evine gittigini) Battalgazi'de bir vatandasi evinden çikardigini ve bahçede öldürdügünü, olayin polis bölgesinde oldugunu, (öldürülen adamin akrabasi olan Aydin ÖZTÜRK adindaki vatandasla kendisinin görüstügünü, hala da görüstügünü), daha sonra Dogan ERSAHIN'in muhtar olan kardesinin misilleme olarak öldürüldügünü, bu dosyanin da adliyede faili mechul olarak kaldigini, kendilerinin failini bildigini, polisten bazilarinin da bildigini, ancak kanitlamak istemiyeceklerini, çünkü onlarin da zarar görecegini, bu cinayetin bir uyusturucu hesaplasmasi nedeniyle islendigini, Dogan ERSAHIN olayiyla 6 ay ugrastigini, daha sonra yakalandigini, ancak yine firar ettigini, bu kisinin toplam üç defa firar ettigini, bir sefer de Istanbul'dan firar ettigini, bu Dogan ERSAHIN'in zabita ile genel birlikteliginden ziyade ferdi bir menfaat paylasiminin sözkonusu oldugunu,

Dogan ERSAHIN'in Yesille birbirlerini tanimadiklarini,

Genellikle pismanlik yasasindan faydalananlarin tetikçi olarak kullanildigini, neticede tetigi çekenlerin de infaz edildigini, bu nedenle faili mechullerin yakalanamiyacagini,

HAKKARI :

1 Temmuz 1996'da Hakkari Il Jandarma Alay Komutanligi Istihbarat Sube Subay Vekill1igine atandigini, burada kendinden önce Binbasi Ibrahim IÇGÜDER'in görev yaptigini, çalisacagi odayi temizlerken çekmecede 2 adet tabanca buldugunu, birinin 14'lü Saddam, digeri daha önce hiç görmedigi bir silah oldugunu, önce bir astsubayla kendisi bir tutanak tuttugunu, sonra tabancalari Komutan Yardimcisi Mesut KURU'ya, sonra da Alay Komutani Necati KILIÇKAYA Albay'a götürdügünü, ancak alay komutanin bekledigi tepkiyi göstermeden Arif ÖZKAN Basçavusa gödererek ``Buluntu Silah'' tutanagi tutturdugunu, kendi tutanagini sakliyarak daha sonra Diyarbakir DGM'ne verdigini,

Alay Komutanindan kendi kurs gördügü alan olan SORGU'da çalismak istedigini söyledigini ve bu konuda israr ettigini, ancak Alay komutaninin bunu kabul etmiyerek kendini Semdinli'nin ORTAKLAR KARAKOLU'na sürdügünü, bu karakolda 19Temmuz-16 Agustos tarihleri arasinda görev yaptigini,

Bu karakolun 1995 yilinda baskina ugradigini ve 17 erin sehit oldugunu, bu konuda bir sorusturma yapilmadigini, ancak Bölük Komutaninin bu olaydan kendini kurtarmak için (Arkadasi Astsubay Ali SEN'in kardesi olan) Urfa-Viransehir'li Uzman Çavus Hasim SEN'i sorguya çektigini, O'na iskence yaptigini, hatta cop soktugunu, bunun üzerine adi geçen astsubayin bütün özel esyalarini da karakolda birakarak firar edip Isviçreye gittigini, orada MED-TV'ye beyanat verdigini, bunun da ülkemiz aleyhine oldugnu,

Ortaklar Karakolundan Hakkari Il Jandarma Harekat Asayis Müdürü Yarbay Adnan KESKIN'le birlikte ayrilarak birlikte bir rapor yazdiklarini, yapilmasi lazim gelen seyleri yazdiklarini,

Buradan Hakkari-Van-Yüksekova arasindaki üçgende yer alan ve önemli bir kontrol noktasi olan YENIKÖPRÜ Karakolu'na atandigini, Burada görev yaparken 06 plakali kirmizi bir Opel aracin geçerken askerlerin aramak istedigini, içinde bulunan bir Baskomiserin aratmak istemedigini, kendisinin de onlarla münakasa ettigini, aracin gitmek istedigi yönden vazgeçerek Hakkari'ye geri döndügünü, bunun üzerine kendisinin de 2 gün sonra Il Merkezine bagli BAGISLI Karakolu'na tayin edildigini, Bagisli'ya varinca Karakol Komutaninin odasinda 2 kilo esrar buldugunu, burada 8 gün kaldigini, buradan Hakkari'ye döndügünü,

Hakkari'de daha önce Usak'ta birlikte çalistigi için tanidigi ve Tugay'da çalisan, dürüst bir insan olan Yarbay Hami ÇAKIR'a gizlice telefon ettigini ve gördügü yolsuzluklari anlatarak kendisini Yüksekova'ya aldirmasini istedigini, Onun da Pasa'ya söyliyerek 4-5 gün içinde 20 Ekim'de (gerçekte 20 Eylül) YÜKSEKOVA'ya tayinini çikardigini,

Ayni gün Yüksekova'da göreve basliyarak gözaltinda bulunan 37 kisinin sorgusunu yaptigini, bunlardan kirsaldan gelen silahli militan Ferhat DURNA'nin ifadesinin önemli oldugunu, Ertesi günü (21 Eylül) Anavatan Ilçe Baskani Tahir BASKIN'in gelerek yegeni Necip BASKIN'in kaçirildigini söyledigini, olayla hemen ilgilenip bunun fidye amaçli oldugunu anladiginda korucu ve itirafçilardan süphelendigini, bunlardan Kahraman BILGIÇ'i çagirip da kaçirilirken Necip BASKIN'in yaninda bulunan Ilhami BASKIN'la yüzlestirilince renginin attigini, bunun üzerine Kahraman BILGIÇ'i hemen sorguya çektigini, hiç bir iskence yapmadan, çay, sigara ikram ederek adamin ifadesini aldigini,

Yüce KARADEMIR Olayi :

Önce üstünü basini bosalttigini, cüzdanindan 1000 Irak Dinarinin çiktigini, defterinde ``15 Agustos 1996 tarihinden itibaren beni ara- Yüce KARADEMIR'' seklinde bir not buldugunu, Yüce KARADEMIR'in kim oldugunu sordugunu, ``Çukurca Komanda Taburunda Ikmal Astsubayi oldugunu'' ögrendigini, bir itirafçinin ikmal astsubayi ile iliskisine anlam veremedigi için Onunla ne iliskisi oldugunu sordugunu,

Kahraman BILGIÇ'in ``kendisinin bu astsubayda 7 adet Lav silahi, Uzi ve bir- kaç el bombasinin oldugunu, kendisi ile Ankara'da banka soyacaklarini planladiklarini, Yüce Astsubayin herseyi ayarladigini, silahlari, elbiseleri Ankara'ya götürdügünü, burada sözlüsünü ayarladigini, bir kaç gün sonra cep telefonundan kendisini arayacagini, isterse simdi de arayabilecegini'' anlattigini, önce bunlara inanamadigini, sonra bu ifadeleri tutanaga geçirerek ve mesaj halinde üst makamlara gönderdiklerini,

Daha sonra bu kisinin Ankara'da tutuklanarak Hakkari'ye getirildigini, bunu Van askeri savciligina götürmek üzere kendisinin görevlendirildigini, Yücel'i 07.10.1997 tarihinde alarak Van'a götürüp Askeri Savciliga teslim ettigini,

Yolda giderken 7 saat süre arabada kendisi ile konustugunu, ``10.600 marki, 7 tane tapuyu nereden buldugunu, bu silahlarin ne oldugunu sordugunu'', O'nun da; ``Çeto isimli bir kaçakçidan bahsettigini, Kidemli Binbasi Cengiz YILDIRIM'a (Halen Yarbay, Jan.Gn. Kom. Sinir Kaçakçilik Sb.Md.) 2 sifir kales, bir M-16, 16'li Baretta, 9 mm. verdigini , bir kalesi Bayram AKDOGAN'a (Halen Albay, Nigde Alay Komutani), M-16'yi Hamdi POYRAZ'a verdigini, bunu Kahraman BILGIÇ'in de dogruladigini, kendisi ikmal subayi oldugu için bunlari verebildigini, ayrica Ramazan ismindeki bir astsubaya 75 milyon karsiligi silah sattigini'' söyledigini, Ayrica Yüce KARADEMIR'in özel esyalari arasinda 2 orijinal sifir kales, 5 tabanca, bir tane ucuna susturucu takilabilen UZI marka suikast silahi ve 2 çuval askeri malzemeyi ve 10.600 marki teslim aldigini ,

Necip BASKIN'in Kaçirilmasi :

Daha sonra Necip BASKIN olayini net bir sekilde anlattigini, yüzlestermelerinin yapildigini, buna göre; Komiser Fatih (Fatih ÖZKAN ismindeki polis memuru), Kahraman BILGIÇ, Korucu Kadir (Abdülkerim ÖZCÜK) ve birkaç korucunun Korucubasi Mehmet Emin ERGEN'in evinde toplandiklarini ve bir düzen kurduklarini, önce A Köyünde, B Köyünde koyunlari kaçirip Mus'ta satmayi ve parasini kirismayi, bunun için ``PKK Kaçirdi'' diye propaganda etmeyi planladiklarini, MHP Ilçe Baskani Tahir'in de MENSE' SEHADETNAMESINI ayarlayacagini söyledigini, Ayni toplantida BASKIN'lardan birini kaçirmayi, PKK tarafindan kaçirilmis süsü verilerek alacaklari fidyeyi paylasmayi, sonra da teslim sirasinda hem Necip BASKIN'i hem de para getirenleri öldürmeyi, sonra da ``PKK ile çatismada öldürüldüler'' demeyi planladiklarini, Komsu Köyden Korucubasi M.Emin ERGEN'in istihbarat çalismasi yaptigini, (20 Eylül gecesi) Kahraman BILGIÇ'in PKK militani kiliginda olmak üzere, üç polis, üç korucu BASKIN'larin köyüne gittiklerini, Kahraman BILGIÇ'in Necip BASKIN'in evine girdigini, yüzünün açik oldugunu, elinde de bir M-16 marka silah oldugunu (Örgüt mensuplarinda genellikle kalesnikof oldugunu), odada Üniversite ögrencisi Necip BASKIN'la Ilhami BASKIN'in ve bir yasli kadinla bir çocugun yattigini, K.BILGIÇ'in kendisini PKK örgüt üyesi olarak tanittigini, önceden hazirlanmis mühürlü imzali 200 bin marklik bagis makbuzunu Ilhami BASKIN'a vererek Necip BASKIN'i da yol gösterme bahanesi ile yanina alip çiktigini, Necip BASKIN'i Komiser Fatih'in Mazda marka arabasina bindirdiklerini, yolda gözlerini bagladiklarini, dogru Özel Harekat kapisindan Emniyete götürdüklerini ve mescide kapattiklarini, bu arada da Il Emniyet Müdürü'ne telefon ederek ``bir milis ele geçirdiklerini, muhtemelen PKK'nin bulusmasi oldugunu, aksam bir operasyon yapacaklarini'', bunun üzerine Emniyet Müdürünün yardima ihtiyaçlari olup olmadigini sordugunu, Fatih'in de ``buna gerek olmadigini, kuvvetlerinin yettigini'' söyledigini, böylece öldürme eylemine kilif hazirladiklarini, sonra da Necip BASKIN'in verdigi numaraya telefon ederek parayi istediklerini, telefona Tahir BASKIN'in çiktigini, paranin çok oldugunu, biraz müsade etmelerini istedigini, daha sonra da Jandarma Taburuna gidip Hami Yarbay'a durumu anlattigini, Korucu ve polislerden süphelendigini de söyledigini, bunun üzerine telefonun dinlemeye alindigini, buradan telefon edilen yerin tesbit edildigini, bu arada Kahraman BILGIÇ'in tabura çagrildigini, bunun üzerine K.BILGIÇ'in Komiser FATIH'e telefonla bilgi verdigini, bunun üzerine Fatih'in Necip BASKIN'i ikindi vakti stadyum yakinina biraktigini, K.BILGIÇ'in tekrar sorguya çekildigini, herseyi anlattigini, sonra da Necip BASKIN ile yüzlestirildigini ve Necip BILGIÇ'in Kahraman'i teshis ettigini, daha sonra olay yerinde YER GÖSTERIMI yaptiklarini ve bunu kasete aldiklarini,

Bundan sonra Polislerin ifadeden vazgeçsin diye Tahir BASKIN'in bir akrabasinin evine 2 kilo esrar koydurdugunu, bunu koyan çocugun da yakalandigini, ifadesini kendisinin aldigini, çocugun ``kendisinin polisler tarafindan ölümle tehdit edildigini'' söyledigini,

Kurmay Albay Hamdi POYRAZ :

Kahraman BILGIÇ'in bu sorgusunda, halen Genelkurmay'da Icra Tetkik Dairesi Baskani olan, o zaman Tugay'da Kurmay Albay Hamdi POYRAZ'dan bahsettigini, Hamdi POYRAZ'in Kendisi (K.BILGIÇ) ile Kemal ve Ismet ÖLMEZ ve sözde haber elemani bir Kuzey Irak'yi Çukurca ÇIGLI'ya gönderdigini, yolda arandiklari zaman rahat geçmeleri için bir yazi verdigini, Çigli'da kendisinin askeriyede kaldigini, Kuzey Irakli'nin Irak'a geçtigini, sonra içi silah dolu agir bir çuvalla geri geldigini, bunu Ismet ÖLMEZ'le birlikte Tugay Karargahina Hamdi POYRAZ'in odasina götürdüklerini,

Piyade Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL :

Kahraman BILGIÇ talimatlari Albay Hamdi POYRAZ'dan aldigini, Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL ile de görevlere gittigini,

Özel Harekat Timi ile birlikte ASAGIKONAK köyünde operasyon yaparken kendisinin ( K.BILGIÇ'in) kümesten 13 kilo eroin ile 4 adet silah çikardigini, tabancalari Tabur Komutani Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL'a verdigini, Binbasinin da bu silahlardan birini Belediye Baskani Ali Ihsan ZEYDAN'a verdigini, digerlerini bilmedigini, Eroinin 8 kilosunun Mehmet Emin YURDAKUL'un taburundaki bir astsubaya verdigini, Bu astsubayin Izmir'de yakalandigini, tifadesinde Binbasinin ismini vermedigini, çünkü bunun için Mehmet Emin YURDAKUL'un karisinin adi geçen astsubayin karisina 480 veya 580 milyon lira gönderdigini,

Mehmet Emin YURDAKUL'un kendisi (Kahraman BILGIÇ) ile birlikte iki çobanla daha sonra taniklik yapmasin diye namaz kilarken babalarini öldürdüklerini, ayrica Esendere Yolu'nda iki gencin öldürülüp karli bir zamanda atildigini,

Abdullah CANAN ‘in da Mehmet Emin YURDAKUL'un tabura aldirdigini, bir hafta taburda sorguladigini, sonra da kendisinin tabura getirdigi ve üstegmen diye tanittigi, ancak gerçekte üstegmen olmayan iki tetikçiye öldürttügünü, kendisine (K.BILGIÇ'e) de kimseye söyleme dedigini,

(Kahraman BILGIÇ'in) Bu olayla ilgili olarak Abdullah CANAN'in akrabasi olan Mehmet CANAN'la Yakup EDIS'in evinde (Abdullah CANAN'dan haber almak veya kurtarmak için) pazarlik yaptiklarini 24 bin marka anlastiklarini, Mehmet CANAN'in bunun 7 bin markini ev sahibi Yakup EDIS'e biraktigini, bunu Kemal ve Ismet ÖLMEZ'in kardesi Burhan ÖLMEZ'e verdigini, çünkü onlarla beraber oldugunu, daha sonra bunlarla Otel Senler'de görüstügünü,

Bu Ölmezlerin ve Yakup EDIS'in 1984 yilinda PKK'yi bölgeye sokan insanlar oldugunu, ancak sonradan bundan zarar gördükleri için devlet yanlisi olduklarini,

Kaçakçilik Olaylari :

Kahraman BILGIÇ, Hasan ÖZTUNÇ'un ZEYDAN'in bir alti Korucubasi oldugunu, devlet yanlisi geçindigini, Çolak Hasan lakabini tasidigini, korucularin maasini bile vekaletle O'nun aldigini,

Bir de Kemal ÖLMEZ ve Ismet ÖLMEZ oldugunu, bu kisilerin daha önce fakir olduklarini, Hkkariye giden otobüslerde muavinlik yaptiklarini, simdi ise altlarinda birer CHAVROLET marka araba oldugunu, bunlari Kurmay Albay Hamdi POYRAZ'in kendisine (K.BILGIÇ'e) tanittigini, Kemal ÖLMEZ'in Vahyettin ASLAN'in yazihanesine gelerek tehdit ettigini, ancak O'ndan para alamadiklarini,

Refah Partisi Ilçe Baskani Fakin MENGEÇ'in (askeriyeye malzeme veren bir esnafmis) de ``tehdit edildigini, sikayet dilekçesi verdigini, ancak dilekçenin Emniyete gelip takildigini, o zana isin içinde polisin de oldugunu anladigini, korkusundan takip edemedigini'' kendisine (Hüseyin OGUZ'a) anlattigini,

Hüseyin OGUZ, Astsubay Aydin, Tegmen Yalçin KARAKURT ve Atilla Astsubayla birlikte bu islerin üzerine korkusuzca gitmek için silah üzerine yemin ettiklerini, bundan sonra sikayeti olanlarin dilekçe vermeleri için Fakin MENGEÇ'e haber gönderdigini,

Daha sonra taburda Hamdi ÇAKIR Yarbay ve Ersan ALKAN Albayla birlikte halka güven vermek, ``olaylarin üzerine gidiyoruz'' imajini vermek ve halki devletin yanina çekmek için bir halk toplantisi yapmaya karar verdiklerini, asiret ileri gelenlerini çagirdiklarini, hepsinin geldigini, yalnizca Belediye Baskaninin gelmedigini, kolonya, çikolota alarak vatandasa ikram ettiklerini, orada bir vatandasin ``Abdullah CANAN olayi da çözülecek mi?'' diye sordugunu, Abdullah CANAN'in oglu Vahap CANAN'in da Mehmet BALKIZ Yüzbasiya gittigini, yakasina yapistigini, ``Babamin katilleri sizsiniz'' dedigini, bunun üzerine kendisini dövdüklerini, Çünkü babasini çagirtip tabura gönderenin Mehmet BALKIZ Yüzbasi oldugunu söyledigini, bunun üzerine bu çocugu kenara çekip özel telefonunu verdigini ve kendisini aramasini istedigini,

Kahraman BILGIÇ'in ifadelerini mesaj halinde Alaya, Tugaya, Genel Komutanliga çekildigini, Alaydan Yalçin Tegmen'e telefon açilarak kendisi (Hüseyin OGUZ) için ``Ulan sen Silahli Kuvvetlerini hedef aldin.''seklinde tepki gösterdiklerini,

Bunun üzerine Albay Hasan, Yarbay Hami ÇAKIR, kendisi (H.OGUZ), Aydin Basçavus, Yalçin Tegmen'in toplandiklarini, Hami Yarbay'in ``Dürüstçe mücadele ediyoruz, yanlis birsey olmasin'' dedigini, olaya siyaset karistirilmamasi gerektigini konustuklarini,

Yalçin Tegmen'in ``Abi bunlar bizi infaz edecekler, bunlari not üsecegim, yazacagim, kasete alacagim'' dedigini, kendisinin de ``Ben sonuna kadar mücadele edecegini, kendisini desteklemelerini `` istedigini, kendisinin de Atilla Astsubaya ``yer gösterimi ve ifade sirasinda alinan kasetleri çogalt'' dedigini, ifadeleri de 6 nüsha yazdigini, birini özel olarak saklamasi için Atilla Astsubaya verdigini, O'nun da özel valizine sakladigini, toplantida 5 suret ifade yazdiklarini söyledigini, Ersan ALKAN Albayin ``Bu ifade tutanaklarini yok edeceksiniz'' dedigini, ``Neden'' diye sormasi üzerine Albay'in ``Bu Tugay Komutanina, Genelkurmaya'a, bir yere siçriyor'' dedigini,

Kahraman BILGIÇ'in ifadesini kendisinin aldigini, ancak orada geçici görevli oldugu için imza atmadigini, bu tutanaklarin PBIK (Personel Bilgi Islem) Kod numarasi yazilarak imzalandigini, bu ifadelerdeki imzalarin Tegmen Yalçin KARAKURT ile Astsubay Aydin'a ait oldugunu, Aydin'in soyadini hatirlamadigini, bu sorgunun Atlla ATES astsubay tarafindan kamera ile çekilerek banta da alindigini,

Yüksekovaya gidisinin 8. günü görevinin bittigini söylediklerini, Il Jandarma Alay Komutani Necati KILIÇKAYA'nin kendisini istedigini ve çok acele gelmesini istedigini, orada yol güvenliginin olmadigini, yolda infazdan korktugunu, tedbir alarak YENIKÖPRÜ'ye geldigini, buradan tanidigi Erdal Astsubay'in kendisini BRT denilen araçla Hakkari'ye ilettigini, burada çok kötü karsilandigini, telefonla görüsmesi, çarsiya çikmasinin yasaklandigini, bunun üzerine 4 Kasim'da (4 Ekim olmali) Atilla Astsubay adina misafirhaneye baglattiklari özel telefondan esini aradigini, olaylari anlattigini,

7.10.1996 tarihinde de tututklanmis olan Yüce Astsubayi Van'a Askeri mahkemeye götürmek üzere görevlendirildigini, Van'da Abdullah CANAN'in akrabasi olan Eski Hakkari Milletvekili Esat CANAN'in telefonunu bularak kendisi ile 2 saat konustugunu, bildigi herseyi anlattigini, kendisini kurtarmasini istedigini, O'nun da bunu basina anlattigini,

10 Ekim'de Hakkari'ye dönünce basina demeç vermissin diye kendisini sorguya çektiklerini, kendisinin de halen Malatya'da görevli Ismail adindaki helikopter pilotu üstegmenden kendisini kaçirmasini istedigini, ayin 16'sinda Tugay'da bulusmak üzere anlastiklarini,

Bu arada Mahmut ISIK adindaki milletvekilini özel telefonla aradigini, olaylari anlattigini, ``Askerlik hayati beni buradan çikarmaz, infaz ederler. Kaset varsa konusmayi al'' dedigini, O'nun tavsiyesi üzerine ATV'den Suat isminde birinin kendisini aradigini, O'na da herseyi anlattigini, eger infaz ederlerse yayinlanmak üzere anlastiklarini, medya'da resmim çikarsa belki kurtulurum diye düsündügünü,

Ayin 16'sinda sivil bir taksi ile Ismail Üstegmenle bulusmak üzere Tugaya gittigini, ancak alaydan oraya gittigini ögrendikleri için acele alaya çagirdiklarini ``Jandarma Genel Komutaninin kendisini istedigini'' söylediklerini, Mahmut ISIK'in Içisleri ve Savunma Bakanini arayarak durumu anlattigini, bunun üzeri Genel Komutanliktan çagrildigini, ancak yine de infazdan süphelendigi için Ali KARDES ismindeki Izmir'li bir askere evnin telefonumu vererek, babasina açmasini ve kendi durumunu anlatmasini istedigini,

Ayin 17'sinde bir daha dönmemek niyetiyle valizini alarak Hakkari'den ayrildigini ve Ankara'ya geldigini, Komutanliga GITMEDEN önce Mahmut ISIK'i buldugunu ve konustugunu, ATV'den Suat'la Onun evinde bulusarak görüntü verdigini, sonra Jandarma Genel Komutanligina gittigini, burada bir gün 12 sayfa ifade verdigini, anlattiklarina inanmadiklarini, kaçirilan adamin PKK'li oldugunu söylediklerini, kendisine 20 Ekim'de Komutan'la görüsecegini söyledikleri halde 20 gün Ankara'da kaldigini, fakat Genel Komutanla görüsemedigini, ifadesinde askeri personeli ve Jandarmayi da yazdigi için görüsmek istememis olabilecegini, sonra tayinini istedigini,

10 Kasim'da Elazig'a tayininin çiktigini, mehil müddetini kullanarak Elazig'a gittigini, burada pek hos karsilanmadigini, bir Ilçe Jandarma Bölük Komutanligi'na Harekat subayligi gibi bir göreve verdiklerini, orada bir ay kaldigini, telefon irtibati falan olmayan bu yere kendisini susturmak için verdiklerin, bonra 30 Kasim'da Diyarbakir'a gidip Devlet Güvenlik Mahkemesin'de 9 saat 16 sayfa ifade verdigini, çünkü adliyeye, hukuka güvendigini,

Hakkari'deki menfaat sebekesine karsi Vali'nin hiçbir etkinliginin olmadigini, kendisinin de ulusamadigini, adli sistemin de orada birsey yapmasinin mümkün olmadigini,

Otluca Köyü Olayi :

Yüksekova Tugayi'nin çevresinde tel örgü kiyisinda koruma amaçli pusu atildigini, bu pusu timinin gece saat 24.20-24.30'da pusuya düsürülerek 2 astusbay, 4 erin sehit edildigini, telsiz konusmalarini dinledigini, sehit olan astsubaylarin pusuya düsünce israrla yardim istedigini, ancak birlik yok bahanesiyle yardima gidilmedigini, ancak 2 gün sonra bölgede operasyonlara baslandigini, Tugay'a 1-2 km. yakininda bulunan OTLUCA Köyünden basta muhtar olmak üzere 5 yasinda çocuk dahil birçok insanin tugaya götürüldügünü, bunlardan 5 tanesinin eline illegal 5 kales verilerek mahkemeye verildigini, bununla ilgili arama tutanagi tutmasi için Alay Komutani Necati KILIÇKAYA, Yalçin YALINCAK astsubaya emir verdigini, ancak bu astsubay kabul etmedigi için baska bir üstçavusa tutturdugunu, ancak savcilik bunlara inanmadigi için takipsizlik verdigini,

Bu arada Otluca Köyünün tamamen bosaltildigini, köyden 2-4 bin civarinda koyunun tugaya getirilerek kesildigini, bu olaydan sonra bu köyden 24 kisinin kirsala çikarak örgüte katildigini, bu hareketle örgütün gücüne güç katilmis oldugunu,

Yücel ZEYDAN ( PKK Yüksekova Daglica Tabur Komutani - Rüstem Kod adli)

Yücel ZEYDAN'in Hakkari Milletvekili Mustafa ZEYDAN'in oglu oldugunu, Iran'da annesinin yanina sik sik gittigini, (Mustafa ZEYDAN'in bir karisinin da Iran'da oldugunu), telefonla babasi ile de görüstügünü, Mustafa ZEYDAN'in bir oglunun da Saglik Bakanligi'nda üst düzeyde görevli oldugunu,

Yücel ZEYDAN'in amca çocuklarinin da korucu oldugunu, Yücelle sik sik görüstüklerini, bu nedenle de Hakkari Bölgesinde PKK'nin eylem yapmadigini,

Hakkari'de bütün önemli ihaleleri Mustafa ZEYDAN'in akrabalarinin aldigini, sonunda PKK'ya da devlet parasinin gittigini, son olarak 100 milyonluk Yatili Bölge Okulu ihalesini yine Mustafa ZEYDAN'in yakin akrabalarinin aldigini,

Mustafa ZEYDAN, istedigi adami korucu yaptirdigini, Vali'ye telefon ettigi zaman almamazlik yapamiyacagini,

Yüksekova'li Mehmet oglu Bayram AKSU adinda bir vatandasin bulundugunu, bunun gönüllü istihbaratçilik yaptigini, halen Van'da oldugunu, bunun gerek Yesille gerekse diger faili mechullerle ilgili herseyi bildigini,

Asiret Yapisi :

Hakkari'de irili ufakli 23 asiret bulundugunu, Yüksekova'da da 3 büyük asiret oldugunu, Bunlarin Piyanis , Doski ve Jirki asiretleri oldugunu, Bunlardan JIRKI asiretinin 200 elemani ile çok ciddi ve samimi bir mücadele verdigini,

PIYANIS Asiretinin (Mustafa ZEYDAN'in asireti) 9 bin korucusu oldugunu, ancak bunlarin Yücel ZEYDAN nedeniyle PKK ile ciddi bir mücadelesinin olmadigini, Fakin MENGIÇ (RP ilçe baskani) ‘nin yaninda bir kuyumcu oldugunu, bu kuyumcudan altin alma olayi oldugunu, suçlularin Piyanis asiretinden oldugunu, isin içinde bir de astegmenin oldugunu, bu astegmenin magduru sanik olarak mahkemeye çikardigini, sonra asiretler arasinda husumet omlmamasi için asiret ileri gelenlerinin araya girerek baristirdiklarini,

Korucu Sistemi :

Koruculuk Sisteminde korucubasi, onun altinda tim veya takim komutani, onun altinda da elemanlar oldugu, Her timin 20 kisiden olustugu, tim komutaninin elemanlarin vekaletini, korucubasinin da tim komutanlarindan özlük haklarina iliskin vekalet aldigini, korucubasinin kendine bagli olanlarin maaslarini aldigini, asil mücadeleyi yürütenlere bir çuval un, seker, çay vs. verilerek isin götürüldügünü, korucubasilari ve tim komutanlarinin göreve falan gitmediklerini, bunlar sehirde bazi hatiri sayilir kisilerin korunmasinda görev almis göründüklerini, sehirde ikamet edip devletten maas aldiklarini, altlarinda yepyeni Toyoto arabalar oldugunu, kisaca iyi menfaat sagladiklarini,

Koruculuk Sisteminin doguda Silahli Kuvvetlerin ve Emniyet Teskilatinin bütün etkinligini bitirdigini, daha üstün silahlarinin oldugunu, ayrica alt yapisi halk oldugu için daha etkili oldugunu, garip vatandasin hakkini aramasinin mümkün olmadigini, ne Vali'ye ne komutana, ne de korucubasina ulasamadigini, adalet sisteminin de dogru çalismadigini,

Güvenlik güçlerinden bir kisminin da oradaki menfaat islerine bulastigini, orada herkesin derdinin iyi model bir araba, bir ev, bir yazlik alip dönmek oldugunu, dönerken de yaninda illegal yollardan edinilmis silahlar alip götürdüklerini,

JITEM ( Jandarma Istihbarat Terörle Mücadele )

Bunun kanunen mevcut ve örgütlenme semasi içinde bir birim olmadigini, ancak Jandarma'da resmen Istihbarat birimlerinin bulundugunu, ancak bu birimlerin terörle fiilen mücadele görevlerinin olmadigini, görevlerinin sadece istihbarat oldugunu,

JITEM'in ise Cem ERSEVER tarafindan fiilen kuruldugunu, Diyarbakir, Elazigi, Mardin, Hakkari gibi bazi hassas illerde gayriresmi olarak örgütlendigini, her ilde bulunmadigini, ama JITEM elemanlarinin Jandarma Genel Komutanligi Istihbarat Baskanligina bagli olarak çalistiklarini, genellikle kod adi kullandiklari, kendisinin Jitem elemani olmadigini, sadece Jandarma Istihbarat subelerinde sorgu amiri olarak görev yaptigini,

Istihbarat birimlerinin terörle mücadele yaparken menfaat mücadelesi yaptiklarini, mesela Cem ERSEVER'in yaninda çalisan ismini hatirlamadigi bir astsubayin adli emanetteki 2-3 bin silahi alarak güneydoguda koruculara sattigini, bu kisinin yakalandigini ve yargilandigini,

Cem ERSEVER'in asil amacinin menfaat temini oldugunu, JITEM adinin da birtakim kirli islerde daha çok ise yaradigini, çünkü terörle mücadele görevi olunca gözalti süresinin daha uzun oldugunu, sonradan JITEM‘in lagvedildigini, Cem ERSEVER'in de mecburen emekli oldugunu, kendisini Jandarmanin diger elemanlarinin temizledigi iddiasinin yanlis oldugunu, kendisinin çok uyanik birisi oldugunu, kolay tuzaga düsmeyecegini, ancak Mahkemeye gelirken alarak kaçirdiklarini, sorguladiklarini ve siringa sorgusu sonucu öldürdüklerini, otopsi raporunu okuyan arkadaslarindan ögrendigini, bu siriga sorgusunu herkesin bilmedigini,

Cem ERSEVER'i Habur Gümrük Müdürünün Kemal ismindeki oglunun (veya soförünün ) öldürdügünü, bunu içerde yapilan konusmalardan bildigini, su anda bunu bilenler asker olduklari için konusamak istemediklerini, ancak not tuttuklarini, ileride çikip konusacaklarini,

Cem ERSEVER'in karisinin suriyeli oldugunu, bu yolla Suriye istihbarat servisi ile irtibat kurdugunu, bu servise bilgi sizdirdigini, bu nedenle de Jandarma Genel Komutanligi tarafindan dislandigini, bu nedenle de öldürüldügünü, Yesil'in de kendisi ile irtibati dolayisiyle Suriye ile baglantisi oldugunu,

Uyusturucu Kaçakçiligi :

Uyusturucu'da Van'in bir merkez oldugunu, Van'dan her tarafa uyusturucu sevkiyatinin yapilabildigini, Pazarlamasinin da Istanbul'da yapildigini, Van'da bir kadinin uyusturucu'nun THC (Tetro Hidro Karnobilen) yani kalite kontrolünü yaptigini,

Bir baska kanalin yani Suriye hattinin Mardin-Habur Hattinin oldugunu, buradaki sevkiyatinin GKK (Geçici Köy Koruculari) vasitasiyla, onlarin gümrüklerdeki akrabalari kanaliyla geçis saglandigini,

Daha sonra bu konuda zaafi olan, çok para kazanma hirsi olan güvenlik gücü mensuplarinin devreye girdigini, bunlarin bazan kendi arabalari ile uyusturu naklini sagladiklarini, bunlarin arabalarinin aranmadigini, özellikle PKK istihbarati için Suriyeye gidip gelenlerin bu arada bu isi de ayarladiklarini, bir menfaat sebekesi olusturduklarini,

Bu olaylari bilen namuslu insanlarin az oldugunu, ancak atilma veya öldürülme korkusundan konusamiyacaklarini,

Bu menfaat sebekesinin TBMM'ne kadar uzandigini, mesela Mustafa ZEYDAN'in bu isin içinde oldugunu,

Sedat BUCAK'in Urfa'da devletten daha güçlü oldugunu, uyusturucu trafiginden de menfaat aldigini,

Ugur Mumcu Cinayeti :

Ugur Mumcu'nun C-4 plastik patlayicisi ile öldürüldügünü, bunun iz birakmadigini, Malatya'da Tekin COSKUN denilen kisinin evinde C-4 bulunddugunu, bu kisinin poliste gözaltina alindigini, kendisini Ugur TONIK adinda Istanbul'da oturan yasli bir adamin kurtardigini, bu adamla da Tekin COSKUN'la birlikte Büyük Otel'de görüstügünü, Tekin COSKUN'un Ugur MUMCU'nun aleyhine konustugunu, O'nun öldürtmüs olabilecegini,

Tekin COSKUN'un Alattin ÇAKICI'nin çok yakin arkadasi oldugunu, çek- senet isiyle ugrastigini, bu nedenle baska sehirlerde de adaminin olabilecegini, kendisinin evine giderek görüstügünü, 361 30 45 çagri ve 0542 231 02 90 numarali cep telefonu bulundugu, bu kisinin Abdullah ÇATLI'yi da tanidigini,

Esref BITLIS Olayi :

Esref BITLIS'in kesinlikle suikaste kurban gittigini, C-4 bombasi ile öldürüldügünü, C-4'ün uçaga pilot elbisesi içinde sokuldugunu, Bursa'li nöbetçi bir askerin bunu gördügünü, Jandarma içinde de Esref Pasa'nin suikastle öldürüldügüne kanatinde olan pek çok insan oldugunu, ancak ortaya çikarilmasinin istenmedigini,

Malatya'da Turan Abi gibi akrabalarinin bulundugunu, kendisinin onlarla da sürekli görüstügünü,

Bahtiyar AYDIN Olayi :

Bahtiyar AYDIN'i bir PKK itirafçisinin öldürdügünü, sebebinin de Silahli Kuvvetlerde bir kesimin siddettten yana oldugunu, bir kesimin de siddete, öldürmeye karsi olan, halki kazanalim dedigini, Bahtiyar AYDIN'in terörle mücadelede siddete karsi olan bir insan oldugunu, bu nedenle öldürüldügünü,

Hulusi SAYIN - Ismail SELEN Cinayetleri :

Bunlardan birisinin sagci, birisinin solcu oldugunu, bir zamanlar Jandarma'da SELENCILER, SAYINCILAR oldugunu, ideolojik olarak ikiye bölündügünü, birinin katilinin bir astsubay oldugunu, birisinin digerine karsi misilleme olarak öldürüldügünü, yani konunun tamamen ideolojik oldugunu, uyusturucu falan olmadigini, bunlarda polisin herhangi bir katkisinin olmadigini,

Hakkari Emniyet Müdürü :

Sahsen tanimadigini, ancak Mahmut YASAR ve Cevat DEMIR adindaki uyusturucu kaçakçilarinin Polis tarafindan istihbaratçi olarak kullanildigini, bundan Emniyet Müdürünün mutlaka haberdar oldugunu, aranan bir sahsin güvenlik güçlerince kullanilmasinin yasal olmadigini, bunu dogru bulmadigini,

Operasyon ve Infaz Timleri :

Operasyon Timlerinin bir Yüzbasinin sorumlulugunda mutlaka rütbeli tegmen, üstegmen, astsubay veya uzman çavuslardan, yani gençlerden olustugunu, Yüzbasidan daha yüksek rütbede kimsenin operasyona katilmadigini, dikkat edilirse sehit olanlarin hep er, astsubay ve uzman çavuslardan oldugunu, bunlarin vatansever, kahraman ve dürüst insanlar oldugunu, operasyon yapilacak yeryerin önceden planlanarak operasyon yapildigini,

Infaz timlerinin ise üç kisiden olustugunu, çogunlukla silahsiz, korumasiz insanlara yönelik oldugunu, bu insanlarin evlerinden alinarak infaz edilip bir dereye atildigini,

Öldürülen Itirafçilar :

Üzümlü Karakolu Baskinindan sonra teslim olan biri Suriyeli, digeri Mardin'li 2 kizin Tugaya getirildigini, sonra kaybolduklarini, yani infaz edildigini, halbuki Tugayin gözaltina alma yetkisinin olmadigini,

Bu itirafçilari kazanmak gerektigini belirtmistir.(Ek:225)

53- DILEK ÖRNEK' IN 02.031997 Tarihli Ifadesidir

1974 yilinda Hollanda'da dogdugunu, 22 yildan beri ailesiyle birlikte Hollanda'da oturdugunu, Ortaokulu, yüksekokulu orada okudugunu, ailesinin halen Hollanda'da oturdugunu, annesinin ev hanimi, babasinin Lastik Fabrikasindan emekli isçi oldugunu, her ikisinin de sag oldugunu, bir ablasinin iki küçük erkek kardesinin oldugunu, 1995 yilina kadar 2 yil Mc Donald'da çalistigini, sonra ayrildigini,

Daha önce Hollanda'da olan Teyzesinin 2 yildan beri Ispanya'da oturdugunu, orada Teyzesinin kocasi olan enistesinin lokantacilik yaptigini, ayrica ticaretle ugrastigini,

1,5 yildan beri enistesi Ercan DOGAN'a kuryelik yaptigini, bu ise teyzesinin istegi üzerine basladigini, enistesinin kendisine para vererek Istanbul'a gönderdigini, ilk seferinde teyzesi ile birlikte Istanbul'a geldigini, teyzesinin orada kendisini Mehmet ve Latif'le tanistirdigini, daha sonra devamli kendisinin yalniz geldigini, kendisine teslim edilen PESETA (Ispanyol parasi ) cinsinden paketler halindeki parayi, Havaalaninda kendisini karsilayan Mehmet ve Lütfi'ye arabalarinin içinde teslim ettigini, sonra Havaalanina yakin Çinar oteline gittigini, hiç disari çikmadan otelde bir gece kaldiktan sonra Swisair veya Iberia uçaklariyla Hollanda'ya döndügünü, her türlü otel ve yolculuk masraflarini kendisine verilen paradan kendisinin karsiladigini,

Bu paranin ne parasi oldugunu kesinlikle bilmedigini, sormadigini, saymadigini, yalnizca parayi verip kendi parasini (her seferinde 4-5 bin mark) aldigini, kendisine teslim edilirken de paranin sayilmadigini, belgesiz teslim edildigini, Enistesinin ``Istanbul'a gidince seni karsilayacaklar, ayrica havaalaninda kolaylik gösterecekler'' dedigini, herhangi bir sikinti ile karsilasirsa ``Mehmetlerin misafiriyim'' demesini tenbih ettigini, parayi normal bir valizde getirdigini, valizi bagaja verdigini, çikarken aldigini, hiç arama yapilmadigini, bir defasinda aramak istediklerini, ancak orada birisinin geldigini, ``Tamam bu geçebilir'' dedigini, bu yardimin bir ayarlama sonucu bilerek yapilip yapilmadigini bilmedigini,

Türkiyeye 10-15 defa bu sekilde para getirdigini, bunun disinda da tatil için memleketi Iskenderun'a gitmek üzere Istanbul'dan Adana'ya uçakla gittigini, bu giris çikislari da sayarak 52 defa giris çikis yaptigini iddia ettiklerini, polisteki ifadesinde iskence ile tamaminin para getirmek için oldugunu kabul etmek zorunda kaldigini, gerçekte bu is için yalnizca 10-15 defa giris yaptigini, kendisinin Hollanda vatandasi oldugunu, Türkiyeye Hollanda Pasaportuyla giris yaptigini, bazan da Türk Pasaportuyla giris yaptigini, kendi adina tek pasaportu oldugunu,

Kendisinden baska Parsel ve Simon'un da kuryelik yaptigini, beraber gelip gitmediklerini, onlarin da parayi Mehmet ile Latif'e verdiklerini sandigini, parayi verdigi Mehmet (ALAKENT) ve Latif'in halen firarda olduklarini,

Anne ve babasinin bu isi yaptigini bilmedigini, Ispanya'ya giderken Teyzemlere gidiyorum diye gittigini, masraflarini teyzelerinin karsiladigini söyledigini, kazandigi paralari ise harcadigini, anne ve babasinin yakalaninca bu isi yaptigini ögrendigini, ablasinin ve kardeslerinin kesinlikle bu isi yapmadiklarini,

Garo'yu Hollanda'dan tanidigini, kendisinin Kuyumculuk yaptigini, sik sik da Ispanya'da enistesinin evinde karsilastiklarini,

Lokman'i sahsen tanimadigini, Teyzelerinden Azer Döviz'in sahibi olarak adini çok duydugunu, Feramez'in, Yusuf'un Lokman'in ortaklari oldugunu enistesinden duydugunu, ( bu Iranli Yusuf'un halen tutuklu oldugunu), Musavvat diye birini tanimadigini,

Ayhan AKÇA'yi tanimadigini, ancak Narkotik'te kendisini gösterdiklerini, tanimadigini söyledigini, adini daha sonra mahkemede ögrendigini, 34 B 2034 plakali BMW arabayi da daha önce hiç görmedigini, yakalaninca narkotikte gördügünü, Bundan 2,5 ay önce yakalandigini ve o tarihten beri Bayrampasa cezaevinde oldugunu, kendisinden bir hafta sonra enistesinin de Antalya'da tutuklanarak ayni cezaevine getirildigini, cezaevindeki ihtiyaçlarinin enistesi tarafindan karsilandigini, haftada bir dilekçe vererek enistesi ile ``es görüsü'' yaptiklarini, bu arada enistesinin ihtiyaci olan parayi verdigini,

Enistesi Ercan DOGAN'in 43 yasinda oldugunu, Tüarkiye'de herhangi bir siyasi partiyle ve ülkü ocaklariyla iliskisinin olmadigini, bunu kesinlikle bildigini,

Gardiyan Nebile ile Bayrampasa cezaevinde tanistigini, arkadas olduklarini, çikinca aramak için telefon numarasini aldigini, daha sonra kendilerinin Bakirköy Cezaevine nakledildiklerini ifade etmistir.(Ek:226)

54- Hursit HAN 02 Mart 1997 tarihli ifadesinde;

1955 Hakkari-Yüksekova dogumlu, tahsilsiz oldugu, 10 kardes olduklarini, Yüksekova'da sirketi, Istanbul'da Kapaliçarsi'da döviz bürosu bulundugu, ancak Balkan Döviz bürosunu sattigini, bir sirketi oldugunu, memlekette iken koyunculuk yaptiklarini, 2 köyleri bulundugunu, kendilerinin besleyip sattiklarini, maddi durumlarinin iyi oldugunu,

Körfez Krizi zamaninda, Vali ve Kaymakam'in Kuzey Irak'tan kaçanlar için para topladigini, kendisinin de Barzani'ye gönderilmek üzere adamlari vasitasiyla Belediye Baskani'na 1 milyar lira verdirdigini, bizzat Vali'ye veya Kaymakam'a vermedigini, Bunun Celal KORKMAZ tarafindan yazilan Kurt Kapani adli kitapta yer aldigini, çünkü bu yazarin bu paranin verilisine sahit oldugunu,

14 Temmuz 1994 tarihinde güneydoguda sehit olan asker ve polis es ve çocuklari için Ahmet YESIL ismindeki birinin telefonu üzerine Ahmet DEMIR adina 250 milyon lira yatirttigini, sahsen ne Yesil'i, ne de Ahmet DEMIR'i tanimadigini, ancak Yesil'in adini çok duydugunu,

Kendisi hakkindaki iddianin 750 kilo esrarla ilgili oldugu, önce oglunun tutuklandigi, 2 gün sonra da kendisinin evden alindigini, ancak bu miktar bir esrari yakalatan adamin kendisinin evde oturup tutuklanmayi beklemiyecegini, kaçmasi gerektigini, bunun bir tezgah oldugunu, sebebinin de ; Yesil'in telefon ederek kendisinden para istedigini, sonra da eve 2 adet mektup birakildigini, ``Çocuklarini aliriz'' dendigini, ``Akibetin Savas, Haci, Mecit gibi olur'' dendigini, vermeyince 750 kilo esrari üzerlerine attiklarini, kendisi yakalandiktan sonra da ayni sahis, ihbar eden sahis eve 2 mektup daha attigini, önce malin yakalandigini, sonra kendisinin alindigini, isin içinde polis oldugunu, yani mektubu atanin polisle beraber çalistigini, asil sebebin ; kendisinin dogulu, yani kürt olusu oldugunu, 6 aydir tutuklu oldugunu, agabeyinin de kendisi ile beraber yargilandigini,

Daha önce de akrabalarinin, arkadaslarinin ayni nedenle öldürüldügünü, Örnek olarak;

Altindag Nüfus Müdürü olan Kayinbiraderi ve dayisinin oglu olan Mecit BASKIN'in sirf kürt oldugu için 1994 yilinda 3 kursunla öldürüldügünü, diger kayinbiraderi Necip BASKIN'in Yüksekova'da polis tarafindan kaçirildigini, öldürülmekten kilpayi kurtuldugunu,

Dayisi oglu Savas BULDAN'in 1993 yilinda evden polis tarafindan alindigini, içinde tarife göre Korkut EKEN'in bulundugu Mercedes 300 bir arabaya bindirilerek Çinar Oteline götürüldügünü ve iskenceyle öldürüldügünü, sonra da Bolu Yigilca'ya atildigini, O'ndan para istemediklerini, o zaman para meselesinin olmadigini, para isinin 1995'de çiktigini,

Yine dayisi Haci PARAY'in da ayni sekilde öldürüldügünü,

Saglik Bakanligi Müfettisi hemsehrisi Namik ERDOGAN'i da Ankara'da alinip götürüldügünü,

Ayni asiretten Abdullah CANAN'in da Mehmet Emin YURDAKUL adindaki subay tarafindan alinarak öldürüldügünü,

Ayrica Arkadasi ve akrabasi olan Iran'li Lazim ISMAIL'i aldiklari zaman kardesini birakacagiz diye diger kardesinden 300 bin mark, 60 bin dolar aldiklarini, 13 gün sonra da 2 kisinin cenazesini getirdigini,

Yine arkadasi Adnan YILDIRIM'in aynen Savas BULDAN gibi Korkut EKEN tarafindan alindigini ve öldürüldügünü,

Bu olaylari birçok insanin bildigini, ancak korkularindan söyleyemediklerini, mesela; Istanbul'da SARKIT Otelinin sahibi Cumhur YARKIZ'in çogunu bildigini, ‘ndan da para istendigini, kendisinin bulunarak bilgisine basvurulmasi gerektigini,

1994'de ayni sekilde sehit ailelerine diye Ahmet YILDIZ adina 250 milyon lira gönderen Aga YILDIZ'i tanimadigini, Selim ISIK'i tanidigini, Istanbul'da esnaf oldugunu belirtmistir. (Ek:227)